2023’te Suudi Arabistan: Jeopolitik vizyon ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin doğuşu

Jeopolitik vizyon ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönem başladı.

Veliaht Prens Selman, geçtiğimiz temmuz ayında Cidde'de Japonya Başbakanı’nı kabul etti. (SPA)
Veliaht Prens Selman, geçtiğimiz temmuz ayında Cidde'de Japonya Başbakanı’nı kabul etti. (SPA)
TT

2023’te Suudi Arabistan: Jeopolitik vizyon ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin doğuşu

Veliaht Prens Selman, geçtiğimiz temmuz ayında Cidde'de Japonya Başbakanı’nı kabul etti. (SPA)
Veliaht Prens Selman, geçtiğimiz temmuz ayında Cidde'de Japonya Başbakanı’nı kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan Krallığı, 2023 yılı boyunca birçok bölgesel ve uluslararası zirve ve toplantıya ev sahipliği yapmasının yanı sıra farklı krizlerin ve zorlukları görüşüldüğü üst düzey bölgesel ve uluslararası siyasi ve diplomatik adımlara tanık oldu.

Gözlemciler bunu Suudi jeopolitik vizyonunda yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirirken, Riyad bölgede ve dünyada birçok krizle profesyonellik ve hızla mücadele etti. Geçtiğimiz nisan ayında aniden patlak veren Sudan krizi nedeniyle binlerce sivili ve diplomatı tahliye etmişti.

Suudi Arabistan Krallığı ve İran İslam Cumhuriyeti mart ayında sürpriz bir adımla, aralarındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını ve iki ülkenin büyükelçilik ve temsilciliklerinin Çin arabuluculuğunda yeniden açıldığını duyurdu.

Yılın geri kalan aylarında ise Suudi Arabistan birçok önemli uluslararası zirveye ve toplantıya sahne oldu. Temmuz ayında Suudi-Japon zirvesi, Cidde'de Suudi-Türk zirvesi ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile beş Orta Asya ülkesi (C5) zirvesinin yanı sıra Kızıldeniz'deki kıyı şehrinin istişari bir Körfez zirvesine ev sahipliği yaptı.

Suudi Arabistan ağustos ayında, yaklaşık 40 ülkeden ulusal güvenlik danışmanlarının katılımıyla Ukrayna kriziyle ilgili Cidde toplantısına ve ardından ekim ayında Körfez İşbirliği Konseyi ile ASEAN arasında  tarihi bir zirveye tanık oldu.

Filistin topraklarındaki duruma ilişkin gelişmeler ve İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki saldırganlığını durdurmak yanıt olarak kasım ayında Riyad'da olağanüstü bir Arap-İslam zirvesi düzenlendi. Ayrıca bir Suudi-Afrika zirvesi de düzenlendi. Yıl, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'ı ziyaretinin ardından Suudi-Rusya zirvesiyle sona erdi.

Suudi Arabistan -İran ilişkilerinin dönüşü

Suudi Arabistan Krallığı ve İran İslam Cumhuriyeti 10 Mart’ta, Çin'in arabuluculuğundaki görüşmelerin ardından aralarındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını ve iki ülkenin büyükelçilik ve temsilciliklerinin 60 gün içinde yeniden açılacağını duyurdu.

Üçlü ortak açıklamada, üç ülkenin devletlerin egemenliklerine saygı duyma ve iç işlerine karışmama vurgusu yer aldı. Daha sonra İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Gazze için düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katılmak üzere geçtiğimiz kasım ayında ilk kez Suudi Arabistan’ı ziyaret etti.

Suudi Arabistan binlerce kişiyi tahliye etti

Suudi Arabistan geçtiğimiz nisan ayında Sudan’da aniden patlak veren kriz sonrası uluslararası alanda büyük övgü alan bir girişimle deniz filosunu harekete geçirdi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan ayı ortasında başlayan ve en büyük başarılı tahliyelerden biri olarak tanımlanan çatışmaların başlamasından bu yana 184'ü Suudi olmak üzere 100 ülkeden 5 binden fazla kişinin tahliye edildiğini duyurdu.

Körfez ve Orta Asya Zirvesi

Stratejik ve siyasi diyalogun sürdürülmesi bağlamında, geçtiğimiz temmuz ayında Cidde şehri (batı Suudi Arabistan), Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve beş Orta Asya ülkesinin (C5) liderlerinin zirvesine tanık oldu. İki taraf arasındaki stratejik ve siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, siyasi ve güvenlik diyalogu, ekonomik ve yatırım işbirliği ve halklar arasındaki iletişimin geliştirilmesi dahil olmak üzere çeşitli alanlarda yeni ufuklara yönelik ortaklığın güçlendirilmesinin önemini vurgulandı.

Cidde'de Ukrayna kriziyle ilgili toplantı

Ağustos ayında Cidde şehri, Bakanlar Kurulu üyesi ve Suudi Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid el-Ayban başkanlığında ve yaklaşık 30 ülkeden ulusal güvenlik danışmanlarının katılımıyla Ukrayna kriziyle ilgili barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı.

Körfez Zirvesi ve ASEAN

KİK i e ASEAN arasındaki ilki olan tarihi zirvede, 16 Körfez ve Asya ülkesinin liderleri geçtiğimiz ekim ayında Riyad'da bir araya geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Zirveden net bir yol haritası çizmek ve ortak çıkarlara hizmet edecek çeşitli alanlarda iş birliği ve ortaklığı geliştirmek amacıyla 2024-2028 dönemi için ortak eylem planı başlatıldı.

Suudi-Afrika zirvesi

Aktif Suudi politikasının devamı olarak geçtiğimiz kasım ayında Riyad, bir Suudi-Afrika zirvesine ev sahipliği yaptı. Sonuç olarak iki taraf, iş birliği, ortaklık ve kalkınma ilişkilerinin geliştirilmesini ve her iki tarafın ülkeleri ve halkları için sürdürülebilir bir gelecek çizen kıtasal entegrasyonun temellerinin atılmasını vurguladı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakan Muhammed bin Selman, Suudi-Afrika Zirvesi'nin açılışında kıta ülkelerinde on yıl içinde değeri bir milyar doları aşan kalkınma projeleri ve programlarının başlatılması için Afrika'da Kral Selman bin Abdulaziz’in kalkınma girişiminin başlatılmasına işaret etti.

Olağanüstü Arap-İslam zirvesi

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısının ardından durumun ciddiyeti göz önüne alındığında; Suudi Arabistan, kasım ayında Riyad'da olağanüstü bir Arap-İslam zirvesi yapılması çağrısında bulundu. Beşin üzerinde ülkenin katıldığı zirveye, başta İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukayı kırmak, Gazze Şeridi'ndeki savaşı durdurma ve işgali sona erdirme vurgusu yapmak olmak üzere çok sayıda olağanüstü karar çıktı.

Karayip ülkeleriyle Suudi zirvesi

Kasım ayında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad ortaklığı geliştirmek ve iki taraf arasında özellikle ekonomi, yatırım, ticaret, turizm ve diğer alanlarda iş birliği için yeni ufuklar açmak amacıyla Karayipler Topluluğu (CARICOM) ile ilk Suudi zirvesine ev sahipliği yaptı.

Zirve sonrası yapılan ortak açıklamada, karşılıklı çıkarlar ve dostane ilişkiler vurgulanırken, ortak çıkarları ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunuldu. Ayrıca, ortak vizyon ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü'nde yer alan değerler temelinde, iki dinamik bölge arasındaki iş birliği yoluyla büyüme fırsatlarından yararlanmak için ortaklıklarını genişletmenin ve geliştirmenin yolları görüşüldü.

Suudi-Rusya zirvesi

 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2023 yılı sona ermeden Suudi Arabistan Krallığı'na önemli bir ziyarette bulunarak, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Salman ile bir araya geldi. Görüşmede iki ülkenin Ortadoğu'nun ve dünyanın çıkarları ve üzerinde çalışılan dosyalar üzerinde yoğunlaşan kapsamlı konular ele alındı.

Suudi Arabistan ve Rusya, Filistin topraklarındaki askeri operasyonların durdurulması gerektiğini vurgularken, iki devletli çözüme ilişkin uluslararası kararların uygulanması dışında Filistin'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasının mümkün olmadığını aktardı. Gazze'de yaşanan insani felaketten derin kaygı duyduklarını ifade eden liderler, iki ülke arasında savunma ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeye yönelik anlaşmaya vurgu yaptı.

İki ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, tarafların petrol ve gaz alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve ‘tüm katılımcı ülkelerin, üreticilerin ve tüketicilerin çıkarlarına hizmet edecek ve OPEC'in büyümesini destekleyecek şekilde OPEC anlaşmasına uyması gerektiği’ konusunda mutabakata varıldı.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.