İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Savaşın şiddetleneceğine dair uyarılar, BM’yi kararlı adımlar atmaya yöneltiyor.

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)
TT

İç savaş endişeleri Sudan’ı ‘7. Bölüm’ ile tehdit ediyor

Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor.  (AFP)
Ülkenin her köşesine yayıldığı için mevcut çatışma Çad, Orta Afrika, Güney Sudan ve Etiyopya sınırlarına kadar uzanıyor. (AFP)

Cemal Abdülkadir el-Bedevi
Uluslararası taraflarla BM’nin çabaları, Sudan savaşının bu aşamasında insani bir ateşkes ve bunu daha sonra kalıcı bir ateşkese dönüştürme kararına odaklanmış durumda. Bu, ilan edilen bölgesel ve uluslararası arabuluculuk ekipleriyle mekanizmaların bölgeye gelişini hazırlayabilecek ilk ve temel adım. Bu esnada ülkelerinin talebiyle temsilciliklerin tahliye sürecinin de önümüzdeki saatlerde başlaması bekleniyor. Silahlı Kuvvetler Resmi Sözcüsü’nün açıklamasında tahliye operasyonlarının Hartum’dan silahlı kuvvetlere bağlı askerî nakliye uçaklarıyla hava yolu üzerinden yapılmasının plannlandığ belirtildi.

Uyarılarla başlayan tahliye
Yapılan açıklamaya göre tahliye ABD, Britanya, Fransa ve Çin vatandaşlarıyla temsilciliklerini kapsıyor. Daha önce Suudi temsilciler kara yoluyla Port Sudan’a, oradan da hava yoluyla Suudi Arabistan’a gitmişti. Ürdünlü temsilcilerin de daha sonra aynı şekilde ayrılması sağlanacak.
Siyasi analistler ve uzmanlar, Sudan’daki savaşın kabile çatışmasına evrilmesi konusunda uyarıyor. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi halinde BM Sözleşmesi’ne göre durum tekrar ‘7. Madde’ kapsamına alınabilir. Özellikle de BM misyonunun Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlar göz önüne alındığında... Söz konusu rapor, Sudan’daki kritik vaziyete, kapsamlı bir güvenlik kargaşası endişelerine, Sudan’ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, dolayısıyla da bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden bir iç savaş yönelimine işaret ediyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Abdüllatif Muhammed Ahmed’e göre alevlenen ve kötüleşen durum şu an, gerek çerçeve anlaşmayı imzalayan güçler gerek çoğunluğunu Demokratik Blok’un oluşturduğu Ulusal Güçler Grubu tarafından ortaya konan tüm yerel dostane çözümlerin donukluğu ve başarısızlığıyla çatışıyor. Bu donukluk, bölgesel ve uluslararası taraflarla BM’nin diplomatik arabuluculuğuna daha fazla alan açtı. Ancak ülke hava sahasının yurt dışından herhangi bir elçi, misyon ve heyetin gelişine kapatılması nedeniyle de bu arabuluculuklar doğrudan ilerleme gösteremedi.

Ateşkes ve arabuluculuklar
Abdüllatif, şu an savaşan iki tarafla yürütülen temasların, daha uzun vadeli bir ateşkesin onaylanması ve bu ateşkesin arabulucuların Hartum’a gelişiyle doğrudan arabuluculuklar ve girişimlere daha fazla imkân tanıyacak kadar olgunlaşmasını sağlaması halinde diplomatik hamlelerin etkinleşeceğini öngörüyor. Ancak durumun karmaşıklığı, daha fazla beklemeyebilir. Nitekim zaman faktörü ve çatışmanın ilerleme ihtimali söz konusu. Bu çatışmayla mevcut halinde mücadele, gelecekte muhtemel yeni karışıklıkların ortaya çıkması halinde olacağından daha iyi. Abdüllatif bu durumu şu sözlerle yorumluyor:
“Uluslararası Kriz Grubu’nun raporu açıkça ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) muhtemelen baskın geleceğine işaret etti. Bununla birlikte çatışmanın iç savaşa dönüşme ihtimalinin çok yüksek olduğunu, hatta özellikle Korgeneral Hamidti güçlerinin Hartum’dan Darfur’a çekilmesinin ardından oranın öngörülen uzun vadeli iç çekişmenin yuvası olacağının neredeyse kesinleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit etti.”
Abdüllatif, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut aşamada Sudan’a askerî müdahale için doğrudan acil bir karar çıkarmasını pek olası görmüyor. Zira güvenliği sağlama güçlerinin gönderilmesi çetrefilli bir mesele. Çünkü Güvenlik Konseyi’ndeki karar alıcı ülkelerin değerlendirmeleri, görüşleri ve tutumlarını ilgilendirmekle birlikte, aynı zamanda lojistik ve diplomatik zorlukları beraberinde getiren uluslararası düzenlemeleri ve bir güvenlik önlemini de gerektiriyor.

Seçenekler tükendi
Uluslararası hukuk uzmanı Muhsin Abdurrafi’ye göre kriz, çözüme dönük tüm seçenek ve senaryoları tüketti. Uluslararası toplum için tek bir seçenek kaldı, o da BM Sözleşmesi’nin 7. Bölüm maddelerine başvurmak.
Abdurrafi, 7. Bölüm’ün, barışın tehdit altına girip bozulması ve saldırganlığın meydana gelmesi halinde alınan önlemlerle ilgili olduğunu belirtti. 7. Bölüm ise anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesine ilişkin uygulamaları ele alıyor. Bu, barışın tehdit edilmesi durumunda zorlayıcı önlemler alınması demek. Bu önlemler, ekonomik veya başka yaptırımlar uygulamaktan güç kullanımı ve uluslararası askerî müdahaleye başvurmaya kadar değişebilir. Abdurrafi’nin ifadesiyle “7. Bölüm önlemleri, ilgili ülkeyi Güvenlik Konseyi’nin belirlediği yükümlülüklere ve hedeflere uymaya zorlamak için baskı uygulanmasına izin veriyor. Daha sonra zorlayıcı önlemler fiili olarak uygulanıyor. Bu uygulamalar, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit halinde de geçerli.” Abdurrafi’ye göre ayrıca uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan en büyük uyarılardan biri, çatışmanın uzayarak bir çekişmeye ve kıvılcımları, çoğu zaten çekişmeler ve ekonomik krizlerin tehdidi altında kırılgan bir vaziyette yaşayan bölgesel komşulara sıçrayacak bir iç savaşa dönüşmesi.

Meşruiyet sorunu
Abdurrafi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mevcut çalkantılı bölgesel gerçeklik ışığında Hartum savaşı uzadığı takdirde önce bölgesel, daha sonra uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit haline gelebilir. Bu ihtimal Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, BM Demokratik Geçişi Destekleme Misyonu (UNITAMS) aracılığıyla şu an uygulanan 7. Bölüm şartlarının ötesine geçip bu meseleyi artık Sudan ve bölgedeki güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla 7. Bölüm şartlarına göre ele almayı ciddi olarak düşünmeye sevk edebilir.”
Abdurrafi, uluslararası toplumun taraflardan hangisini asıl muhatap olarak kabul edeceği meselesiyle de yüzleşebileceğine dikkat çekti. Evet, Sudan Silahlı Kuvvetleri ülkedeki ulusal meşruiyeti temsil eden resmi ulusal kurum, ama savaşın diğer tarafı olan HDK de yabancı bir ordu değil. Bu gerçeklik, ABD’li ve Avrupalı yetkililerin yanı sıra BM Genel Sekreteri’nin temsil ettiği dış dünyanın, HDK’nin çatışmayı şu ana kadar bir iç mesele olarak değerlendirdiğine işaret ederek HDK Komutanı General Muhammed Hamdan Dagolo Hamidti ile iletişime geçmesini açıklıyor.
Abdurrafi’nin yorumuna göre dünya, Sudan savaşının taraflarıyla olan ilişkilerinde denge kurulması gerektiğinin farkında. Nitekim HDK; BM üyesi olup bu uluslararası örgütte ve Güvenlik Konseyi’nde temsilcisi bulunan resmi devleti temsil etmese de her halükârda devletin bir parçası.

Son durak
Güvenlik analisti Emin İsmail Meczub’a göre ise daha az karanlık siyasi çözümlere dair tüm senaryoların başarısız olmasının yanında silahlı çatışmanın yoğunlaşması, yaralanma ile cinayet eylemlerinin artması ve durumun kapsamlı bir iç savaşa dönüşme ihtimaline büyük ölçüde kapı aralaması halinde uluslararası toplumun son çare olarak 7. Bölüm üzerinden müdahale ilkesini onaylamaktan başka çıkış yolu olmayacak. Olay, daha önceki tecrübelere benzer şekilde Sudan meselesine özel bir konferans düzenleme noktasına gelerek bu konferansta tüm taraflar, uluslararası güçlerin hazırladığı bir belgeye imza atabilir. Bu da öyle ya da böyle bildiğimiz Sudan’ın kaybedildiği anlamına gelir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun çağrısı
Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre Uluslararası Kriz Grubu, ordu ile HDK arasındaki çatışma derhal durmazsa Sudan’ın yıkıcı bir savaşa doğru gittiğini belirtti. Grup; BM, Afrika Birliği ve IGAD’a çabalarının çelişkili hedeflerle sonuçlanmaması için iki taraf arasında arabuluculuk yapmak üzere ortaklığı koordine etmeleri çağrısında bulundu. Ayrıca, çatışmanın iki tarafıyla ilişkileri olan dış odaklarla Sudanlı iç taraflara da savaşın taraflarından ateşkes talep etmek üzere ilişkilerini kullanmalarını tavsiye etti.
Sudan savaşına dair hazırladığı bir raporda Grup, ordunun başkentin güvenliğini sağlaması ve Hamidti’nin Darfur’a çekilmesi halinde bu gelişmeyi bir iç savaşın izleyebileceğine işaret etti. Rapora göre bu durumun Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Güney Sudan gibi komşu ülkelerde istikrarı etkileyen başka yansımaları olacaktır.
Savaşan iki tarafın çatışmayı bitirme tartışmalarına hazır olmadığına değinen Grup, Sudan içindeki ve dışındaki diğer tüm taraflara savaşa karşı çıkma konusundaki birliği muhafaza etmeleri çağrısında bulundu.

6. ve 7. maddeler arasında
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Haziran 2020 başlarında ve eski Başbakan Abdullah Hamduk’un talebi üzerine 2020 tarihli 2524 sayılı karara göre 6. Bölüm kapsamında Sudan’da yeni bir bütünleşmiş BM misyonu kurulmasını onayladı. Misyon, ilk aşama olarak 1 Ocak 2021’de 12 aylık faaliyetlerine başladı.
O dönemde Sudan hükümeti bu taleple, geçiş döneminin gerekliliklerinin desteklenmesine yardım etmeyi, ulusal kurumların kapasitelerini geliştirip barış müzakerelerine destek sunmayı, bağışçılar konferansı yoluyla ekonomik ve kalkınma hedefli yardımları seferber ederek insani yardımları koordineli yürütmeye yardımcı olmayı, yetenekleri geliştirip kamu hizmetini iyileştirme çabalarına katkı sağlamayı hedefliyordu. Misyonun amacı da teknik ve maddi destek sunmak, silahsızlanma operasyonlarını ve ordunun dağıtılarak eski savaşçıların topluma kazandırılmasını kolaylaştırmak, yerinden edilmiş kişiler ve mültecilerin geri dönüşüyle entegrasyonuna yardımcı olmak, yerel topluluklar arasında uzlaşma sağlayarak geçiş dönemi adalet programını desteklemekti. Misyonun görevleri arasında ayrıca, geçiş dönemine insani yardımdan başlayıp Sudan’ın sürdürülebilir kalkınma programlarını desteklemeye kadar katkıda bulunmak da yer alıyordu. 

Yaptırımlar tarihi
Sudan, 2008’den bu yana ve 15 yıldan fazla bir süredir VII. Bölüm’e tâbi. Bu bölüm uyarınca BM, Nisan 2019’da bir halk devrimiyle devrilen ve savaş suçlarıyla soykırım gibi suçlamalardan ötürü Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan Ömer el-Beşir rejiminin tutumlarına karşılık olarak yaklaşık sekiz bin kişilik bir askerî misyon göndermişti.
Mart 2023’ten önce Güvenlik Konseyi hem Rusya hem de Çin’in çekimser kalmasıyla Sudan’a uygulanan uluslararası yaptırımların yanı sıra bu yaptırımların uygulanmasını ve silahsızlanmayı denetmekle görevli uzmanlar komitesine verdiği yetkinin süresini bir yıl daha uzatarak, tarihi 12 Mart 2024 olarak güncelledi. Darfur çekişmesi esnasında Sudan’a uygulanan bu yaptırımlar, 2005’ten bu yana yürürlükte.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.