Washington: Ukrayna’da son 5 ayda ölen ve yaralanan Rusların sayısı 100 bini aştı

Zelenskiy, Kiev'in Batı’nın savaş uçakları olsun ya da olmasın ülke savunması konusunda ısrar ediyor

Savaş uçakları Ukrayna'nın en önemli ihtiyaçlarından biri, ancak Kiev henüz onlara sahip değil. Zelenskiy, ülkesinin Batı’nın askeri uçakları olsun ya da olmasın savaşacağını söyledi. (Reuters)
Savaş uçakları Ukrayna'nın en önemli ihtiyaçlarından biri, ancak Kiev henüz onlara sahip değil. Zelenskiy, ülkesinin Batı’nın askeri uçakları olsun ya da olmasın savaşacağını söyledi. (Reuters)
TT

Washington: Ukrayna’da son 5 ayda ölen ve yaralanan Rusların sayısı 100 bini aştı

Savaş uçakları Ukrayna'nın en önemli ihtiyaçlarından biri, ancak Kiev henüz onlara sahip değil. Zelenskiy, ülkesinin Batı’nın askeri uçakları olsun ya da olmasın savaşacağını söyledi. (Reuters)
Savaş uçakları Ukrayna'nın en önemli ihtiyaçlarından biri, ancak Kiev henüz onlara sahip değil. Zelenskiy, ülkesinin Batı’nın askeri uçakları olsun ya da olmasın savaşacağını söyledi. (Reuters)

Ukrayna, Rusya'ya karşı beklenen taarruz hazırlıkları için ‘son rötuşları’ yaparken, son zamanlarda Rusya ve Ukrayna güçlerinin verdiği kayıpların boyutu hakkında ABD ve Rusya'dan çelişkili açıklamalar yapılıyor. Rus işgal kuvvetlerinin Ukrayna'nın küçük kasabası Bahmut’taki savaşı hâlâ çözemediği bir dönemde, her iki tarafın da nabzını ölçmeyi amaçlayan medya savaşı sürerken Moskova'nın şimdiye kadar ödediği yüksek maliyetler nedeniyle kafa karışıklığı yaşadığı görülüyor.
Beyaz Saray, geçtiğimiz Aralık ayından bu yana Rus işgal kuvvetlerinin (en az yarısı Rus paralı asker grubu Wagner’den olmak üzere) 100 binden fazla zayiat verdiğini duyurdu. Bu sayının 20 binden fazlasını ölen askerler oluşturuyor. Öte yandan Rusya Savunma Bakanı yaptığı açıklamada, Ukrayna kuvvetlerinin kayıplarının yalnızca geçtiğimiz ay içinde 15 bini aştığını söyledi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD tahminlerinin yakın zamanda gizliliği kaldırılan ABD istihbarat bilgilerine dayandığını söyledi, ancak ABD istihbaratının bu sayıyı nasıl elde ettiğini açıklamadı. Kirby, çatışmalarda kaç Ukrayna askerinin öldürüldüğünü veya yaralandığını belirtmedi. Ancak ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, geçtiğimiz Kasım ayında Ukrayna'daki ölü sayısının 100 bine ulaşmış olabileceğini açıklamıştı.
Rusya'nın savaşın ilk sekiz ayında 100 binden fazla zayiat verdiği söylenirken, yeni rakamlar Rus kayıplarının son aylarda önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Rusların Bahmut'ta ‘korkunç bir maliyetle’ bazı kazanımlar elde ettiğini ve Ukrayna'nın bölgedeki savunmasının güçlü kaldığını kaydeden Kirby, “Rusya askeri stoklarını ve silahlı kuvvetlerini tüketti” dedi. Kirby ayrıca, Ukrayna için başka bir ABD silah paketinin yakında açıklanacağını belirtti.
Kirby, Rusya'nın Bahmut kentini yeniden ele geçirmesinin ‘çok az stratejik değeri’ olduğunu söyledi. “Rusya için bu girişimin, özellikle Bahmut'ta korkunç, yüksek bir maliyeti oldu” diyen Kirby, Bahmut çevresindeki bölgelerde Ukrayna savunması halen güçlüyken, Rus ordusu ve silahlı kuvvetlerinin stoklarının tükendiğini belirtti.
Kirby, Aralık ayından bu yana öldürülen Rus güçlerinin yaklaşık yarısının Wagner askerleri olduğunu ve onların birçoğunun savaşa katılmak için hapishanelerden salıverilen hükümlüler olduğunu söyledi. Kirby, Wagner kuvvetlerinin “yeterli savaş eğitimi olmadan savaşa atıldığını” da sözlerine ekledi. Beyaz Saray daha önce birkaç kez, Bahmut'taki savaş nedeniyle Rusya'nın katlandığı insani maliyeti ve savaşın genel gidişatı üzerinde stratejik öneme sahip olduğunu söylediği silah kullanımının boyutunu vurgulamaya çalıştı. Ukrayna'nın doğusundaki Bahmut'un kontrolü için verilen mücadele aylarca sürdü. Ölü ve yaralılar her iki tarafta da yüksek sayılara ulaştı. Rus işgal kuvvetleri şehrin büyük bölümünü kontrol ederken, Ukrayna güçleri şehrin batısında sadece küçük bir alanı kontrol ediyor.
Rus paralı asker grubu Wagner’in lideri Yevgeniy Prigojin, çatışmalarda yüksek ölüm ve yaralanma oranları ve erzak eksikliği nedeniyle kuvvetlerini Ukrayna'nın kuşatma altındaki Bahmut kasabasından çekmekle tehdit etti. Prigojin, Rus askeri blog yazarı Semyon Pegov ile yaptığı ve geçtiğimiz Cumartesi günü yayınlanan röportajında, “Her gün tabutlara koyup eve gönderdiğimiz binlerce ceset var. Kayıplarımız topçu mühimmatı sıkıntısı nedeniyle normalde olması beklenenden beş kat daha fazla” dedi. Wagner Grubu Başkanı, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'ya mümkün olan en kısa sürede mühimmat yollanmasını istemek için mektup yazdığını söyledi. “Mühimmat eksikliği giderilmezse (korkak fareler gibi kaçmamak için) ya geri çekilmek ya da ölmek zorunda kalırız” diyen Prigojin, kuvvetlerinin bir kısmını muhtemelen geri çekmek zorunda kalacağını açıkça belirtti, ancak bunun cephenin başka bir yerde çökeceği anlamına geleceği konusunda uyardı.
Associated Press, analistlerin ‘Bahmut'u kontrol etmenin Rusya'nın Donetsk bölgesindeki Kramatorsk ve Sloviansk gibi büyük şehirlerde ilerleme çabalarına faydalı olabileceğini’ söylediklerini aktardı. Kirby, ‘küçük Bahmut kasabasındaki’ Rus kayıplarının sayısının, Batı Cephesi’ndeki son büyük Alman taarruzu harekâtı ve Müttefiklerin Japonya'ya karşı ilk büyük taarruzu olan Guadalcanal Deniz Muharebesi dahil 2. Dünya Savaşı sırasındaki en şiddetli çatışmalardan bazılarıyla yakın olduğunu söyledi.
Öte yandan, Ukrayna Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Oleksandr Syrsky, Rusya'nın “Bahmut'u kontrol etmek için her türlü çabayı göstermeye devam ettiğini, ancak şu ana kadar başarısız olduğunu” söyledi. Syrsky, “Düşman, şehrin bazı noktalarında birliklerimiz tarafından karşı taarruza uğradı ve bazı mevzileri terk etti” ifadelerini kullandı.
Amerika'nın Sesi (VOA) radyosu, Ukrayna Genelkurmay Başkanı Korgeneral Valery Zaluzhny’nin ‘yakın zamanda ABD'nin Avrupa'daki kuvvetlerinin komutanı ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Yüksek Askeri Komutanı General Christopher Cavoli ile bir çalışma toplantısı düzenlediğini’ söylediğini aktardı. VOA’nın aktardığına göre Zaluzhny, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) liderlerinin Ukrayna'ya gerekli askeri yetenekleri elde etmesi için yetki verdiğini ve Ukrayna'nın karşı saldırıya hazır olup olmadığına dair kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiği konusunda anlaştıklarını da sözlerine ekledi. Zaluzhny, toplantıdan sonra Facebook hesabı üzerinden, katılımcıların “tüm cephe hattı boyunca operasyonel durumu daha derinlemesine incelediklerini” ifade ederek ‘potansiyel senaryoları, tehditleri ve gelecekteki eylemler için ön koşulları’ yazdı. Zaluzhny paylaşımının devamında “Yeterli mühimmat ve teçhizatı doğru zamanda sağlamanın önemine odaklandık. Ukrayna'ya, Rus saldırganlığına karşı direnişimizde sorunları çözmemize büyük ölçüde yardımcı olacak çok çeşitli silahlanma ve hava savunma sistemleri sağlama gereğini vurguladım” dedi.
Zaluzhny ve Pentagon liderleri, Kiev'in Rusya'nın bu alandaki üstünlüğü karşısında askeri operasyonlarını desteklemek için talep ettiği gelişmiş savaş uçakları konusuna değinmezken, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ‘ülkesinin Batı askeri uçakları olsun ya da olmasın savaşmaya devam edeceğini’ söyledi. Savaş alanındaki ilerleme büyük ölçüde Batı'dan gelen askeri tedarike bağlı olsa da askeri uzmanlar, Kiev'in NATO müttefiklerinin gelişmiş uçakları olmadan karşı saldırının muhtemelen maliyetli yıpratma savaşlarından oluşacağını söylüyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (European Council on Foreign Relations-ECFR)araştırmacısı Gustav Grisel'e göre savaş uçakları Ukrayna'nın en önemli ihtiyaçları arasında yer alıyor.
Grisel, yakın tarihli bir makalesinde, “Rusya'nın arkasındaki geniş tahkimatlar, Ukrayna'nın ilerlemesini, Rus uçaklarının Ukrayna kuvvetlerine saldırmasına ve engelleri aşmasına izin verecek kadar yavaşlatabilir. ABD, geçen yıl tank teslimatındaki gecikmeden ders çıkarmalı ve bu uçakları mümkün olan en kısa sürede teslim etmeyi kabul etmelidir” ifadelerini kullanmıştı. Kamu Diplomasisinden Sorumlu NATO Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Paipa Brachi, “Savaşın sonu Ukrayna'ya bağlı. En önemli kısım Ukrayna'nın desteklenmesini sağlamak. Ve şayet Ukrayna savaşmaya devam etmek istiyorsa, devam etme kapasitesine sahip olduğundan emin olmalıyız” dedi.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.