Suudi Arabistan’dan İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu’na 26,6 milyon dolar destek

Prens Halid bin Selman, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ihlallerini kınamak için koalisyona üye devletlere ortak bir duruş çağrısında bulundu (SPA)
Prens Halid bin Selman, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ihlallerini kınamak için koalisyona üye devletlere ortak bir duruş çağrısında bulundu (SPA)
TT

Suudi Arabistan’dan İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu’na 26,6 milyon dolar destek

Prens Halid bin Selman, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ihlallerini kınamak için koalisyona üye devletlere ortak bir duruş çağrısında bulundu (SPA)
Prens Halid bin Selman, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ihlallerini kınamak için koalisyona üye devletlere ortak bir duruş çağrısında bulundu (SPA)

İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu’na üye ülkelerin Savunma Bakanları’nın toplantısı, dün Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlendi.

Toplantının açılışını yapan, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, ülkesinin İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu Girişim Fonu'na 26,6 milyon dolar (100 milyon riyal) destek verdiğini duyurdu.

Prens Halid ayrıca, Suudi Arabistan’ın, koalisyonun dört çalışma alanında (ideoloji, medya, askeri ve terörün finansmanıyla mücadele) 46 eğitim programını desteklemenin yanı sıra, koalisyonun girişimlerini hayata geçirmek için üye devletlere katkı sağlayacağını dile getirdi.

‘Terörizmle Mücadele Ortak Sorumluluktur’ teması altında bu yıl ikincisi yapılan toplantıya, koalisyonun 42 üye ülkesinin yanı sıra üç destekleyici ülkeden savunma bakanları katıldı.

u7k7
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu toplantısında (SPA)

Prens Halid toplantının açılışında yaptığı konuşmada, koalisyon misyon ve hedeflerinin büyük olduğunu, dünyanın çeşitli ülkelerinin yanı sıra uluslararası kurum ve kuruluşlarla ortak çaba, entegrasyon, işbirliği ve ortaklık gerektirdiğini söyledi.

İsrail’in saldırılarına kınama

Suudi Bakan, koalisyona üye devletlerin İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki ihlallerini kınama konusunda birleşik bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı.

11 Kasım 2023’te Riyad şehrinde düzenlenen olağanüstü Arap Birliği-İslam İşbirliği Teşkilatı ortak zirvesinde alınan kararlar doğrultusunda bu saldırganlığın derhal durdurulması gerektiğini de ekledi.

İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu Genel Sekreteri Tümgeneral Muhammed Moghedi ise, koalisyona ve dayandığı çalışma metodolojisine kısaca değindikten sonra, bağışçı ve destek veren ülkelerin girişimleri ve koalisyonun bunları hayata geçirme planlarını anlattı.

Tümgeneral Moghedi, İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki Filistin halkına yönelik saldırganlığını kınama noktasında üye devletler arasında birleşik bir tutumun önemini vurgulayan, toplantının nihai bildirgesini de okudu.

yh
İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu ve destek veren ülkelerin savunma bakanları (SPA)

Nihai bildiride, koalisyon ülkelerinin, terörün tehlikelerini ortadan kaldırmak ve karşı durmak için çabalarını koordine edip birleştirmeyi amaçladığı, terör tehdidiyle mücadelede ortak çabanın, organize ekip çalışmasının ve kapsamlı stratejik planlamanın önemini vurguladığı ifade edildi.

Terörle mücadele çabalarını sürdürme noktasında, koalisyonun ana planları ve girişimlerinin yanı sıra ideoloji, medya, askeri ve terörün finansmanıyla mücadele alanlarının aracılığıyla terörü ortadan kaldırma konusundaki kararlılık vurgulandı.

Çoklu girişimler

Üye devletlerin savunma bakanları, koalisyonun 2023 yılı yıllık raporuna ek olarak, aynı yıla ait operasyonel ve mali performans raporunu inceledi.

Rapora göre, koalisyonun kuruluşundan bu yana Suudi Arabistan tarafından sağlanan işletme giderleri 266 milyon doları (1,1 milyar riyali) aştı.

Nihai bildirgede, koalisyonun çalışma metodolojisi ve bazı üye devletlerin talepleri doğrultusunda tasarlanan, önümüzdeki dönemde hayata geçirilecek inisiyatifler hakkında da üye devletlere bilgi verildiği ifade edildi.

rgtnt

Bildirgeye göre, toplantıda ayrıca çeşitşi alanlarda terörle mücadeleye yönelik girişimlerin etkinleştirilmesi için çalışmalar yapıldı.

Stratejik girişimlerin uygulanmasında kullanılmak üzere üye devletlerden, destekleyici ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan, isteğe bağlı mali hibe mevduatı almak üzere belirlenen koalisyon girişimlerini finanse etmek için bir fon başlatılması da kararlaştırıldı.

Bakanlar, bu toplantıda ulaşılan vizyonlar üzerinde varılan fikir birliğine övgüde bulundu.

Koalisyonun terörle mücadele hedeflerine ulaşmak amacıyla, üyelerin yanı sıra dost ülkelerle ve terörle mücadeleyle ilgili uluslararası örgütlerle ortak çabaların önemine vurgu yaparak, gelecekte koalisyona katılmak isteyen ülkeleri memnuniyetle karşılayacaklarını ifade ettiler.

Şarku’l Avsat’a konuşan, İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu Tümgeneral Abdullah El Kahtani ise, toplantının boyut ve sonuçlarının büyük olduğuna dikkat çekerek, “Bu, koalisyonun sahip olduğu en önemli unsurun, dünyanın tüm ülkelerinde terörle mücadelede kararlılık olduğunu gösteriyor” dedi.

İkili görüşmeler

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, toplantının oturum aralarında İslam ülkelerinden bir dizi savunma bakanıyla ikili görüşmelerde bulundu.

Suudi Bakan, Kuveyt Başbakan Yardımcısı, Savunma Bakanı ve İçişleri Bakan Vekili Şeyh Fahad Yusuf Saud es-Sabah, Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı ve Savunma Bakanı Abdulhamid Dibeybe, Cibuti Parlamento ile İlişkilerden Sorumlu Savunma Bakanı Hasan Burhan, Sudan Savunma Bakanı Korgeneral Yasin İbrahim Abdelhadi ve Moritanya Savunma Bakanı Hanana Oul Sidi ile görüştü.

Görüşmelerde, ülkeler arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirildi, savunma ve askeri işbirliğinin yanı sıra ortak çıkarları ilgilendiren birçok konu ele alındı.

ym
Prens Halid bin Selman, Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı ve Savunma Bakanı Abdulhamid Dibeybe ile (SPA)

 



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.