Japonya'nın Körfez ile yakınlaşması, bölgesel dönüşüm ikliminde büyüyor

Tokyo, enerji piyasasındaki kargaşa ve dalgalanmaların ortasında sıvılaştırılmış gaz arzını güvence altına almaya çalışıyor

Suudi Veliaht Prens, geçtiğimiz temmuz ayında bölgeyi ziyaret eden Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nı karşılarken / Fotoğraf: SPA
Suudi Veliaht Prens, geçtiğimiz temmuz ayında bölgeyi ziyaret eden Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nı karşılarken / Fotoğraf: SPA
TT

Japonya'nın Körfez ile yakınlaşması, bölgesel dönüşüm ikliminde büyüyor

Suudi Veliaht Prens, geçtiğimiz temmuz ayında bölgeyi ziyaret eden Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nı karşılarken / Fotoğraf: SPA
Suudi Veliaht Prens, geçtiğimiz temmuz ayında bölgeyi ziyaret eden Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nı karşılarken / Fotoğraf: SPA

Eymen el-Gabivi 

Japonya büyük ölçüde, Batı'daki pazarında sıkıntı yaşanan enerjiye bağımlı olduğu bir zamanda doğuya, özellikle de petrol ve gaz açısından zengin ve istikrarlı Arap (Basra) Körfezi'ne doğru adımlarını genişletmeye başladı.

Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nın bölgeye yaptığı ziyaretin üzerinden bir buçuk aydan fazla bir süre geçmemişken diplomatik kaynaklar, önümüzdeki eylül ayında Japonya Dışişleri Bakanı ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin dışişleri bakanlarının Suudi Arabistan'da bir araya geleceğini bildirdi. 

Yaklaşan toplantı

Japon haber ajansı Kyoda'nın ismini vermediği diplomatik kaynaklardan aktardığına göre görüşme, yaklaşık 10 gün sonra gerçekleşecek. İlgili haberde şu ifade yer alıyor:

Tokyo, ABD'nin etkisi azalırken Çin'in etkinliğinin arttığı Ortadoğu'dan enerji arzının istikrarını sağlamak için petrol üreten ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor.

Bunun yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşının yansımaları da Japonya ve başka yerlerde enerji güvenliği için bir tehdit haline geldi. 

Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida, temmuz ayında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı ziyaret etmişti.

Japon haber ajansı Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi'nin de görüşme yapacağını ve Mısır ile Ürdün'ü ziyaret edebileceğini belirtti. 

Fumiyo'nun önceki ziyaretinde Körfezliler ile Tokyo arasında 'serbest ticaret' anlaşmasına dair görüşmeler yeniden başladı.

Bunun yanı sıra Fumiyo, ülkesinin, 'sıfır emisyon' düzeyine ulaşmayı kolaylaştıracak modern teknolojilerinin sunumunu da yaptı. Sıfır emisyon düzeyine ulaşmak, Körfez ülkelerinin varmak için hızla ilerlediği bir hedef.  

Kyodo'ya göre dışişleri bakanlarının anlaşmayı ve yeni nesil enerji kaynaklarında teknik iş birliğini masaya yatırması bekleniyor. Bununla beraber İran'ın nükleer programı da gündemde olabilir. 

Camp David'den Körfez'e

Enerjisinin geleceğinden endişe duyan Japonya; ABD Başkanı Joe Biden, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol ve Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'yı bir araya getiren 'tarihî üçlü' zirveyi birkaç gün önce bitirdi.

Zirvenin ardından Washington, askerî tatbikatların yürütülmesini ve yıllık üçlü zirvelerin düzenlenmesini içeren bir 'güvenlik iş birliğinin' ilan ettikten sonra bunun 'yeni bir dönemi' temsil ettiğini söyledi.  

Camp David'de düzenlenen zirve, coğrafya ve sınırlarından kaynaklanan köklü anlaşmazlıklar nedeniyle on yıllardır süren bir kopuşun ardından iki Asya ülkesi liderlerini bir araya getiren ilk zirve olma özelliğini taşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, konuya ilişkin şu yorumda bulundu: 

Toplantı, bölgenin ve dünyanın jeopolitik rekabet, iklim krizi, Rusya'nın Ukrayna saldırısı ve nükleer provokasyonlarla sınandığı bir zamanda yapılıyor.

Uluslararası sahada etkinliği zayıflayan ABD, Körfez ülkelerinin geleneksel bir müttefiki olsa da Körfez ülkeleri, son yıllarda bilhassa Amerika'ya ve onun politikalarına karşı çıkan Rusya ve Çin gibi ülkelerle ilişkilerini çeşitlendirmeye başladı. 

Körfez İşbirliği Konseyi'nin altı ülkesi 'tarafsızlığıyla, Şubat 2022'den beri Kuzey Yarım Küre'de Rusya ile Ukrayna arasında cereyan eden savaşın taraflarından birini kınamaktan kaçındı. 

Enerji arzı

Doğal kaynaklar bakımından fakir olan Japonya, halen büyük ölçüde petrol ve sıvılaştırılmış gaz ithalatına bağımlı olduğundan enerji güvenliğini artırmaya çalışıyor.

Ülke, ham petrolün yüzde 90'ından fazlasını elde etmek için Ortadoğu'ya bel bağlıyor. 

Suudi Arabistan ile BAE, dünyanın petrol ihraç eden en büyük ülkeleri arasında yer alırken Katar, doğalgaz ihraç eden en büyük ülke tahtına kuruluyor ve Japonya da bundan büyük oranda nasipleniyor.

Doğu Asya'nın sanayi ülkesi, bir buçuk yıl önce yaşadığı şiddetli enerji krizinin tekrarlanmaması için özellikle Körfez ülkelerinden gelen enerji arzını güvence altına almaya çalışıyor. 

Karbon nötrlüğü

Petrol ülkelerinin 'karbon emisyonunu sıfırlama' hedefine yöneldiği bir zamanda Japonya, 2050'ye kadar karbon nötrlüğü seviyesine ulaşmak istediği için yenilenebilir kaynaklara daha yatkın enerji teknolojileri geliştirmeye başladı. 

Kişida, önceki ziyaretinde şu ifadeleri dile getirdi:

Gerçekleşmesini umduğumuz başarılardan biri, Japon teknolojilerden istifade edilerek hidrojen ve amonyak gibi çevre dostu enerji kaynaklarına dayalı yeni enerji alanında iş birliği yapmak ve enerji alanındaki iş birliği ilişkilerini güçlendirmektir.

Körfez-Japonya iş birliği

Suudi Arabistan ile Japonya geçtiğimiz aralık ayında Riyad'da düzenlenen Suudi-Japon Yatırım Forumu esnasında 15 ikili anlaşmaya imza attı.

O dönemde Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanı Yasutoshi Nishimura, Suudi Arabistan'ı "ülkesine ham petrol tedarik eden güvenilir en büyük kaynak" olarak niteledi.  

İki ülke arasında imzalanan anlaşmalar; yapay zekâ, spor, finans, bankacılık hizmetleri, polyester geri dönüşümü, tarım, gıda, sanayi, imalat, ticaret, enerji, dijitalleşme, akıllı şehirler ve kişiselleştirme alanlarını kapsıyordu.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, o dönemde forum münasebetiyle yaptığı basın açıklamasında "Vizyon 2030 üzerine iki ülke olarak ortak çalışmak, Japonya ile ekonomik ortaklığın yeni nitelikli sektörlere doğru ilerlemesine katkı sağladı" ifadelerini kullandı. 

2017 yılında 2030 Suudi-Japon Vizyonu başladığından bu yana iki ülke arasındaki ortak projelerin sayısı 30'dan 100'e yükseldi.

Halihazırda Suudi Arabistan Krallığı'nda faaliyet yürüten 100'den fazla Japon şirketi bulunuyor. Suudi Arabistan'da yaşayan Japonların sayısı ise yaklaşık 600 olup, bunların çoğu, şirket sektöründe çalışıyor. 

Mavi amonyak

400'den fazla Japon şirketinin faaliyet yürüttüğü BAE, Tokyo'ya petrol ihraç eden en büyük ikinci ülke konumunda. İki ülke arasındaki ticari alışveriş hacmi, 2021'de 30 milyar ABD dolarından fazlaydı.

BAE'nin Japonya'ya ihracat değeri, 26 milyar ABD dolarına yükselirken Tokyo'dan ithalatı ise 6,2 milyar ABD doları olacak şekilde arttı. 

Haziran 2022'de BAE'li şirketler ile Japon şirketler arasında üç anlaşma imzalayan BAE, o dönemde bu projelerin, temiz hidrojen taşıyan bir yakıt olarak mavi amonyağa yönelik küresel talepten faydalanarak, düşük karbonlu yakıt alanındaki liderliğini pekiştirmeye katkı sağlamasını umduğunu duyurdu. 

Küresel düzeyde 'mavi amonyak' üretim projesinin, üretim faaliyetlerine 2025 yılında Abu Dabi'de yıllık yaklaşık 1 milyon tona varan üretim kapasitesiyle başlaması bekleniyor.  

KhalifaSat uydusunun 2018'de Tanegashima'dan ilk kez fırlatılması ve sonra Körfez ülkesinin ilk uzay araştırma projesi olan BAE Mars Görevi'nin (Misbar el-Emel) Temmuz 2020'de Mars'a fırlatılmasından sonra Abu Dabi ile Tokyo arasında uzay alanındaki iş birliği arttı.

Misbar el-Emel, 9 Şubat 2021'de Mars gezegeninin yörüngesine ulaştı. 

BAE'de yaklaşık 4 bin Japonya vatandaşı yaşıyor ki bu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan Japonya vatandaşları için en büyük sayıyı temsil ediyor. İki ülke arasındaki ilk diplomatik ilişki, 1972'ye dayanıyor. 

Geçtiğimiz temmuz ayında Japonya'nın Katar Büyükelçisi Satoshi Maeda, ülkesinin 2022'de Katar'dan en çok ithalat yapan ülke olarak dördüncü sırada yer aldığını belirtti.  

İki ülke arasındaki ihracat hacmi, 2021 yılında 0,76 milyar ABD doları iken 2022 yılında yaklaşık 1,23 milyar ABD dolarına ulaştı.

Doha'nın ithalatı ise 2021 yılında yaklaşık 9,57 milyar ABD doları iken 2022 yılında yükselerek yaklaşık 13,05 milyar ABD dolarına ulaştı. 

Yerel Lusail dergisine konuşan Büyükelçi'ye göre Doha'da yaklaşık 34 Japon şirketi bulunuyor. Katar'a araba ihracatının hacmi ise 2020 yılından bu yana artış göstererek 2022 yılında 21 bin 825'e ulaştı. 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.