Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı
TT

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Ortak Zirvesi sonrası ortak bildiri yayımlandı.

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Ortak Zirvesi'nin sonuç bildirisinde şu ifadelere yer verildi:

Bizler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği'nin devlet ve hükümet başkanları olarak, İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki Doğu Kudüs dahil olmak üzere Filistin halkına yönelik acımasız saldırısını kınamak için, her iki örgütün de ayrı ayrı düzenlemeyi planladığı iki zirveyi birleştirmeye karar verdik. Bu, saldırıyı ve neden olduğu insani krizi birlikte karşılayacağımızı ve işgalin devamını sağlayan tüm yasadışı İsrail uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının haklarını, özellikle de özgürlük ve egemen bir devlet kurma hakkını sağlamak için çalışacağımızı ifade etmektedir.

- Nazik ev sahiplikleri için Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a teşekkür ediyoruz.

- Her iki örgüt tarafından Filistin meselesi ve tüm işgal altındaki Arap toprakları ile ilgili tüm kararları teyit ediyoruz.

- Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası örgütlerin Filistin meselesi ve İsrail işgali suçları ve Filistin halkının 1967'den beri işgal altındaki tüm topraklarında özgürlük ve bağımsızlık hakkı ile ilgili tüm kararlarını hatırlıyoruz. Bu topraklar tek bir coğrafi bütünlük oluşturuyor.

- Bugün bizler, 26 Ekim 2023 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10. Acil Durum Dönemi'nde kabul edilen A/ES-10/L.25 sayılı kararı memnuniyetle karşılıyoruz.

- Filistin davasının merkeziliğini ve kardeş Filistin halkının meşru mücadelesinde tüm gücümüz ve imkanlarımızla yanlarında olduğumuzu teyit ederiz. Bu mücadele, işgal altındaki tüm topraklarını özgürleştirmek, tüm devredilemez haklarını elde etmek ve özellikle kendi kaderini tayin etme ve 4 Haziran 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir devlette yaşama hakkını elde etmek içindir.

- Stratejik bir seçenek olan adil, kalıcı ve kapsamlı barışın, bölgenin tüm halklarının güvenliğini ve istikrarını garanti etmenin ve onları şiddet ve savaş sarmallarından korumanın tek yolu olduğunu teyit ediyoruz. Bu barış, İsrail işgalinin sona ermesi ve Filistin sorununun iki devletli çözüm temelinde çözümlenmesi olmadan gerçekleşmeyecektir.

- Filistin meselesini görmezden gelme veya Filistin halkının haklarını görmezden gelme çabaları yoluyla bölgesel barışı sağlamanın imkansız olduğunu ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nın desteklediği Arap Barış Girişimi'nin temel bir referans olduğunu teyit ediyoruz.

-İsrail'i, işgalci güç olarak, Filistin halkının haklarına ve İslami ve Hristiyan kutsallarına yönelik saldırıları, sistematik politikaları ve uygulamaları ve işgali pekiştiren ve uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı yasadışı adımlarından dolayı çatışmanın devam etmesinden ve tırmanmasından sorumlu tutuyoruz. Bu durum, adil ve kapsamlı bir barışın sağlanmasını engellemektedir.

- İsrail ve bölgenin tüm ülkeleri, Filistinliler güvenlik ve barış içinde yaşamadıkça ve tüm gasp edilmiş haklarını geri kazanmadıkça güvenlik ve barış içinde yaşayamayacaktır. İsrail işgalinin devamı, bölgenin güvenliği ve istikrarı ve uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit oluşturmaktadır.

- Nefret, ayrımcılığın tüm biçimlerini ve aşırılık kültürünü pekiştiren tüm tezleri kınıyoruz.

- İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırısının, toplu katliam suçunu teşkil eden yıkıcı sonuçlarından ve bu saldırılar sırasında Batı Şeria ve Kudüs'te işlediği barbarca suçlardan ve İsrail'in saldırılarını durdurmayı reddetmesi ve BM Güvenlik Konseyi'nin uluslararası hukuku uygulamaktan aciz kalması nedeniyle savaşın genişleme tehlikesinden endişe ediyoruz.

Sonuç olarak şu kararlara varıldı:

1- İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısını, bu saldırılar sırasında işlediği savaş suçları, barbarca, vahşi ve insanlık dışı katliamları ve işgalci sömürge hükümetinin bu saldırıları sırasında ve işgal altındaki Batı Şeria'da, özellikle Doğu Kudüs'te Filistin halkına karşı işlediği suçları kınıyoruz. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyoruz.

2- Bu intikam savaşını meşru müdafaa olarak tanımlamayı ya da herhangi bir bahaneyle meşrulaştırmayı reddediyoruz.

3- Gazze'deki ablukanın kaldırılması ve derhal bölgeye Arap, İslam ve uluslararası insani yardım konvoylarının, gıda, ilaç ve yakıt dahil olmak üzere, girmesinin sağlanması, uluslararası örgütlerin bu sürece katılımına çağrı yapılması, bu örgütlerin bölgeye girişinin gerekliliğinin teyidi, ekiplerinin korunması ve tam olarak görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) desteklenmesi.

4- Mısır Cumhuriyeti'nin Gazze'deki İsrail saldırganlığının sonuçlarına karşı aldığı tüm adımlarının desteklenmesi ve bölgeye yardımları acil, sürdürülebilir ve yeterli bir şekilde girmesini sağlamak için çabalarının desteklenmesi.

5-Uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve uluslararası meşruiyet kararlarını ihlal eden BMGK'dan, saldırıyı durduran ve sömürgeci işgal otoritesini dizginleyen kararlı ve bağlayıcı bir karar almasının talep edilmesi. Bu kararlardan sonuncusu, 26 Ekim 2023 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı A/ES-10/L.25'tir. Bu konudaki başarısızlık, İsrail'in masumları, çocukları, yaşlıları ve kadınları öldüren ve Gazze'yi harabeye çeviren vahşi saldırganlığını sürdürmesine izin veren bir işbirliği olarak kabul edilmelidir.

6- Tüm devletlerden, İsrail işgal güçlerine silah ve mühimmat ihracatını durdurmasının talep edilmesi. Bu silahlar ve mühimmat, İsrail ordusu ve terörist yerleşimciler tarafından Filistin halkını öldürmek, evlerini, hastanelerini, okullarını, camilerini, kiliselerini ve tüm varlıklarını yok etmek için kullanılmaktadır.

7- BMGK'dan, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki hastaneleri vahşice yıkmasını, ilaç, gıda ve yakıt girişini engellemesini, işgal otoritesinin elektrik, su ve temel hizmetleri, özellikle de iletişim ve internet hizmetlerini kesmesini, toplu bir ceza olarak ve uluslararası hukuka göre bir savaş suçu olarak kınanmasının talep edilmesi. Kararın, İsrail'e, işgal gücü olarak, uluslararası yasalara uyma ve bu insanlık dışı vahşice işlemlerini derhal iptal etme zorunluluğunu yerine getirmesi gerekmektedir. Ayrıca, İsrail'in yıllardır bölgeye uyguladığı ablukanın kaldırılmasının gerekliliğinin de vurgulanması gerekmektedir.

8- Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı'ndan, İsrail'in tüm işgal altındaki Filistin topraklarında, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, Filistin halkı aleyhine işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçları soruşturmayı tamamlamasını ve bu soruşturmanın uygulanmasını takip etmek üzere BM ve Arap  Birliği Genel Sekreterliklerini görevlendirmesini, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde işlenen İsrail suçlarını belgelemek ve uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukukun İsrail tarafından, işgal gücü olarak, Gazze Şeridi ve diğer işgal altındaki Filistin topraklarında, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, Filistin halkı aleyhine işlediği tüm ihlalleri yasal olarak savunmak için iki uzman hukuki izleme birimi kurmasının talep edilmesi. Birimler, kurulduktan 15 gün sonra, Dışişleri Bakanları düzeyinde Arap Birliği Konseyi'ne ve BM Dışişleri Bakanları Konseyi'ne sunmak üzere bir rapor sunacak ve ardından her ay rapor sunmaya devam edeceklerdir.

9- Filistin Devleti'nin, İsrail işgal otoritesinin sorumlularını Filistin halkına karşı işlediği suçlar için sorumlu tutmak için yaptığı hukuki ve siyasi girişimlerin desteklenmesi. Bu girişimler, Uluslararası Adalet Divanı'nın tavsiye niteliğindeki görüş sürecinin dahil edilmesi ve İnsan Hakları Konseyi kararıyla oluşturulan soruşturma komitesinin bu suçları soruşturmasına ve engellememesine izin verilmesini içerir.

10- BM ve Arap Birliği Genel Sekreterliklerinin, İsrail işgal otoritesinin Filistin halkına karşı işlediği tüm suçları ve bu suçları belgeleyen ve İsrail'in yasadışı ve insanlık dışı uygulamalarını açığa vuran dijital medya platformlarını izlemek için iki medya izleme birimi kurmakla görevlendirilmesi.

11- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı'nın, 32. Arap Zirvesi ve İslam Zirvesi'nin başkanlığı sıfatıyla, Ürdün, Mısır, Katar, Türkiye, Endonezya, Nijerya, Filistin ve diğer ilgili ülkeleri, ayrıca iki örgütün genel sekreterlerini, tüm üye devletler adına derhal uluslararası bir girişim başlatmakla görevlendirilmesi. Bu girişimin amacı, Gazze'deki savaşı durdurmak ve uluslararası kabul görmüş referanslara uygun olarak kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşmak için ciddi ve gerçek bir siyasi süreci başlatmak için uluslararası bir hareketi şekillendirmektir.

12- BM ve Arap Birliği üye devletlerinin, İsrail işgal otoritesinin insanlığa karşı suçlarına son vermek için diplomatik, siyasi ve hukuki baskı uygulamaya ve caydırıcı önlemler almaya çağrılması.

13- Uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standardın kınanması, bu çifte standardın, İsrail'i uluslararası hukuktan muaf tutarak ve onu bu hukukun üstüne koyarak, çok taraflı çalışmanın güvenilirliğini baltalayarak ve insani değerler sisteminin seçici uygulanmasını ortaya çıkararak, çifte standart uygulayan devletlerin güvenilirliğini ciddi şekilde zayıflattığını ve medeniyet ve kültürler arasında bir çatlağa yol açtığının vurgulanması.

14- Filistinli yaklaşık 1,5 milyon kişinin Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneyine zorla göç ettirilmesinin, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 Protokolü'ne göre savaş suçu olarak kınanması, sözleşmeye taraf devletleri, bu suçu kınayan ve reddeden ortak bir karar almaları için çağırılması, bütün BM örgütlerini, işgalci Siyonist otoritelerin bu insanlık dışı ve sefil durumu kalıcılaştırmaya yönelik girişimlerine karşı çıkmaya çağrılması, bu yerinden edilmiş kişilerin derhal kendi evlerine ve bölgelerine geri dönmeleri gerektiğine vurgu yapılması.

15- Filistin halkının ister Gazze Şeridi'nde, ister Batı Şeria'da (Kudüs dahil) ister kendi topraklarının dışında, herhangi bir yere, bireysel veya toplu olarak, zorla nakledilmesi, zorla yerinden edilmesi, sürgün edilmesi veya tehcir edilmesi girişimlerinin tam, mutlak ve kolektif bir şekilde reddedilmesi ve karşı çıkılması. Bu eylemler, kırmızı çizgi ve savaş suçu olarak değerlendirilmektedir.

16- Sivillerin öldürülmesi ve hedef alınmasının kınanması, insani değerlerimizden ve uluslararası hukuk ve insani hukukla uyumlu temel bir tutumdur. Ayrıca, uluslararası toplumun Filistinli sivillerin öldürülmesini ve hedef alınmasını durdurmak için derhal ve hızlı adımlar atması gerektiğine vurgu yapmak gerekmektedir. Bu, bir hayat ile diğer bir hayat arasında hiçbir fark olmadığı ve vatandaşlık, ırk veya din temelinde ayrım yapılmaması gerektiği gerçeğini bir teyit olarak görülmelidir.

17- Tüm tutukluların, mahkumların ve sivillerin derhal serbest bırakılması gerektiğine vurgu yapılması, işgalci sömürgeci otoritelerin binlerce Filistinli tutukluya karşı işlediği iğrenç suçların kınanması. Bu suçların durdurulması ve faillerini adalete teslim edilmesi için tüm ilgili devletleri ve uluslararası kuruluşları baskı yapmaya çağrılması.

18- İşgal güçlerinin işlediği cinayetleri, yerleşimcilerin terörünü ve Filistin köylerinde, şehirlerde ve Batı Şeria'daki kamplarda işledikleri suçları ve Mescid-i Aksa'ya ve tüm İslami ve Hristiyan kutsal mekanlara yönelik tüm saldırıların durdurulması.

19- İsrail'in, işgalci güç olarak yükümlülüklerini yerine getirmesi ve işgali sürdüren tüm yasadışı İsrail eylemlerini durdurması gerektiğine vurgu yapılması. Özellikle, yerleşim alanlarının inşası ve genişletilmesi, toprakların gasp edilmesi ve Filistinlilerin evlerinden tahliye edilmesi.

20- İşgal güçlerinin Filistin şehirlerine ve kamplarına yönelik askeri operasyonlarının ve yerleşimcilerin terörünü kınanması ve uluslararası topluma, onları uluslararası terör listelerine dahil etme çağrısında bulunulması. Filistin halkının, diğer tüm dünya halklarının sahip olduğu tüm haklara sahip olması için, bunlara insan hakları, güvenlik hakkı, kendi kaderini tayin hakkı ve topraklarında bağımsız bir devlet kurma hakkı dahildi, Filistin halkına uluslararası koruma mekanizması sağlanması.

21- İsrail'in Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarına yönelik saldırılarını ve ibadet özgürlüğünü ihlal eden yasadışı İsrail eylemlerinin kınanması. Kutsal mekanlardaki mevcut yasal ve tarihi statünün saygınlığının gerekliliğinin teyit edilmesi. Mescid-i Aksa / Kudüs'ün Harem-i Şerifi'nin, 144 bin metrekarelik toplam alanı ile, yalnızca Müslümanlara ait saf bir ibadet yeri olduğunu ve Kudüs İslami Vakıfları ve Mescid-i Aksa İşleri Ürdünlü İdaresinin, Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi Haşimi vesayeti çerçevesinde, Mescid-i Aksa'yı yönetme, koruma ve girişini düzenleme konusundaki tek yetkili yasal organ olduğunun teyit edilmesi. Kudüs Komitesi Başkanlığının rolünü ve Kudüs'teki işgal güçlerinin uygulamalarını ele alma çabalarının desteklenmesi

22- İsrail işgal hükümetinin bakanlarının gerçekleştirdiği eylemleri ve aşırılıkçı ve ırkçı nefret söylemlerinin kınanması. Bu eylemler arasında, Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına nükleer silah kullanma tehdidinde bulunan bir bakanın tehdidi de yer almaktadır. Bu tehdidi, uluslararası güvenlik ve barış için ciddi bir tehdit olarak değerlendirmek ve bu tehdide karşı koymak için Birleşmiş Milletler çatısı altında düzenlenen, Ortadoğu'da nükleer silahlar ve diğer tüm toplu imha silahlarından arındırılmış bir bölgenin oluşturulmasına yönelik konferansı ve hedeflerini desteklemek gerekmektedir.

23- İsrail'in Gazze Şeridi ve Lübnan'a yönelik saldırılarında, gazetecilerin, çocukların, kadınların öldürülmesini, sağlık çalışanlarının hedef alınmasını ve uluslararası hukuka aykırı olan beyaz fosfor kullanımını kınamak. İsrail'in Lübnan'ı ‘taş devrine’ geri döndürme tehdidinde bulunan açıklamaları ve tehditlerinin kınanması. Çatışmaların genişlemesini önlemek için gerekli adımların atılması ve İsrail'in kimyasal silah kullanımını araştırması için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) görevlendirilmesi.

24-Filistin halkının tek meşru ve tek temsilcisinin Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) olduğunun teyit edilmesi, Filistinli grup ve güçlerin FKÖ'nün çatısı altında birleşmeye çağrılması. Ayrıca, Filistin Kurtuluş Örgütü liderliğindeki ulusal bir ortaklık çerçevesinde herkesin sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğine vurgu yapılması.

25- Barış, İsrail işgalini sona erdirmek ve Arap-İsrail çatışmasını uluslararası hukuk ve ilgili uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözmek için stratejik bir seçenektir. Bu kararlar arasında, BMGK'nın 242 (1967), 338 (1973), 497 (1981), 1515 (2003) ve 2334 (2016) kararları yer almaktadır. FKÖ'nün 2002 tarihli barış girişimi, tüm unsurları ve öncelikleri ile, Arapların birleşik ve uyumlu tutumu ve Ortadoğu'da barışı canlandırmak için herhangi bir çabanın temeli olarak kabul edilmektedir. İsrail ile barış ve normal ilişkiler kurmak için ön koşul, İsrail'in tüm Filistin ve Arap topraklarını işgalini sona erdirmesi, 4 Haziran 1967 sınırlarında tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devleti kurması, Doğu Kudüs'ü başkenti olarak kabul etmesi ve Filistin halkının vazgeçilmez haklarını geri alması, bunlar arasında kendi kaderini tayin etme hakkı, geri dönüş hakkı, Filistinli mültecilere tazminat ve 1948 tarihli BM Genel Kurulu kararı 194'e uygun olarak adil bir şekilde çözümüdür.

26- Dünya toplumunun, Filistin halkının tüm meşru haklarını karşılayan iki devletli çözüm temelinde, 1967'nin 4 Haziran hatları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak ciddi ve gerçek bir barış sürecini derhal başlatması gerektiğine vurgu yapılması. Bu devlet, İsrail ile güvenlik ve barış içinde yaşayacaktır. Bu, uluslararası hukukun kararlarının ve Arap Barış Girişimi'nin tüm unsurlarının uygulanmasına uygun olacaktır.

27- Filistin meselesine 75 yılı aşkın bir süredir çözüm bulunamaması, İsrail'in sömürgeci işgali ve çözümü baltalamak için sistematik olarak uyguladığı politikalar, özellikle de yerleşim yerlerini inşa etmek ve genişletmek yoluyla, bazı tarafların İsrail işgaline koşulsuz destek vermesi ve onu hesap verebilirlikten koruması, bu suçları görmezden gelmenin tehlikesi ve bunun uluslararası barış ve güvenliğin geleceği üzerindeki ciddi etkileri konusundaki sürekli uyarıları dinlemeyi reddetmesi, durumun ciddi şekilde kötüleşmesine yol açmıştır.

28- Gazze'yi Batı Şeria'dan, özellikle de Doğu Kudüs'ten ayırmayı amaçlayan tüm önerilerin reddedilmesi ve Gazze'ye yönelik herhangi bir gelecekteki yaklaşımın, Gazze ve Batı Şeria'nın tek bir Filistin devleti olarak birliğini güvence altına alan kapsamlı bir çözümün parçası olması gerektiğine dair vurgu yapılması. Bu devlet, 4 Haziran 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir devlet olmalıdır.

29- Filistin meselesine kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulmak için, en kısa zamanda, uluslararası bir barış konferansı yapılması çağrısında bulunulması. Bu konferans, uluslararası hukuk, uluslararası hukukun kararları ve toprak karşılığı barış ilkesine dayalı, belirli bir zaman çerçevesi içinde ve uluslararası garantilerle yürütülecek, 1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamından, özellikle Doğu Kudüs'ten, işgalin sona ermesine ve iki devletli çözümün uygulanmasına yol açacak bir barış sürecinin başlatılması için bir platform sağlayacaktır.

30- İslam Zirvesi'nin 14. Dönemi kararlarını ve Arap Zirvesi kararlarını takiben Arap ve İslam ülkelerinin finansal güvenlik ağını etkinleştirme çağrısı yapılması. Bu ağ, Filistin Devletine ve UNRWA’ya mali katkılar sağlama ve mali, ekonomik ve insani destek sağlama amacıyla kurulmuştur. Ayrıca, İsrail saldırısının hemen ardından Gazze'nin yeniden inşası ve saldırının neden olduğu yıkımın etkilerinin hafifletilmesi için uluslararası ortakların seferber edilmesi çağrısında bulunulması.

31- Arap Birliği Genel Sekreteri ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri'nin, kararın uygulanmasını takip etmek ve sonuçlarını ilgili kuruluşlarının gelecekteki toplantılarına sunmakla görevlendirilmesi.

* Tunus Cumhuriyeti, kararda yer alan her şeyden, sadece Filistin halkına yönelik saldırıların derhal durdurulması, insani yardımların derhal ulaştırılabilmesi ve tüm Filistin'e yönelik ablukanın kaldırılması konularıyla ilgili noktalar hariç olmak üzere, çekincelidir.

** Irak Cumhuriyeti, kararda "iki devletli çözüm" ifadesi geçtiği her yerde çekincelidir. Bu ifade, Irak yasasıyla çelişmektedir.

*** "Sivillerin öldürülmesi" ifadesine çekincelidir. Bu ifade, Filistinli şehidi İsrailli yerleşimciyle eşitlemektedir.

**** "Onunla normal ilişkiler kurmak" ifadesi çekincelidir.



Körfez’den gelen son LNG sevkiyatlarının varışına az bir süre kala dünya ciddi bir krizle karşı karşıya

Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
TT

Körfez’den gelen son LNG sevkiyatlarının varışına az bir süre kala dünya ciddi bir krizle karşı karşıya

Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)

Küresel enerji piyasası kritik bir dönemeçten geçiyor. Raporlara göre, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal eden ülkeler önümüzdeki 10 gün içinde ciddi bir arz açığı ile karşı karşıya kalabilir. Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre bu tarih, askeri operasyonların başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından önce Körfez limanlarını terk eden son tankerlerin varış tarihi olarak öne çıkıyor. Bu son sevkiyatlar hedeflerine ulaştığında, dünyaya gaz arzının yaklaşık beşte birini sağlayan Katar ile bağlantı tamamen kesilmiş olacak ve ithalata bağımlı ekonomiler, temel ihtiyaçlarını güvence altına almak için zor ve maliyetli seçeneklerle karşı karşıya kalacak.

Katar, dünya LNG üretiminin beşte birini sağlarken, çatışmanın ilk günlerinde İran’ın Körfez girişindeki Hürmüz Boğazı’na uyguladığı ambargo nedeniyle ihracatını durdurmak zorunda kaldı. Bu hafta İran tarafından yapılan füze saldırısı sonucu Katar’ın Ras Laffan LNG tesisinde ciddi hasar oluştu ve bu durum Asya ve Avrupa’da gaz fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Bağımsız deniz aracılık şirketi Affinity’nin analizine göre, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yüklenen birçok LNG tankeri savaş başlamadan önce yola çıkmıştı; bu da bazı alıcıların kısa süre içinde arz kesintisinin etkilerini hissetmeye başlayacağı anlamına geliyor.

İthalata bağımlı ülkeler, ekonomilerini çalıştırabilmek için ABD ve diğer ülkelerden LNG tedariki için yüksek fiyatlar ödemek, alternatif yakıtlara yönelmek veya hane halkı ve şirketleri tüketimi kısmaya zorlamak zorunda kalacak.

Financial Times’ın haberine göre, petrol ve gaz açısından fakir olan bazı Asya ülkeleri şimdiden arz sıkıntısını önlemek için haftada dört günlük çalışma gibi önlemler aldı.

Gemi takip verilerine göre, Körfez’den Asya’ya ulaşması planlanan tek bir LNG sevkiyatı kaldı. Avrupa’ya ulaşması planlanan LNG sevkiyatlarının sayısı ise altı olarak kaydedildi.

Pakistan en çok etkilenen ülkeler arasında

Pakistan, LNG krizinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Geçen yıl, ülke gaz ihtiyacının yüzde 99’unu yalnızca Katar’dan gelen LNG ithalatına bağlı olarak karşılıyordu. Çatışmanın başlamasıyla, Ras Laffan LNG tesisinden gelen son sevkiyatlar savaşın ikinci ve üçüncü günlerinde ulaştı ve ardından sert bir geri sayım başladı. Financial Times’ın saha kaynaklarına göre, ülkenin ithalat tesisleri normal kapasitesinin altıda birine düşürülmek zorunda kaldı ve ay sonuna kadar gaz akışının tamamen durması bekleniyor.

tgbh
ABD’nin Georgia eyaletinin Atlanta kentinde bulunan bir benzin istasyonunda listelenen yakıt fiyatları (Reuters)

Durumu daha da ağırlaştıran, Pakistan GasPort Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı İkbal Ahmed’in açıklamaları oldu. Ahmed, iki ana tesisin önümüzdeki günlerde işleme için ayrılan gazın tamamını tüketeceğini belirterek, yeni sevkiyatların ne zaman ulaşacağı konusunda herhangi bir öngörü olmadan arzda tam bir ‘kuraklık’ uyarısı yaptı.

İlginç bir şekilde, çatışma öncesinde Pakistan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları öncesinde arz fazlası yaşıyordu. Ülke, bu yıl ulaşması planlanan onlarca sevkiyatın yönünü değiştirmesi için Qatar Energy ve İtalyan Eni şirketlerinden talepte bulunmuştu.

Savaşın başlamasıyla arz fazlası hızla açığa dönünce, Pakistan devlet gaz şirketi, söz konusu sevkiyatları geri kazanmayı veya Umman, Azerbaycan, Afrika, Avrupa ve ABD’deki tedarikçilerle temas kurmayı denedi. Ancak tedarikçilerin talep ettiği astronomik fiyatlar, Pakistan ekonomisinin kaldırabileceğinin çok üzerinde olduğu için tüm girişimler başarısız oldu. Asya’da Platts JKM endeksine göre gaz fiyatları milyon BTU başına 23 dolara yükseldi; buna ek olarak nakliye ve alternatif uzun rotaların sigorta maliyetlerindeki ciddi artış, mevcut koşullarda Pakistan için spot piyasadan alımı neredeyse imkânsız hale getirdi.

Bangladeş’te de benzer bir durum yaşıyor

Bangladeş de benzer bir kırılganlıkla karşı karşıya, ancak durumu Pakistan kadar ağır değil; bunun nedeni, Körfez dışından bazı tedarik kaynaklarına sahip olması. Yine de hükümet, kayıp Körfez gazının yerine alternatif temin etmek için gereken astronomik fiyatları ödeyemeyecek kadar finansal baskı altında. Alternatif yakıt eksikliği de durumu zorlaştırıyor. Bu kriz, yetkilileri tüketimi kısıtlayıcı ve gaz dağıtımını düzenleyici sert önlemler almaya zorladı; eğitim sektörüne de yansıyan bu önlemler arasında üniversitelerin geçici olarak kapatılması da bulunuyor.

tynyt
San Salvador’da yakıt fiyatlarının yazılı olduğu bir tabelanın önünden geçen bir kişi (EPA)

Doğu Asya’da ise Tayvan, Körfez gazının büyük alıcılarından biri olarak en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ülke, önceki yıllarda kömürden temiz gaz kullanımına geçiş stratejisi ve nükleer enerjiden kademeli olarak uzaklaşması nedeniyle bugün enerji arzında ciddi bir çıkmaz yaşıyor. Savaşın patlak vermesiyle birlikte Tayvan, tedarik istikrarını nisan sonuna kadar güvence altına almak için 22 alternatif sevkiyat sağlamaya hızlıca girişti. Ancak asıl endişe yaz aylarında; elektrik talebinin keskin biçimde arttığı bu dönemde, Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması enerji arzında ciddi bir açık riski doğuruyor.

Çin ve enerji egemenliği

Çin, Körfez’den gaz tedarikindeki kesintiye karşı komşularına kıyasla daha güçlü bir konumda bulunuyor. Ülke, ihtiyaç duyduğu LNG’nin yaklaşık yüzde 30’unu Hürmüz Boğazı üzerinden ithal etse de, yerli üretim kapasitesine dayanarak açığı önemli ölçüde telafi edebiliyor. Çin, iç sahalardaki gaz sahalarından üretimi artırarak toplam tüketiminin yarısından fazlasını karşılamayı başardı. Bu kısmi öz yeterlilik, hükümete geniş bir manevra alanı sağlıyor ve yüksek fiyatlı spot sevkiyatlar için acil bir rekabete girmek zorunda kalmasını önlüyor.

trgtr5g
San Salvador’daki bir benzin istasyonunda motosikletinin deposunu dolduran bir kişi (EPA)

Buna ek olarak Çin, Rusya ve Orta Asya ülkelerini birbirine bağlayan dev bir kara boru ağına sahip; bu tedarik yolları, Körfez’deki deniz gerilimlerinden tamamen bağımsız çalışıyor. Açığın artması durumunda Çin’in elinde stratejik bir seçenek olarak kömürle çalışan elektrik santrallerine hızlı ve kapsamlı şekilde dönme imkânı bulunuyor. Bu sayede, geçici çevresel yükümlülüklerden ödün vererek elektrik ve sanayi üretiminde istikrarı koruyabiliyor.

Japonya’nın girişimleri

Japonya, dünyanın ikinci büyük LNG ithalatçısı olarak, kriz karşısında son derece dikkatli ve maliyet odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Ülkenin gaz arzının sadece yaklaşık yüzde 6’sı Hürmüz Boğazı üzerinden gelse de Japon ekonomisinin enerji fiyatlarına duyarlılığı hükümeti stratejik alternatifleri hızla devreye almaya zorladı. Bu kapsamda nükleer enerji, kritik bir kurtarma aracı olarak öne çıktı; krizle aynı dönemde dünyanın en büyük nükleer santrali Niigata’da yeniden işletmeye alındı. Bu adım, Japonya’nın aksi takdirde yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalacağı milyonlarca ton LNG’yi kurtardı.

Bu sırada, Japonya’daki enerji şirketleri ve tüccarlar ‘bekle ve gör’ stratejisini benimsiyor; önceden güvence altına alınmış stratejik stoklara dayanıyorlar. Hızlı ve pahalı spot piyasaya yönelmek yerine, ülke kömür santrallerine daha fazla güvenmeye başladı. Bu temkinli yaklaşım, elektrik faturalarındaki artışı sınırlamayı ve Japon yeninin istikrarını korumayı hedefliyor, aynı zamanda uluslararası deniz yollarındaki gelişmeleri bekliyor.

Kısa vadeli seyir kadar, küresel enerji piyasasının uzun vadeli görünümü de karamsar. İstikrarın yeniden sağlanması, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ve üretim tesislerinin toparlanma kapasitesine bağlı olacak. Gemilerin geçişine izin verilse dahi, Katar altyapısına verilen ciddi yapısal zararlar nedeniyle küresel LNG arzı sınırlı ve sıkışık kalmaya devam edecek; bu da dünya çapındaki tedariklerin önemli bir kısmının hizmet dışı kalması anlamına geliyor.

fr
Katar Enerji Bakanı Saad el-Kaabi (Arşiv – Reuters)

Katar Enerji Bakanı Saad al-Kaabi’nin açıklamaları, enerji piyasalarındaki endişeleri daha da derinleştirdi. Bakan, Ras Laffan LNG tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle Katar’ın LNG üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 17’sinin önümüzdeki 3 ila 5 yıl arasında duracağını açıkladı. Bu uzun süreli kesinti, askeri çatışmanın sona ermesiyle piyasaların hemen dengelenmeyeceğini ve Katar’dan güvenilir tedarik sağlayan ülkelerin kalıcı bir arz açığı ile karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Kaabi, bu zorluklar nedeniyle Doha’nın bazı uzun vadeli LNG tedarik sözleşmelerinde 5 yıla kadar ‘mücbir sebep’ ilan etmek zorunda kalacağını belirtti. Bu yasal adım, tedarikçiyi sözleşmesel yükümlülüklerinden muaf tutarken, alıcıları yüksek fiyatlı ve dalgalı spot piyasalarla doğrudan yüzleşmek durumunda bırakıyor. Bu durum, küresel enerji güvenliğini yeniden şekillendiriyor ve ekonomik istikrarı sağlamak için kalıcı alternatif arayışını kaçınılmaz kılıyor.


Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)
TT

Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)

Katar Savunma Bakanlığı bu sabah erken saatlerde, Katar Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir helikopterin rutin görev sırasında teknik arıza nedeniyle ülkenin kara suları içinde düştüğünü açıkladı.

Bakanlık, kazada 6 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Bu sabah Katar kara sularında düşen personel taşıma helikopterinin mürettebatı ve yolcuları için devam eden arama ve kurtarma çalışmaları kapsamında, Katar Silahlı Kuvvetleri mensupları Kaptan Pilot Mubarek Salim Davay el-Mery, Çavuş Fahd Hadi Ganem el-Hıyarin, Onbaşı Muhammed Mahir Muhammed, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndan Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu teyit edilmiştir. Katar Silahlı Kuvvetleri mensubu Kaptan Pilot Said Nasır Sumeyh’i arama çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Daha sonra Katar İçişleri Bakanlığı, kazada kayıp olan yedinci kişinin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ise kazada bir Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli ile iki ASELSAN personelinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Yetkililer, kazanın Ortadoğu’da süren savaşla herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Katar, savaşın başlamasının ardından özellikle enerji altyapısını hedef alan saldırılara maruz kaldı.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının ardından, bu hafta İran tarafından Ras Laffan LNG tesisine yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Bir benzer olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 9 Mart’ta meydana geldi; Bakanlık açıklamasına göre, teknik arıza sonucu bir helikopter düştü ve iki asker hayatını kaybetti.


Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi
TT

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran'ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeyi, yardımcısını ve misyon personelinden üç kişiyi istenmeyen kişi ilan etti ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerini istedi. Bu açıklama, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada yer aldı.

Açıklamaya göre Suudi Arabistan bir kez daha Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin yanı sıra bazı Arap ve Müslüman ülkelere yönelik açık saldırılarından dolayı İran’ı kınadı.

Açıklamada, İran’ın Suudi Arabistan’ı, ülkenin egemenliğini, sivil hedefleri, sivilleri, ekonomik çıkarlarını ve diplomatik temsilciliklerini hedef almaya devam etmesinin, ilgili tüm uluslararası sözleşmelere, iyi komşuluk ilkelerine, devletlerin egemenliğine saygı ilkesine, Pekin Anlaşması’na ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2026 tarihli ve 2817 sayılı kararına karşı açık bir ihlal olduğu belirtilirken bu durumun İran tarafının sürekli bahsettiği İslam kardeşliği ile İslam dininin değerleri ve ilkeleriyle çeliştiği; sözlerinin eylemleriyle örtüşmediği vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı, 9 Mart tarihinde bakanlık tarafından yayınlanan bildiride yer alan, İran’ın aralıksız saldırılarının gerginliğin daha da tırmanmasına yol açacağı ve bunun mevcut ve gelecekteki ilişkiler üzerinde ciddi bir etki yaratacağına dair ifadelere atıfta bulundu. Suudi Arabistan, BM Şartı'nın 51’inci maddesi uyarınca egemenliğini korumak, güvenliğini sağlamak, topraklarını, hava sahasını, vatandaşlarını, ülkede ikamet edenleri, kaynaklarını ve çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri almaktan çekinmeyeceğini vurguladı.