Rabıta Genel Sekreteri Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a konuştu: Nefreti körükleyenler ‘geri kalmış anayasalardır’

Rabıta Genel Sekreteri, ifade özgürlüğünün ilke ve değerlerle çerçevelenmesi gerektiğini söyledi.

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
TT

Rabıta Genel Sekreteri Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a konuştu: Nefreti körükleyenler ‘geri kalmış anayasalardır’

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)

İsveç ve Danimarka'da Kur'an-ı Kerim yakma olayları, güvenlik kaosu başta olmak üzere olumsuz etkilere neden olan gayri resmi tepkilere yol açtı. Batı medyası tarafından izlenen diğer ülkelerde de aynısını yapma çağrıları doğrultusunda, özellikle bazı Batı ülkelerinde ‘Kur'an-ı Kerim yakma’ olgusu durdurulmazsa, önümüzdeki dönemde bu tepkilerin artması muhtemel görünüyor.

Bazılarının geciktiğini düşündüğü bir yanıtla İsveç Göçmen İdaresi cumartesi günü, Stockholm'de son zamanlarda birkaç kez Kuran'a hakaret eden Iraklı bir mültecinin ikamet izin başvurusunu yeniden gözden geçirdi. Bu, İsveç ve Danimarka'da Kuran nüshalarının da yakılması olayları ile aynı zamana denk geldi. Danimarka, İsveç'e benzer bir açıklama yaparak bu olayları kınadı, ancak ‘ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünün korunması gerekliliğine’ de dikkat çekti.

Dünya İslam Birliği (Rabıta) liderliğindeki İslami kuruluşların, çeşitli uluslararası ve bölgesel düzeylerde nefrete karşı ılımlılık değerlerini teşvik etme çabalarına birçok kişi tanık oluyor. Dünya İslam Birliği (Rabıta) Genel Sekreteri Şeyh Muhammed el- İsa bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun geçtiğimiz çarşamba günü dinler ve kültürler arasında diyalog, hoşgörü ve şiddete karşı nefret söyleminin ele alınmasıyla ilgili kararı kabul etmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rabıta’nın her zaman ‘radikalizm ve şiddetin en tehlikeli kolları’ olarak ‘dini nefretin fitilini ateşlemeye’ karşı uyarıda bulunduğunu vurguladı.

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği özel röportajda, fail ile mensup olduğu din veya kültür arasındaki farkı vurguladı. İfade özgürlüğünün ilke ve değerlerle çerçevelenmesi gerektiğine, özellikle de düşmanlıkları ateşlemek ve nefreti yaymak için kullanılabilecek kaotik özgürlüklere işaret eden Dr. İsa’nın verdiği röportajın tam metni aşağıdaki gibidir:

-İsveç ve Danimarka'da Kur'an-ı Kerim nüshalarının yakılması da dahil olmak üzere art arda gelen olayları nasıl tanımlarsınız?

Kısacası, Kur'an-ı Kerim yakma suçu, bir yandan nefretten kaynaklanan tahrik edici bir eylemdir. Öte yandan, akılsızca tepki aksi yönde bahse konu bazı gündemlerden kaynaklanmaktadır. Elbette bu bahis, nihayetinde İslam'ı ve Müslümanları devirmeyi hedeflemektedir. Ancak bu kötü niyetli beyinlerin kendilerine ait ahlaki ve insani bir sözlüğü yoktur. Başkalarının onuruna, hele müminler olarak bizler için en değerli olan şeylere yani dini kutsallarımıza saygıyı bilmezler.

Bu suçlular bu şekilde yetiştirilmiş olabilir, kendilerini bu şekilde yetiştirmiş olabilirler veya gizli bir kötü niyete sahip taraflar onları bu suça azmettirmiş olabilir, her ne olursa olsun asıl mesele onlara verilen resmi izindir.

İfade özgürlüğü, ilke ve değerlerle çerçevelenmelidir. Bu kaotik özgürlükler düşmanlıkları ateşlemek ve nefreti yaymak için özellikle de çatışma ve medeniyetler arası çatışma ateşini tutuşturmak için kullanılabilirken, bazı ülkeler, özgürlüklerin (mutlak) korunmasından nasıl gurur duyabiliyor?

Günümüz dünyası milletler ve halklar arasında köprüler kurmanın önemini haykırırken, resmi kalkanlarla korunan Kur’an yakma suçu işleniyor ve onlara “Kin ve nefreti körüklemeye hakkınız var. Çatışmaları ateşlemek için provoke etme hakkına sahipsiniz. Tüm bunları yaparken de benim korumam altında güvendesiniz” deniliyor. Özgürlük ilkesi kayıtsız ve şartsız olmamalı.

O suçluların Kur'an-ı Kerim yakmasına izin verenler için bile kırmızı çizgiler vardır. Özgürlüğün geçmemesi gereken kırmızı çizgiler vardır. Ancak dini mukaddesler, (özellikle İslami mukaddesler) söz konusu olunca bunlar ortadan kalkıyor. Dini mukaddeslere saygı, ulusal çeşitliliğe sahip toplumların uyumunun, hatta dünya barışının önemli bir ayağıdır.

Dünyamızın barış içinde yaşaması için insanların birbirine saygı duyması gerekir. İhtilaflı konularda anlaşmazlık olur ve bu normaldir. Ancak saygı başka bir şeydir. Saygı, haysiyetle ilgilidir ve bir mü’minin sahip olduğu en değerli şey onuru ve dini kimliğidir.

İnançlı insanlar birçok dini konuda farklılık gösterebilir, kat’i İslâmî meseleler dışında icmâ edilmesi zor bir durum. Ancak bu, icmâ edilen konulardan biridir. Dolayısıyla bugün İslam ümmeti, Kur’an-ı Kerim yakma suçunun ardından bu suçun ümmet onuru ve dini mukaddeslerine zarar verdiği konusunda görüş birliği içindedir. Çeşitli mezhepleri, akımları ve gruplarıyla tek ses halinde konuşuyor.

Tarihsel çatışmaların çoğunun dini arka planı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu nedenle “Din büyük, hassas ve tehlikeli bir meseledir” diyoruz. Dolayısıyla dini mukaddeslere oldukça dikkat ve ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor. Dikkatli bir incelemeyle günümüz dünyasındaki en tehlikeli çatışmalarını kökeninde dini sebeple olduğunu görebilirsiniz. Örneğin;

Avrupa'da Otuz Yıl Savaşları dinsel bir çatışmayla başladı.

(İslam dünyasının doğusuna gerçekleştirilen) Haçlı Seferleri dini bir slogan taşıyordu.

Azınlıklara yönelik zulüm (tüm dünyada ve insanlık tarihi boyunca), bunlar çoğunlukla nefret dolu ve dışlayıcı dini nedenlerle yapılan zulümlerdir. Ancak bu zulmü yapanlar tarihe dikkatle kulak verirlerse, sonunda kaybedecek tarafın kendileri olduğunu görürler. Savaşın yanı sıra itibarlarını da sonsuza dek kaybedecekler. Zulmün utancı, onura hakaret ve provokatif uygulamalar peşlerini bırakmayacak.

Bazı seçimlerde özellikle (seküler ülkelerdeki) aşırı sağcılar, elbette ki kampanyalarını desteklemek için dini konular üzerine eğiliyor. Sonra bundan doğan komplikasyonlara, özellikle de dini kimlikle ilgili kışkırtmalarla ulusal bütünlüğün istikrarının kaybedilişine tanık oluyoruz.

Bu konudaki sözlerimi Kur’an-ı Kerim’in Allahu Teâlâ’nın sözü olduğunu, kimsenin ona zarar veremeyeceğini ve Kur’an’ın Allah tarafından korunduğunu söyleyerek bitirmek istiyorum. Ancak Kur’an-ı Kerim nüshası yakanlar, sadece ellerine geçen bir nüshayı yakarlar. Onları koruyan anayasalar oldukça, onları bu suçu işlemekten alıkoymak mümkün değil. Ancak biz Müslümanlar, bu menfur suç karşısında öfkemizi güçlü bir şekilde ifade etmeli ve en büyük nefret suçlarından biri olarak sınıflandırdığımız bu nefret dolu hakarete karşı derin öfkemizi barışçıl bir şekilde ifade etmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

Fotoğraf Altı: İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)

-Bu eylemlerin faillerine yasal izin veren ülkelerin üzerine düşen sorumluluklar olduğunu düşünüyor musunuz?

Dünya barışına karşı sorumluluk hisseden bir ülke, inşa etmek yerine yok eden, aşırılık ve radikalizmin önünü açan bu tür suç eylemlerine göz yumamaz.

Ne yazık ki, bazı ülkeler provokatörler ve dini ve fikri çekişmeler için bir sığınak haline geldi. Bu tür eylemlerin tehlikeli sonuçlarından muaf olduğunu düşünen herkese ‘tarihin öğütlerine kulak verme’ çağrısında bulunuyoruz.

Bunun özellikle dini çeşitliliğe sahip toplumların dokusuna yönelik tehlike büyük olduğundan, tüm ülkeleri şiddeti, ayrımcılığı ve düşmanlığı körükleyebilecek nefret söylemini yasaklamaya ve ‘suç haline getirmeye’ davet etmek için bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca medeni olduklarını iddia edenlerin, anayasal sistemlerinde insanlık iddiasında bulunanların, halkının değerlerini, evet halkıyla birlikte, bilinçli bir şekilde gözden geçirmesi gerekir. Şüphesiz ki bu suç uygulamalarını reddediyor ve bunun kanıtı da duyduğumuz tepkilerdir.

Bu bağlamda, Dünya İslam Birliği olarak Suudi Arabistan Krallığı'nın Kur'an-ı Kerim nüshalarının yakılması olayıyla ilgili güçlü ve onurlu İslami tutumunu takdir ediyoruz.

Fotoğraf Altı: İsa, ayrımcılığı ve düşmanlığı kışkırtabilecek nefret söyleminin yasaklanması ve suç sayılması çağrısında bulundu. (Şarku'l Avsat)
İsa, ayrımcılığı ve düşmanlığı kışkırtabilecek nefret söyleminin yasaklanması ve suç sayılması çağrısında bulundu. (Şarku'l Avsat)

-Peki, bu ülkelerin liderlerinin resmi açıklamalarda bulunarak Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerini reddettiklerini, ancak anayasalarının ifade özgürlüğünü koruduğunu söylemeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Söylediklerine göre ‘anayasanın izin verdiği’ bir şey nasıl reddedilir? Hiç kimse anayasasının maddelerinin izin verdiği şeyleri ihlal edemez. Bu bir çelişkidir. Özetle bu, en azından o suçluların kullanabilecekleri bir anayasal boşluktan başka bir şey değildir.

Anayasanın, halkın kendi hükümlerini en yüksek kanun olarak kabul etme iradesini ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. İnsanlar nasıl anayasal hükümleri geçirebilir ve sonra hükümetleri aracılığıyla bunların uygulanma biçimlerini kınayabilir? Bu boşluğu gidermek için anayasa o halklara sunulmalı.

Fakat ben anayasanın ifade özgürlüğü kisvesi altında bu suç eylemini koruduğunu, o zaman ikinci durumda bu eylemi kınadığımı ve kabul etmediğimi söylüyorum. Oysa Anayasa tarafından izin verilen konulardaki ifade özgürlüğü, insanların onurunu veya özellikle dini kutsallarını ilgilendirmeyen konulardadır. Bu kutsalların ihlali, dinler ve kültürler arasında çatışma riskinin en büyük tetikleyicisidir, hatta şiddet ve terördür.

Anayasa bu denli ciddi konularda ifade özgürlüğüne izin veriyorsa, uluslar ve halklar arasındaki çatışmayı körüklemeye katkıda bulunuyor demektir. Sonuç olarak, dünya barışını ve ulusal toplumlarının uyumunu yok eden için bir bombaya dönüşecektir. Adı mutlak özgürlük olan kayıtsız ve şartsız kaotik bir dalgalanma ilkesine dayanacaktır.

Özetle; Kur'an-ı Kerim yakma suçuyla ilgili yaşananlar, ancak ya anayasanın ifade özgürlüğü kavramına yönelik hükümlerinde bir aşırılık ya da uygulamasında bir aşırılık olarak yorumlanabilir.

Fotoğraf Altı:  İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu önünde düzenlenen protestoda elinde Kuran-ı Kerim tutan bir kadın (AP)
İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu önünde düzenlenen protestoda elinde Kuran-ı Kerim tutan bir kadın (AP)

-Bu olayların tekrarı ve mübarek Kurban Bayramı gibi İslami günlere denk gelmesi, dünyanın önemli bir bölümünde nefret seviyesinin arttığına işaret ediyor mu?

Evet maalesef bu doğru ama bazı ülkelerde anlattığımız detaylardan dolayı diğerlerine göre daha fazla gözlemleniyor.

-Peki sorumluluk kimin?

Sorumluluk, insan haklarını koruduğunu iddia edenlere, insan kardeşliğini savunanlara, milletler ve halklar arasındaki dostluğu ve iş birliğini savunanlara aittir.

Soru şu ki, son derece saldırgan, kışkırtıcı ve tehlikeli alanlarda onlarla çelişen şeyleri gördüğümüzde, insani mesajlarıyla bu çağrılara nasıl inanacağız? Bütün bunlar ifade özgürlüğü şemsiyesi altında ama başka bir deyişle, “Biz bu değerlere sahip çıkıyoruz ama bizim anayasalarımız bu değerlere ters düşecek şekilde kullanabilir” diyebilirler.

Daha açık bir ifadeyle söylüyorum: Uygar anayasalar hükümlerinde, yorumlarında ve uygulamalarında milletler ve halklar arasında dostluğu çağrıştıran insani ilkelerin teşvik edilmesini ister, aksini değil. Nefreti körükleyen, medeni çatışmalara zemin hazırlayan, özgürlüklerin iyi anlamını çarpıtan anayasalar, ‘geri kalmış’ anayasalardır.

Fotoğraf Altı: Kopenhag'da bir Kuran nüshasının yakılmasını kınayan bir gösteri sırasında bir Müslüman elinde Kur’an-ı Kerim tutuyor (EPA)
Kopenhag'da bir Kuran nüshasının yakılmasını kınayan bir gösteri sırasında bir Müslüman elinde Kur’an-ı Kerim tutuyor (EPA)

-Bu olayları ‘İslamofobi’ olarak adlandırılan olaylardan ayırmak mümkün mü?

Elbette ki hayır, birbirlerini besliyorlar ve biz de dünyanın dört bir yanındaki siyasi ve dini liderlerle yaptığımız toplantılarda ‘İslamofobi’ tehlikesini hep vurguladık. Olumsuz sonuçlarını ve dünyadaki dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasındaki uluslararası ve karşılıklı ilişkiler üzerinde yansımaları olmasını bekliyoruz. Nefret yayıp, provokasyonlarda bulunan ve çatışmalar körükleyen herkes kaybeder.

İslam'a karşı ihlaller açısından tanık olduklarımız, İslamofobi savunucuları tarafından savunulan çatışma argümanlarının birincil pratik uygulamalarıdır. Aşırılık yanlılarının aptallıklarının, onu dünya barışını ve ulusal toplumlarının uyumunu hedef aldığı yangın sahnelerine dönüştürmesini bekleyen bir kıvılcımdır.

Üst düzey siyasi ve dini liderlerin bu endişelere gerçek katılımını gördük. Dünya bu yıl ilk kez Uluslararası İslamofobi ile Mücadele Günü'nü kutladı. Bu, ‘hoşgörüsüzlük, şiddetle hedef gösterme ve ayrımcılıkla’ Müslümanları hedef tahtasına koyan bu olguya ışık tutmak için çok önemli bir adım. İnsani değer tanımayan, karanlık, nefret dolu kara vicdanlar taşıyan, barbarca bir proje içinde yaklaşık 2 milyar Müslüman’ı sadece Müslüman oldukları için rencide eden bu saldırıya karşı barış ve uyum sağlama konusundaki ortaklarımız ve müttefiklerimizden daha fazla çaba göstermelerini bekliyoruz. Dünyamız tüm bilimlerde inanılmaz bir ilerleme kaydederken, ne yazık ki, değerler konusunda geriledi. Bu da bizi dünyamızın huzuruna ve toplumlarının uyumuna yönelik bir tehditle karşı karşıya bırakıyor. Kur’an-ı Kerim yakma örneği de bunun en büyük şahidi.

-Özellikle İslam ülkelerinde şiddetli tepkiler nasıl önlenebilir?

Bu eylemlere karşı koymak hepimizin görevidir. Bu eylemler, dünyanın barışını ve Kur’an-ı Kerim’i kutsal kabul eden, peygamberlerine saygı duyan ve Kuran'a veya diğer İslami kutsallara yapılan hakareti, Müslümanlara ve varlıklarına yönelik en kötü saldırılardan biri olarak gören iki milyar Müslümanın yaşadığı çeşitli ülkelerin halklarının ulusal bütünlüğünü tehdit ediyor.

Aşırılık yanlısı güçlerin bu suiistimallerle maksadı, Müslümanların duygularını kışkırtmak, öfkelerini körüklemek ve sorumsuzca tepkilere sevk etmektir. Karşı taraf, Müslümanlara karşı sindirme kampanyalarını tırmandırarak ve dinimizin hakikatini bilmeyenler nezdinde imajını istismar ederek ondan besleniyor.

Dolayısıyla âlimlere düşen görev, bu durumu Müslümanların geneline anlatmak ve onların aşırılık yanlılarının tuzaklarına düşmelerini ve sonra da iddialarını yerine getirmelerini engellemektir.

İlim müesseselerinin bu hadiseleri İslâmiyet'i tanıtma vesilesine çevirmeleri gerekiyor. Bazı kurumlar, bu konuda takdire şayan bir iş yaparak, Kur’an'ın İsveççe mealini yayınlayıp on binlerce kopyasını dağıttı. Bu, İsveç vatandaşlarının Kur'an-ı Azîmüşşan’ın değerleri ve mesajı hakkında bilgi edinmelerini sağladı.

-Bu olayların bir şekilde üstesinden gelerek dinler ve kültürler arasında ilişkilerin geliştirildiği şu süreçte, insanlar üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak mümkün müdür?

Hiç şüphe yok ki bu olayların etkisi çok büyük ve yarası bahsettiğim gibi yaklaşık iki milyar insanı temsil eden Müslümanların ruhlarında derin izler bıraktı.

Bu provokatif olaylar, diğer dinlere mensup gayrimüslimlerin dahi kalplerinde olumsuz bir tesir bırakıyor.

İslami adaletimizle fail ile onun ait olduğu din veya kültür arasında ayrım yaptığımızı belirtmek önemlidir. Burada, bu konuyu şart koşan Mekke-i Mükerreme Belgesi'nin, dinlerin ve felsefelerin, taraftarlarının ve iddia sahiplerinin tehlikeli eylemlerinin dışında olduğunu ve bu eylemlerin sadece sahiplerini bağladığını belirttiği maddelerinden birini hatırlatmak istiyorum. Belgede, ayrıca dini kanunların kökenlerinde, Yaratıcı'ya ibadet etmeye ve insan onurunun korunmasına çağrıda bulunduğu yer alıyordu.

Dolayısıyla din ehli, akil ve hikmet sahibi kişilerin müşterek işlerde işbirliği yapmaları, Cenab-ı Hakk'ın bu kışkırtma ve çirkin hareketlerin üstesinden gelmesine yardım etmesi ve herkesin toprağın yeniden inşası, ıslahı ve insanlığın hayır ve saadetine kavuşmasına katkı sağlamak için çalışması için yeterlidir.

Fotoğraf Altı:  Hafızlık kursunda elinde Kur’an-ı Kerim tutan bir kız (Reuters)
Hafızlık kursunda elinde Kur’an-ı Kerim tutan bir kız (Reuters)

-‘Suudi Arabistan'ın öncü rolü ve liderliğinden’ bahsettiniz. Suudi Arabistan'ın stratejik ağırlığı ve manevi duruşu bu olaylarla mücadeleyi nasıl etkileyebilir ve örneğin şiddet gibi olumsuz tarzdaki tepkileri nasıl engelleyebilir?

Allahu Teala Suudi Arabistan’ı Müslümanların kalbinde büyük bir yere sahip olmakla ödüllendirdi. Haremeyn-i Şerifeyn’e hizmet ve ziyaretçilerinin rahatını sağlamak için çalışmakla şereflendirdi. Allahu Teala, bu ülkeye çeşitli ağırlıklar bahşedip ona hak ettiği uluslararası önemi kazandırmıştır. Allah onu hamdolsun, İslami ve uluslararası sorumluluğunu sonuna kadar üstlenmiş, hikmetli ve akılcı bir liderle ödüllendirdi. Bunu bu güzel ülkenin evlatlarından olduğum için değil, canlı bir tanık, Suudi destanını ağır tarihsel belgeler ve dürüst bir şekilde anlatan biri olarak söylüyorum. Suudi Arabistan'ın bilhassa İslami meselelere yönelik adımları bizim akil yöneticilerimiz için bir önceliktir. Allah, Hadimu’l Haremeyn-i Şerifeyn ve Veliahdını mükâfatlandırsın ve muvaffakiyetlerini arttırsın.

Bu açıdan bakıldığında, Suudi Arabistan ümmetin meselelerine karşı İslami görevini büyük bir vicdanla, samimi bir şekilde çalışarak yerine getirdi. Suudi Arabistan bu suç olayları karşısında, bazıları hükümet kararlarını temsil eden ve diğerleri İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi Konferansı Başkanlığı bağlamında bu suça karşı sağlam bir şekilde durmaya yönelik İslami bir çağrıyı temsil eden güçlü ve birbirini takip eden kararlarla tepki gösterdi. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası ve uluslararası arenada bir dengesi ve ağırlığı var. Suudi Arabistan konuşursa tüm dünya dinler, Kur’an yakma suç eylemine karşı tutumu güçlü müdahale dengesinde hesaplanmış bir adımdır.

-Bu olayların tekrar yaşanmaması ve şiddete yönelik tepkilerin makul çerçevesinden sapmasını önleme için Rabıta’dan beklenen rol nedir?

Elhamdülillah. Dünya İslam Birliği, İslam dünyasının alimleri, düşünürleri ve gençleri adına Kur’an yakma suç eylemleri başta olmak üzere, nefret kavramları ve suçlarıyla yüzleşme görevini üstlenmiştir.

Daha ziyade, nefret kavramları ve dünya barışı ve uyumuna karşı işlenen suçlar ile özellikle de uluslar ve halklar arasında çatışmaya tahrik suçları tehlikesi konusunda ilk uyarıyı yapan Rabıta’dır. Birçok platform aracılığıyla, nefret söylemini hafife almanın veya korkunç sonuçlarını fark etmeden onu küçümsemenin tehlikeleri konusunda defalarca uyardık.

Gerçek bir Müslümanın, tabiyetini taşıdığı ülkenin vatandaşı olduğunu, yurdunu ve vatandaşlarını sevmesi, hatta ona milli kimliğini vererek, güvende tutan vatanı için fedakârlık yapması gerektiğini vurgulamaya özen gösterdik. Gerçek Müslüman anayasasına ve kanunlarına saygılıdır, kendini barış ve nezaketle ifade eder. Gerçek Müslüman bir arada barışçıl yaşamı her şekilde destekler.

Bizler Rabıta’da bu barbarca suçların, İsveç veya başka yerlerdeki Müslümanların, yalnızca dünyalara rahmet olarak gelen mesajlarının değerlerine olan inanç ve sebatlarını arttıracağının, vatanlarına sıkıca sarılacaklarının altını çiziyoruz. Bu uygulamaların, yapıldığı ülkelerin halklarının insani ve milli değerlerini yansıtmadığını, Müslümanlarla bir arada yaşama ve milli kardeşlik bağı paylaşan bu halkların büyük bir çoğunluğunun bu uygulamaları reddettiğini, şiddetle kınadıklarını İslam dünyasının da görmesine önem verdik.

- Dünya aşırılıkla ve silahlı terörle mücadele aşamalarını atlattıkça, bunu teşvik eden yeni olaylar ortaya çıkıyor. Bu olayların tekrarını önlemek için çözüm nedir? Dinler, kültürler ve mezhepler arasındaki ilişkiler ve aşırılık ve nefretle mücadele konularında uluslararası iş birliğinin düzeyini yeniden düşünmek gerekli midir?

Genel olarak bu tür olayların ve provokasyonların tamamen ortadan kaldırılması zor görünebilir. Ancak bunlarla yüzleşmenin, etkilerini sınırlamanın ve kabul edilebilirlik düzeyini düşürmenin yolları vardır. Bu tür olaylarla mücadele, hayati önemine rağmen sadece yasa koyucular ve uygulayıcı kurumlarla sınırlı kalmamalı, sorumluluk tüm sivil toplum kuruluşlarına düşmelidir. Herkesin bu provokasyonların önlenmesi ve bu tür eylemlerin üzerine gidilmesi için gerekli çerçeveleri oluşturması ve genel bir kınama olduğunda, çoğu durumda eylemler tekrar edilmeyecektir. Hiç şüphe yok ki hukuk en büyük caydırıcıdır. Çekişmeye ve medeniyet çatışmasına tahrik eden nefret suçlarını ağır suçlar olarak tasnif eden kanunlar olsaydı, bu trajediler baştan yaşanmazdı.

Unutmadan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun hoşgörü, sevgi ve ötekine saygı değerlerinin aşılanmasında ve insanın insanlık ve onurunun takdir edilmesinde- özellikle çocukluk evrelerinde- eğitimin ve ailenin önemine vurgu yapmak istiyorum.

Nefret suçlarının ele alınmasının, değerlerin ulusal vicdanda yerleşmesi ile başladığı, anayasal bilincin oluşmasından geçerek, nefretin tehlikelerini suç sayan yasalarla son bulduğu söylenebilir.



Suudi Arabistan: Haccın amacından sapmasına izin vermeyeceğiz

Korgeneral Muhammed el-Bassami, Hac güvenlik sisteminin görevlerini yerine getirmeye hazır olduğunu doğruladı (Fotoğraf: Beşir Salih)
Korgeneral Muhammed el-Bassami, Hac güvenlik sisteminin görevlerini yerine getirmeye hazır olduğunu doğruladı (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

Suudi Arabistan: Haccın amacından sapmasına izin vermeyeceğiz

Korgeneral Muhammed el-Bassami, Hac güvenlik sisteminin görevlerini yerine getirmeye hazır olduğunu doğruladı (Fotoğraf: Beşir Salih)
Korgeneral Muhammed el-Bassami, Hac güvenlik sisteminin görevlerini yerine getirmeye hazır olduğunu doğruladı (Fotoğraf: Beşir Salih)

Suudi Arabistan, hac sezonunun dini amaçlarının dışına çıkarılmasına yol açabilecek hiçbir uygulamaya izin verilmeyeceğini belirtti. Yetkililer, cuma ikindi saatlerine kadar yurt dışından gelen hacı sayısının bir buçuk milyonu aştığını açıkladı.

Mekke bölgesindeki Birleşik Güvenlik Operasyonları Merkezi’nde (911) düzenlenen Hac Güvenlik Güçleri Komutanlığı düzenlediği toplantının ardından basına açıklamalarda bulundu. Toplantıda bu yılki hac sezonuna ilişkin güvenlik, trafik ve organizasyon planları ile ilgili talimat ve rehberler ele alındı.

Suudi Arabistan Kamu Güvenliği Müdürü Muhammed el-Bassami, hac güvenlik sisteminin görevlerini yerine getirmeye tam anlamıyla hazır olduğunu söyledi.

Bassami, “Hedefimiz, hacının güvenli şekilde varış noktasına ulaşması, ibadetlerini yerine getirmesi ve ülkesine sağ salim dönmesidir” dedi.

dfbhyju
Cuma günü Mekke'de düzenlenen Hac güvenlik güçleri liderlerinin basın toplantısından bir kare (Fotoğraf: Beşir Salih)

Kalabalık yönetim planlarının; insan akışını düzenleme, yoğunluğu dağıtma ve güzergâhlar arasındaki kesişmeleri mümkün olduğunca azaltmaya odaklandığını belirten Bassami, teknolojinin sahadaki güvenlik personeliyle birlikte önemli bir rol oynadığını ifade etti.

Suudi yetkili ayrıca risk analizlerine göre farklı senaryolara hazırlık yapıldığını, tüm güvenlik kurumlarının hazırlık seviyesini test etmek amacıyla çok sayıda tatbikat ve saha uygulaması gerçekleştirildiğini söyledi.

Devlet Güvenlik Başkanlığı’na bağlı Özel Acil Durum Kuvvetleri Komutanı Muhammed el-Umari ise güvenlik planlarını “bütünleşik, önleyici ve esnek” olarak tanımladı. Umari, hacıların güvenliğini sağlamak amacıyla merkezi bölgede ve kutsal alanlarda güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını belirtti.

Sivil Savunma Müdürü Hamud el-Farac da hac sezonu için hazırlıkların ve koordinasyonun tamamlandığını söyledi. Farac, “Hacılara hizmet veren tüm kurumlara öz savunma konusunda eğitim verdik” dedi. Ayrıca gönüllü kadın ve erkeklerin, tüm görevlerde sivil savunma ekipleriyle birlikte çalıştığını ifade etti.

thy
Korgeneral Muhammed Al-Omari, Mekke'deki Hac güvenlik güçleri liderlerinin basın toplantısında konuşurken (Fotoğraf: Başir Salih)

Öte yandan Hac Pasaport Kuvvetleri Komutanı Salih el-Murabba, “Mekke Yolu Girişimi”nin yurt dışından gelen hacıların yüzde 30’unu kapsadığını söyledi.

Murabba, cuma ikindi saatlerine kadar Suudi Arabistan dışından gelen hacı sayısının 1 milyon 518 bin 153’e ulaştığını açıkladı.


Suudi Arabistan, hacıların hizmetine sunmak üzere yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını genişletiyor

(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
TT

Suudi Arabistan, hacıların hizmetine sunmak üzere yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını genişletiyor

(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)

Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA), hac sezonunda ülkenin öncülük ettiği dijital dönüşüm sürecini, operasyonel verimliliği artıran ve kamu kurumları arasındaki entegrasyonu güçlendiren bir dizi programla desteklediğini açıkladı. Kurum, dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olarak kabul edilen hac döneminde hacılara en hızlı ve en iyi hizmetin sunulmasını hedefliyor.

SDAIA tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, kutsal topraklarda 75 nokta ile güvenlik kontrol merkezleri ve denetim noktalarında bulunan 14 tesiste teknik sistemler ve dijital hizmetler devreye alındı ve destek sağlandı. Kurum ayrıca, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde ülkenin farklı bölgelerindeki hava, kara ve deniz giriş noktalarında hac operasyonlarına teknik destek sunduğunu, kutsal bölgelerde kullanılan dijital sistem ve platformların işletimini de yürüttüğünü bildirdi.

Mekke Yolu

SDAIA Sözcüsü Dr. Macid eş-Şehri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kurumun İçişleri Bakanlığı öncülüğünde ve çeşitli kamu kurumlarının iş birliğiyle yürütülen Mekke Yolu girişimine sekizinci yılında da desteğini sürdürdüğünü söyledi. Eş-Şehri, SDAIA’nın 10 ülkede ve 17 uluslararası noktada gelişmiş teknik hizmetler sunduğunu belirterek, girişim kapsamında kullanılan salonların veri ve yapay zekâ teknolojileri destekli en yeni dijital çözümlerle donatıldığını ifade etti. Bu çalışmaların, hacı adaylarının işlemlerini Suudi Arabistan’a ulaşmadan önce kendi ülkelerindeki havalimanlarında tamamlamalarını kolaylaştırdığı kaydedildi.

Taşınabilir cihaz

Eş-Şehri, kurumun bu yıl İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde, veri ve yapay zekâ teknolojileriyle desteklenen taşınabilir bir cihaz geliştirdiğini açıkladı. Eş-Şehri, söz konusu cihazın özellikle yaşlı hacılar ile engelli bireylerin işlemlerinin otomatik ve esnek şekilde tamamlanmasına imkân sağladığını, aynı zamanda seyahat belgeleri ve vizelerin yüksek doğruluk oranıyla doğrulanabildiğini belirtti. Bu sayede hacı adaylarının yolculuklarının ilk anından itibaren daha güvenli ve kolay bir deneyim yaşamasının hedeflendiğini ifade etti. Cihazın biyometrik verilerin alınması, yüz fotoğrafının çekilmesi ve pasaport bilgilerinin okunması işlemlerini her hacı için 40 saniyeyi aşmayan sürede gerçekleştirebildiğini kaydeden eş-Şehri, bu teknolojinin 1447 Hac sezonunda hizmet verimliliğini artırarak hacıların yolculuğunu kolaylaştıracağını söyledi.

sdvf
Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) Sözcüsü Dr. Macid eş-Şehri (Şarku’l Avsat)

SDAIA, İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde ülkenin farklı bölgelerindeki hava, kara ve deniz giriş noktalarında hac operasyonlarına teknik destek sağladı. Kurum ayrıca kutsal bölgelerdeki dijital sistem ve platformların işletimini yürütürken, güvenlik kontrol merkezleri ve denetim noktalarına da destek verdi. Eş-Şehri, bu çalışmaların ilgili kamu kurumları arasındaki teknik entegrasyonu güçlendirdiğini, böylece hac sezonunda işlemlerin hızlandırılması, hizmet sürekliliğinin sağlanması ve operasyonel verimliliğin artırılmasının hedeflendiğini söyledi.

SDAIA ayrıca, hava, kara ve deniz sınır kapılarındaki teknik altyapısını güçlendirmek amacıyla 24 saat esasına göre çalışan uzman ekipler görevlendirdi. Açıklamaya göre ekipler, temel ve yedek iletişim ağları ile teknik hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesini sağlayarak en yüksek operasyonel hazırlık seviyesini hedefliyor. Kurum, teknik hizmetlerini birçok kritik noktada sunduğunu belirtirken, bunlar arasında Cidde’deki Kral Abdulaziz Uluslararası Havalimanı, Medine’deki Prens Muhammed bin Abdulaziz Uluslararası Havalimanı, Taif Havalimanı, Cidde İslam Limanı, Rubülhali, Batha, Selva, Kral Fahd Köprüsü, Halet Ammar, NEOM Limanı, Cedide Arar, El-Hadise ve El-Vedia sınır kapılarının yer aldığı bildirildi.

Kutsal alanlardaki 75 nokta faaliyette

Eş-Şehri, kurumun çalışmalarının kutsal bölgelerde 75 nokta ile yaklaşık 14 güvenlik kontrol ve denetim merkezinin işletilmesi ve desteklenmesini kapsadığını söyledi. Eş-Şehri, bu kapsamda teknik sistem ve hizmetlerin sağlandığını, altyapı ile iletişim odalarının denetlendiğini, çalışma istasyonlarının hazırlanarak SDAIA ağına siber güvenlik standartlarına uygun şekilde bağlandığını ifade etti. Ayrıca önleyici bakım çalışmalarının yürütüldüğünü, teknik arıza bildirimlerinin anlık olarak değerlendirilip çözüme kavuşturulduğunu ve görevli personelin modern sistemler ile platformların kullanımı konusunda eğitildiğini belirtti. Mekke’de bulunan SMART MOC Akıllı Mekke Operasyon Merkezi’ne de değinen eş-Şehri, merkezin bu yılki hac sezonunda SDAIA faaliyetlerini destekleyen temel operasyonel ve teknik yapılardan biri olduğunu kaydetti. Merkez aracılığıyla kurumun denetimindeki dijital sistem ve platformların performansının 24 saat esasına göre izlendiğini aktaran eş-Şehri, müdahale süreleri ile hizmet sürekliliği göstergelerinin de sürekli takip edildiğini söyledi. Bu çalışmaların, veri akışının güvenliğini izleyen ve teknik sorunları ortaya çıkmadan önce tespit ederek çözüm üreten uzman Suudi ekipler tarafından yürütüldüğünü ifade eden eş-Şehri, böylece dijital hizmetlerin istikrarı ve güvenilirliğinin, operasyonel gereklilikler ve siber güvenlik standartları doğrultusunda sağlandığını dile getirdi.

fvfv
Tawakkalna uygulaması, Hac mevsimi boyunca hacılara eşlik ediyor. (SPA)

Güvenlik kameraları

SDAIA, İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde güvenlik izleme kameralarına yönelik akıllı bir dijital sistem geliştirdi. Eş-Şehri, Sevahir platformu kapsamında akıllı izleme kameraları için altyapı, güvenlik izleme odaları ve kutsal bölgeler ile bu bölgelere ulaşan güzergâhlarda hac sezonu boyunca saha takibi ve kalabalık yönetimini destekleyen operasyon platformlarının kurulduğunu söyledi. Eş-Şehri, sistemin veri analizi, hacı sevk süreçleri ve kalabalık davranışlarının takibini desteklediğini, yoğunluk ve kalabalık sayımında gelişmiş algoritmaların kullanıldığını belirtti. SDAIA tarafından İçişleri Bakanlığı ile ortaklaşa geliştirilen Baseer platformuna da değinen eş-Şehri, sistemin yapay zekâ teknolojileri, bilgisayarlı görü ve büyük dil modellerine dayalı gelişmiş teknik altyapıyla çalıştığını ifade etti. Platformun, 1447 Hac sezonunda Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’ye giriş yapan kalabalıkların izlenmesi, güvenliklerinin sağlanması ve hareket akışının düzenlenmesine katkı sunduğunu belirten eş-Şehri, sistemin güvenlik ve hizmet kurumlarının altyapılarıyla entegre şekilde çalıştığını kaydetti. Bu entegrasyon sayesinde saha yöneticilerine anlık ve hassas analizler sunulduğunu aktaran eş-Şehri, platformun karar alma süreçlerini desteklediğini ve hacıların güvenlik seviyesinin artırılmasına katkı sağladığını söyledi.

fvrth
Suudi Arabistan, yapay zekâ teknolojileriyle Mekke’deki hacıların ulaşımını kolaylaştırmak için yoğun çaba gösteriyor. (SPA)

19 dil

Eş-Şehri, kapsamlı ulusal uygulama Tawakkalna’nın bu yılki hac yolculuğunda hacılara eşlik ettiğini belirterek, uygulama üzerinden sunulan entegre hizmet paketine 19 farklı dilde erişim sağlanabildiğini söyledi. Eş-Şehri, hacıların kolay adımlarla uygulamaya giriş yaparak ibadet yolculukları boyunca ihtiyaç duyabilecekleri çeşitli hizmetlere ulaşabildiğini ifade etti. Hayır faaliyetleriyle ilgili olarak ise eş-Şehri, ulusal hayır platformu İhsan’ın hacılara yönelik hizmet projelerine desteğini sürdürdüğünü belirtti. Platformun, hac organizasyonlarıyla bağlantılı girişimlere güvenilir destek fırsatları sunduğunu kaydeden eş-Şehri, kurban ibadetinin şer’i kurallara ve düzenli dijital mekanizmalara uygun şekilde elektronik ortamda yerine getirilmesine imkân tanındığını ifade etti.

dgfr
Kutsal mekanlardaki 75 noktada ve 14 güvenlik kontrol noktasında teknik hizmetler faaliyette. (SPA)

 


Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı: Hac sezonunun başarısı herkesin ortak sorumluluğu

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
TT

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı: Hac sezonunun başarısı herkesin ortak sorumluluğu

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, hac sezonunun başarısının tüm kurumlar ve hac işleri ofislerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, bu kurumları bir araya getiren unsurun ‘Allah’ın misafirlerine hizmet etme şerefi’ olduğunu söyledi. Er-Rabia, hacıların konforu ve güvenliğinin sağlanması ile ibadetlerini sorunsuz şekilde yerine getirebilmeleri için erken hazırlık ve disiplinli uygulamanın başarının en önemli unsurlarından biri olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, dün Cidde’de düzenlenen Büyük Hac Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen toplantıda yapıldı. İslam ülkeleri ile Müslüman toplulukların bulunduğu ülkelerden hac ofisi başkanlarının katıldığı toplantının, hac sezonuna yönelik hazırlık seviyesini artırmayı, koordinasyonu güçlendirmeyi ve dünya genelindeki heyetlerle sürekli iletişimi geliştirmeyi amaçladığı belirtildi.

Er-Rabia, Hac Hizmetleri Sistemi’nin, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman tarafından doğrudan desteklenip yakından takip edildiğini ifade etti. Bu desteğin, hacılara hizmet için insan kaynağı, teknoloji ve organizasyonel imkânların seferber edilmesine katkı sağladığını kaydetti.

Er-Rabia ayrıca, hac ofisi başkanlarının iş birliği ve kurallara bağlılıklarından övgüyle söz ederek, geçen sezonun hemen ardından başlatılan erken hazırlık ve planlamanın, hac sisteminin hazırlık düzeyi ile hacılara sunulan hizmetlerin kalitesine olumlu yansıdığını dile getirdi.

vfrb
Çeşitli İslam ülkeleri ile Müslüman toplulukların bulunduğu ülkelerin hac işleri büro başkanlarının bir araya geldiği toplantıdan (SPA)

Dr. Tevfik er-Rabia, sahte hac kampanyalarıyla mücadelede ortak çalışmanın sürdürülmesinin önemine dikkat çekerek, izinsiz kişilerin hac heyetlerine ait çadır ve otellere girişine kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Er-Rabia, bu konuda kurallara uyulmasının hac ofisi başkanlarının sorumluluğunda olduğunu ve bunun hacıların güvenliği ile sunulan hizmetlerin düzenli şekilde yürütülmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

Mekke ile kutsal bölgelerde bu yıl yüksek sıcaklıkların görüldüğünü belirten er-Rabia, hacıların güvenliği için ek tedbirler alınması gerektiğini kaydetti. Hacıların özellikle Arafat’taki çadırlarda sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 saatleri arasında kalmalarının önemine işaret eden er-Rabia, bu saatlerde yürüyüş yapılmaması ve açık alanlardaki kalabalıklardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Kurallara uyulup uyulmadığının ise yoğun saha denetimleri ile güvenlik ve operasyon ekipleri tarafından takip edildiğini belirtti.

Er-Rabia ayrıca, yoğun saatlerde hacıların Mekke’deki konaklama alanlarına yakın camilerde namaz kılmalarının önem taşıdığını, aşırı sıcak, yorgunluk ve izdiham riskine karşı bu saatlerde Mescid-i Haram’a gitmemeleri gerektiğini söyledi. Hac şirketlerine, çadırlarda gerekli tüm ihtiyaçların sağlanması yönünde talimat verildiğini aktaran er-Rabia, buna dinlenme alanları, ses sistemleri ve Arafat Vakfesi hutbesinin yayınlanacağı ekranların da dahil olduğunu ifade etti.

Er-Rabia, onaylı ulaşım ve sevk planlarına bağlı kalınmasının hac sezonunun başarısında önemli rol oynadığını belirterek, kutsal bölgelerde rastgele toplu yürüyüşlerin hacıların güvenliği açısından doğrudan risk oluşturduğunu ve hareket akışını olumsuz etkilediğini söyledi. Özellikle hacıların Arafat’tan Müzdelife’ye yürüyerek geçiş yapmalarının ciddi yoğunluğa neden olabileceği uyarısında bulundu.

vfdv
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, erken hazırlık ve sistemli planlamanın Hac sisteminin hazırlık durumuna ve hacılara sunulan hizmetlerin kalitesine yansıdığını vurguladı. (SPA)

Bakan er-Rabia, şeytan taşlama sırasında uygulanan sevk programları ile Arafat’tan Müzdelife’ye geçiş saatlerine tam uyulmasının önemine dikkat çekerek, bunun hacıların güvenliği ve kutsal bölgelerdeki hareket akışının düzenli şekilde sürdürülmesi açısından doğrudan etkili olduğunu söyledi.

Er-Rabia ayrıca, lisanslı sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla tam iş birliği yapılmasının ve sağlık talimatlarına uyulmasının önemini vurguladı. Yaşlı hacılar ile kronik hastalığı bulunanların yakından takip edilmesi gerektiğini kaydeden er-Rabia, ilaç temini, sıcak çarpmasına karşı korunma ve bulaşıcı hastalıklara yönelik önlemlerin eksiksiz uygulanmasının önem taşıdığını belirtti. Gerektiğinde dini ruhsatlardan yararlanılmasının da hacıların ibadetlerini güven içinde yerine getirmelerine katkı sağlayacağını söyledi.

Er-Rabia, akıllı telefonu bulunan tüm hacıların Nusuk uygulamasını indirip aktif hale getirmelerinin önemine işaret ederek, uygulamanın 11’den fazla dilde 100’ü aşkın hizmet sunduğunu ifade etti. Bugün dünya genelinde 51 milyondan fazla kullanıcının uygulamayı kullandığını belirten er-Rabia, bunun hacıların yolculuğunu kolaylaştırdığını ve hizmetlere erişimi düzenlediğini dile getirdi.

Er-Rabia, sezon boyunca ortaya çıkabilecek her türlü sorun ve aksaklığı gidermeye hazır olduklarını belirterek, çok dilli destek sağlayan 1966 numaralı çağrı hattının hacılar arasında daha geniş şekilde tanıtılması çağrısında bulundu. Hattın, hacıların yardım talebinde bulunmalarını ve hizmetlerden kolaylıkla yararlanmalarını sağladığını kaydetti.

Toplantıda ayrıca bu yılki hac sezonuna yönelik hazırlıklar ele alınırken, hacılara sunulan organizasyonel ve operasyonel hizmetler ile çeşitli girişimler gözden geçirildi. Taraflar, hac heyetleriyle koordinasyon ve entegrasyonun güçlendirilmesi yollarını da değerlendirerek, hacılara sunulan hizmetlerin geliştirilmesini görüştü.

rgth
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün düzenlenen Hac Döneminde Sağlık ve Güvenlik Forumu’nun açılışında bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

Er-Rabia: Bu yılki hac sezonu sona ermeden bir sonraki hac sezonu için planlama yapıyoruz

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı dün düzenlenen Hac Döneminde Sağlık ve Güvenlik Forumu kapsamındaki panelde yaptığı konuşmada, hac sezonuna yönelik hazırlıkların mevcut sezon sona ermeden önce başlatıldığını söyledi. Er-Rabia, devlet kurumları, hacı işleri ofisleri ve hac şirketlerinin katılımıyla yürütülen entegre çalışma sistemi sayesinde hacılara sunulan hizmetlerin geliştirilmesi ve operasyonel hazırlık kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini belirtti.

Bir sonraki hac sezonuna ilişkin hazırlıkların Zilhicce ayının 12’nci gününden itibaren başladığını ifade eden er-Rabia, hac hizmeti sunan ofis ve şirketlerin yöneticileriyle toplantılar gerçekleştirildiğini, mevcut sezon tamamlanmadan gelecek sezona ilişkin kapsamlı yol haritasının oluşturulduğunu kaydetti.

Er-Rabia, bakanlığın geçen sezondan itibaren 78 ülkeyle koordinasyon içinde belirli takvimlere dayalı ayrıntılı bir plan uygulamaya başladığını belirterek, bu kapsamda kutsal bölgelerdeki operasyonel süreçler, Mekke ve Medine’deki konaklama hizmetleri, ulaşım, iaşe ve havayolu hizmetlerinin yakından takip edildiğini söyledi. Ayrıca hac ofisleriyle düzenli çevrim içi toplantılar yapılarak hazırlık düzeyinin ve uygulama süreçlerinin izlendiğini ifade etti.

Er-Rabia, Hac ve Umre Ziyaretçilerine Hizmet Programı bünyesindeki Hac Projeleri Yönetim Ofisi’nin, 60’tan fazla devlet kurumundan yaklaşık 600 operasyon planını teslim aldığını ve bu planların uyumlu şekilde entegre edilmesi için çalıştığını belirtti. Bu sayede kurumlar arasında çakışmaların önüne geçildiğini ve en üst düzey hazırlık ile koordinasyonun sağlandığını dile getirdi.

Er-Rabia, hac sisteminde kaydedilen gelişmelerin Suudi Arabistan yönetiminin talimatları ve Yüksek Hac Komitesi’nin takibi doğrultusunda gerçekleşen önemli bir dönüşümü temsil ettiğini söyledi. Tüm kurumların bugün ortak bir hedef doğrultusunda çalıştığını ifade eden er-Rabia, amaçlarının hacılara en iyi hizmeti sunmak ve ibadetlerini güven ve huzur içinde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.

Farklı kurumlar arasındaki entegrasyonun hac organizasyonunun gelişimine ve operasyonel verimliliğin artırılmasına katkı sağladığını belirten er-Rabia, bunun aynı zamanda Vizyon 2030 hedefleriyle uyumlu olduğunu ve ülkenin hacılara hizmet konusundaki öncü konumunu güçlendirdiğini ifade etti.