Üç deniz ve Sudan

Hartum semaları bombardımanlar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
Hartum semaları bombardımanlar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
TT

Üç deniz ve Sudan

Hartum semaları bombardımanlar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)
Hartum semaları bombardımanlar nedeniyle dumanla kaplandı. (AFP)

Bugün dünya çok güçlü, çok hızlı bir jeopolitik dinamiğe tanık oluyor ve en tehlikelisi de dönüştürücü (transformative) olmasıdır. Ukrayna bu değişimin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle ve Ukrayna savaşı nedeniyle dünya, her büyüklükteki kuvvetlerin en büyük konumlandırma sürecine tanık oluyor. Bu konumlandırmada ülkeler stratejik kararlarını almakta, kendilerini beklenenlere hazırlamakta ve bu stratejilerin başarısını sağlayacak araçları güvence altına almaya çalışmaktadırlar. Japonya böyle davranıyor. Güney Kore de Filipinler de böyle davranıyor. Bu ülkelerin hepsi, ABD ile ittifak halinde ve ortak korkuları Çin’in yükselişi. Jeopolitik yazar Antonio Colibasano’ya göre Güney Çin Denizi, bu hizalanmanın ekseni ve ana nedenidir. Yazar ayrıca, Güney Çin Denizi’nin çok önemli bir jeopolitik düğüm noktası (Node) oluşturduğunu düşünüyor.
Diğer yandan Avrupa’da tablo, Doğu Asya’daki hizalanmadan farklı değil. Ukrayna’da savaş kızışıyor. Burada yeni silahlar ve askeri sistemler test ediliyor, savaş taktikleri tasarlanıyor. Bu savaşta özel sektör savaşın gidişatını değiştirmeye doğrudan müdahil oldu. Elon Musk, Ukrayna’ya ‘Ukrayna komuta ve kontrolünü güvence altına alan’ uydu iletişim araçlarını vermedi mi?
Avrupa bu savaş nedeniyle, Soğuk Savaş sırasında bile bilmediğimiz bir şekilde toparlandı ve konumlandı. Bu savaş nedeniyle Almanya değişti. Bu savaş nedeniyle Finlandiya pozitif tarafsızlık ilkesini terk etti ve NATO’ya katıldı. Bu savaş nedeniyle Avrupa kıtasının ağırlık merkezi batıdan doğuya, Polonya’ya kaydı...
Yazar Colibasano’ya göre devam eden bu çatışmada Karadeniz’in çok önemli bir jeopolitik düğüm noktası (Node) olduğu düşünülüyor. Rusya, bu denizle Akdeniz’e girişini güvence altına alıyor. Baltık Denizi’nde Finlandiya’nın NATO’ya katılımından kaynaklanan deniz ablukasının düğümü çözüldü. İsveç de Türkiye’nin uyguladığı ‘veto’ kaldırıldıktan sonra onu takip edecek.
Jeopolitikte en önemli şey konumdur (location). Bu konuma, bir ülkedeki mevcut zenginliğin önemi ve küresel ekonomide zenginlik üretmedeki rolü eklendi. Son olarak, bu devletin mevcut küresel sistemin dinamiklerinde oynadığı rol var. Yani bu jeopolitik üçgendeki hiyerarşi (konum, zenginlik, rol), bir ülkenin küresel sistem yapısındaki yerini ve sıralamasını yansıtıyor ve bunun birçok örneği bulunuyor. Örneğin ABD, bu üçlü içinde en şanslı olarak kabul ediliyor. Doğu ve batıda (Atlantik ve Pasifik) iki okyanus arasında, kuzeyde Kanada ve güneyde Meksika olmak üzere iki barışçıl ülke arasında yer alıyor. Sayısız zenginliğe sahiptir ve küresel sistemin ana oyuncusudur. Şimdiye kadar eşitleri arasında birinci oldu.
Sudan ise değişken ve istikrarsız bir ortamda bulunuyor. Özellikle kabile, etnik köken ve geniş alanı olmak üzere iç bileşimi, merkezi devletin asli rolüne yardımcı olmuyor. Sudan’ın yönetimi ve istikrarı, Irak’ın yönetimi gibi, merkezi devletin çevreyi kontrol etmesini gerektiriyor. Ama merkezin çevreyi kontrol etmesi ve istikrarı dayatması demir yumruğun hakimiyetini gerektiriyor.
Sudan, birçok doğal kaynağa sahip. Nil Nehri’nin (beyaz ve mavi) sularına ek olarak altın, uranyum ve demir cevheri ile tarım arazilerini içeriyor.
Ancak mevcut jeopolitik oyundaki en önemli şey, Sudan’ın 750 kilometre boyunca Kızıldeniz’e uzanmasıdır. Kızıldeniz bugün dünyanın en önemli denizlerinden biri. Babülmendep ve Süveyş Kanalı olmak üzere iki deniz geçidine uzanıyor. Cibuti’deki dünyanın en büyük askeri üssüne (sembolik olsa bile) de bakıyor. Cibuti’de Fransız askeri varlığı ve diğer kuvvetlerin yanı sıra ABD ve Çin toprakları dışındaki en büyük Çin askeri üssü bulunuyor.
Kızıldeniz’deki Sudan kıyılarının uzunluğu 750 kilometredir. Doğuda, 12 kıyı Suudi şehri ile bin 600 km uzunluğundaki Suudi kıyısı bulunuyor. Port Sudan ile Cidde arasındaki mesafe yaklaşık 300 kilometredir. Suudi Arabistan petrol üretiminin yarısı Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’e (Yenbu) akıyor. Neom şehri de (Veliaht Prens’in 2030 Vizyonunun mihenk taşı olan şehir) Kızıldeniz’e bakmaktadır.
Kasım 2021’de Devlet Başkanı Putin, Sudan’da nükleer enerjiyle çalışan gemileri barındırabilecek bir deniz üssü kurulmasına onay verdi. Peki Putin, Rus donanmasının varlığı aracılığıyla üç denizi (Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz) birbirine bağlamayı mı planlıyordu? Ayrıca Putin, Kızıldeniz’in kalbinde yer alarak, Çin ile ABD arasında Hint- Pasifik bölgesinde kızışmakta olan 21. yüzyılın büyük oyununda kilit bir ortak mı olmak istiyor?

*Bu makale Şarku’l Avsat için askeri bir analist tarafından kaleme alındı.



Hamas’ın silahlarına odaklanılması ve İsrail’in geri çekilme sürecinin aksaması Gazze anlaşmasını karmaşıklaştırıyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Hamas’ın silahlarına odaklanılması ve İsrail’in geri çekilme sürecinin aksaması Gazze anlaşmasını karmaşıklaştırıyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)

Hamas’ın silahsızlandırılması dosyası, ABD’den gelen farklı açıklamalar sonrası yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, ‘kademeli silahsızlanma’ konusunda perde arkasında yapılan açıklamaların ötesine geçerek, silahların ‘tamamen ve derhal bırakılması’ gerektiğini vurguladı.

Trump’ın açıklamaları, 19 Şubat’ta yapılacak ilk Barış Konseyi toplantısından önce geldi. Açıklamalarda İsrail’in çekilmesine ilişkin bir maddeye yer verilmedi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu durumun Gazze anlaşmasının uygulanmasını zorlaştırabileceğini ve bazı maddelerin askıya alınmasına yol açabileceğini belirtti. Uzmanlar, kademeli bir silahsızlanmanın gerçekçi bir çözüm olduğunu, Hamas’ın bunu kabul etmesinin İsrail’i çekilmeye zorlayabileceğini ve Washington üzerinde baskı oluşturabileceğini ifade etti. Aksi halde ‘savaşın yeniden başlaması ihtimalinin artacağı’ uyarısında bulundular.

Görsel kaldırıldı.
Filistinli bir hemşire, Gazze Şeridi'nin güneyinde bir hastaya bakıyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim itibarıyla İsrail ile Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, ABD Başkanı tarafından sunulan bir öneriye dayanıyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, anlaşmanın ikinci aşamasının temel unsurlarından birini oluşturuyor. ABD, ocak ayı ortasında ikinci aşamaya geçildiğini duyurmuştu. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli olarak çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı yürütülmesi öngörülüyordu.

Amerikan talebi

ABD Başkanı Donald Trump pazar günü Truth Social platformundaki paylaşımında, “Hamas’ın silahlarını tam ve derhal bırakma taahhüdüne uyması son derece önemli” ifadesini kullandı. Açıklama, 19 Şubat’ta Washington’da yapılması planlanan ilk Barış Konseyi toplantısından birkaç gün önce geldi.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Heridi, Trump’ın açıklamalarında İsrail’in çekilmesine değinilmemesinin dikkat çekici olduğunu belirtti. Heridi, bunun Gazze anlaşmasına yansımaları olacağını ve geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Washington ziyareti sırasında iki taraf arasında bir mutabakata varılmış olabileceğine işaret ettiğini söyledi. Ancak Heridi, “ABD Başkanı’nın açıklamaları genellikle muğlak olur ve birden fazla mesaj içerir” değerlendirmesinde bulundu.

Heridi, Barış Konseyi toplantısının silahsızlanma ve İsrail’in çekilmesi başlıkları açısından belirleyici olacağını ifade etti. Heridi, aralarında Mısır’ın da bulunduğu birçok ülkenin anlaşmanın başarıya ulaşması için İsrail’in çekilmesini istediğini ve bu konunun hem kulislerde hem de müzakere masasında gündeme getirileceğini kaydetti.

Görsel kaldırıldı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın planına göre Gazze Şeridi’nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mutava, silahsızlanma konusunun Washington’ın bu talebi yinelemesi ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından birden fazla kez dile getirilmesi nedeniyle önümüzdeki sürecin en büyük engeli olacağını söyledi. Mutava, bunun aynı zamanda İsrail’in temel taleplerinden biri olduğuna işaret ederek, “Gerçek bir silahsızlanma başlamadan İsrail çekilmeyecektir, aksi halde savaşın yeniden başlamasını görürüz” değerlendirmesinde bulundu.

New York Times gazetesi ise birkaç gün önce Washington’ın Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazdı. Haberde, teklifte İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesinin öngörüldüğü, ilk aşamada ise bazı hafif silahların Hamas’ın elinde kalmasına izin verilebileceği belirtildi. Söz konusu teklifin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı aktarıldı.

Hüseyin Heridi, gündeme gelen teklifin geri adım içerip içermediğinin tartışılmasından önce, Hamas’ın elindeki silahların niteliğinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Heridi, savaşın Hamas’ın silah kapasitesinin büyük bölümünü ortadan kaldırmış olabileceğini belirterek, ayrıntılar bilinmeden silahsızlanmanın tekrar tekrar gündeme getirilmesinin ‘süreci tersine çevirme ve anlaşmayı aksatma’ anlamına gelebileceğini ifade etti.

Mutava ise arabulucuların baskı yapması halinde kademeli bir silahsızlanma formülünün Hamas açısından en uygulanabilir ve kabul edilebilir seçenek olacağını, zira hareketin önünde başka bir alternatif bulunmadığını dile getirdi.

Hamas konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, ‘İsrail işgali’ sürdüğü sürece silahsızlanmayı reddettiğini daha önce birçok kez vurgulamıştı.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’ndeki insani krize müdahale etmek üzere Mısır hastanelerine destek vermek amacıyla Japonya’nın sağladığı hibenin imza töreninden (Mısır Bakanlar Kurulu)

New York Times’ın haberinin sızmasından iki gün önce, Hamas’ın önde gelen isimlerinden Halid Meşal, Doha’daki bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. Meşal, “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası silahlarla donatılmış durumda” ifadelerini kullandı.

Meşal ayrıca, başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı Barış Konseyi’ne 19 Şubat’ta yapılacak toplantı öncesinde ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Silahsızlanma tartışmaları sürerken, Filistinli hasta ve yaralıların bölgeden çıkışı devam ediyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Bakan Yardımcısı Semr el-Ehdel dün Gazze Şeridi’ndeki durum ve yerinden edilenler krizi nedeniyle etkilenen Mısır hastanelerine acil tıbbi destek sağlanmasını öngören 3,38 milyon dolarlık Japon hibe projesinin imza törenine katıldı.

Mutava, Hamas’ın silahsızlanma ilkesini kabul ederek arabulucularla bu yönde bir formül üzerinde uzlaşmasının önemine dikkat çekti. Mutava, bu adımın yardım ve yeniden imar sürecine hız kazandıracağını ve İsrail’in süreci gerekçe göstererek engellemesini önleyebileceğini belirtti. Aksi takdirde Trump’ın İsrail’e yeniden savaşa dönmesi için ‘yeşil ışık’ yakabileceğini ifade etti.

Mutava ayrıca, haziran ayında yapılması muhtemel İsrail seçimleri yaklaştıkça Başbakan Binyamin Netanyahu’nun tutumunun sertleşebileceğini, bunun da hem çekilme hem de silahsızlanma başlıklarında yeni engeller doğurabileceğini söyledi. Bu durumda ilgili maddelerin askıya alınabileceğini ve önceliğin yalnızca insani yardıma verilebileceğini dile getirdi.


Şara: İslami Söylem Birliği Tüzüğü toplumsal uyum için kritik bir adımdır

Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
TT

Şara: İslami Söylem Birliği Tüzüğü toplumsal uyum için kritik bir adımdır

Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)

Suriye Diyanet İşleri Bakanlığı, 150'den fazla din alimi ve vaizin katılımıyla, pazar ve pazartesi olmak üzere iki gün süren "İslam Söyleminin Birliği" başlıklı ilk konferansını düzenledi. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara da dün Şam Konferans Sarayı'nda düzenlenen konferansa katıldı.

Bakanlık sözcüsü Ahmed el-Hallak, konferansın dini söylemi birleştirmeyi ve kapsayıcı ulusal varlığını güçlendirmeyi amaçladığını, böylece Suriye toplumunun çeşitli bileşenleriyle birlikte yaşama ve bütünleşme değerlerinin pekiştirilmesine, ulusal birlik kavramlarının yaygınlaştırılmasına ve bu kritik dönemde toplumsal istikrarın artırılmasına katkıda bulunacağını söyledi. Bu, "mesajı birleştirmek için gerçek bir başlangıç ​​noktası ve yeni Suriye'nin inşasına katkıda bulunan en önemli sütunlardan biri" olan kapsamlı bir tüzük aracılığıyla gerçekleştirilecektir.

Yaklaşık 150 din alimi ve vaiz, dini söylemin geliştirilmesi yolları ve alimlerin mevcut aşamanın gereklilikleriyle uyumlu kapsayıcı bir söylem oluşturmadaki rolü üzerine yapılan müzakerelere katıldı.

cdfvgthy
Suriye'deki ilk Vakıf Konferansı pazar günü açıldı (SANA)

El-Hallaq, konferansın "çeşitli Suriye vilayetlerinde düzenlenen bir dizi bilimsel çalıştayın sonucu olduğunu ve bu çalıştaylara 500'den fazla âlim ve vaizin katıldığını, bu çalıştaylarda dini söylemin eksenlerinin ve çağın gereklerine uygun olarak nasıl geliştirilebileceğinin, milli sorumluluk ruhunun nasıl güçlendirilebileceğinin ve dinin gerçekliğini ve ölçülülüğün hikmetini ifade eden kapsamlı bir söylemin oluşturulmasında âlimlerin rolünün vurgulandığını" belirtti.

Konferansın, katılımcı akademisyenlerin görüş ve önerileri doğrultusunda, "dünyayı birleştirmek için gerçek bir başlangıç ​​noktası ve birlik, bütünleşme ve sorumlu bilinç temelleri üzerinde yeni bir Suriye inşa etmeye katkıda bulunan en önemli sütunlardan biri" olan kapsamlı bir tüzüğün son halini aldığını belirtti.

Kışkırtıcı söylemin reddi

Konferans sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, “İslami Söylemin Birliği Şartı”nı, söz birliğini güçlendirmek, ılımlılığı pekiştirmek, dini söylemde dengeyi sağlamak ve toplumsal uyumu artırmak ve Suriye toplumunu karakterize eden çeşitlilikle ulusal dokunun birliğini korumak amacıyla, her türlü kışkırtıcı söylemden veya mezhepsel ve doktrinsel çatışmayı teşvikten uzaklaşmak için önemli bir adım olarak değerlendirdiği bir diyalog oturumu düzenledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre eş-Şara, diyalog oturumunda Suriye'deki duruma da değinerek, yeni hükümetin devraldığı "60 yılı aşkın süredir biriken idari ve örgütsel yolsuzluğa" dikkat çekti. Mevcut hükümetin ülkenin yönetimini devralmasından bu yana geçen bir yıldan fazla süreyi değerlendiren eş-Şara, bazı yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü engelleyen yıkılmış evlerin sayısından, yargı ve ekonomi alanındaki reformlardan ve yatırım sözleşmelerinin imzalanmasının tamamlanmasından bahsetti.

frgty
Uygur savaşçıları, geçen aralık ayında Esed rejimini deviren "saldırganlığı caydırma" operasyonunun ön saflarında yer almıştı (DPA)

Beşşar Esed rejimine karşı devrimin başlamasından bu yana Suriye sahnesinde, silahlı muhalif gruplar (Selefi, Cihatçı ve Müslüman Kardeşler) ve geleneksel Sufi misyoner grupları da dahil olmak üzere bir dizi İslami grubun ortaya çıktığına dikkat çekilmelidir.

Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'de silahlı İslamcı grupların iktidara gelmesiyle, bu gruplar "Heyet Tahrir eş-Şam" liderliğinde birleşti. Bu süreçte, karmaşık bölgesel ve uluslararası siyasi zorluklar ışığında, "yeni devletin" inşası ve Suriye toplumunun tüm bileşenlerinin haklarının güvence altına alınması konusunda en önemli zorluklardan biri olarak dini söylemin birleştirilmesi meselesi ortaya çıktı.

Çeşitliliğin ortadan kaldırılması değil

Diyanet İşleri Bakanı Muhammed Ebu el-Hayr Şukri ise konferansın açılışında, "İslam dini kimliğinin tüm yelpazesini birleştiren ve mevcut zorluklar karşısında dini çalışmaların seyrini düzenleyen kapsamlı bir tüzük taslağı hazırlanması" çağrısında bulunarak, "söylem birliğinin, çeşitliliğin veya bilimsel özelliklerin ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini, aksine bu çeşitliliğin kapsamlı bir referans çerçevesinde ve milleti birleştiren şeyin onu bölen şeyden daha büyük olduğu bilinciyle yönetilmesi anlamına geldiğini" vurguladı.

Konferansın hazırlık komitesi başkanı Şeyh Enes el-Musa, "Metni anlama araçlarının ve onunla başa çıkma yöntemlerinin olmayışı, disiplinsiz yorumlara kapı açar ve bu, sloganlarla değil, anlama araçlarının yeniden canlandırılmasıyla giderilebilir" uyarısında bulundu. İslam söyleminin arzu edilen birliğinin, "metodolojide ortak bir zemin oluşturmak, farklılıkları ilmi nezaketle yönetmek ve entelektüel duruş ile etik davranış arasında dengeyi yeniden sağlamak" anlamına geldiğini açıkladı.

frgty
Vakıflar Bakanlığı'nın ilk konferansındaki diyalog oturumu (Başkanlık açıklaması)

Yüksek Fetva Konseyi üyesi Muhammed Naim Araksusi ise, Suriye'nin düşmanlarıyla mücadele etmek ve Müslüman topluluğunu bölmeyi amaçlayan komploları engellemek için birliğe son derece ihtiyacı olduğunu belirtti. Benzer şekilde, Cumhurbaşkanlığı Din İşleri Danışmanı Abdulrahim Attun, İslami söylemi birleştirme sorumluluğunun "devlet, kurumlar ve dini gruplar tarafından paylaşılan kolektif bir sorumluluk" olduğunu ifade etti. Bu durum, "niyet samimiyeti, ilmi nesnellik, gerçek irade ve kamu yararını dar çıkarlar ve bağlılıkların önüne koyan gerçek bir ortaklık" gerektirir. "İlmi bağımsızlık bir güvencedir ve devletin projesine bağlılık birliğin güvencesidir" diye vurguladı.


Sekiz Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Batı Şeria topraklarını "devlet malı" olarak sınıflandırmasını kınadı

İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
TT

Sekiz Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Batı Şeria topraklarını "devlet malı" olarak sınıflandırmasını kınadı

İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'daki toprakları "devlet toprağı" olarak belirleme kararını şiddetle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yayınlanan ortak açıklamaya göre, bakanlar İsrail yetkililerinin işgal altındaki Batı Şeria'da 1967'den bu yana ilk kez gerçekleştirilen büyük ölçekli arazi kayıt ve yerleşim sürecini onaylamasını kınadı.

Açıklamada, bu adımın tehlikeli bir gerilim ve uluslararası insancıl hukukun, özellikle de Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarının, en önemlisi de 2334 sayılı Kararın ihlali olduğu belirtildi.

Açıklamada bu kararın, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki İsrail politikaları ve uygulamalarından kaynaklanan hukuki sonuçlar hakkında Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilen danışma görüşüyle ​​çeliştiği belirtildi. Söz konusu danışma görüşünde, işgal altındaki Filistin topraklarının hukuki, tarihi ve demografik statüsünü değiştirmeyi amaçlayan önlemlerin yasadışı olduğu ve işgale son verilmesi ile zorla toprak edinmenin yasaklanması gerektiği vurgulanmıştı.

Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı: “Bu adım, işgal altında bulunan topraklar üzerindeki kontrolü pekiştirmeyi amaçlayan, böylece iki devletli çözümü baltalayan, bağımsız ve yaşayabilir bir Filistin devleti kurma umutlarını ortadan kaldıran ve bölgede adil ve kapsamlı bir barışa ulaşma şansını tehlikeye atan yeni bir yasal ve idari gerçekliği dayatma girişimini yansıtmaktadır.”

Dışişleri bakanları, işgal altındaki Filistin topraklarının yasal, demografik ve tarihi statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm tek taraflı önlemleri kesin bir dille reddettiklerini yinelediler. Bu tür politikaların, işgal altındaki Filistin topraklarında ve tüm bölgede gerilimi ve istikrarsızlığı daha da artıracak tehlikeli bir gerilim oluşturduğunu vurguladılar. Ayrıca uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve bu ihlalleri durdurmak, uluslararası hukuka saygı gösterilmesini sağlamak ve Filistin halkının vazgeçilmez haklarını, başta kendi kaderini tayin hakkı, işgalin sona ermesi ve 4 Haziran 1967 sınırları içinde Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulması olmak üzere, korumak için açık ve kararlı adımlar atmaya çağırdılar.