Mescid-i Aksa'nın söylemlerle gerçekler arasındaki çatışma tarihi

İsrail Eski Eserler Kurumu, İsrail'in 1967'deki savaşın hemen ardından yıktığı Meğaribe Mahallesi'nin kalıntıları altında Kitab-ı Mukaddes'e dayalı tarihi arıyor

Mescid-i Aksa, Mucireddin el-Hanbeli'nin "el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl" adlı eserinde dediği gibi, Kıble Mescidi'ni ve etrafı surlarla çevrili her şeyi içine alan mekan / Fotoğraf: Reuters
Mescid-i Aksa, Mucireddin el-Hanbeli'nin "el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl" adlı eserinde dediği gibi, Kıble Mescidi'ni ve etrafı surlarla çevrili her şeyi içine alan mekan / Fotoğraf: Reuters
TT

Mescid-i Aksa'nın söylemlerle gerçekler arasındaki çatışma tarihi

Mescid-i Aksa, Mucireddin el-Hanbeli'nin "el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl" adlı eserinde dediği gibi, Kıble Mescidi'ni ve etrafı surlarla çevrili her şeyi içine alan mekan / Fotoğraf: Reuters
Mescid-i Aksa, Mucireddin el-Hanbeli'nin "el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl" adlı eserinde dediği gibi, Kıble Mescidi'ni ve etrafı surlarla çevrili her şeyi içine alan mekan / Fotoğraf: Reuters

Sena eş-Şami 
Mescid-i Aksa'da İsrail ordusu ile Filistinliler arasında tırmanan gerginlik ve artan çatışmalar, televizyon kanallarının ve haber sitelerinin gündeminden neredeyse hiç düşmüyor.
Peki, Mescid-i Aksa'nın tarihi nasıl şekillendi? Kim tarafından inşa edildi? 
Mescid-i Aksa alanının altında gerçekten Süleyman (Tapınağı) Mabedi var mı? 
İsraillilerin Tevrat'a göre Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağı ile ilgili ne gibi argümanlara sahipler ve bu konudaki tarihi referansları neler?
Arkeolojik bulgular İsraillilerin iddialarıyla uyuşuyor mu? İsrailliler, Filistin'in işgalinden bu yana burayı nasıl idare ettiler?
Yıllarca yapılan müzakereler ve siyasi anlaşmalar açısından Mescid-i Aksa ve bulunduğu bölge için ne gibi projeleri var?

Mescid-i Aksa'nın tarihi
Mescid-i Aksa, Mucireddin el-Hanbeli'nin "el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl" adlı eserinde dediği gibi, Kıble Mescidi'ni, Kubbetu's-Sahra'yı, revakları ve etrafı surlarla çevrili her şeyi içinde barındıran alandır.
Muhammed Kürd Ali, 1925 yılında Mescid-i Aksa'nın alanıyla ilgili rakamlardan şöyle bahsediyor: 
“Batı cephesinin uzunluğu 490 metre, doğu cephesi 474 metre, kuzey cephesi 321 metre, güney cephesi 283 metre olup, yüksekliği 30 ile 40 metre arasında değişen bir duvarla çevrilidir.”
Mustafa Murad Ed-Debbag "Mevsuatu Biladuna Filistin" adlı kitabında, Mescid-i Haram'ın (Mescid-i Aksa), Kubbetu's-Sahra cami ve Kıble Mescidi'nin bulunduğu etrafı 140 bin 900 metrekare surla çevrili alan olduğunu belirtiyor.
Mescid-i Aksa'nın, (İslam Halifesi) Ömer bin Hattab döneminden başlayarak basit bir ahşap cami olarak inşa edildiği, ardından bu mescidin (Emevi halifesi) Muaviye bin Ebu Sufyan tarafından üç bin kişinin aynı anda ibadet edeceği şekilde genişlettiği söylenir.
Daha sonra (Emevi halifesi) Abdulmelik bin Mervan, büyük bir bina inşa etti ve oğlu Halife Velid inşaatı tamamladı.
Kubbetu's-Sahra olarak anılan bu mescidin inşası için milyonlarca altın dinar harcadı.
Ancak bazı tarih kaynakları, Kubbetu's-Sahra ve Mescid-i Aksa'yı inşa etmeye başlayanın Abdulmelik Bin Mervan olduğunu, bunları genişletip en güzel hale getirenin ise oğlu Velid bin Abdulmelik olduğunu söylüyor.
Bu, birçok tarihçi tarafından dile getirildi. Müslüman tarihçi Yakubî 'Târîḫu'l-Ya'ḳūbî' adlı kitabında, Sıbt İbnü'l-Cevzî 'Mir'âtü'z-zamân fî târîḫi'l-a'yân' adlı kitabında, İbni kesir 'El-Bidaye ve'n-nihaye' adlı kitabında, Mucireddin el-Hanbeli 'el-Ünsü'l-celîl bi tarihi'l-Kudüs ve'l-Halîl' adlı kitabında ve İmam İbn Teymiyye kitaplarından birinde bu konuya değindiler. 
Muhammed Kurd Ali'nin önemli eserlerinden Hutat-ul Şam'da da bundan bahsedildi.
Kitapta, güney girişindeki bir kitabede, Kubbetu's-Sahra adı verilen mescidin Abdulmelik Bin Mervan tarafından Muallak Kayası üzerine yaptırıldığının yazıldığı belirtilerek, kitabede "Bu kubbeyi yapan Allah'ın kulu Abd(ülmelik) Abdullah'tır. Allah'ın kulu imam, müminlerin emiri 72 senesinde yapmıştır. Allah kabul etsin ve ondan razı olsun" yazdığı aktarıyor.
 
Mescid-i Aksa tarihinin İsrail versiyonu
Yahudilerin, Mescid-i Aksa'nın ve özellikle Kubbetu's-Sahra'nın bulunduğu yerin daha önce Süleyman Mabedi'nin inşa edildiği yer olduğunu söyleyen farklı bir tarih anlatıları vardır.  
Yahudilerin tarihi anlatısında bu yapı hakkında şunlar söyleniyor:
“Tapınağı (mabedi) inşa etme fikrinin sahibi, nebi ve kral olan Davut'tur. Tanrı, onun tapınağı inşa etmesini engelledi. Çünkü o bir savaşçıydı ve ona tapınağı oğlu Süleyman'ın inşa edeceğini söyledi. Bunun üzerine sevindi ve tapınağın inşası için altın, gümüş, bakır, tahta, taşlar vb. gereken her şeyi toplayıp hazırladı.  Tapınağın inşası yedi yıldan fazla sürdü ve tam bir şaheserdi. Pers Kralı Koreş, milattan önce (MÖ) 537 yılında tapınağın yeniden inşa edilmesine izin verilen tapınak, MÖ 587 yılında Babil kralı 2. Nebukadnezar tarafından yıkılmıştır. Daha sonra Zerubbabel ve beraberindeki Yahudiler, tapınağı eski ihtişamına geri döndürdüler. MÖ 20 yılında Yahudilerin kralı Herod, tapınağı restore etmeye ve genişletmeye başladı, çevresinde birçok revak ve hizmet binaları olarak oda inşa ettirdi. Herod'un tapınağı, milattan sonra (MS) 70 yılında Roma İmparatoru Titus ve ordusu tarafından yıkılana kadar ayakta kaldı.”
 Bazı arkeologlar, Ortadoğu'nun ovalarından ve çöllerinden göç eden bedevi Yahudi kabilelerinin mabed inşa etmediğini, kutsal eşyalarını konaklamak için kamp kurdukları yerlerde tören çadırına konulan bir tabutta yanlarında taşıdıklarını, gerçek İsrailoğullarının köylerinde mabedlerine dair herhangi bir arkeolojik iz bulunmamasının nedeninin yerleşik hayatları olmamasından kaynaklandığını söylüyorlar.
Aynı arkeologlara göre İsrailoğulları, göçebe yaşam tarzları nedeniyle dini merkezleri olan 'tapınma çadırını' (Yehova çadırı olarak da anılır) yanlarında taşıyorlardı.
Gerçek İsrailoğullarının bir tapınağa ya da tanrısal simgelere ihtiyaç duymadıkları, çünkü inandıkları tanrıyı insan formunda tasavvur etmedikleri söylenir.

Dini inançlar ve arkeolojik gerçekler
Ben Gurion'un, İsrail Devleti'nin kurulduğunu duyurmasının ardından Kudüs olmadan İsrail'in bir anlamı olmadığı gibi, Süleyman Tapınağı olmadan da Kudüs'ün bir anlam yoktu.
Kitab-ı Mukaddes'e dayalı arkeolojiye öncelik verilen İsrail, 1948 yılının temmuz ayında Eski Eserler Kurumu'nu kurdu.
Bunun yanında bir de arkeolojik kazıları koordine eden, konferanslar düzenleyen ve finanse eden İsrail Keşif Derneği'nin faaliyetleri vardı.
Arkeoloji bir halk hareketi haline geldi ve okul çocuklarından askerlere, emeklilerden yabancı öğrencilere kadar gönüllüler kazılara koştu.
İsveçli tarih araştırmacısı Hans Vorhagen, 'Palestine And The Middle East Between The Bible And Archeology' (Kitab-ı Mukaddes ve Arkeoloji Arasında Filistin ve Ortadoğu) adlı kitabında şöyle diyor:
“Kitab-ı Mukaddes, Süleyman Tapınağı hakkında elimizdeki tek belgedir. Bina, Asurluların ve Babillilerin yıllıklarında yer almıyor. Kutsal toprakların farklı yerlerinde bulunan yazıtlarda bina ilgili herhangi bir ifadeye rastlanmaz. Aynı şekilde MÖ 10'uncu yüzyılda Kudüs'te büyük bir yapının bulunduğunu gösteren hiçbir arkeolojik buluntu da yoktur.”
Tel Aviv Üniversitesi'nden arkeoloji profesörü David Oşkin de arkeoloji açısından MÖ 10 ve 9'uncu yüzyıllardaki 'Tapınak Dağı' (Yahudilerin Mescid-i Aksa alanı için kullandıkları ad) hakkında hiçbir bilgi olmadığını söylüyor.
Düşünür Thomas L. Thompson ise 'The Mythic Past: Biblical Archaeology And The Myth Of Israel' (Efsanevi Geçmiş: Kitab-ı Mukaddes Arkeolojisi ve İsrail Efsanesi) adlı kitabında, 'Yehova'ya tapınma merkezi'olarak nitelediği Süleyman Tapınağı'nın inşası kavramını reddederek, şunları ifade ediyor:
“Bu görüntülerin gerçek tarihi geçmişin tasvirlerinde yeri yoktur. Onları yalnızca hikâye olarak biliyoruz. Bu hikâyeler hakkında bildiklerimiz, bizi onlara tarihselmiş gibi davranmaya itmiyor. Süleyman Mabedi'nin inşa hikayesi hiç inandırıcı değil. Bu sadece bir Tevrat'a isnad edilen bir uydurmadır. Bu da Mescid-i Aksa'nın eski İsrail'deki Yahudi tapınağının Kuran'daki adı olduğu fikrini çürütüyor.”

Şehrin gerçek kimliğini bulanıklaştıran adımlar
Yahudiler, 1967 yılındaki savaşta Doğu Kudüs'ü ve Kudüs'ün Eski Şehir bölgesini işgal ederek, Müslümanlar tarafından Peygamber Efendimiz'in Miraç gecesi Mescid-i Aksa alanına girerken bineği Burak'ı bağladığı ve bu yüzden 'Burak Duvarı' olarak anılan, Yahudilerin ise İkinci Tapınak'ın kalıntılarından biri olduğunu iddia ederek tapınağın yıkılmasının yasını tuttukları için 'Ağlama Duvarı' dedikleri batı duvarına bitişik Meğaribe (Mağribliler/Faslılar) Mahallesi'ni yıktı.
Yahudiler, 5 Haziran 1967 tarihinde Kudüs'e girmeden önce Meğaribe Mahallesi sakinlerine mahalleyi iki saat içinde terk etmeleri konusunda uyardılar ve ardından mahalleti yıktılar.
Yıkımın ardından Mescid-i Aksa yakınlarına Tarot Haim, Atrat Kohanim, Tarot Leoshane ve Temple Mount Trustees gibi dernekler çok sayıda konut ve okul binası inşa ettiler.
İsrail, şehrin belediye sınırlarına göre Doğu Kudüs'ün 63 bin dönüm olan alanının 56 bin dönümüne el koydu.
Doğu Kudüs'teki Yahudi sayısı, 1967 savaşından önce sıfırken, 1993 yılında 160 binin üzerine çıktı.
İsrail, Doğu Kudüs'te birçok bölgeyi ele geçirerek çok sayıda Yahudi mahallesi kurdu.
Bununla birlikte şehri tamamen kontrolü altına almak için 'Büyük Kudüs' projesini hayata geçirdi. Şehrin gerçek kimliğini yok etti.
Şehirdeki yerini sağlama almak ve varlığını artırmak için yeni eğlence, dini, askeri ve hizmet yerleri inşa ederek Kudüs'ü Yahudileştirmeye çalıştı.  
Ayrıca, Filistinli Arapların mahallelerini yıkmaya ve mahalle sakinlerini yerinden etmeye devam etti.
Büyük Kudüs projesi, 1967 yılından günümüze kadar birçok kez değişikliğe uğramış ve kapsamı Kudüs şehrinin dışına kadar genişletildi.
Yaklaşık 18 yerleşim birimi inşa edilecekken bu sayı artırılmış ve Kudüs çevresinde ikinci bir yerleşim birimi kuşağı oluşturuldu.
Kontrol noktalarının sayısını da artıran İsrail, çok sayıda gözetleme kulesi dikti, Filistinlilere ait kurumların kapısına da kilit vurdu.

Uluslararası kararlar ve müzakereler
İşgalci İsrail yetkilileri, 21 Ağustos 1969 tarihinde Avustralyalı fanatik Yahudi Dennis Michael Rohan'ın Mescid-i Aksa'da alanındaki Kıble Mescidi'ni yakmaya çalıştığı sırada Mescid-i Aksa bölgesine giden suyu kestiler ve Arap vatandaşların avlulara yaklaşmasını engellediler.
İsrail yetkililerine rağmen gerçekleştirilen söndürme çalışmalarına kentteki Müslüman ve Hıristiyanlar akın etmese, yangın caminin kubbesine kadar gelecekti.
Ancak Selahaddin'in minberinde çıkan yangının ardından güney caminin çatısı ve doğu tarafındaki üç koridorun çatısı alev aldı.
İsrailli yetkililerin tüm engellemelerine rağmen şehirdeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar akın edip yangına müdahale etmese, alevler caminin kubbesine kadar ulaşacaktı.
Ancak Selahaddin Eyyubi'nin minberinden başlayan yangın mescidin güney çatısına ve doğu tarafındaki üç koridorun çatısına zarar verdi.
O dönemde birçok ülke yangın olayını kınadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olayla ilgili derhal toplanarak ABD'nin de aralarında bulunduğu 4 çekimser oya karşı 11 oyla 1969 tarihli 271 sayılı İsrail'i kınama kararı aldı.
BMGK, İsrail'e Kudüs'ün statüsünü değiştirmeye yönelik tüm eylemlerin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Öte yandan Arap ve İslam ülkelerinde büyük bir öfke hakimdi. Bu ülkelerin liderleri, 25 Eylül 1969 tarihinde Fas'ın başkenti Rabat'ta bir araya gelerek o dönemde 30 Arap ve İslam ülkesinin üyesi olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı'nı (İİT) kurma kararı aldılar. İİT, 1976 yılında Kudüs Fonu'nu kurdu.
Ardından Kudüs ve özellikle Mescid-i Aksa ile ilgili alınan kararlar, İsrail'in Kudüs'e, Kudüs sakinlerine ve kutsallarına yönelik eylemlerine karşı durumu sakinleştirecek tedbirler olarak uygulandı.
Ta ki 28 Eylül 2000 tarihinde dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron, beraberindeki güvenlik görevlileriyle birlikte Mescid-i Aksa'ya baskın düzenleyene kadar. BMGK, bu olayın üzerine"BMGK'yı şiddeti durdurmak, yeni provokatif eylemlerden kaçınmak ve Ortadoğu'da barış sürecinin kurulmasını teşvik edecek şekilde durumu normale döndürmek için gerekli tüm adımları atmaya çağıran"1322 sayılı kararı aldı. 
Şaron'un provokatif adımı, beş yıl süren İkinci İntifada'nın fitilini ateşledi.
İkinci İntifada, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile dönemin İsrail Başbakanı Şaron arasında Şarm eş-Şeyh'te yapılan müzakereler sırasında imzalanan ateşkesle sona erdi.
Bu olaydan bir süre önce, eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminde ABD'nin girişimiyle merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ile eski İsrail Başbakanı Ehud Barak arasında 2000 yılında Camp David'de yapılan ve Kudüs dosyası ile kutsal mekanların egemenliği konusunda Arafat'ın üzerinde çok fazla ve güçlü baskıların olduğu müzakereler tüm hızıyla devam ediyordu.
İsrail'in Kudüs ve Mescid-i Aksa gibi kutsal yerlerin statüsünün belirlemesi için oyalama yapılmasına yönelik girişimlerine rağmen müzakereler 1993 yılında başladı.
Aynı yıl 1. ve 2. Oslo Anlaşmaları çerçevesinde İsrail, Kudüs'ün statüsünü müzakere konusu yapmak zorunda kaldı.
Bu gelişme, Filistinli müzakere heyetinin başarısı olarak görüldü.

Yeraltı faaliyetleri
Birzeit Üniversitesi öğretim görevlisi Nazmi Al Jubeh, bir kitabında tüm bunların yanında yerin altında başka bir hikayenin olduğunu söyledi. 
Jubeh, söz konusu kitapta şu ifadelere yer verdi:
“İsrail Eski Eserler Kurumu, 1967 savaşından sonra, İsrail üniversiteleriyle iş birliği yaparak Kitab-ı Mukaddes'e dayalı tarihi araştırmak amacıyla şehirde, özellikle Eski Şehir bölgesinde çok sayıda araştırma ve kazı projesi başlattı. Bu projelerin başında, Meğaribe Mahallesi ve çevresi ile Yahudi Mahallesi'nde yürütülen kazı projesi geliyor. Elbette 1967'den günümüze kadar Silvan ve ez-Zuhur (Ofel) semtlerinde Silvan'daki Vadi Hilve Mahallesi'ne kadar ve Mescid-i Aksa'nın altındaki su tünellerinde ve çevresindeki kazılar halen devam ediyor.”
İsrail, Mescid-i Aksa'yı çevreleyen tüm bölgelerde bu kazıları yoğunlaştırdı. Özellikle güney ve batı cephelerinde onlarca kazı yapıldı.
Mescid-i Aksa'nın batı duvarı boyunca ve hatta zaman zaman altında bir kısmı görülebilen, bir kısmı da gizlenen yapılar göze çarpıyor.
Bu kazılar, 1967'de Meğaribe Mahallesi'nin yıkılması sonucu oluşan geniş meydanı kapsıyor.
Bu kazıların amacı, Kudüs'ün tarihine katkıda bulunmak yahut bulunabilecek heyecan verici tarihi eserleri ortaya çıkarmak değil, Birinci ve İkinci Tapınakların kalıntılarını ortaya çıkarmaktı ve hala da böyle olmaya devam ediyor.
Dolayısıyla bu alanda yapılan kazıların hepsi bu tapınaklarla ilgili. Başlarda, özellikle 1967'den 1980'lerin ortalarına kadar kazı çalışmaları yoğun şekilde sürdürüldü.
Bölgede, özellikle Mescid-i Aksa'nın güneybatı köşesine yakın bir yerde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan en önemli şeyin sekiz devasa binadan oluşan Emevi Emirliği binası olması dikkati çeken bir detaydır.
Bu bölgede yapılan kazıların en tehlikelisi, gizli tutulan ve hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Mescid-i Aksa'nın batı duvarı boyunca uzanan kazılardır. Burada kazı yapıldığının tek göstergesi kazı sesleridir. 
Söz konusu kazıların yapıldığı alan, Birinci ve İkinci Tapınakların hikayesinin sesli ve görüntülü olarak sunulduğu ve şehre Yahudilerden başka kimsenin yerleşmediği, bu yüzden de başka hiç kimsenin bu şehir üzerinde hakkı olmadığına dair şehrin tarihine düşülen noktaların açıkça belirtildiği 'Davidson Center'adlı bir arkeolojik parka dönüştürüldü.
Tüm bunlar çalışmalar, daha fazla kutsal görünmesi için Eski Ahit'ten seçilmiş metinlerle süslendi.
Arkeologları, bölgenin hassasiyetinin ve ziyaretçilere aktarılan fanatik anlatının arkeolojik keşiflere dayalı olarak bilim camiası tarafından çürütülmüş olduğunun farkında olan İsraillilerden bile daha fazla heyecanlandıran alan, El'ad yerleşim birimine bağlı örgüt tarafından yönetiliyor. 
 
 
Independent Arabia



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.