Rabıta Genel Sekreteri Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a konuştu: Nefreti körükleyenler ‘geri kalmış anayasalardır’

Rabıta Genel Sekreteri, ifade özgürlüğünün ilke ve değerlerle çerçevelenmesi gerektiğini söyledi.

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
TT

Rabıta Genel Sekreteri Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a konuştu: Nefreti körükleyenler ‘geri kalmış anayasalardır’

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)

İsveç ve Danimarka'da Kur'an-ı Kerim yakma olayları, güvenlik kaosu başta olmak üzere olumsuz etkilere neden olan gayri resmi tepkilere yol açtı. Batı medyası tarafından izlenen diğer ülkelerde de aynısını yapma çağrıları doğrultusunda, özellikle bazı Batı ülkelerinde ‘Kur'an-ı Kerim yakma’ olgusu durdurulmazsa, önümüzdeki dönemde bu tepkilerin artması muhtemel görünüyor.

Bazılarının geciktiğini düşündüğü bir yanıtla İsveç Göçmen İdaresi cumartesi günü, Stockholm'de son zamanlarda birkaç kez Kuran'a hakaret eden Iraklı bir mültecinin ikamet izin başvurusunu yeniden gözden geçirdi. Bu, İsveç ve Danimarka'da Kuran nüshalarının da yakılması olayları ile aynı zamana denk geldi. Danimarka, İsveç'e benzer bir açıklama yaparak bu olayları kınadı, ancak ‘ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünün korunması gerekliliğine’ de dikkat çekti.

Dünya İslam Birliği (Rabıta) liderliğindeki İslami kuruluşların, çeşitli uluslararası ve bölgesel düzeylerde nefrete karşı ılımlılık değerlerini teşvik etme çabalarına birçok kişi tanık oluyor. Dünya İslam Birliği (Rabıta) Genel Sekreteri Şeyh Muhammed el- İsa bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun geçtiğimiz çarşamba günü dinler ve kültürler arasında diyalog, hoşgörü ve şiddete karşı nefret söyleminin ele alınmasıyla ilgili kararı kabul etmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rabıta’nın her zaman ‘radikalizm ve şiddetin en tehlikeli kolları’ olarak ‘dini nefretin fitilini ateşlemeye’ karşı uyarıda bulunduğunu vurguladı.

Dr. İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği özel röportajda, fail ile mensup olduğu din veya kültür arasındaki farkı vurguladı. İfade özgürlüğünün ilke ve değerlerle çerçevelenmesi gerektiğine, özellikle de düşmanlıkları ateşlemek ve nefreti yaymak için kullanılabilecek kaotik özgürlüklere işaret eden Dr. İsa’nın verdiği röportajın tam metni aşağıdaki gibidir:

-İsveç ve Danimarka'da Kur'an-ı Kerim nüshalarının yakılması da dahil olmak üzere art arda gelen olayları nasıl tanımlarsınız?

Kısacası, Kur'an-ı Kerim yakma suçu, bir yandan nefretten kaynaklanan tahrik edici bir eylemdir. Öte yandan, akılsızca tepki aksi yönde bahse konu bazı gündemlerden kaynaklanmaktadır. Elbette bu bahis, nihayetinde İslam'ı ve Müslümanları devirmeyi hedeflemektedir. Ancak bu kötü niyetli beyinlerin kendilerine ait ahlaki ve insani bir sözlüğü yoktur. Başkalarının onuruna, hele müminler olarak bizler için en değerli olan şeylere yani dini kutsallarımıza saygıyı bilmezler.

Bu suçlular bu şekilde yetiştirilmiş olabilir, kendilerini bu şekilde yetiştirmiş olabilirler veya gizli bir kötü niyete sahip taraflar onları bu suça azmettirmiş olabilir, her ne olursa olsun asıl mesele onlara verilen resmi izindir.

İfade özgürlüğü, ilke ve değerlerle çerçevelenmelidir. Bu kaotik özgürlükler düşmanlıkları ateşlemek ve nefreti yaymak için özellikle de çatışma ve medeniyetler arası çatışma ateşini tutuşturmak için kullanılabilirken, bazı ülkeler, özgürlüklerin (mutlak) korunmasından nasıl gurur duyabiliyor?

Günümüz dünyası milletler ve halklar arasında köprüler kurmanın önemini haykırırken, resmi kalkanlarla korunan Kur’an yakma suçu işleniyor ve onlara “Kin ve nefreti körüklemeye hakkınız var. Çatışmaları ateşlemek için provoke etme hakkına sahipsiniz. Tüm bunları yaparken de benim korumam altında güvendesiniz” deniliyor. Özgürlük ilkesi kayıtsız ve şartsız olmamalı.

O suçluların Kur'an-ı Kerim yakmasına izin verenler için bile kırmızı çizgiler vardır. Özgürlüğün geçmemesi gereken kırmızı çizgiler vardır. Ancak dini mukaddesler, (özellikle İslami mukaddesler) söz konusu olunca bunlar ortadan kalkıyor. Dini mukaddeslere saygı, ulusal çeşitliliğe sahip toplumların uyumunun, hatta dünya barışının önemli bir ayağıdır.

Dünyamızın barış içinde yaşaması için insanların birbirine saygı duyması gerekir. İhtilaflı konularda anlaşmazlık olur ve bu normaldir. Ancak saygı başka bir şeydir. Saygı, haysiyetle ilgilidir ve bir mü’minin sahip olduğu en değerli şey onuru ve dini kimliğidir.

İnançlı insanlar birçok dini konuda farklılık gösterebilir, kat’i İslâmî meseleler dışında icmâ edilmesi zor bir durum. Ancak bu, icmâ edilen konulardan biridir. Dolayısıyla bugün İslam ümmeti, Kur’an-ı Kerim yakma suçunun ardından bu suçun ümmet onuru ve dini mukaddeslerine zarar verdiği konusunda görüş birliği içindedir. Çeşitli mezhepleri, akımları ve gruplarıyla tek ses halinde konuşuyor.

Tarihsel çatışmaların çoğunun dini arka planı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu nedenle “Din büyük, hassas ve tehlikeli bir meseledir” diyoruz. Dolayısıyla dini mukaddeslere oldukça dikkat ve ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor. Dikkatli bir incelemeyle günümüz dünyasındaki en tehlikeli çatışmalarını kökeninde dini sebeple olduğunu görebilirsiniz. Örneğin;

Avrupa'da Otuz Yıl Savaşları dinsel bir çatışmayla başladı.

(İslam dünyasının doğusuna gerçekleştirilen) Haçlı Seferleri dini bir slogan taşıyordu.

Azınlıklara yönelik zulüm (tüm dünyada ve insanlık tarihi boyunca), bunlar çoğunlukla nefret dolu ve dışlayıcı dini nedenlerle yapılan zulümlerdir. Ancak bu zulmü yapanlar tarihe dikkatle kulak verirlerse, sonunda kaybedecek tarafın kendileri olduğunu görürler. Savaşın yanı sıra itibarlarını da sonsuza dek kaybedecekler. Zulmün utancı, onura hakaret ve provokatif uygulamalar peşlerini bırakmayacak.

Bazı seçimlerde özellikle (seküler ülkelerdeki) aşırı sağcılar, elbette ki kampanyalarını desteklemek için dini konular üzerine eğiliyor. Sonra bundan doğan komplikasyonlara, özellikle de dini kimlikle ilgili kışkırtmalarla ulusal bütünlüğün istikrarının kaybedilişine tanık oluyoruz.

Bu konudaki sözlerimi Kur’an-ı Kerim’in Allahu Teâlâ’nın sözü olduğunu, kimsenin ona zarar veremeyeceğini ve Kur’an’ın Allah tarafından korunduğunu söyleyerek bitirmek istiyorum. Ancak Kur’an-ı Kerim nüshası yakanlar, sadece ellerine geçen bir nüshayı yakarlar. Onları koruyan anayasalar oldukça, onları bu suçu işlemekten alıkoymak mümkün değil. Ancak biz Müslümanlar, bu menfur suç karşısında öfkemizi güçlü bir şekilde ifade etmeli ve en büyük nefret suçlarından biri olarak sınıflandırdığımız bu nefret dolu hakarete karşı derin öfkemizi barışçıl bir şekilde ifade etmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

Fotoğraf Altı: İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)
İsa, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda özgürlükler ilkesinin kayıtsız şartsız olmaması gerektiğini vurguladı. (Şarku'l Avsat)

-Bu eylemlerin faillerine yasal izin veren ülkelerin üzerine düşen sorumluluklar olduğunu düşünüyor musunuz?

Dünya barışına karşı sorumluluk hisseden bir ülke, inşa etmek yerine yok eden, aşırılık ve radikalizmin önünü açan bu tür suç eylemlerine göz yumamaz.

Ne yazık ki, bazı ülkeler provokatörler ve dini ve fikri çekişmeler için bir sığınak haline geldi. Bu tür eylemlerin tehlikeli sonuçlarından muaf olduğunu düşünen herkese ‘tarihin öğütlerine kulak verme’ çağrısında bulunuyoruz.

Bunun özellikle dini çeşitliliğe sahip toplumların dokusuna yönelik tehlike büyük olduğundan, tüm ülkeleri şiddeti, ayrımcılığı ve düşmanlığı körükleyebilecek nefret söylemini yasaklamaya ve ‘suç haline getirmeye’ davet etmek için bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca medeni olduklarını iddia edenlerin, anayasal sistemlerinde insanlık iddiasında bulunanların, halkının değerlerini, evet halkıyla birlikte, bilinçli bir şekilde gözden geçirmesi gerekir. Şüphesiz ki bu suç uygulamalarını reddediyor ve bunun kanıtı da duyduğumuz tepkilerdir.

Bu bağlamda, Dünya İslam Birliği olarak Suudi Arabistan Krallığı'nın Kur'an-ı Kerim nüshalarının yakılması olayıyla ilgili güçlü ve onurlu İslami tutumunu takdir ediyoruz.

Fotoğraf Altı: İsa, ayrımcılığı ve düşmanlığı kışkırtabilecek nefret söyleminin yasaklanması ve suç sayılması çağrısında bulundu. (Şarku'l Avsat)
İsa, ayrımcılığı ve düşmanlığı kışkırtabilecek nefret söyleminin yasaklanması ve suç sayılması çağrısında bulundu. (Şarku'l Avsat)

-Peki, bu ülkelerin liderlerinin resmi açıklamalarda bulunarak Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerini reddettiklerini, ancak anayasalarının ifade özgürlüğünü koruduğunu söylemeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Söylediklerine göre ‘anayasanın izin verdiği’ bir şey nasıl reddedilir? Hiç kimse anayasasının maddelerinin izin verdiği şeyleri ihlal edemez. Bu bir çelişkidir. Özetle bu, en azından o suçluların kullanabilecekleri bir anayasal boşluktan başka bir şey değildir.

Anayasanın, halkın kendi hükümlerini en yüksek kanun olarak kabul etme iradesini ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. İnsanlar nasıl anayasal hükümleri geçirebilir ve sonra hükümetleri aracılığıyla bunların uygulanma biçimlerini kınayabilir? Bu boşluğu gidermek için anayasa o halklara sunulmalı.

Fakat ben anayasanın ifade özgürlüğü kisvesi altında bu suç eylemini koruduğunu, o zaman ikinci durumda bu eylemi kınadığımı ve kabul etmediğimi söylüyorum. Oysa Anayasa tarafından izin verilen konulardaki ifade özgürlüğü, insanların onurunu veya özellikle dini kutsallarını ilgilendirmeyen konulardadır. Bu kutsalların ihlali, dinler ve kültürler arasında çatışma riskinin en büyük tetikleyicisidir, hatta şiddet ve terördür.

Anayasa bu denli ciddi konularda ifade özgürlüğüne izin veriyorsa, uluslar ve halklar arasındaki çatışmayı körüklemeye katkıda bulunuyor demektir. Sonuç olarak, dünya barışını ve ulusal toplumlarının uyumunu yok eden için bir bombaya dönüşecektir. Adı mutlak özgürlük olan kayıtsız ve şartsız kaotik bir dalgalanma ilkesine dayanacaktır.

Özetle; Kur'an-ı Kerim yakma suçuyla ilgili yaşananlar, ancak ya anayasanın ifade özgürlüğü kavramına yönelik hükümlerinde bir aşırılık ya da uygulamasında bir aşırılık olarak yorumlanabilir.

Fotoğraf Altı:  İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu önünde düzenlenen protestoda elinde Kuran-ı Kerim tutan bir kadın (AP)
İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu önünde düzenlenen protestoda elinde Kuran-ı Kerim tutan bir kadın (AP)

-Bu olayların tekrarı ve mübarek Kurban Bayramı gibi İslami günlere denk gelmesi, dünyanın önemli bir bölümünde nefret seviyesinin arttığına işaret ediyor mu?

Evet maalesef bu doğru ama bazı ülkelerde anlattığımız detaylardan dolayı diğerlerine göre daha fazla gözlemleniyor.

-Peki sorumluluk kimin?

Sorumluluk, insan haklarını koruduğunu iddia edenlere, insan kardeşliğini savunanlara, milletler ve halklar arasındaki dostluğu ve iş birliğini savunanlara aittir.

Soru şu ki, son derece saldırgan, kışkırtıcı ve tehlikeli alanlarda onlarla çelişen şeyleri gördüğümüzde, insani mesajlarıyla bu çağrılara nasıl inanacağız? Bütün bunlar ifade özgürlüğü şemsiyesi altında ama başka bir deyişle, “Biz bu değerlere sahip çıkıyoruz ama bizim anayasalarımız bu değerlere ters düşecek şekilde kullanabilir” diyebilirler.

Daha açık bir ifadeyle söylüyorum: Uygar anayasalar hükümlerinde, yorumlarında ve uygulamalarında milletler ve halklar arasında dostluğu çağrıştıran insani ilkelerin teşvik edilmesini ister, aksini değil. Nefreti körükleyen, medeni çatışmalara zemin hazırlayan, özgürlüklerin iyi anlamını çarpıtan anayasalar, ‘geri kalmış’ anayasalardır.

Fotoğraf Altı: Kopenhag'da bir Kuran nüshasının yakılmasını kınayan bir gösteri sırasında bir Müslüman elinde Kur’an-ı Kerim tutuyor (EPA)
Kopenhag'da bir Kuran nüshasının yakılmasını kınayan bir gösteri sırasında bir Müslüman elinde Kur’an-ı Kerim tutuyor (EPA)

-Bu olayları ‘İslamofobi’ olarak adlandırılan olaylardan ayırmak mümkün mü?

Elbette ki hayır, birbirlerini besliyorlar ve biz de dünyanın dört bir yanındaki siyasi ve dini liderlerle yaptığımız toplantılarda ‘İslamofobi’ tehlikesini hep vurguladık. Olumsuz sonuçlarını ve dünyadaki dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasındaki uluslararası ve karşılıklı ilişkiler üzerinde yansımaları olmasını bekliyoruz. Nefret yayıp, provokasyonlarda bulunan ve çatışmalar körükleyen herkes kaybeder.

İslam'a karşı ihlaller açısından tanık olduklarımız, İslamofobi savunucuları tarafından savunulan çatışma argümanlarının birincil pratik uygulamalarıdır. Aşırılık yanlılarının aptallıklarının, onu dünya barışını ve ulusal toplumlarının uyumunu hedef aldığı yangın sahnelerine dönüştürmesini bekleyen bir kıvılcımdır.

Üst düzey siyasi ve dini liderlerin bu endişelere gerçek katılımını gördük. Dünya bu yıl ilk kez Uluslararası İslamofobi ile Mücadele Günü'nü kutladı. Bu, ‘hoşgörüsüzlük, şiddetle hedef gösterme ve ayrımcılıkla’ Müslümanları hedef tahtasına koyan bu olguya ışık tutmak için çok önemli bir adım. İnsani değer tanımayan, karanlık, nefret dolu kara vicdanlar taşıyan, barbarca bir proje içinde yaklaşık 2 milyar Müslüman’ı sadece Müslüman oldukları için rencide eden bu saldırıya karşı barış ve uyum sağlama konusundaki ortaklarımız ve müttefiklerimizden daha fazla çaba göstermelerini bekliyoruz. Dünyamız tüm bilimlerde inanılmaz bir ilerleme kaydederken, ne yazık ki, değerler konusunda geriledi. Bu da bizi dünyamızın huzuruna ve toplumlarının uyumuna yönelik bir tehditle karşı karşıya bırakıyor. Kur’an-ı Kerim yakma örneği de bunun en büyük şahidi.

-Özellikle İslam ülkelerinde şiddetli tepkiler nasıl önlenebilir?

Bu eylemlere karşı koymak hepimizin görevidir. Bu eylemler, dünyanın barışını ve Kur’an-ı Kerim’i kutsal kabul eden, peygamberlerine saygı duyan ve Kuran'a veya diğer İslami kutsallara yapılan hakareti, Müslümanlara ve varlıklarına yönelik en kötü saldırılardan biri olarak gören iki milyar Müslümanın yaşadığı çeşitli ülkelerin halklarının ulusal bütünlüğünü tehdit ediyor.

Aşırılık yanlısı güçlerin bu suiistimallerle maksadı, Müslümanların duygularını kışkırtmak, öfkelerini körüklemek ve sorumsuzca tepkilere sevk etmektir. Karşı taraf, Müslümanlara karşı sindirme kampanyalarını tırmandırarak ve dinimizin hakikatini bilmeyenler nezdinde imajını istismar ederek ondan besleniyor.

Dolayısıyla âlimlere düşen görev, bu durumu Müslümanların geneline anlatmak ve onların aşırılık yanlılarının tuzaklarına düşmelerini ve sonra da iddialarını yerine getirmelerini engellemektir.

İlim müesseselerinin bu hadiseleri İslâmiyet'i tanıtma vesilesine çevirmeleri gerekiyor. Bazı kurumlar, bu konuda takdire şayan bir iş yaparak, Kur’an'ın İsveççe mealini yayınlayıp on binlerce kopyasını dağıttı. Bu, İsveç vatandaşlarının Kur'an-ı Azîmüşşan’ın değerleri ve mesajı hakkında bilgi edinmelerini sağladı.

-Bu olayların bir şekilde üstesinden gelerek dinler ve kültürler arasında ilişkilerin geliştirildiği şu süreçte, insanlar üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak mümkün müdür?

Hiç şüphe yok ki bu olayların etkisi çok büyük ve yarası bahsettiğim gibi yaklaşık iki milyar insanı temsil eden Müslümanların ruhlarında derin izler bıraktı.

Bu provokatif olaylar, diğer dinlere mensup gayrimüslimlerin dahi kalplerinde olumsuz bir tesir bırakıyor.

İslami adaletimizle fail ile onun ait olduğu din veya kültür arasında ayrım yaptığımızı belirtmek önemlidir. Burada, bu konuyu şart koşan Mekke-i Mükerreme Belgesi'nin, dinlerin ve felsefelerin, taraftarlarının ve iddia sahiplerinin tehlikeli eylemlerinin dışında olduğunu ve bu eylemlerin sadece sahiplerini bağladığını belirttiği maddelerinden birini hatırlatmak istiyorum. Belgede, ayrıca dini kanunların kökenlerinde, Yaratıcı'ya ibadet etmeye ve insan onurunun korunmasına çağrıda bulunduğu yer alıyordu.

Dolayısıyla din ehli, akil ve hikmet sahibi kişilerin müşterek işlerde işbirliği yapmaları, Cenab-ı Hakk'ın bu kışkırtma ve çirkin hareketlerin üstesinden gelmesine yardım etmesi ve herkesin toprağın yeniden inşası, ıslahı ve insanlığın hayır ve saadetine kavuşmasına katkı sağlamak için çalışması için yeterlidir.

Fotoğraf Altı:  Hafızlık kursunda elinde Kur’an-ı Kerim tutan bir kız (Reuters)
Hafızlık kursunda elinde Kur’an-ı Kerim tutan bir kız (Reuters)

-‘Suudi Arabistan'ın öncü rolü ve liderliğinden’ bahsettiniz. Suudi Arabistan'ın stratejik ağırlığı ve manevi duruşu bu olaylarla mücadeleyi nasıl etkileyebilir ve örneğin şiddet gibi olumsuz tarzdaki tepkileri nasıl engelleyebilir?

Allahu Teala Suudi Arabistan’ı Müslümanların kalbinde büyük bir yere sahip olmakla ödüllendirdi. Haremeyn-i Şerifeyn’e hizmet ve ziyaretçilerinin rahatını sağlamak için çalışmakla şereflendirdi. Allahu Teala, bu ülkeye çeşitli ağırlıklar bahşedip ona hak ettiği uluslararası önemi kazandırmıştır. Allah onu hamdolsun, İslami ve uluslararası sorumluluğunu sonuna kadar üstlenmiş, hikmetli ve akılcı bir liderle ödüllendirdi. Bunu bu güzel ülkenin evlatlarından olduğum için değil, canlı bir tanık, Suudi destanını ağır tarihsel belgeler ve dürüst bir şekilde anlatan biri olarak söylüyorum. Suudi Arabistan'ın bilhassa İslami meselelere yönelik adımları bizim akil yöneticilerimiz için bir önceliktir. Allah, Hadimu’l Haremeyn-i Şerifeyn ve Veliahdını mükâfatlandırsın ve muvaffakiyetlerini arttırsın.

Bu açıdan bakıldığında, Suudi Arabistan ümmetin meselelerine karşı İslami görevini büyük bir vicdanla, samimi bir şekilde çalışarak yerine getirdi. Suudi Arabistan bu suç olayları karşısında, bazıları hükümet kararlarını temsil eden ve diğerleri İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi Konferansı Başkanlığı bağlamında bu suça karşı sağlam bir şekilde durmaya yönelik İslami bir çağrıyı temsil eden güçlü ve birbirini takip eden kararlarla tepki gösterdi. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası ve uluslararası arenada bir dengesi ve ağırlığı var. Suudi Arabistan konuşursa tüm dünya dinler, Kur’an yakma suç eylemine karşı tutumu güçlü müdahale dengesinde hesaplanmış bir adımdır.

-Bu olayların tekrar yaşanmaması ve şiddete yönelik tepkilerin makul çerçevesinden sapmasını önleme için Rabıta’dan beklenen rol nedir?

Elhamdülillah. Dünya İslam Birliği, İslam dünyasının alimleri, düşünürleri ve gençleri adına Kur’an yakma suç eylemleri başta olmak üzere, nefret kavramları ve suçlarıyla yüzleşme görevini üstlenmiştir.

Daha ziyade, nefret kavramları ve dünya barışı ve uyumuna karşı işlenen suçlar ile özellikle de uluslar ve halklar arasında çatışmaya tahrik suçları tehlikesi konusunda ilk uyarıyı yapan Rabıta’dır. Birçok platform aracılığıyla, nefret söylemini hafife almanın veya korkunç sonuçlarını fark etmeden onu küçümsemenin tehlikeleri konusunda defalarca uyardık.

Gerçek bir Müslümanın, tabiyetini taşıdığı ülkenin vatandaşı olduğunu, yurdunu ve vatandaşlarını sevmesi, hatta ona milli kimliğini vererek, güvende tutan vatanı için fedakârlık yapması gerektiğini vurgulamaya özen gösterdik. Gerçek Müslüman anayasasına ve kanunlarına saygılıdır, kendini barış ve nezaketle ifade eder. Gerçek Müslüman bir arada barışçıl yaşamı her şekilde destekler.

Bizler Rabıta’da bu barbarca suçların, İsveç veya başka yerlerdeki Müslümanların, yalnızca dünyalara rahmet olarak gelen mesajlarının değerlerine olan inanç ve sebatlarını arttıracağının, vatanlarına sıkıca sarılacaklarının altını çiziyoruz. Bu uygulamaların, yapıldığı ülkelerin halklarının insani ve milli değerlerini yansıtmadığını, Müslümanlarla bir arada yaşama ve milli kardeşlik bağı paylaşan bu halkların büyük bir çoğunluğunun bu uygulamaları reddettiğini, şiddetle kınadıklarını İslam dünyasının da görmesine önem verdik.

- Dünya aşırılıkla ve silahlı terörle mücadele aşamalarını atlattıkça, bunu teşvik eden yeni olaylar ortaya çıkıyor. Bu olayların tekrarını önlemek için çözüm nedir? Dinler, kültürler ve mezhepler arasındaki ilişkiler ve aşırılık ve nefretle mücadele konularında uluslararası iş birliğinin düzeyini yeniden düşünmek gerekli midir?

Genel olarak bu tür olayların ve provokasyonların tamamen ortadan kaldırılması zor görünebilir. Ancak bunlarla yüzleşmenin, etkilerini sınırlamanın ve kabul edilebilirlik düzeyini düşürmenin yolları vardır. Bu tür olaylarla mücadele, hayati önemine rağmen sadece yasa koyucular ve uygulayıcı kurumlarla sınırlı kalmamalı, sorumluluk tüm sivil toplum kuruluşlarına düşmelidir. Herkesin bu provokasyonların önlenmesi ve bu tür eylemlerin üzerine gidilmesi için gerekli çerçeveleri oluşturması ve genel bir kınama olduğunda, çoğu durumda eylemler tekrar edilmeyecektir. Hiç şüphe yok ki hukuk en büyük caydırıcıdır. Çekişmeye ve medeniyet çatışmasına tahrik eden nefret suçlarını ağır suçlar olarak tasnif eden kanunlar olsaydı, bu trajediler baştan yaşanmazdı.

Unutmadan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun hoşgörü, sevgi ve ötekine saygı değerlerinin aşılanmasında ve insanın insanlık ve onurunun takdir edilmesinde- özellikle çocukluk evrelerinde- eğitimin ve ailenin önemine vurgu yapmak istiyorum.

Nefret suçlarının ele alınmasının, değerlerin ulusal vicdanda yerleşmesi ile başladığı, anayasal bilincin oluşmasından geçerek, nefretin tehlikelerini suç sayan yasalarla son bulduğu söylenebilir.



Suudi hava savunma sistemleri, Riyad’a yönelik saldırı girişimini engelledi

Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
TT

Suudi hava savunma sistemleri, Riyad’a yönelik saldırı girişimini engelledi

Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)

Yemen’deki Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, dün yaptığı açıklamada, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husiler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füzenin önlendiğini ve imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi ise tesislerin güvenliğini ve operasyonel hazırlık durumunu doğrulamaya yönelik gerekli işlemlerin tamamlanması amacıyla Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda operasyonel faaliyetlerin askıya alınması kararını uzattı. Kararın, Husilerin daha önce düzenlediği; can kayıpları, yaralanmalar ve maddi hasara yol açan saldırının ardından alındığı belirtildi. Saldırının sonuçlarının giderilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan Başmüftüsü ve Âlimler Heyeti Başkanı Şeyh Abdülaziz Âl eş-Şeyh, Husilerin sivil tesisleri ve İslam’ın kutsal mekânlarını, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edenler de dâhil olmak üzere, hedef almasının en ağır suçlardan biri olduğunu vurguladı. Âl eş-Şeyh, “Tarih boyunca kutsal mekânları ve bu mekânları ziyaret edenleri hedef alma konusunda bu suçlu çetenin izlediği yolu izleyen hiç kimse olmadı ki sonu helak ve ağır bir akıbet olmasın” ifadelerini kullandı.

Riyad Bölgesi Valisi Prens Faysal bin Bender, Husilerin saldırısı sonucu yaralananları başkentteki hastanelerde ziyaret etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bin Bender ziyaret sırasında Suudi Arabistan yönetiminin selamlarını ve acil şifa dileklerini yaralılara ileten Prens Bender, yönetimin bütün imkânlarıyla yaralıların yanında olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri ise düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin hava saldırıları, füze tehditleri ve insansız hava araçlarına (İHA) karşı koyabilecek gelişmiş kapasitelere sahip olduğunu vurguladı. Ed-Duseri, Suudi Arabistan’ın ülkenin, vatandaşların ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğine öncelik verdiğini yineledi. Tehditlere karşı hazırlık seviyesinin yükseltilmesinin endişe duyulduğu anlamına gelmediğini belirten Bakan, bunun devletin farklı senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan, dünyanın 70’ten fazla ülkesinden 176 bakan, âlim, müftü, dernek, üniversite ve İslami kuruluş başkanı, Husilerin saldırılarını şiddetle kınadı. Yapılan açıklamada, masum insanların hayatlarını kasten tehlikeye atmanın ve siviller arasında korku yaratmanın, söz konusu milislerin insan hayatının dokunulmazlığını hiçe saydığını ortaya koyduğu belirtildi. Bu tür eylemlerin uluslararası hukuk ve teamüllerin ağır bir ihlali olduğu vurgulandı.


Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı: Haremeyn’i hedef almak terör eylemidir… Hayat normale döndü

Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
TT

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı: Haremeyn’i hedef almak terör eylemidir… Hayat normale döndü

Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri, Husilerin son saldırılarına rağmen ülkede hayatın normal şekilde sürdüğünü belirterek, alarm seviyesinin yükseltilmesinin endişeyi değil, devletin farklı senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu gösterdiğini söyledi. Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan ise Suudi Arabistan’a yönelik “saldırgan ve terörist saldırıları” kınayarak hayatını kaybedenler için rahmet diledi ve “Farklı sınırlarımızda görev yapan yiğit evlatlarımızın ve askerlerimizin yanındayız” mesajını verdi.

Ed-Duseri: Haremeyn’i ve umrecileri hedef almak terör eylemidir

Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri, dün Riyad’daki Kral Selman Parkı’nda düzenlenen hükümet basın toplantısında, Husilerin Suudi Arabistan’da sivilleri ve sivil tesisleri hedef alan saldırılarını kınadı. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen ed-Duseri, Husilerin “uluslararası hukuka ve ahlaki ilkelere hiçbir değer vermediğini” ifade etti.

Mekke ve Medine’nin yanı sıra Suudi Arabistan’daki havalimanlarında umrecilerin hedef alınmasının, “Husi milislerinin terörist davranışını” ortaya koyduğunu belirten ed-Duseri, ülke yönetiminin arkasında birlik içinde durduklarını, silahlı kuvvetlerle gurur duyduklarını ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini koruma, kaynaklarını muhafaza etme ve kalkınma sürecini sürdürme kapasitesine güvendiklerini vurguladı.

Bakan ayrıca kamuoyuna bilgileri resmî kaynaklardan takip etme çağrısında bulundu. Güvenlik ve askerî operasyonlarla ilgili fotoğraf, video ve bilgilerin kaynağı belirsiz veya güvenilir olmayan mecralardan paylaşılmaması gerektiğini belirtti.

Kral Selman’ın talimatları ve yeni ekonomik düzenlemeler

İç gündeme ilişkin değerlendirmelerde de bulunan ed-Duseri, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Şûra Meclisi’nde Kral adına yaptığı konuşmada, ülkenin gelişmesi ve vatandaşların yaşam kalitesinin yükseltilmesinin hükümet çalışmalarının temel hedefi olarak vurgulandığını söyledi.

Bakan, eğitim ve sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi, vatandaşların yetkinliklerinin geliştirilmesi, istihdam ve rekabet fırsatlarının artırılması ile konut sahibi olmayı kolaylaştıracak gayrimenkul reformlarının sürdürülmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Ed-Duseri, Kral Selman bin Abdülaziz’in Suudi Arabistan’da yasal statüye sahip olmadan bulunan bütün Yemen vatandaşlarının durumlarının düzeltilmesi yönünde talimat verdiğini de belirtti. Veliaht Prens’in ise kan bağışında bulunarak “Örnek Olmak ve Bağışlamak” sloganıyla 2026 Ulusal Kan Bağışı Kampanyası’nı başlattığını belirtti.

Bakan ayrıca Bakanlar Kurulu’nun küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik Ulusal Girişimcilik Stratejisi’ni ve rekabette adaleti, fırsat eşitliğini ve harcama verimliliğini artırmayı amaçlayan yeni düzenlemeleri onayladığını bildirdi.

Konut, istihdam ve dijital hizmetlerde ilerleme

Ed-Duseri’nin paylaştığı verilere göre, 2026’nın ilk altı ayında ilk konutunu satın alan Suudi ailelerin sayısı 63 bini aştı.

İnsan Kaynakları Geliştirme Fonu (Hedef) ise altı ayda 329 bin Suudi kadın ve erkeğin istihdam edilmesine katkı sağladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 23 artış anlamına geliyor.

İnsan kaynakları ve yönetim alanlarındaki 69 mesleği kapsayan yüzde 100 yerlileştirme kararı da yürürlüğe girdi.

Suudi Arabistan’ın, dijital kamu hizmetlerinin olgunluk endeksinde yüzde 99’luk puanla üst üste dördüncü kez bölgesel birinciliğini koruduğu belirtildi.

Enerji depolama ve madencilik yatırımları

Enformasyon Bakanı, Suudi Elektrik Enerjisi Satın Alma Şirketi’nin batarya tabanlı enerji depolama projeleri için toplam yatırım tutarı yaklaşık 4,5 milyar riyale ulaşan dört anlaşma imzaladığını açıkladı. Projelerin toplam kapasitesinin 2 bin megavat olması planlanıyor.

Su sektöründeki sanayilerin yerlileştirilmesine yönelik 2,8 milyar riyallik yatırımların da sanayi uygulama aşamasına geçtiği bildirildi. Yerli katkı oranının 2020’de yüzde 45 seviyesindeyken, 2026’da yüzde 68’in üzerine çıktığı kaydedildi.

Öte yandan, Cebel Sayid madencilik projesindeki arama çalışmalarında yaklaşık 114 milyon ton kaynak tespit edildiği açıklandı. Bu kaynakların yüksek oranda nadir toprak elementleri içerdiği ve uranyum açısından da umut verici bulgular ortaya koyduğu belirtildi.

Riyad’ın ulaşım ağı genişletiliyor

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, Riyad Metrosu kapsamında 94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını açıkladı. (SPA)
Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, Riyad Metrosu kapsamında 94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını açıkladı. (SPA)

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, başkentin ekonomisi, nüfusu ve kentsel gelişimi bakımından olağanüstü bir büyüme döneminden geçtiğini söyledi. Sultan, ulaşım ağının geliştirilmesi çalışmalarının karayolları, toplu taşıma ve trafik yönetimi olmak üzere üç ana başlıkta yürütüldüğünü belirtti.

Riyad’daki toplu taşıma ağının hizmete girmesinden bu yana toplam 500 milyon yolculuk gerçekleştirildiğini açıklayan Sultan, bunların 300 milyonunun Riyad Metrosu üzerinden yapıldığını, yolcular arasında okul ve üniversite öğrencilerinin gerçekleştirdiği 20 milyon yolculuğun da bulunduğunu kaydetti.

94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını bildiren Sultan, bu alımla Riyad Metrosu’ndaki toplam tren sayısının 277’ye yükseleceğini belirtti. Kırmızı hattın beş yeni istasyon eklenerek Diriyye’ye kadar uzatılacağını açıklayan Sultan, hattın günlük yolcu kapasitesinin iki kattan fazla artırılarak 370 bine çıkarılacağını ifade etti. Sarı hattın günlük yolcu kapasitesinin ise 130 binden 188 bine yükseltilmesi planlanıyor.

Karayolu altyapısına ilişkin çalışmalar hakkında da bilgi veren Sultan, 700 kilometrelik ana ulaşım aksının ve 300 kilometrelik kavşak ağının geliştirilmekte olduğunu söyledi. Ayrıca 26 noktada mühendislik düzenlemelerinin yapıldığını, trafik akışını iyileştirmek ve ulaşım verimliliğini artırmak amacıyla 720 kavşaktaki trafik sinyalizasyon sistemlerinin geliştirildiğini belirtti.

Asma köprüye paralel inşa edilen iki köprü projesinde tamamlanma oranının yüzde 42’ye ulaştığını aktaran Sultan, Takhassusi Yolu üzerinde yeni köprülerin inşası için hazırlıkların sürdüğünü kaydetti. Sultan, kuzey mahallelerinin Kral Selman Yolu ile bağlantısını güçlendirecek yeni bir köprünün yapımına da başlanacağını bildirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın trafik sıkışıklığının giderilmesine yönelik talimatlar verdiğini belirten Sultan, tüm projelerin trafik akışını rahatlatmayı hedeflediğini vurguladı. Sultan, önümüzdeki üç ila dört yıl içinde köprülerin, ana ulaşım akslarının ve yolların hizmete açılmasıyla Riyad’daki trafik yoğunluğunun önemli ölçüde azalmasının beklendiğini söyledi.

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Sultan, başkentin sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında 68’den fazla girişimin hayata geçirildiğini de açıkladı. Kentte yeşil alanları artırmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek amacıyla 4,5 milyondan fazla ağaç dikildiğini belirtti.


70 ülkeden Âlim ve Müftüler, Husilerin terör eylemlerini kınayarak uluslararası topluma kararlı adım atma çağrısında bulundu

Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
TT

70 ülkeden Âlim ve Müftüler, Husilerin terör eylemlerini kınayarak uluslararası topluma kararlı adım atma çağrısında bulundu

Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)

Dünyanın 70’ten fazla ülkesinden 176 bakan, âlim, müftü, dernek, üniversite ve İslami kuruluş başkanı, İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Açıklamalarda, saldırıların Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin güvenliğini ve bu kutsal mekânları ziyaret edenlerin emniyetini tehdit ettiği, havalimanlarını ve sivil altyapıyı hedef aldığı belirtildi. Yetkililer, Riyad yönetiminin topraklarını korumak, güvenlik ve istikrarını sağlamak ve Müslümanların kutsal mekânlarını savunmak amacıyla alacağı bütün önlemleri desteklediklerini vurguladı.

Suudi Arabistan İslam İşleri, Davet ve İrşat Bakanı Şeyh Dr. Abdüllatif Âl eş-Şeyh’e gönderdikleri mesaj ve telgraflarda, saldırıların İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığını açıkça ihlal ettiği, insani ve ahlaki değerlerle bağdaşmadığı ve İslam dininin korunmasını emrettiği insan hayatını hiçe saydığı ifade edildi.

Açıklamalarda, Husilerin bu eylemlerinin insani ve ahlaki değerlerden uzaklaştıklarını ortaya koyduğu ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit eden uygulamalarının tehlikesini gözler önüne serdiği belirtildi. Saldırıların sona erdirilmesi ve sorumluların uluslararası hukuk ve mevzuat çerçevesinde hesap vermesini sağlamak için uluslararası toplumun kararlı bir tutum sergilemesi gerektiği kaydedildi.

Masum sivillerin hayatını kasten tehlikeye atmanın, güvenli insanların korku içinde yaşamasına neden olmanın ve hacı ile umrecilerin varış noktalarına ulaşmasını engellemenin, Husilerin insan hayatının dokunulmazlığını hiçe saydığını gösterdiği vurgulandı. Bu eylemlerin İslami ilkelerle insani ve ahlaki değerlerden uzaklaşmanın yanı sıra, uluslararası hukuk ve teamüllerin ağır bir ihlali olduğu ifade edildi. Sivil tesislerin korunması ve yolcuların güvenliğinin sağlanması için uluslararası toplumun ciddi adımlar atması çağrısında bulunuldu.

Açıklamalarda, Suudi Arabistan’ın saldırılar karşısında desteklenmesinin dinî, ahlaki ve insani bir sorumluluk olduğu belirtildi. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin güvenliği ile bu mekânları ziyaret edenlerin emniyetinin yalnızca Suudi Arabistan’ı ilgilendiren bir mesele olmadığı, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanları yakından ilgilendirdiği vurgulandı. Mekke ve Medine’nin Müslümanların gönlündeki müstesna konumuna dikkat çekilerek, Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehlikeye atmanın veya İslam’ın kutsal mekânlarını tehdit etmenin bütün İslam dünyasının duygularına yönelik bir saldırı anlamına geldiği kaydedildi.

Katılımcılar, Suudi Arabistan’ın topraklarını korumak, güvenlik ve istikrarını sağlamak, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî ile ziyaretçilerinin emniyetini güvence altına almak amacıyla aldığı önlemlerin dünya genelindeki Müslümanlar ve sağduyulu kişiler tarafından takdir edildiğini ve desteklendiğini belirtti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre açıklamada Riyad yönetiminin egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayanların güvenliğini korumak, ülkenin güvenliğini hedef alan tehditlere karşı koymak ve İslami kutsal mekânlarla sivil tesisleri savunmak için gerekli tüm tedbirleri alma hakkına sahip olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın, Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens, Başbakan Muhammed bin Selman liderliğinde İslam’a ve Müslümanlara hizmet etme, kutsal mekânların bakımını üstlenme ve hacı ile umrecilerin ibadetlerini güven ve huzur içinde yerine getirmelerini sağlama konusundaki tarihî rolüne de dikkat çekildi. Ülkenin bu yöndeki çabalarının dünya genelindeki Müslümanlar için gurur ve takdir kaynağı olduğu belirtilerek, Suudi Arabistan’ın hedef alınmasının, İslam dünyasındaki konumu ve kutsal mekânları koruma sorumluluğundan bağımsız değerlendirilemeyeceği vurgulandı.

Yetkililer, uluslararası toplumu, ilgili kuruluşları ve kurumları saldırılara karşı hukuki, insani ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Saldırıları gerçekleştirenlerin caydırılması, hesap vermelerinin sağlanması ve benzer olayların tekrarlanmasının önlenmesi için kararlı önlemler alınması istendi. Açıklamalarda, Suudi Arabistan, yönetimi ve halkıyla dayanışmanın sürdürüleceği ve ülkenin güvenliğini, istikrarını ve Müslümanların kutsal mekânlarını hedef alan bütün girişimlere karşı yanında durulacağı ifade edildi.

Geniş çaplı kınama

Dünya İslam Birliği de çok sayıda üst düzey İslam temsilcisinden, müftüden ve önde gelen âlimden Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik terör saldırılarını kınayan mesajlar, mektuplar ve telefonlar aldı.

Müftüler ve âlimler, Mekke ve Medine’deki kutsal mekânların ve Suudi Arabistan’ın diğer bölgelerinin güvenliğini korumaya yönelik tüm tedbirlerinde Riyad yönetimiyle tam dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Husilerin artık uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit oluşturduğuna, enerji arzını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığına dikkat çeken temsilciler, Suudi Arabistan’ın bu tehdide karşı koyma kapasitesine duydukları güveni dile getirdi. Saldırıların sonuçları ve doğurabileceği riskler karşısında sorumluluğun uluslararası topluma da düştüğünü vurguladılar.

Öte yandan, El-Ezher Kurumu da Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı en sert ifadelerle kınadı. Kurum, saldırıda masum siviller ve umre ziyaretçileri arasında can kayıpları ve yaralanmalar meydana geldiğini belirtti.

El-Ezher açıklamasında, sivil tesislerin ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edenlerin hedef alınmasının Müslümanların duygularını provoke ettiğini, insani değerler ve uluslararası teamüller açısından kabul edilemez olduğunu ve Suudi Arabistan’ın güvenliği ile toprak bütünlüğüne doğrudan zarar verdiğini vurguladı.

Kurum, yayımladığı açıklamada tekrarlanan saldırıları kesin bir dille reddetti ve bu eylemlerin sürdürülmesinin doğuracağı sonuçlara karşı uyarıda bulundu. Bölgesel güvenliğin korunması için saldırıların derhâl durdurulması, devletlerin egemenliğine ve topraklarının dokunulmazlığına tam saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.