Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra Arap ülkelerinin tutumu

İsrail ile normalleşme, İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmalı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
TT

Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra Arap ülkelerinin tutumu

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)

Hişam el-Gennam

İsrail'in Gazze'ye açtığı savaşın başlarından bu yana Suudi Arabistan'ın dört hedefi oldu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarını durdurma, Gazze’deki Filistinlilere insani yardımları ulaştırma, İsrail'in Filistinlileri yerinden etmesini ve savaşın başka ülkelerin topraklarına doğru yayılmasını engellemek. Açık ve ilan edilmiş bir takvime göre İsrail işgalinin sona ermesi ve 5 Haziran 1967'de İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak barış sürecinin derhal başlatılması.

Arap ve İslam dünyasını başından beri bu hedeflerin arkasında ortak bir tutumda birleştirmeye çabalayan Suudi Arabistan, geçtiğimiz kasım ayında başkent Riyad'da İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi düzenledi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, bu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla dünyayı dolaşan Arap ülkelerinden heyetlere liderlik etti.

Abartıdan uzak bir şekilde, İsrail'in Filistinlileri Gazze'den sürme projesine Arap ülkelerinin şimdiye kadar engel olduğu söylenebilir. Hatta yerinden edilmenin artık geride kaldığı bile iddia edilebilir. Bugün İsrail'in müttefiki, Bileşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMGK) koruyucusu ve Gazze’deki ABD de dahil olmak üzere tüm dünya, yerinden edilmeyi reddediyor. Gerçi ABD, İsrail’in Gazze'ye yönelik saldırısının başlarında Gazzelilerin yerinden edilmesini pazarlamaya çalışmıştı. Zira herkes, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in Mısır'a yaptığı ziyareti ve savaş bitene kadar Mısır’ın Filistinlilerin topraklarına girişini kabul etmesini istediğini hatırlıyor.

Suudi Arabistan, Güney Lübnan ve Yemen'deki sınırlı çatışmalara rağmen Arap kardeşleriyle birlikte Gazze’deki savaşın başka ülkelerin topraklarına yayılmasını önlemeyi de başardı. Ancak taraflardan herhangi birinin, bunun kendi çıkarlarına hizmet ettiğini düşünmesi halinde söz konusu sınırlı çatışmalar her an açık savaşlara dönüşebileceğinden, gerginliğin tırmanması riski halen devam ediyor.

Arap ülkelerinin İsrail saldırganlığını durdurmada başarısız olmasının nedeni, ABD’nin BMGK’da ateşkes kararını üç kez veto etmesidir.

Arap ülkeleri Gazze’ye insani yardım götürmekte başarısız oldular ve şu an Filistinliler arasında, özellikle de Gazze'nin kuzeyinde kıtlık felaketi giderek artıyor. BM, şimdiye kadar 27 Filistinlinin kıtlık nedeniyle öldüğünü, Gazze nüfusunun yüzde 80'inden fazlasının İsrail'in yürüttüğü açlık savaşından dolayı tehdit altında olduğunu açıkladı. İsraillilerin, Gazze şehrinin kuzeyindeki Kuveyt Kavşağı yakınlarında, işgalci İsrail’in girmesine izin verdiği sınırlı miktardaki insani yardımdan biraz un alabilmeye çalışan Filistinli sivilleri nasıl katlettiklerine birkaç kez tanık olduk. Filistinli bazı sivillerin ise havadan yapılan ve denize düşen yardımların peşinden koşarken boğulduklarını gördük. Bu görüntüler hem Arap ülkelerini hem de tüm dünyayı şoke etti. Yardımların Gazzelilere ulaştırılmasındaki bu başarısızlığın temel nedeni, ABD’nin Arap ülkelerinden gelen ve Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen insani yardımların Gazze Şeridi’ne girmesini ‘sözlü’ olarak desteklemesine rağmen, fiilen bunu yapması için İsrail'e baskı yapmamasından kaynaklanıyor.

dfebrgt
Gazze'de havadan insani yardımlar atılırken sokaklarda yardımları alabilmek için koşan Filistinliler (AFP)

Arap ülkeleri İsrail saldırganlığını durdurmayı başaramadı. Bunun nedeni, ABD’nin önce Arap ülkelerinin 18 Ekim’de BMGK’ya sunduğu ve acil ateşkes çağrısı yapan karar taslağını, ardından 8 Aralık’ta ve son olarak 20 Şubat’ta yeniden ve yeniden BMGK’ya sunulan acil ateşkes için karar taslaklarını veto etmesinden kaynaklanıyor. ABD, son olarak 24 Mart’ta BMGK’ya mübarek ramazan ayında ateşkes kararı alınması için sunulan karar taslağı oylamasında çekimser kalarak kararın geçmesine izin verdi. Ancak ABD, kararın işgalci İsrail açısından bağlayıcı olmadığını, çünkü bu kararın BMGK tarafından kararın uygulanmasının reddedilmesi durumunda BM üyesi ülkelere güç kullanımı da dahil olmak üzere ek önlemler alma yetkisi veren BM Şartı'nın 7’nci maddesi uyarınca yayınlanmadığını vurguladı.

Üstelik ABD, İsrail'in BMGK kararına en azından karşı çıkmadığı için kararı uygulayacağını söylemesi gerektiği konusunda ısrar etmek yerine, mevcut tutumunu savunmak için İsrail'e yönelik bir medya kampanyası başlattı. Dahası Beyaz Saray, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin yaptıkları açıklamalarda, kararın ‘bağlayıcı olmadığı’ ve İsrail'in hedeflerine ulaşmasını ‘hiç etkilemediğini’ iddia etmelerinin yanı sıra, ABD'nin eski Tel Aviv Büyükelçisi ve Başkan Biden'ın yakın sırdaşı Dan Kurtz, İsrail gazetesi Haaretz'de İsraillilere yönelik ‘sevgi dolu bir azarlama’ makalesi kaleme aldı. Kurtz, hiçbir ABD başkanının Başkan Biden gibi İsrail'in yanında durmadığını yazdı. Biden’ın İsraillilere sağladığı duygusal, mali, siyasi ve askeri desteği hatırlatan Kurtz, ABD'nin BMGK’daki son ateşkes kararını veto etmekten kaçınmasının, küresel anlamda her geçen gün daha da yalnızlaşan İsrail'i korumayı amaçladığını, dolayısıyla Başkan Biden’ın daha iyi bir ‘muameleyi’ hak ettiğini ve onların yaptığı gibi azarlanmayı hak etmediğini vurguladı.

Bugün Arap ülkeleri yeni bir zorlukla karşı karşıya. Bu yeni zorluk, işgalci İsrail’in, Gazze'nin kuzeyindeki ve orta kesimlerindeki saldırılar nedeniyle yerlerinden edilen bir buçuk milyondan fazla Gazzelinin sığındığı Refah şehrini işgal etmekte kararlı olmasıdır. Yüzölçümü 55 kilometre kareyi geçmeyen küçük bir şehir olan Refah’a yapılacak herhangi bir saldırı gerçek katliam demektir.

Gazze halkına insani yardımların ulaştırılmasının, Refah’ın işgalinin önlenmesinin ve savaşın durdurulmasının bugün Arap ülkelerinin liderlerinin masasındaki acil görevler olduğuna ve bu görevlerin başarılmasının da bu konuda daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir uluslararası mutabakat olmasından dolayı her zamankinden daha mümkün olduğuna şüphe yok. Burada sadece Arap dünyası coğrafyasının ve demografik yapısının, küçük işgalci devletin ve onu destekleyenlerin karşı çıkamayacağı kadar büyük olduğunu söylemekle yetineceğim.

İsrail ile normalleşme, İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmalı.

Büyük resimde Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra bölgede ve dünyada meydana gelen stratejik değişiklikleri görmek zorundayız. Çünkü bunları görmek, Riyad ve tüm Arap ülkelerinin başkentleri için en önemli hedef olan Filistin meselesinin, Araplar için merkezi önemi nedeniyle genellikle unutulan Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarındaki İsrail işgalinin sona erdirilmesi hedefine ulaşmaya yardımcı olacaktır. Buna karşın İsrail işgalinin devam etmesi Arap bölgesine istediği istikrarı ve barışı getirmeyecektir.

Gazze’deki savaşın İsrail ile normalleşmenin İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmaması gerektiği görüşünü güçlendirdiğini söyleyerek başlayacağım. Çünkü ‘işgal’ iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesiyle çözülebilecek bir çatışma türü değildir. Çatışma bazen iki ülke arasında sınırlarda yahut maden, petrol, gaz ve su gibi kaynaklarla ilgili anlaşmazlıktan ya da kültürel veya ideolojik bir anlaşmazlıktan kaynaklandığında bu şekilde çözülebilir. Ancak işgal, bir bölgenin yabancı bir güç ya da askeri güç tarafından kontrol edilmesi ve yönetilmesidir. Tarihte işgaller, ya işgal edilen ülkeye duyulan stratejik ihtiyacın sona ermesi ya da orada yaşayanların direnişi nedeniyle sona ermiştir.

İsrail örneğinde işgalin niteliği de farklıdır. Tarihteki bildiğimiz türden işgallerden olmamakla birlikte ‘ikame’ niteliğinde bir işgaldir. Bu işgal toprak istiyor ama sahibini istemiyor. Dahası Filistinlileri de bu toprakların sahibi olarak tanımıyor. Onların Arap olduklarını ve herhangi bir Arap ülkesinde yaşayabileceklerini söylüyor. Çünkü İsraillilere göre tarihte denizden nehre kadar olan Filistin toprakları Tevrat’ta İsrailoğullarının toprağı olarak geçiyor. Bu türdeki bir işgal, işgal edilen devletin çevresine entegre edilmesiyle değil, çevresinden izole edilmesi, uluslararası baskı uygulanması ve sakinlerinin direnişiyle sona erer.

Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın normalleşme konusunda, normalleşme için işgalin sona ermesini şart koşan tutumunda ne kadar haklı olduğunu vurgulamak önemli. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, BMGK’da son ateşkes kararının yayınlanmasından sadece beş gün önce Suudi Arabistan’ı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı ile Riyad’da yaptığı son görüşme de dahil olmak üzere ülkesinin bu tutumunu defalarca kez dile getirildi.  Bu durum ABD ve Avrupa’yı iki devletli çözümün hayata geçirilmesinin zamanının geldiğini, bu ‘çatışmanın’ devam etmesine izin verilemeyeceğini, çünkü Ortadoğu'da ve tüm dünyada istikrarsızlığa neden olduğunu açıkça dile getirmeye itti.

Bunun üzerine Suudi Arabistan ve İİT üyesi olan kardeş Arap ülkeleri, 28 Mart’ta Körfez bölgesinin güvenliğiyle ilgili görüşlerini açıkladılar. En önemli önceliklerinden biri “Demografik değişime, Arap kimliğinin silinmesine ve Müslümanların ile Hıristiyanların kutsal mekanlarının Yahudileştirilmesine yönelik girişimlerin derhal durdurulmasını vurgulayarak, Filistin sorununu çözmek için Arap girişimini canlandırmak, İsrail işgaline son vermek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını sağlamak’ olarak belirlediler. Açıklamalarında, çözüm umutlarının sürekli olarak engellenmesinin bölgeyi istikrarsızlaştırmada temel bir faktör ve aşırılığın, nefretin ve şiddetin yayılmasının nedenlerinden biri olduğunu vurguladılar. Bu, güvenlik ve barışa giden yolun, işgale son vermeden önce işgalci devletin bölgeye entegre edilmesinden değil, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline son verilmesinden geçtiğini belirten, ABD ve Avrupa ülkelerinin dikkate alması gereken bir mesajdır.

Stratejik değişkenlerden biri de savaşın ABD, Kanada ve Avrupa'da derin değişikliklere yol açması oldu. Bugün küresel olarak tecrit edilmiş gibi görünen İsrail, Filistin halkına karşı soykırım savaşı yürütmekle suçlanıyor. İsrail'in artık dokunulamayacak, ‘ahlaksızlığı’ konuşulamayacak ‘kutsal bir inek’ olmadığı, boykot edilmesi ve cezalandırılması gerektiği yönünde giderek büyüyen küresel bir eğilim var.

ABD’de halkın yüzde 55'inden fazlası Gazze’deki savaşın durdurulmasını ve İsrail'in cezalandırılmasını istiyor. Bu, ABD tarihinde 1967'den bu yana bir ilki temsil ederken İsrail'in müttefiklerinden Kanada, İsrail’e silah ihracatını durdurma kararı aldı. İrlanda, İsrail'i soykırım suçundan yargılamak için Uluslararası Adalet Divanı'nda (ICJ) açtığı davada Güney Afrika'ya katılma kararı alırken, aynı kararı İspanya, Belçika, Norveç gibi diğer Avrupa ülkeleri de alabilir. Avrupa'da kamuoyunun geneli İsrail'in Gazze savaşına karşı çıkarken İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline son verilmesini istiyor. Almanya ve İngiltere liderleri kendi halklarından, İsrail'e silah ihracatını durdurmaları ya da en azından silah ihracatını İsrail'in, Filistinlilerin haklarına saygı duymasına bağlamaları yönünde büyük bir baskı görüyorlar.

fderbtr
ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield (sağdan ikinci), Gazze'de derhal ateşkes yapılmasını öngören BMGK kararına ilişkin oylamada çekimser kaldı (AFP)

ABD’nin de küresel anlamda yalnız kaldığını hissetmesi ve İsrail'in sırtındaki bir kambur haline geldiğinin farkına varması, BMGK’nın ramazan ayında Gazze’deki savaşa son verilmesi kararına karşı veto kullanmaktan kaçınmasının nedenlerinden biri olabilir.  ABD Kongresi'nde İsrail'e ekonomik ve askeri yardım sağlanmasının Filistinlilerin haklarına saygı gösterilmesiyle ilişkilendirilmesi, yani işgalin sona ermesi anlamına gelmesini isteyen, fakat yetersiz kalan sesler yükselmeye başladığını da belirtmemiz gerekir.

ABD yönetiminin İsrail'le arasındaki anlaşmazlıklar da gün geçtikçe derinleşiyor. ABD yönetimi, Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetimini devralması ve Gazze topraklarının hiçbir noktasının bölünmemesi gerektiği konusunda ısrar ederken, işgalci İsrail hükümeti, buna karşı çıkıyor ve Gazze’de bir güvenlik kemeri oluşturmak istiyor.

Askeri çözüm mümkün değil, siyasi çözüme geçilmeli. Bu aynı zamanda Suudi Arabistan'ın talepleriyle de tutarlı.

ABD, Refah şehrinin işgal edilmesine ve on binlerce Filistinlinin öldürülmesine neden olmak istemezken işgalci İsrail, bunu istiyor ve bunda ısrar ediyor. ABD, İsrail'in esir takası için anlaşmalar yapmaya devam etmesini isterken İsrail, bunun gerçekleşmesini engellemek için dönen çarklara somak sokuyor. ABD askeri çözümün mümkün olmadığı ve siyasi çözüme geçilmesi gerektiğini düşünüyor. Suudi Arabistan da Gazze’de savaşın başlamasından bu yana bunu istiyor.

Bunlar uluslararası sahnede, Gazze’deki savaşı durdurma ve Filistin topraklarının işgalini sona erdirme yönündeki iki projeye hizmet edecek net siyasi pozisyonlar geliştirmek için üzerine inşa edilmesi ve üzerinde çalışılması gereken önemli değişkenler.

Bölgedeki büyük resme bakıldığında, İsrail'in Gazze'de zafer elde edemediğini de belirtmek gerekiyor. İsrail, başlamasının üzerinden altı geçen ve halen devam eden savaşta, Filistinli silahlı örgütleri ortadan kaldırmayı ve rehineleri kurtarmayı başaramadı. Aynı zamanda on binlerce Filistinliyi öldürüp yaralamasına ve Gazze’deki alt yapının yüzde 75’inden fazlasını yok etmesine rağmen, Gazzelileri Gazze Şeridi çevresindeki ve kuzeydeki evlerine geri döndürmeyi de başaramadı. Tüm bular, İsrail’in doğaüstü olmadığını ve yenilebilir bir devlet olduğunu gösterirken biz de bu yazının son noktasına geliyoruz.

Bu platformda savaşla ilgili yaptığım ilk yorumda “İsrail'in bu savaşı kazanmasına izin verilmemeli” demiştim. Bazıları bunu dar anlamda silahlı bir gruba karşı savaş olarak görse de bu savaş, milislere karşı değil, tüm bileşenleriyle Filistin halkına ve Ortadoğu bölgesinin geleceğine karşı bir savaştır.

Eğer işgalci İsrail bu savaşı kazanırsa, işgalini, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'yı ve Gazze’yi kapsayacak şekilde genişletecek.

Eğer işgalci İsrail bu savaşı kazanırsa, işgalini, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'yı ve Gazze’yi kapsayacak şekilde genişletecek ve Filistin halkını aşağılama, yerinden etme, topraklarını ilhak etme gibi eylemlerini artırarak devam ettirecektir.

Eğer işgalci İsrail galip olursa, zaferi onu Lübnan'a savaş açma ve Lübnan topraklarının bir kısmıyla Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki işgalini sürdürmesi için motive edecektir. Bu da Arap ülkelerinin kalkınma ve refah konularına yönelmek için istedikleri istikrarın ve barışın sağlanamayacağı anlamına gelir.

Eğer işgalci İsrail zafer elde ederse bu, dünyanın işgalin sona erdirilmesine ve adil bir çözüme ulaşılmasına olan ilgisini kaybedeceği anlamına da geliyor. Çünkü galip gelen genellikle alabildiğini alır. İsrail'in böyle bir zafer elde etmesini engellemekse, onu barış aşkıyla olmasa da güvenliğini garanti altına alma ve kendini koruma içgüdüsüyle bölgede gerçek ve kalıcı bir barış aramak zorunda bırakır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Eski Yahudi subay, Knesset seçimleri için Arap listesine katıldı

Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas ve eski İsrail polis subayı Yoav Segalovitz (AFP)
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas ve eski İsrail polis subayı Yoav Segalovitz (AFP)
TT

Eski Yahudi subay, Knesset seçimleri için Arap listesine katıldı

Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas ve eski İsrail polis subayı Yoav Segalovitz (AFP)
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas ve eski İsrail polis subayı Yoav Segalovitz (AFP)

Birleşik Arap Listesi (Ra'am) lideri Mansur Abbas, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, eski polis subayı Yoav Segalovitz’in 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yarışmak üzere saflarına katıldığını duyurdu. Bu gelişme, İsrail'de bir ilk olarak değerlendirildi.

Ra’am lideri Mansur Abbas, Nasıra kentinde düzenlediği basın toplantısında, Yoav Segalovitz’in Ra’am’a katıldığını belirterek “Bu kolay bir karar değil ve size bunu böyle sunmuyorum, ancak ciddi bir karar” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısı sırasında Abbas’ın yanında bulunan Segalovitz ise “Bu ülkede Araplar ve Yahudiler arasında zorlu bir geçmiş var, ancak aynı zamanda hayatın her alanında ortak bir gelecek de söz konusu” dedi.

Segalovitz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar farklı insanlar arasında siyasi bir iş birliği kurmak mümkün mü? Güvene, farklılıklarımızı kabul etmeye ve birlikte çalışma taahhüdüne dayanarak bunun mümkün olduğuna inanıyorum.”

Son anketler, Ra’am’ın 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te beş ila altı sandalye kazanacağını öngörüyor.

Yoav Segalovitz, daha önce yolsuzlukla mücadele çalışmalarını yönetmiş, ardından İsrail polisinin istihbarat birimine başkanlık etmiş ve mevcut muhalefet lideri Yair Lapid liderliğindeki merkezci Yeş Atid (Gelecek Var) partisinin üyeliğini yapmıştı.

cdfvg
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas ve eski İsrail polis subayı Yoav Segalovitz, Nasıra'daki ortak basın toplantısı öncesinde (AFP)

Segalovitz, 2019 yılında milletvekili seçilmiş ve iki yıl sonra sırasıyla Naftali Bennett (sağ) ve Yair Lapid (merkez) liderliğindeki koalisyon hükümetlerinde Ulusal Güvenlik Bakan Yardımcısı olarak görev yapmıştı.

Ilımlı İslami bir parti olan Ra’am’ın lideri Mansur Abbas, o dönemde bu hükümetlere eşi görülmemiş bir destek sunmuş ve 1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla bu topraklarda kalan Filistinlilerin çocukları ve torunlarından oluşan önemli Arap azınlığı desteklemek için milyarlarca şekel değerinde, beş yıla yayılan bir plan sözünü garantilemişti.

İsrailli Arapların birçoğu bu anlaşmayı ihanet olarak değerlendirirken, birçok Yahudi seçmen de bu alışılmadık ittifakı kurduğu için Naftali Bennett'i eleştirmişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi tarafından yayınlanan bildiride “Segalovitz bile Mansur Abbas'ın Hamas ve Hizbullah hareketlerini terör örgütü olarak tanımayı reddettiği ve bir Filistin devletinin kurulması yönünde çaba sarf ettiği gerçeğini gizleyemeyecektir” ifadeleri yer aldı.


Mekke Anlaşması: Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan bölgesel güvenlik için yol haritasını belirledi

İstanbul’da “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısından, (AFP)
İstanbul’da “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısından, (AFP)
TT

Mekke Anlaşması: Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan bölgesel güvenlik için yol haritasını belirledi

İstanbul’da “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısından, (AFP)
İstanbul’da “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısından, (AFP)

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, bölgede istikrar ve refahı sağlamayı amaçlayan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında bir güvenlik yapısı oluşturulmasına yönelik somut adımlarda anlaşmaya vardı.

Üç ülke ortak açıklamada, bölgesel sorumluluklarını yerine getirme kararlılıkları doğrultusunda, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde birlikte hareket ederek bölgelerinde kalıcı barış ve istikrarı sağlamaya yönelik çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. Ülkeler, bu doğrultuda gerilimi düşürmeye ve itidali teşvik etmeye yönelik çabaları desteklemeye devam edeceklerini, bunun krizlerin barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlayacağını belirtti.

Açıklamada, üç ülkenin “Mekke Anlaşması” kapsamındaki iş birliğini kurumsallaştırmak için yeni adımlar atma konusunda mutabık kaldığı bildirildi. Bu adımların, ülkeler arasındaki dayanışmayı güçlendirmesi, ortak caydırıcılık ve savunmanın güvenilirliğini ve etkinliğini sağlaması ve adil, kapsamlı ve kalıcı barışın tesisine yönelik bölgesel çabalara katkıda bulunması hedefleniyor.

Açıklamaya göre üç ülkenin “Mekke Anlaşması” kapsamındaki çalışmalarını desteklemek üzere merkezi Suudi Arabistan’da olacak bir genel sekreterlik kurulacak. Genel sekreterlik, ilk üç yıllık dönemde Pakistanlı bir genel sekreter tarafından yönetilecek.

Üç ülke ayrıca ortak faaliyetler yoluyla savunma kapasitelerini ve silahlı kuvvetleri arasındaki uyumu artıracak. Bu kapsamda savunma sanayisinde güçlü iş birliği, ortak üretim ve teknolojilerin geliştirilmesi üzerinde çalışılacak. Ülkeler, “Mekke Anlaşması”nın ciddi ve kurumsal biçimde uygulanmasıyla bölgesel barış ve istikrara önemli katkılar sunmayı hedefliyor.

Yeni bir güvenlik yapısı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın bölgede istikrar ve refahı artıracağını, belirsizliği azaltacağını belirterek, “Bu anlaşmayla bölgemizde yeni bir güvenlik ve iş birliği yapısının test edilmesi süreci başladı” ifadelerini kullandı.

Fidan, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Bölge ülkelerinin barışı tesis etmek için birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Fidan, anlaşmanın bölgenin sorunlarının dış müdahaleler yerine bölge ülkeleri tarafından çözülmesi anlayışını güçlendirdiğini söyledi.

Fidan, İstanbul’daki toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında konuşurken. (AP)
Fidan, İstanbul’daki toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında konuşurken. (AP)

Fidan, dün İstanbul’da düzenlenen “Mekke Anlaşması”ndan doğan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, “Anlaşmanın uygulanmasıyla bölgede daha fazla istikrar göreceğiz, belirsizlik azalacak ve bölgedeki aktörlerin tutumları daha net hale gelecek” ifadelerini kullandı.

Toplantıda bölgede bir güvenlik yapısı oluşturulmasına yönelik somut adımlar konusunda mutabakata varıldığını belirten Fidan, belirsizliğin azalmasıyla oluşacak istikrarlı ortamda daha fazla yatırım ve kalkınma projesinin hayata geçirilebileceğini belirtti.

“Mekke Anlaşması” genişleyecek

Anlaşmaya ilerleyen dönemde başka ülkelerin katılıp katılmayacağına ilişkin soruyu cevaplayan Fidan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan tarafından 7 Ağustos’ta imzalanan ortak savunma anlaşmasına yeni ülkelerin katılım süreci için bir yol haritası üzerinde çalışıldığını söyledi.

“Mekke Anlaşması”na taraf ülkelerin savunma ve dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanları toplu fotoğraf çektirdi. (Türkiye Savunma Bakanlığı / X)
“Mekke Anlaşması”na taraf ülkelerin savunma ve dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanları toplu fotoğraf çektirdi. (Türkiye Savunma Bakanlığı / X)

Fidan, güvenlik, istikrar, refah ve kalıcı barışın sağlanması için bölge ülkelerinin çabalarını birleştirmesi ve bu doğrultuda atılan adımların kurumsallaştırılması gerektiğini vurguladı.

Başka ülkelerin anlaşmaya katılabileceğini belirten Fidan, “Katılmak isteyen ülkelerle, gerekli şartlar, prosedürler ve kriterler konusunda üç tarafla istişare edildikten sonra görüşmeler yapılması gerekiyor” dedi.

Fidan, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın hedefinin genişlemek olduğunu belirterek, öncelikle sağlam temeller oluşturulması ve anlaşmanın tamamen kurumsallaştırılması gerektiğini kaydetti.

Suudi Arabistan ve Pakistan’ın da Türkiye gibi bu konuya büyük önem verdiğini belirten Fidan, anlaşmanın üç ülkenin onayıyla ve kademeli bir süreç içerisinde başka ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletileceğini ifade etti.

 Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, İstanbul’daki toplantı sırasında. (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, İstanbul’daki toplantı sırasında. (AP)

Fidan, anlaşmaya katılabilecek müttefiklerin sağlam ve etkin bir yapının parçası olması gerektiğini belirterek, “Şu anda sürecin en zor aşaması olan kuruluş aşamasını birlikte tamamlamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

İstanbul’da üst düzey katılım

İstanbul, dün “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan temel mekanizma olan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yaptı.

Toplantıya Suudi Arabistan’dan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Feyyad er-Ruveyli katıldı.

Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu temsil etti.

Pakistan heyetinde ise Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Münir yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıda uluslararası güvenlik, savunma kapasitelerinin geliştirilmesi, üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, ortak üretim ve araştırma-geliştirme faaliyetleri de dahil olmak üzere savunma sanayisinde iş birliğinin derinleştirilmesi ve terörle mücadelede ortak çabaların artırılması gibi konular ele alındı.

Toplantıda ayrıca merkezi Riyad’da olacak genel sekreterliğin çalışma çerçevesi ve diğer ilgili mekanizmalar belirlendi. Bu mekanizmaların, Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi tarafından belirlenen ortak faaliyet alanlarında yürütülecek çalışmalara yön vermesi ve anlaşmanın gelecekteki adımlarının yol haritasını oluşturması planlanıyor.

İkili görüşmeler

Toplantı öncesinde bir dizi ikili görüşme de gerçekleştirildi. Fidan, dün sabah Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile bir araya gelirken, cumartesi akşamı da Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile görüşmüştü.

Görüşmelerde ikili ve bölgesel konuların yanı sıra “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında gelecekte atılacak adımlar ele alındı.

“Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde Fidan ile Bin Ferhan’ın görüşmesi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
“Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde Fidan ile Bin Ferhan’ın görüşmesi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler de Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile ayrı ayrı görüştü. Görüşmelerde ikili ve bölgesel meseleler ile “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın geleceğine ilişkin yol haritası değerlendirildi.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, üç ülke arasında caydırıcılık, koordinasyon ve savunma alanında bütünleşme ilkelerine dayanan uzun vadeli bir ortaklığın önünü açan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladı. Anlaşmanın, bölgenin ve dünyanın güvenlik ve istikrarına katkı sağlaması hedefleniyor.

Anlaşma, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakan Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif tarafından “Mekke Ortak Savunma Zirvesi” sırasında imzalanmıştı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, bölgede ve dünyada güvenlik, barış, istikrar ve refahı güçlendirmeyi ve ortak caydırıcılığı artırmayı amaçlıyor. Anlaşmaya göre, imzacı ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı, tüm taraflara yönelik saldırı olarak kabul edilecek.

Bölgede yeni bir iş birliği kültürü oluşturmayı hedefleyen anlaşma, uluslararası hukuka saygı gösteren ve barışçıl iş birliği anlayışını paylaşan diğer ülkelerin de anlaşmaya katılmasına imkân tanıyor.


Mekke Anlaşması: Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi İstanbul’da ilk toplantısını yapıyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mekke Anlaşması: Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi İstanbul’da ilk toplantısını yapıyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

İstanbul, bugün “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yapıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları, dün yaptıkları açıklamada toplantıya üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katılacağını bildirdi.

Toplantıya Suudi Arabistan tarafından Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Feyyad bin Hamid er-Ruveyli katılıyor. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu temsil ediyor.

Pakistan tarafından ise Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Savunma Bakanı Havaja Muhammed Asıf ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Münir toplantıda yer alıyor.

Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Toplantının gündemi

Kaynaklara göre toplantıda uluslararası güvenlik meseleleri, savunma kapasitesinin geliştirilmesi ve üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasında operasyonel düzeyde entegrasyonun güçlendirilmesi ele alınacak. Ayrıca ortak üretim, araştırma-geliştirme çalışmaları da dahil olmak üzere savunma sanayisi alanındaki iş birliğinin derinleştirilmesi ve terörle mücadelede ortak çabaların güçlendirilmesi değerlendirilecek.

Toplantıda ayrıca genel sekreterliğin çalışma çerçevesinin ve Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi tarafından belirlenecek ortak faaliyet alanlarındaki çalışmaları yönlendirecek diğer mekanizmaların oluşturulması bekleniyor. Gelecekte atılacak adımlara ilişkin bir yol haritasının da belirlenmesi öngörülüyor.

Anadolu Ajansı’na konuşan kaynaklar, toplantının “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın bölgedeki bütün ülkeler için önemli fırsatlar sunduğunun vurgulanmasına imkân sağlayacağını belirtti. Kaynaklara göre anlaşma, güvenlik alanında iş birliği ruhuyla sorunların ele alınmasını, çatışma yerine barış ve refahın önceliklendirilmesini ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrarın güçlendirilmesini amaçlıyor.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, 7 Ağustos’ta Mekke’de “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Anlaşma, üç ülke arasında caydırıcılık, koordinasyon ve savunma alanında bütünleşme ilkelerine dayalı uzun vadeli ortaklık açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara katkı sağlamayı hedefliyor.

Anlaşmayı, “Mekke Ortak Savunma Zirvesi” sırasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif imzaladı. Üç ülke, ortak güvenliklerini güçlendirme ve bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrarı sağlama hedefiyle anlaşmayı imzaladı.

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, bölgede ve dünyada güvenlik, barış, istikrar ve refahın güçlendirilmesini ve ortak caydırıcılığın artırılmasını amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşmaya göre, imzacı ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı, bütün taraflara yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.

Bölgede yeni bir iş birliği kültürünün geliştirilmesini amaçlayan anlaşma, uluslararası hukuka saygı gösteren ve barışçıl iş birliği vizyonunu paylaşan tüm tarafların katılımına açık bulunuyor.

ABD’den destek

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın imzalanmasından “büyük memnuniyet” duyduğunu belirterek bunu “büyük, cesur ve önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump, 16 Ağustos’ta Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın kısa süre önce ‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladığını görmekten büyük memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı. Trump, anlaşmanın “Ortadoğu ülkeleri arasındaki yakınlaşmayı” gösterdiğini ve bu ülkelerin kendilerini daha etkili biçimde savunmalarına imkân sağlayacağını belirtti.