100 milyon dolarlık dava: Ed Sheeran suçlu bulunursa müziği bırakacakhttps://turkish.aawsat.com/home/article/4306851/100-milyon-dolarl%C4%B1k-dava-ed-sheeran-su%C3%A7lu-bulunursa-m%C3%BCzi%C4%9Fi-b%C4%B1rakacak
100 milyon dolarlık dava: Ed Sheeran suçlu bulunursa müziği bırakacak
Ed Sheeran, Thinking Out Loud'u büyükannesi Anne Mary'ye ithaf etmişti (AP)
Müzisyen Ed Sheeran, Marvin Gaye'in hit şarkısı Let's Get it On'dan intihal yapmak suçlamasıyla bugün mahkemeye çıktı. Sheeran, kendisine açılan 100 milyon dolarlık tazminat davasını "aşağılayıcı" olarak nitelendirdi. 32 yaşındaki Britanyalı şarkıcı, Thinking Out Loud'u Marvin Gaye ve Ed Townsend'in birlikte yazdığı 1973 tarihli hit Let's Get it On'dan intihal ettiğini hararetli bir şekilde reddetti.
Bugün Manhattan'da görülen duruşmada Sheeran, jüri tarafından suçlu bulunursa müziği bırakacağını da ileri sürdü. 2017'de yayımlanan şarkısı Shape of You'yla dünyaca üne kavuşan Sheeran, "Tüm hayatımı sanatçı ve söz yazarı olmaya adamışken birinin bunu alçaltmasını gerçekten küçük düşürücü buluyorum" diye ekledi.
Sheeran, parçalar arasında "çarpıcı benzerlikler" olduğunu öne süren Townsend'in varisleri tarafından dava ediliyor. Tazminat olaraksa 100 milyon dolarlık devasa bir meblağ isteniyor.
İki şarkı arasında pürüzsüz geçiş
Geçen hafta Manhattan federal mahkemesinde Townsend'in varislerinin avukatları, Sheeran'ın bir canlı performans sırasında Thinking Out Loud ve Let's Get it On arasında pürüzsüz bir geçiş yaptığı anların görüntülerini izletmişti. Avukatlar, bunun Sheeran'ın şarkıyı kopyaladığını itiraf etmekten farksız olduğunu ileri sürdü.
Ancak bugün mahkemede Sheeran, hem kendisinin hem de diğer sanatçıların sık sık "mash up" (iki şarkıyı birleştirip tek bir müzik parçası yaratmak) yaptıklarını ve başka konserlerde de Thinking Out Loud ile Van Morrison'ın Crazy in Love ve Dolly Parton'ın I Will Always Love You adlı şarkılarını birleştirdiğini söyledi.
"Birçok konserde şarkıları birleştiriyorum. Pek çok şarkının benzer akorları var. Let It Be'den No Woman No Cry'a geçebilir ve sonra yine geri dönebilirsiniz."
"Ve açıkçası, beni suçladığınız şeyi yapmış olsaydım, sahnede 20 bin kişinin önünde bunu itiraf etmek tam bir aptallık olurdu" diye ekledi.
Sheeran, ayrıca hit şarkısında aslında İrlandalı müzisyen Van Morrison'dan ilham aldığını da belirtti.
Şarkıcı, Morrison'ın Tupelo Honey ve Crazy Love parçalarının yorumunun bir parçası olarak Let's Get it On'dan çalmakla suçlandığı dört akor dizisini tıngırdattı.
Yine Pazartesi günü kürsüye çıkan bir müzik uzmanı, Ed Sheeran ve şarkıyı birlikte yazdığı Amy Wadge'in "Thinking Out Loud"u bestelerken Let's Get It On'u kopyaladıklarına dair "müzikolojik kanıt" görmediğini ifade etti.
Uzman Lawrence Ferrara kürsüde "Thinking Out Loud'un yazarları Let's Get It On'u kopyalamadı" dedi.
Ferrara, akor dizisinin Let's Get It On'dan önce "ortak kullanımda" olduğunu ve armonik ritmin "olağanüstü" olduğunu söyledi. Söz konusu melodilerin "dramatik olarak farklı" olduğunu ve yalnızca "parça parça benzerlikler" taşıdığını da sözlerine ekledi.
Ferrara'nın ifadesine yarın devam etmesi bekleniyor.
Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5320945-trumptan-medya-kurulu%C5%9Flar%C4%B1na-g%C3%B6zda%C4%9F%C4%B1-3-medya-kurulu%C5%9Funa-beyaz-saray-yasa%C4%9F%C4%B1
Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.
Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)
Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.
Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.
Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.
Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor
Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.
CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)
Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.
Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.
Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.
Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.
Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.
Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.
“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”
Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.
Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)
National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.
Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.
Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.
Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.
CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.
Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.
Daha önceki davalar
Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.
Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.
Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.
Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.
Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.
Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.
Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.
Asharq Bloomberg Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki yeni merkezinden yayınlarına başladıhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/medya/5289941-asharq-bloomberg-riyad%E2%80%99daki-kral-abdullah-finans-merkezi%E2%80%99ndeki-yeni-merkezinden
Asharq Bloomberg Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki yeni merkezinden yayınlarına başladı
Asharq Bloomberg” ağının Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan yeni merkezinde yer alan stüdyolardan biri (Asharq Bloomberg)
Asharq ağı, pazar günü yaptığı açıklamada, Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan yeni stüdyolarından yayın operasyonlarını başlattığını duyurdu. Bu adımın, bölgenin en önemli finans merkezlerinden birinin kalbinde konumlanarak varlığını güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olduğu belirtildi. Şirket, ekonomi haberciliğinde uzmanlaşmış çok platformlu içerik üretimini geliştirme ve büyük kurumlara, küresel piyasalara ve finans merkezlerine yakın olma hedefi doğrultusunda hareket edildiği belirtildi.
Açıklamaya göre, “Asharq Bloomberg’in yeni stüdyoları; editoryal, prodüksiyon ve yayın operasyonlarını entegre ve tek bir yapı altında birleştirerek ekonomik ve siyasi haberlerin çoklu platformlarda daha hızlı ve verimli şekilde sunulmasını sağlıyor. Bu yapı aynı zamanda iş dünyası, yatırımcılar ve karar alıcılar için daha derinlikli ve doğru içerik üretimini mümkün kılıyor.
Asharq Bloomberg’in Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde yer alan yeni merkezinde giriş ve kabul salonu (Asharq Bloomberg)
Asharq ağına bağlı Asharq Bloomberg, Asharq Discovery ve Asharq Documentary gibi platformları da içeren tesis, Suudi Araştırma ve Medya Grubu (SRMG) bünyesindeki yeni genel merkezde yer alıyor. Bu merkez, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın en büyük entegre medya gruplarından biri olan Suudi Arabistan Araştırma ve Medya Grubu’na (SRMG) ait ve dört katlı bir yapıda konumlanıyor.
Tesiste dört çok amaçlı televizyon ve radyo stüdyosu, iki gelişmiş haber ve kontrol odası ile televizyon, radyo, dijital içerik ve podcast üretimine yönelik özel alanlar bulunuyor. Ayrıca sistem, yapay zekâ destekli dijital çözümler de dahil olmak üzere gelişmiş bir teknolojik altyapıyla donatılmış durumda. Bu altyapı, üretim süreçlerinde esnekliği artırmayı ve içerik üretim ile dağıtım kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.
Aharq Bloomberg, Suudi Araştırma ve Medya Grubu ile Bloomberg Media arasında uzun vadeli ve özel bir ortaklık kapsamında faaliyet gösteriyor. Bu iş birliği, küresel iş ve ekonomi haberciliği uzmanlığını bölgesel içerik üretimiyle birleştirerek Arapça konuşan izleyicilere güvenilir ve kapsamlı haber sunmayı amaçlıyor. Ayrıca bu geçişin, platformun “İktisad el-Şark ma’a Bloomberg” adından mevcut Asharq Bloomberg kimliğine uyumlu olduğu vurgulandı.
Asharq Bloomberg ağının Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan yeni genel merkezindeki stüdyolardan biri (Asharq Bloomberg)
SRMG CEO’su Cumana er-Raşid, yeni merkezin grupta önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, bu adımın Riyad’dan bölgeye ve dünyaya uzanan entegre bir medya ekosistemi kurma vizyonlarını yansıttığını söyledi. Yeni tesisin uydu yayın altyapısı, sanal ve etkileşimli prodüksiyon stüdyoları ile yapay zekâ destekli üretim sistemlerini içerdiğini ifade etti.
Raşid ayrıca, bu yatırımın yalnızca fiziksel bir altyapı değil, aynı zamanda medya sektörünün geleceğine yönelik stratejik bir adım olduğunu vurguladı. Bu yapının canlı yayın, dijital ve bulut tabanlı üretim alanlarında yeni büyüme fırsatları sunduğunu ve daha kaliteli içerik üretimini desteklediğini belirtti.
Bloomberg Media CEO’su Karen Saltser ise Ortadoğu’nun iş ve yatırım açısından dünyanın en dinamik bölgelerinden biri olduğunu ifade ederek, yeni merkezin bu pazara yönelik önemli bir yatırım niteliği taşıdığını söyledi. Bölgedeki izleyicilerin giderek daha karmaşık hale gelen küresel ekonomiyi anlamak için güvenilir ve anlık bilgiye ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Saltser, mevcut güçlü iş birliğinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Bloomberg’in küresel iş ve ekonomi haberciliğini Arapça konuşan izleyicilere sunmaya devam edeceklerini belirtti.
“Sharq Bloomberg”, farklı platformlarda yayın, program ve içeriklerini genişleterek iş dünyası, yatırımcılar ve karar alıcılar başta olmak üzere geniş bir kitleye hitap etmeyi ve bölgesel ile küresel ekonomik gelişmeleri takip etmeyi sürdürüyor.
Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyorhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/medya/5279459-gazeteler-ile-yapay-zek%C3%A2-aras%C4%B1nda-%E2%80%9Car%C5%9Fiv-sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%9D-b%C3%BCy%C3%BCyor
Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
Medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasındaki “arşiv savaşı”, bazı gazetelerin çevrim içi arşivlerini kapatma eğilimine girmesiyle giderek büyüyor. Bu adımın arkasında, arşiv içeriklerinin yapay zekâ araçlarının eğitilmesinde ücretsiz şekilde kullanılmasına yönelik endişeler bulunuyor. Uzmanlar ise bu tür yasakların yalnızca geçici bir çözüm olduğunu belirterek, fikri mülkiyet hakları ile bilgiye erişim hakkı arasında denge kuracak kuralların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.
Gazetecilik araştırmaları alanında uzmanlaşmış Nieman Lab tarafından yakın zamanda yayımlanan bir analizde, ABD’de 340’tan fazla yerel haber sitesinin çevrim içi arşivlerine erişimi engellemeye veya kısıtlamaya başladığı belirtildi. Analize göre bu süreç, geçen ocak ayında The New York Times ve USA Today gibi gazetelerin arşivlerini kapatmasıyla başladı. Söz konusu kuruluşlar, arşiv içeriklerinin yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanıldığını açıklamıştı.
Ücretsiz Kullanım Endişesi
Nieman Lab analizine göre bu girişim, arşivleme fikrine karşı bir tutumdan değil; teknoloji şirketlerinin ücretsiz arşivleri kullanarak yapay zekâ sistemlerini eğitmesi ve bunun karşılığında içerik üreticilerine herhangi bir ödeme yapmamasına yönelik artan kaygılardan kaynaklanıyor. Raporda ayrıca, fikri mülkiyet haklarını koruma amacıyla benzer uygulamaların İngiltere ve Brezilya’daki bazı gazetelere de yayıldığı ifade edildi.
May Abdulgani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede arşivlerin kapatılmasının kısa vadede bazı hukuki hakları koruyabileceğini, ancak şeffaflığı zayıflattığını, dijital hafızayı aşındırdığını ve büyük platformların veri üzerindeki tekelleşmesini güçlendirdiğini söyledi.
Abdulgani’ye göre internet arşivleri, yapay zekâ dil modellerinin beslendiği tek kaynak değil. Ticari veriler, sosyal medya platformları, açık arşivler, lisanslı veri tabanları, insan etkileşimleri ve sentetik veriler de yapay zekâ ekosisteminin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Araştırmacı, görünürdeki çatışmanın aslında veri mülkiyeti ve dijital bilgi üzerindeki kontrol mücadelesini gizlediğini belirterek, yapay zekâ altyapısının ve kamuya açık verilere erişim hakkının bu tartışmanın merkezinde bulunduğunu ifade etti.
Yapay zekâ uygulamalarının kullanımındaki artış (arşiv fotoğrafı)
Abdulgani’ye göre çözüm, “dijital hafızanın dengeli yönetişimi” yaklaşımının benimsenmesinde yatıyor. Bu yaklaşım kapsamında içeriklerin tamamen engellenmesi yerine seçici kaldırma yöntemleri uygulanabilir, içerik kullanımına yönelik düzenli lisanslama sistemleri kurulabilir ve dış arşivlere bağımlılığı azaltacak kurumsal medya arşivleri oluşturulabilir.
Bunun yanında, kamuya açık erişim, akademik ve gazetecilik amaçlı erişim ile ücretli erişimi birbirinden ayıran çok katmanlı erişim modellerinin geliştirilmesi öneriliyor. Yapay zekâ şirketleriyle yapılacak anlaşmalarda ise lisans sözleşmeleri, eğitim verilerinin şeffaf şekilde açıklanması ve uygun mali tazminat mekanizmalarının yer alması gerektiği belirtiliyor.
Akademisyenler ve Tarihçiler İçin Riskler
Abdulgani, dijital arşivlerin kapatılmasının akademisyenlere ciddi zarar vereceğini de vurguladı. Bilimsel araştırmaların ham veri kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten araştırmacı, geçmiş kaynaklara erişimin engellenmesinin sosyal ve beşerî bilimlerde olguların tarihsel gelişiminin anlaşılmasını zorlaştıracağını söyledi.
Ona göre dijital arşivlerin kaybı yalnızca medya içeriklerinin veya tarihî belgelerin kaybolması anlamına gelmiyor; aynı zamanda araştırmacıların olayları zaman içindeki gelişim süreçleriyle inceleme kapasitesini de zayıflatıyor.
Araştırmacı ayrıca bu durumun modern çağın dijital hafızasını silme riski taşıdığını, tarihçiler için dijital boşluklar oluşturabileceğini ve olayların anlaşılmasında ciddi çarpıklıklara yol açabileceğini belirtti. Bunun da tarih yazımının giderek platformların kontrolüne girmesi sonucunu doğurabileceğini ifade etti.
“Dijital Hafızanın Geleceği” Tartışması
Gazeteler fikri mülkiyetlerini ticari kullanım karşısında korumaya çalışırken, bu girişim dijital hafızanın geleceği konusunda yeni soruları da gündeme getiriyor. Özellikle gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler açısından arşivlere erişimin kısıtlanmasının etkileri tartışılıyor.
Hasan Abdullah ise yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte gazetecilik içeriklerinin korunmasına ilişkin tartışmaların her zamankinden daha önemli hâle geldiğini söyledi.
Abdullah’a göre fikri mülkiyet haklarının korunması büyük önem taşısa da asıl soru, arşivlerin yasaklanmasının kalıcı bir çözüm olup olmadığıdır.
Akademisyen, yapay zekâ sistemlerinin gelişebilmek için çok büyük miktarda veriye ihtiyaç duyduğunu, profesyonel gazeteciliğin de en güvenilir bilgi kaynaklarından biri olduğunu belirtti. İçeriklerin herhangi bir düzenleme veya adil bir karşılık olmadan kullanılmasının medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini ifade eden Abdullah, buna rağmen dijital arşivlerin tamamen kapatılmasının bilgiye erişimi ve bilimsel araştırmaları olumsuz etkileyeceğini vurguladı.
Hukuki ve Etik Çerçeve Çağrısı
Abdullah, son dönemde gazeteler ile yapay zekâ şirketleri arasında eğitim verilerinin kullanımı nedeniyle hukuki anlaşmazlıkların arttığını, buna karşın bazı medya kuruluşlarının teknoloji şirketleriyle veri kullanımını düzenleyen anlaşmalar imzaladığını hatırlattı.
Ona göre gerçek çözüm, medya kuruluşlarının haklarını korurken kamuoyunun bilgiye erişim hakkını da güvence altına alan dengeli bir hukuki ve etik çerçeve oluşturulmasıdır. Bu çerçeve kapsamında gazetecilik içeriklerinin adil ve şeffaf bir ücretlendirme karşılığında kullanılmasını sağlayacak lisans sistemleri geliştirilmeli, ayrıca yapay zekâ şirketleri eğitim verilerinin kaynaklarını açıklamakla yükümlü tutulmalıdır.
Abdullah ayrıca medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasında stratejik ortaklıklar kurulmasını önerdi. Böylece sürekli çatışma yerine iki tarafın da yarar sağlayacağı iş birliği modelleri geliştirilebilir.
Gazetecilik ve Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar
Akademisyene göre dijital arşiv hizmetlerine erişimin kaybedilmesi uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir. Günümüzde elektronik arşivler, modern dünyanın dijital hafızası ve olayların izlenmesi, açıklamaların doğrulanması ve siyasi-sosyal gelişmelerin zaman içindeki dönüşümünün analiz edilmesi için temel araçlar hâline gelmiş durumda.
Araştırmacı gazeteciler, çelişkileri ortaya çıkarmak, silinen bilgileri tespit etmek veya resmî anlatılardaki değişimleri izlemek için arşivlenmiş içeriklere ihtiyaç duyuyor. Tarihçiler ve akademisyenler ise çağdaş tarihi doğru biçimde inşa etmek için bu kaynaklardan yararlanıyor.
Bu nedenle dijital arşivlere erişimin sınırlandırılması, şeffaflığı ve kamusal denetimi zayıflatabilir; gelecek nesiller için ciddi bir bilgi boşluğu yaratabilir.
Abdullah, değerlendirmesini şu görüşle özetledi:
“Gerçek mesele teknolojiyi engellemek değil, onu düzenlemektir. Amaç hem gazetecilik üretimini korumak hem de toplumun bilgiye erişim hakkını güvence altına almaktır. Gelecek, yapay zekâyı engellemeyi başaranların değil; yenilikçilik, telif hakları ve bilgiye erişim özgürlüğü arasında denge kurabilenlerin olacaktır.”
Dijital hafızanın geleceği ve arşivlere erişimin gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler üzerindeki etkileri konusundaki tartışmalar ise giderek daha fazla önem kazanıyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة