Körfez ülkelerindeki Şii otoritesi

İran ve Irak'taki otoritelerle ilişkiler sorunu ve yerel otoritelerin geleceği.

Necef'teki İmam Ali bin Ebi Talib'in türbesi (Shutterstock)
Necef'teki İmam Ali bin Ebi Talib'in türbesi (Shutterstock)
TT

Körfez ülkelerindeki Şii otoritesi

Necef'teki İmam Ali bin Ebi Talib'in türbesi (Shutterstock)
Necef'teki İmam Ali bin Ebi Talib'in türbesi (Shutterstock)

Abdullah Faysal Al Rebah

On İki İmam Şiiliği, Arap Körfezi kıyılarında önemli bir orana sahip. Bahreyn'de çoğunluk oluştururken, Suudi Arabistan'ın doğusunda ve Kuveyt'te yüksek orandalar. Diğer ülkelerde (Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman) ise azınlıktalar. Dini konularda sınırları aşan büyük referanslara başvururlar ve bu referanslar Irak ve İran'da bulunur.

1979'da İran'da İslam Devrimi’nin patlak vermesinden bu yana Körfez ülkeleri, sınırların dışında ikamet eden dini otoritelerle ilişkiler konusundaki kaygılarını gizlemediler. Körfez kıyılarındaki Şii toplulukların tarihine rağmen, İran'ın Şii çoğunluğa sahip bir devlete dönüşmesi,16’ıncı yüzyılda, Körfez'deki topluluklarında önceden Şii toplumların tarihi dönüşümüne rağmen, İran'da Şii dini hükümetin kurulması, Irak'taki İranlı müçtehitlerin liderliği ile birlikte, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin hükümetlerini endişelendirdi. Özellikle, Lübnan sahnesinde İran'ın etkisi 1980'lerden beri belirgin bir şekilde görülmekte ve Baas Partisi'nin 2003'te devrilmesinden bu yana Irak'ta da belirginleşti.

Yerel çağrılar

Son zamanlarda, birçok yerel din adamlarının da desteklediği bazı yerel Körfez topluluklarından, Körfez toplumunun rahminden dini liderliğin çıkması için Körfez otoritesine karşı çıkma çağrıları arttı. Çünkü Körfez vatandaşlarının yabancı müçtehitleri taklit etmeleri ve onlara zekat ve sadaka gibi hakları göndermeleri yerel yasaları ihlal edebilir ve hatta çifte sadakat konusunda soru işaretleri yaratabilir. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri İran'ı kendi çıkarlarını tehdit eden yayılmacı bir devlet olarak görüyor ve bu da bazı ülkelerde Şiilerin ‘İslam Cumhuriyeti’ne bağlılık pahasına Arap ülkelerine sadakatsizlikle suçlama noktasına varmasına neden oluyor. Ayrıca, KİK ülkelerinin vatandaşlarından bir referansın ortaya çıkması, mezhepsel gerginlik sorununu sona erdirebilir ve şüphelerin giderilmesine de kesinlikle yardımcı olacaktır.

KİK ülkelerindeki hızlı siyasi ve toplumsal değişiklikler göz önüne alındığında, özellikle ‘Sistani sonrası dönemin’ başlangıcına yaklaştığımız göz önüne alındığında, otoriteye layık birisinin bu pozisyona karşı olduğunu duyurması çok uzun sürmeyebilir. (Büyük Taklid Merci'i Ali es-Sistani şu anda 93 yaşında).

Fotoğraf Altı:  Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın 2005 yılına ait bir fotoğrafı. (AFP)
Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın 2005 yılına ait bir fotoğrafı. (AFP)

Şu an Seyyid Sistani Şii dini liderlik hiyerarşisindeki en yüksek figür olarak kabul ediliyor ve önde gelen müçtehitlerin, onun statüsüne duydukları saygıdan dolayı otoritelerini sunmak konusunda isteksiz oldukları açık. Ancak Sistani sonrası dönem, Suudi ve Bahreynli din alimleri de dahil olmak üzere, otoriteye meydan okumaya yetkili bazı kişilere yer bırakacak. Şu anki KİK ülkeleriyle İran arasındaki mevcut gerilimin KİK vatandaşlarını oldukça zor durumda bıraktığı dikkate alındığında, Sistani'nin yerine Körfez ülkelerinden bir dini otoritenin geçmesi, yalnızca bireysel bir dini otoritenin yükselişi olmayacak, aynı zamanda İran'ın bu ülkelerdeki Şiileri etkileme olasılığını etkileyecek siyasi bir olay olacaktır. Bu, siyasi karar alıcıların gelecek dönemde bu durumla başa çıkmaya hazır olmaları gereken bir jeopolitik meseledir.

Tarihe dönüş

Tarih boyunca, Körfez'in Arap yakasındaki Şiiler yerel otoriteleri taklit ediyorlardı, hatta yerel otorite yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde etkisi azalana kadar bölge toplumlarına hakim oldu. Son yerel yetkililerin ölümü ve bir grup Körfez öğrencisinin Necef'ten büyük Irak otoritelerinin ajanları olarak hareket etmek üzere geri dönmesi, geleneğin yapısında yerel otoritelerden sınır ötesi otoritelere doğru bir değişikliğe yol açtı. Söz konusu dönemde yerel yetkililer, özellikle bu yetkililerin çoğunun bölgedeki eski ailelere mensup olması nedeniyle, bölge toplum liderlerinin ve yöneticilerinin saygısını kazandı. Bu aileler, petrol öncesi dönemde, dini eğitim almak isteyen çocuklarına maddi destek sağlayarak, çocuklarının dini eğitimlerine odaklanmalarını sağlayabiliyordu. Çünkü çoğu aile, geçimlerini sağlamak için tüm çocuklarının çabalarına ihtiyaç duyuyordu. Aynı zamanda, köklü ailelerin bireyleri toplumda sosyal ve ekonomik güce sahipti; tüccarlar ve toprak sahipleri sosyal ve ekonomik etkiye sahipti, dini liderler ise dini otoriteye sahipti. Daha sonra, dini eğitim almak için katılmaya yetkin olanların çemberi genişledi ve bu da birçoğunun Necef'e eğitim için göç etmelerine neden oldu, sonra da Necef'in ünlü rehberlerinin vekilleri olarak dönüş yaptılar, bu durum büyük yerel rehberlerin ölümleriyle denk geldiği bir zamanda gerçekleşti.

Necef öğrencileri

1950’li yıllarda, Necef'ten dönen öğrenci dalgası, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi yerlere, yüksek eğitimli din adamlarını içeriyordu. Bu din adamları, Irak'ta yaşayan büyük Ayetullahlar olarak bilinen kişilerin öğretilerini yaymaya başladılar. Bu kişiler arasında, Seyyid Ebu'l-Hasan el-İsfahani (ö. 1946), Şeyh Muhammed Rıza Al Yasini (ö. 1951) ve Seyyid Muhsin el-Hakim (ö. 1970) gibi isimler yer alıyorduEl-Hakim'in ölümünden sonra yetki Necef ve Kum arasında bölündüğünde, yasa koyucuların Seyyid Ebu el-Kasım el-Hui'yi (ö. 1992) taklit etmeye başlamasıyla Necef'te en yüksek otorite geleneği devam etti. Seyyid el-Hui'nin ölümünden sonra, Körfez'deki çoğu Şii, aynı zamanda Seyyid el-Hui'nin ölümünden bir yıl sonra vefat eden Muhammed Rıza el-Kelbeykani'yi taklit etmeye başladı.

Eski ailelerin üyeleri, sosyal ve ekonomik etkiye sahip olan tüccarlar ve toprak sahipleri ile nüfuzu paylaşırken, aralarındaki din adamları da dini otoriteye sahipti.

1993 yılından bu yana, Seyyid Ali es-Sistani, dünyadaki çoğu Şii'nin, Körfez'deki çoğu Şii de dahil olmak üzere, çoğunluğunun takip ettiği en üst düzey dini otorite haline geldi. Ancak KİK ülkelerindeki bazı Şiiler, diğer dini otoriteleri taklit etmeye başladılar. Bu otoriteler arasında, Şeyh el-Vahid el-Horasanî, Seyyid Sadık el-Şirazi (Kum'da), İran'ın Yüksek Lideri Ayetullah Ali Hamaney gibi isimler bulunuyor. Ayrıca, bazıları, Lübnanlı dini lider Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah'ı (ö. 2010) taklit etmeye devam ettiler.

Vekiller ve otoriteler

Yerel din adamları (vekiller) ile yurtdışındaki büyük dini otoriteler arasındaki ilişki, ‘karşılıklı meşruiyete’ dayanır. Otorite Irak, İran veya Lübnan'daki ilahiyat okullarında uzmanlığını kanıtlarken, ajanlar onun otoritesini teşvik etmek ve kendi toplumlarındaki insanları onu taklit etmeye ikna etmekle meşgul. Bölgelerinde çok popüler olan yerel din adamları, meşruiyetlerini, Gaîb İmam adına hareket eden mercilerin ajanları ve temsilcileri olmaktan alıyorlar. Ancak geleneksel eğitim merkezinde etkili bir dini lider, fetvalarını takip edecek ve onun görüşüne rehberlik edecek takipçilere ihtiyaç duyar. Makama talip olan ve çok sayıda taklitçi elde etmek isteyen gayretli kişi için bunun en önemli anahtarı, kendi otoritesini destekleyebilecek ehil temsilcileri kendine çekmek ve onu diğer otoritelere karşı teşvik etmektir. Bu, Necef ve Kum'da yaşayan bazı dini otoritelerin Körfez toplumlarındaki taklitçileri çekmedeki başarısını açıklıyor.

Fotoğraf Altı: Seyyid Ali es-Sistani, Mart 2021, Necef. (AFP)
Seyyid Ali es-Sistani, Mart 2021, Necef. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre Körfez ülkelerindeki ajanların büyük bir kısmı aslında yüksek eğitimli ve hatta bazıları içtihat derecesine ulaşmış durumda. Bu kişiler, toplumlarında ve ülkelerinde büyük bir saygı görürler. Örneğin, 2004 yılında vefat eden Şeyh Muhammed el-Haciri, tanınmış bir alimdi ve müçtehit olarak anılırdı. Ayrıca, Adalet Bakanlığı'nda bir yargıç olarak görev yapıyordu ve el-Hasa'daki Şii toplumuyla ilgili vakıflar, evlilik, boşanma, miras ve dini vakıflar gibi konularla ilgili görevleri üstleniyordu. El-Katif'de başka bir Şii yargıç daha bulunur. Hacri, bazı İranlı ve Iraklı öğrencilerinin Suudi Arabistan'da taklitçi olmasına ve öğrencileri arasında Kum'daki Seyyid Sadık el-Şirazi olmasına rağmen otoriteye karşı çıkmadı. Medine'de Şeyh Muhammed el-Ömeri (ö. 2011) 1951'den beri Batı Suudi Arabistan'daydı ve ölümüne kadar yabancı üst düzey yetkililerin ana vekiliydi.

Ömeri'nin cenazesi ve ölümünden sonra düzenlenen taziye konseyi, onun yalnızca Suudi Arabistan'da değil, tüm dünyadaki Şiiler arasında Şii toplumunda yüksek dini ve ilmi statüsünün kanıtıydı. İran Lideri Ali Hamaney ve Irak'taki en yüksek dini otorite olan Seyyid Ali es-Sistani gibi figürler, onun cenazesini taziyelerini sundular. Bu durum şaşırtıcı değil çünkü yaşarken hacca giden tüm müçtehitlerin, Medine'deki mütevazı camisini ziyaret edip onun arkasında namaz kıldıkları biliniyordu. Bir başka örnek ise 2013 yılında vefat eden Şeyh Abdülhadi el-Fadli'dir. Arap dünyasının en büyük Şii siyasi partisi olan ed-Dava Partisi'nin etkili isimlerinden biriydi. Hamaney'in 1994 yılında otoritesini açıklamasının ardından el-Fadli, ölümüne kadar onun mutlak temsilcisi oldu.

Körfez bölgesinde, mevcut varış noktaları (Necef ve Kum) yerine Körfez'in içine aktarıldığı takdirde, oradaki herhangi bir otoriteyi güçlendirmeye yetecek kadar bol miktarda para var.

Şii çoğunluğun bulunduğu Bahreyn'de, hükümet tarafından atanan bir müçtehit ve Caferi yargıç olan Şeyh Süleyman el-Medeni (ö. 2003) gibi, Bahreyn'deki iktidar ailesini destekleyen bir dizi üst düzey din adamı vardı ve halen de öyle. O, hükümet tarafından atanmış bir müçtehit ve Câferî yargıçtı. Kuveyt'te, nüfusun yaklaşık yüzde 30'unu oluşturan Şiiler arasında, ünlü Şii din adamları bulunuyor. En önde gelenlerden biri, Kuveytli tek müçtehit olduğu iddia edilen Seyyid Muhammed Bakır el-Mehri (ö. 2015) idi. Ancak dini otoriteye karşı olduğunu beyan etmedi ve Kuveytli Şii arkadaşları gibi Kuveyt'teki yönetici ailenin destekçisiydi.

Fotoğraf Altı: Necef'teki İmam Ali'nin türbesi.
Necef'teki İmam Ali'nin türbesi.

Bugün Bahreyn ve Suudi Arabistan Krallığı'nda, kendi memleketlerinde ikamet edenlerin yanı sıra bir kısmı Necef'te, bir kısmı da Kum'da ikamet eden çok sayıda müçtehit alim bulunuyor. Bildiğimiz kadarıyla diğer KİK ülkelerinde müçtehit bulunmuyor ancak yakın gelecekte iktidar için çok sayıda güçlü aday ortaya çıkabilir. Bugün önerilen en öne çıkan isimler arasında, bir süre önce otoritesini ortaya koyan ve Necef Havzası’nın tanınmış alimlerinden biri olarak kabul edilen Bahreyn Şeyhi Muhammed Senad yer alıyor. Suudi Arabistanlılardan ise Necef'teki Sayın Münir El-Habbaz, kendi ülkelerinde geleneksel öğretimi öğreten Şeyh Ali el-Cezeri gibi bir grup alimin varlığına ek olarak, oradaki önde gelen alimlerden biri olarak kabul ediliyor.

Irak ve İran dışındaki liderler

Irak ve İran dışında herhangi bir Şii otoritenin ortaya çıkması, yerel bir din aliminin kararı meselesi olmanın ötesine geçiyor ya da sadece otoritesini ortaya koymadan ve ülkesinde taklitçileri çekmeden önce havzada tanınma süreciyle bağlantılı. Bu konuda başarılı deneyimler olsa da bunlar sınırlıdır. En önemli örneklerden biri, Lübnan'a geri dönmeden önce Necef'te varlığını kanıtlamış ve Güney Lübnan'daki Şii topluluğunun tarihi merkezi olan Cebel Amel'in yerel alimlerinin mirasıyla desteklenen Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah'tır. Ayrıca Lübnan'daki açık siyasi ve sosyal ortam da ona yardımcı oldu ve bu da otoritesinin getirdiği yükleri kabul edilebilir bir şekilde yerine getirmesine olanak sağladı.

Dikkate alınması gereken başka şeyler de var, en önemlisi parasal kaynaklar. Başarılı bir otorite, resmi denetime tabi olmayan meşru hak fonlarından gelen fonlara ihtiyaç duyar; zira Şii havzalarının tarihi, otoritenin siyasi otoritelerden tamamen bağımsız olmasını gerektirir. Körfez bölgesinde, mevcut varış yerleri (Necef ve Kum) yerine Körfez'in içlerine aktarılırsa, oradaki herhangi bir otoriteyi güçlendirmeye yetecek miktarda para var. Diğer yandan gerçek şu ki Körfez Şiilerini, özellikle Şii vicdanına dayanan duygusal ve tarihsel bir bağlantı noktası oluşturan Necef'te, kendi fıkıh geleneklerini mevcut geleneksel referanslardan dönüştürmeye ikna etmek zordur. Buna göre KİK ülkelerinde Şii bir otoritenin ortaya çıkması, bu ülkelerin halkları ve hükümetleri arasında yerel çabalara dayalı ulusal uzlaşmayı gerektirir.

Sınır ötesi yetkililerle (İran ve Irak'a yerleşmiş) uzun süreli ilişkiler göz önüne alındığında, Körfez Şiilerinin kendi aralarında yaşayan, camilerinde namaz kıldıran, işlerini aracılar yerine günlük yaşamla yürüten bir dini otoriteye uyum sağlamaları için zamana ihtiyaçları olacak. Bu değişiklik Necef ve Kum otoritelerinin bölgedeki vekillerine gölge düşürecektir. Buna göre, yerel yönetim, özellikle yetkililerin sınır ötesi temsilcileriyle uğraşmak zorunda kalacak çünkü bu, üst yetkililerin temsiline dayalı olarak onların sosyal ve ekonomik statülerine yönelik bir meydan okuma oluşturacaktır. Her iddialı otoritenin karşı karşıya olduğu ciddi zorluk, bu vekillerin etkisini azaltmak olacaktır. Bunu ya geniş bir halk desteği tabanı oluşturan aşağıdan yukarıya bir yaklaşımla ya da üst otoritelerin temsilcilerinin desteğine dayanan yukarıdan aşağıya bir yaklaşımla başarmak mümkün olacaktır. Her iki seçenek de vekilleri, kendilerini aşmadan ve otoritesini tanıtmadan önce bir zamanlar meslektaşları olarak kabul edilen yeni otoritenin otoritesine boyun eğmeye zorlayacaktır. Bu nedenle, herhangi bir yeni otoritenin, toplumunun önde gelen din adamlarının güçlü, hatta sert direnişiyle karşılaşması muhtemeldir.

Körfez ülkelerindeki ajanların büyük bir kısmı aslında yüksek eğitimli ve hatta bazıları çalışkanlık derecesine ulaşmış durumda.

Körfez toplumlarının -diğerleri gibi- kabile/aile ve dini çizgilerdeki bölünmelerle dolu olduğunu belirtmek gerekir. Şii bileşen için, insanları onların takip ettiği referansa göre sınıflandırmak yaygındır, bu nedenle ‘Sistani’, ‘Şirazi’, ‘Hameney’ gibi terimler belirli bir aileyi veya belirli bir kasabayı veya en azından belirli bir camiyi işaret etmek için kullanılır. Bu tür bir özdeşleşme sosyal ittifaklar kurar ve destekler, bu da mevcut referanslardan desteğin kaydırılmasını zorlaştırır. Bir referansı destekleme taahhüdü, bir iletişim geçmişini, ilişki ağlarını ve değişime direnebilecek sosyal ittifakları gerektirir. Ayrıca, yerel bağlama entegre edilen yeni otorite, iç protestolar veya diğer ülkelerle askeri çatışmalar gibi içişlerine ilişkin kritik durumlarla ilgili fetva verme zorunluluğunu da duyacaktır. Ayrıca Arap Yarımadası bölgesinde güçlü bir ruhban okulu bulamıyoruz ve bu nedenle Kum ve Necef otoriteleriyle rekabet eden bir otoritenin ortaya çıkma fırsatı sınırlı kalıyor.

Yerel havzalar

Bilimsel güvenilirliğe sahip yerel bir havzanın varlığı otorite için ikincil bir konu değildir. Herhangi bir güçlü otorite, üç temel görevi yerine getirmek için gelişmekte olan bir ilim havzasının varlığını gerektirir:

1-Ona akademik ve entelektüel faaliyetler için bir platform sağlamak.

2-Toplumda ve ötesinde daha geniş bir temsilci ağı olarak hizmet edecek gelişmiş bir kadro da dahil olmak üzere, derslerini ve hükümlerini kendi topluluklarına aktarabilecek bir öğrenci nesli geliştirmek.

3-Her seviyede yerel öğrencilerin kapsanması, Irak veya İran'a seyahat etme ihtiyacını azaltmak için önemlidir, bu da ileri düzeyde dini eğitim almak için gereksinimi azaltır. Zamanla ve havzanın itibarının artmasıyla, bölgeden dışarıdan gelen öğrencilerin Şii mezhebine dini eğitim almak için Körfez'deki havzalara gitmeye başlaması muhtemeldir.

Vekiller ve Otorite’nin yetkileri

Yerel bir Şii Havzası’nın yükselerek Şii toplumu içerisinde ileri bir statüye ve nüfuza ulaşması durumunda, Vesayet devleti (Suudi Arabistan veya Bahreyn), Şii toplumu üzerinde yalnızca kendi topraklarında değil, hatta belki Şii çoğunluğun bulunduğu ülkelerde (İran ve Irak) nüfuz sahibi olabilecektir. Siyasi yatırım, Suudi Arabistan veya Bahreyn'den Şii din adamlarının, Azerbaycan, Hindistan, Pakistan ve Afganistan gibi geleneksel Şii merkezlerin dışında büyük Şii nüfusa sahip ülkelere gönderilmesini içerebilir. Böyle bir hamle Suudi-İran rekabetinde yeni bir aşamayı temsil edecek, zira Suudi Arabistan küresel Şii sahnesinde İran'la rekabet ederken Sünni toplumların büyük bir kısmındaki liderlik konumunu da koruyacaktır.

Siyasi yatırım, Suudi veya Bahreynli Şii vaizleri, geleneksel Şii merkezinin dışında, büyük Şii nüfusa sahip ülkelere göndermek olacaktır.

Necef veya Kum'daki yüksek otorite geleneğini sürdürmek mevcut bir seçenek olmaya devam ediyor. Ancak otorite ile mezhep mensupları arasındaki ilişkiyi, mezhep mensuplarının mezhep mahremiyetini ve Körfez ülkelerinin egemenliğini koruyacak şekilde yeniden düşünmesi gerekecek. Yeni ilişkinin önemli özelliklerinden biri, dini liderin baş temsilcilerine, dini hükümlerin gerekli olduğu konularla ilgili daha geniş yetkiler verilmesi ve dini liderin vatandaşların Şii mahkemelerin yargı yetkisi altında olan boşanma, ayrılık, miras, vakıf gibi kişisel durumlar ve diğer medeni konularla doğrudan ilgilenme rolünün azaltılmasıdır. Bu, içlerinde anlaşmazlık bulunan davalar için, vatandaşların detaylı bilgileriyle birlikte ülkelerindeki Şii vatandaşlarınca dini mahkemelerde anlaşmazlıkların çözümlenememesi durumunda, dini liderin ofisine sunulur ve ofis personeli, kendi ülkelerinin atadığı Şii hakimlerinden daha nitelikli olmayan kişilerce ele alır. Dini liderin ofislerinin bu tür bir yetki kullanımı, bu ülkelerin içişlerine müdahale olarak kabul edilir ve özellikle Körfez ülkelerinin vatandaşlarından oluşan din adamlarının bu konularla başa çıkmak için yetkin oldukları göz önüne alındığında, bu tür bir uygulamaya gerek duyulmaz.

Dini otoritenin kişisel durumları yönettiği ve dini yetkinin uygulandığı ‘dini merci’ sorunu, hem yerel hem de sınırları aşan dinî otoriteler için en önemli zorluklardan biridir. Bu sorun, yerel yasaları ve Şii fıkhını dikkate alan bir düzenleme çerçevesinde ele alınmadığı sürece çözümlenmesi zor bir hal alır. Dinî otorite, her ayrıntıya müdahale etmez, ancak yetkili bilginlere hüküm verme yetkisi tanır. Bu nedenle, en ideal çözüm, hâkimlerin, kendi mezheplerinin içtihatlarına göre vasıflandırılmış, toplumlarının koşulları hakkında bilgi sahibi ve ülkelerindeki hukukun otoritesine tabi olan toplum üyelerinden seçilmesinde yatıyor. Dinî otorite için, toplumun bir üyesinin bu yetkiye layık olduğu takdirde, bu toplum için bir artı olacaktır; ancak bu başarılamazsa, yerel konular yine yasa ve Şeriat hükümleri çerçevesinde korunacaktır.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Bölgedeki krizde savunma çabaları açıkça görüldü

Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Bölgedeki krizde savunma çabaları açıkça görüldü

Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)

Kutsal Yerler: İbrahim el-Kureyşi & Ömer el-Bedevi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, hacıların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için görev yapan askerî ve güvenlik birimleriyle kamu kurumlarının çalışmalarını takdir etti. Veliaht Prens, bu çabaların, bölgesel krizlere karşı sergilenen tutumda da görüldüğü üzere, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruma yönündeki çalışmaların devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

Prens Muhammed bin Selman, Kurban Bayramı dolayısıyla Mina Sarayı’nda, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdülaziz adına askerî kuvvetlerin üst düzey komutanları ile bayram tebriğine gelen yetkilileri kabul etti.

Veliaht Prens görüşmede, ülkenin güvenliğini koruma ve millî kazanımları savunma yönünde gösterilen çabaların gurur ve takdire değer olduğunu belirterek, bunun devletin köklü yaklaşımının devamı olduğunu ifade etti. Muhammed bin Selman, “Allah’a hamdediyoruz ki ülkemize Haremeyn-i Şerifeyn’e hizmet etme ve kutsal mekânlara gelen ziyaretçilere bakım sağlama şerefini nasip etti” ifadelerini kulandı.

Öte yandan hacılar dün teşrik günlerinin ilki olan “Yevmü’l-Karr” ("karar günü, yerleşme günü") ibadetlerini tamamladı. Suudi Arabistan hükümetinin sunduğu kapsamlı hizmetler sayesinde hacılar ibadetlerini huzurlu ve manevi atmosfer içinde yerine getirdi.

Hac ibadetini erken tamamlayarak Mina’dan ayrılmak isteyen hacıların ise bugün güneşin zeval vaktinin ardından bölgeden ayrılmaya başlaması bekleniyor.

Medine’deki resmî kurumların da ibadetlerini tamamlayan ve bu akşam itibarıyla otobüsler ile Haremeyn Hızlı Treni üzerinden kente ulaşmaya başlayacak ilk hacı kafilelerini karşılamak için hazırlıklarını tamamladığı bildirildi.


Fintech ve bulut hizmetleri, Suudi teknoloji sektöründe kâr patlamasına öncülük ediyor

Dünyanın en büyük devlet veri merkezi olan Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) Hexagon Veri Merkezi (SPA)
Dünyanın en büyük devlet veri merkezi olan Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) Hexagon Veri Merkezi (SPA)
TT

Fintech ve bulut hizmetleri, Suudi teknoloji sektöründe kâr patlamasına öncülük ediyor

Dünyanın en büyük devlet veri merkezi olan Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) Hexagon Veri Merkezi (SPA)
Dünyanın en büyük devlet veri merkezi olan Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) Hexagon Veri Merkezi (SPA)

Suudi teknoloji şirketlerinin 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçları, iş yapış yapılarında köklü bir değişime işaret etti. Dijital gelirlerdeki artış ile operasyonel ve idari maliyetlerin etkin yönetimi bu dönemde bir araya geldi. Suudi Arabistan Menkul Kıymetler Borsası’nda (Tadawul) işlem gören öncü şirketler, toplamda 285 milyon doları (1,07 milyar riyal) aşan kâr marjıyla; siber güvenlik, dijital kimlik ve yönetilen hizmetler gibi alanlarda gelir kanallarını çeşitlendirme yetkinliklerini kanıtladı.

Söz konusu güçlü finansal performans ve net kâr artışı; dijital dönüşüm programlarının kararlılıkla sürdürülmesi, finansal teknoloji (fintech) sektörünün hızla olgunlaşması, altyapı geliştirmeleri, bulut bilişim yatırımlarının genişlemesi ve iş dünyasından gelen yoğun talepten kaynaklandı. Uzmanlar, bu ivmenin yerel bilgi ve iletişim teknolojileri pazarını istikrarlı bir şekilde büyüteceğini ve sektör harcamalarının 2031 yılına kadar 100 milyar dolar barajını aşarak tarihi bir seviyeye ulaşacağını öngörüyor.

Borsada işlem gören Suudi uygulama ve teknoloji hizmetleri sektörü şirketlerinin toplam kârı, 2026'nın ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16 artış gösterdi. Geçtiğimiz yılın aynı çeyreğinde 919,98 milyon riyal (245 milyon dolar) olan toplam kâr, bu dönemde 1,07 milyar riyale (285 milyon dolar) yükseldi.

Sektörde faaliyet gösteren ve borsada işlem gören 5 şirketten 4’ü (Elm, Solutions, Perfect Presentation - 2P ve Al Moammar) net kâr açıklarken; Bahr Al Arab şirketi 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla çeyreklik dönem zararı kaydetmeye devam etti.

Kâr tablosu

Elm şirketi, yılın ilk üç ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artışla 656 milyon riyal net kâr elde ederek sektörün toplam kârının yaklaşık yüzde 61’ini tek başına sağladı. Şirket, geçtiğimiz yılın aynı döneminde 495 milyon riyal kâr açıklamıştı. Bu büyümede, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) giderlerinin azalması ve şirket gelirlerinin yüzde 31 artarak 2,47 milyar riyale ulaşması etkili oldu.

En yüksek kâr payına sahip ikinci şirket olan Solutions ise, faaliyet giderleri ile satış, dağıtım, genel ve idari giderlerdeki düşüşün yanı sıra şirket gelirlerinin yüzde 6,3 artışla 3 milyar riyale ulaşmasının desteğiyle yıllık yüzde 2,5 büyüme kaydetti. Şirket, geçen yılın aynı dönemindeki 361 milyon riyallik kârına karşılık, bu çeyrekte 370 milyon riyal kâr elde etti.

sxdcvs
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Elm şirket binasının önünde dolaşan kadınlar (Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu-PIF)

Sektör şirketleri arasında en yüksek net kâr sıralamasında üçüncü olan Perfect Presentation (2P) şirketi de, başta çağrı merkezi hizmetleri olmak üzere çoğu operasyonel sektördeki olumlu performansın ve şirket gelirlerinin yüzde 14 artışla 330,08 milyon riyale yükselmesinin etkisiyle kârını yüzde 2,42 artırdı. Böylece şirketin kârı, önceki yılın aynı dönemindeki 32,28 milyon riyal seviyesinden 33,06 milyon riyale ulaştı.

Operasyonel atılımı yönlendiren 5 temel unsur

Çeyreklik sonuçları değerlendiren finans analisti Nasır er-Reşid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi pazarında işlem gören uygulama ve teknoloji hizmetleri şirketlerinin 2026’nın ilk çeyreğindeki güçlü kâr büyümesinin, beş ana temel altında özetlenebilecek çeşitli operasyonel ve stratejik faktörlerin bir araya gelmesiyle gerçekleştiğini vurguladı:

- Birinci Temel: Sektörün en büyük itici gücü olan dijital dönüşüme yönelik kamu ve özel sektör harcamalarının devam etmesi. Kamu kurumları ve büyük şirketlerin hizmetleri otomatikleştirmesi ve dijital altyapı verimliliğini artırmasıyla; teknoloji çözümleri, veri yönetimi, siber güvenlik ve bulut hizmetlerine olan talep arttı. Bu durum, kamu sözleşmelerine ve büyük ulusal projelere sahip şirketler için istikrarlı ve uzun vadeli gelir akışları yarattı.

- İkinci Temel: Finansal teknoloji (fintech) sektörünün hızla olgunlaşması ve bunun dijital ödemelere, elektronik hizmetlere, dijital kimliğe ve akıllı iş platformlarına olan güvenin artmasına yansıması. Bu gelişme, uygulama ve teknoloji işletim şirketlerinin gelir büyümesine doğrudan katkıda bulunarak, sürdürülebilir gelir ve daha yüksek kâr marjları üreten tekrarlayan bir operasyonel faaliyete dönüştü.

- Üçüncü Temel: Operasyonel verimliliğin artması. Bu durum, bazı şirketlerin operasyonel ve idari giderleri ile satış ve dağıtım maliyetlerindeki düşüşle kendini gösterdi. Bu da şirketlerin yalnızca gelir artışına güvenmediğini, aynı zamanda maliyetleri kontrol etmede ve kâr marjlarını iyileştirmede başarılı olduğunu kanıtladı.

ascsdcd
Suudi Arabistan’daki Solutions şubelerinden biri (Solutions şirketi)

- Dördüncü Temel: En yüksek kârlılığa sahip teknoloji faaliyetlerinden biri olan bulut bilişim hizmetleri ve veri merkezlerinin genişlemesi. İş dünyasından bulut barındırma çözümlerine, veri analitiğine ve yönetilen hizmetlere gelen talebin artması, kurumların geleneksel altyapıya olan bağımlılığı azaltma eğilimiyle birleşince teknoloji sözleşmelerinin ortalama getirisini yükseltti.

- Beşinci Temel: Gelir kalitesinin yükselmesi ve çeşitlenmesi. Büyük şirketlerin artık tek bir gelir kaynağına bağımlı kalmayıp; teknolojik işletim, dijital hizmetler, iş platformları, çağrı merkezi hizmetleri, bulut çözümleri ve sistem yönetimi gibi alanlardan çeşitli gelirler elde etmeye başlaması, operasyonel dalgalanmaların etkisini hafifletti ve kâr sürdürülebilirliğini artırdı.

100 milyar dolara doğru ilerleyen sürdürülebilir büyüme

Finansal piyasalar analisti Tarık el-Atik ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Elm şirketinin sektörün toplam kârının yüzde 60’ından fazlasını tek başına sağlamasının; devlet dijital hizmetleri, veri ve özel çözümlere dayalı iş modelinin yenilikçi gücünü yansıttığını belirtti. El-Atik ayrıca, şirketin verimliliği artırma ve araştırma-geliştirme (Ar-Ge) gibi bazı giderleri kısma yoluyla gelirlerdeki güçlü büyümeyi fiili kâra dönüştürme konusundaki yüksek kabiliyetine dikkat çekti.

El-Atik, Suudi uygulama ve teknoloji sektörünün; Vizyon 2030, dijital ekonominin ivme kazanması ve teknolojik altyapı harcamalarındaki artışın desteğiyle resmen ‘sürdürülebilir operasyonel büyüme’ aşamasına girdiğini sözlerine ekledi. Analist, bu faktörlerin önümüzdeki yıllarda da sektörü Suudi pazarının en hızlı büyüyen alanlarından biri olarak tutmaya devam edeceğini öngördü.

Uygulama ve teknoloji hizmetleri şirketlerinin önümüzdeki çeyreklerde de gelir ve kârlılıkta güçlü büyümesini sürdüreceğini tahmin eden el-Atik, ancak bu büyümenin sektörün son yıllarda kaydettiği büyük sıçramalara kıyasla daha dengeli bir hızda gerçekleşeceğini belirtti. Konuşmasını tamamlayan analist, sektörün halihazırda üç ana itici güç tarafından desteklenen uzun vadeli bir büyüme döngüsü içinde hareket ettiğini vurguladı: Kamunun dijital dönüşüm harcamalarının sürmesi, bulut hizmetleri ile yapay zekanın büyük ölçekte yaygınlaşması ve özel sektörün otomasyona yönelik artan talebi. Bu durum, bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının 2031 yılına kadar 100 milyar doların üzerine çıkacağı öngörüleri eşliğinde, Suudi pazarında teknoloji harcamalarının hacminde yaşanan belirgin genişlemeyi de gözler önüne seriyor.


Suudi Arabistan Yemen'e acil yardım kapsamında 150 milyon dolar sağladı

Suudi Arabistan tarafından Yemen valiliklerine sağlanan petrol ürünlerini taşıyan kamyonlar, 27 Ocak'ta görüntülendi. (Yemen'in Kalkınması ve Yeniden İnşası için Suudi Programı)
Suudi Arabistan tarafından Yemen valiliklerine sağlanan petrol ürünlerini taşıyan kamyonlar, 27 Ocak'ta görüntülendi. (Yemen'in Kalkınması ve Yeniden İnşası için Suudi Programı)
TT

Suudi Arabistan Yemen'e acil yardım kapsamında 150 milyon dolar sağladı

Suudi Arabistan tarafından Yemen valiliklerine sağlanan petrol ürünlerini taşıyan kamyonlar, 27 Ocak'ta görüntülendi. (Yemen'in Kalkınması ve Yeniden İnşası için Suudi Programı)
Suudi Arabistan tarafından Yemen valiliklerine sağlanan petrol ürünlerini taşıyan kamyonlar, 27 Ocak'ta görüntülendi. (Yemen'in Kalkınması ve Yeniden İnşası için Suudi Programı)

Suudi Arabistan, Yemen’in çeşitli vilayetlerindeki elektrik santrallerinin dizel ve fuel-oil ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 150 milyon dolar değerinde acil petrol türevi yakıt desteği sağladı.

Bu adımın, Suudi Arabistan’ın Yemen halkına yönelik desteğinin devamı niteliğinde olduğu belirtilirken, yardımın Kral Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın talimatları doğrultusunda ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın takibiyle gerçekleştirildiği ifade edildi.

Destek, “Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden İmar Programı” aracılığıyla sağlanıyor. Yardımın, elektrik sisteminin istikrarını güçlendirmeyi, temel hizmetlerin sürekliliğini iyileştirmeyi ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları hafifletmeyi hedeflediği kaydedildi. Bunun yanı sıra hayati hizmetlerin desteklenmesi ile ekonomik ve kalkınma faaliyetlerinin güçlendirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.

Yemen’den sorumlu Suudi Arabistan Büyükelçisi ve programın genel denetçisi Muhammed el-Cabir, desteğin Suudi Arabistan’ın Yemen halkının yanında olma ve insani sıkıntıları hafifletme yönündeki köklü yaklaşımının bir devamı olduğunu ifade etti.

El-Cabir, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, yardımın özellikle yüksek sıcaklıkların yaşandığı dönemde elektrik hizmetlerinin istikrarına katkı sağlayacağını, ayrıca ticari ve hizmet sektörlerindeki faaliyetleri destekleyerek Yemen’de kalkınma ve istikrarı güçlendireceğini belirtti.