Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra Arap ülkelerinin tutumu

İsrail ile normalleşme, İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmalı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
TT

Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra Arap ülkelerinin tutumu

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'a düzenlediği saldırılar sonrası ortaya çıkan yıkım, 29 Mart 2024 (Reuters)

Hişam el-Gennam

İsrail'in Gazze'ye açtığı savaşın başlarından bu yana Suudi Arabistan'ın dört hedefi oldu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarını durdurma, Gazze’deki Filistinlilere insani yardımları ulaştırma, İsrail'in Filistinlileri yerinden etmesini ve savaşın başka ülkelerin topraklarına doğru yayılmasını engellemek. Açık ve ilan edilmiş bir takvime göre İsrail işgalinin sona ermesi ve 5 Haziran 1967'de İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak barış sürecinin derhal başlatılması.

Arap ve İslam dünyasını başından beri bu hedeflerin arkasında ortak bir tutumda birleştirmeye çabalayan Suudi Arabistan, geçtiğimiz kasım ayında başkent Riyad'da İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi düzenledi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, bu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla dünyayı dolaşan Arap ülkelerinden heyetlere liderlik etti.

Abartıdan uzak bir şekilde, İsrail'in Filistinlileri Gazze'den sürme projesine Arap ülkelerinin şimdiye kadar engel olduğu söylenebilir. Hatta yerinden edilmenin artık geride kaldığı bile iddia edilebilir. Bugün İsrail'in müttefiki, Bileşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMGK) koruyucusu ve Gazze’deki ABD de dahil olmak üzere tüm dünya, yerinden edilmeyi reddediyor. Gerçi ABD, İsrail’in Gazze'ye yönelik saldırısının başlarında Gazzelilerin yerinden edilmesini pazarlamaya çalışmıştı. Zira herkes, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in Mısır'a yaptığı ziyareti ve savaş bitene kadar Mısır’ın Filistinlilerin topraklarına girişini kabul etmesini istediğini hatırlıyor.

Suudi Arabistan, Güney Lübnan ve Yemen'deki sınırlı çatışmalara rağmen Arap kardeşleriyle birlikte Gazze’deki savaşın başka ülkelerin topraklarına yayılmasını önlemeyi de başardı. Ancak taraflardan herhangi birinin, bunun kendi çıkarlarına hizmet ettiğini düşünmesi halinde söz konusu sınırlı çatışmalar her an açık savaşlara dönüşebileceğinden, gerginliğin tırmanması riski halen devam ediyor.

Arap ülkelerinin İsrail saldırganlığını durdurmada başarısız olmasının nedeni, ABD’nin BMGK’da ateşkes kararını üç kez veto etmesidir.

Arap ülkeleri Gazze’ye insani yardım götürmekte başarısız oldular ve şu an Filistinliler arasında, özellikle de Gazze'nin kuzeyinde kıtlık felaketi giderek artıyor. BM, şimdiye kadar 27 Filistinlinin kıtlık nedeniyle öldüğünü, Gazze nüfusunun yüzde 80'inden fazlasının İsrail'in yürüttüğü açlık savaşından dolayı tehdit altında olduğunu açıkladı. İsraillilerin, Gazze şehrinin kuzeyindeki Kuveyt Kavşağı yakınlarında, işgalci İsrail’in girmesine izin verdiği sınırlı miktardaki insani yardımdan biraz un alabilmeye çalışan Filistinli sivilleri nasıl katlettiklerine birkaç kez tanık olduk. Filistinli bazı sivillerin ise havadan yapılan ve denize düşen yardımların peşinden koşarken boğulduklarını gördük. Bu görüntüler hem Arap ülkelerini hem de tüm dünyayı şoke etti. Yardımların Gazzelilere ulaştırılmasındaki bu başarısızlığın temel nedeni, ABD’nin Arap ülkelerinden gelen ve Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen insani yardımların Gazze Şeridi’ne girmesini ‘sözlü’ olarak desteklemesine rağmen, fiilen bunu yapması için İsrail'e baskı yapmamasından kaynaklanıyor.

dfebrgt
Gazze'de havadan insani yardımlar atılırken sokaklarda yardımları alabilmek için koşan Filistinliler (AFP)

Arap ülkeleri İsrail saldırganlığını durdurmayı başaramadı. Bunun nedeni, ABD’nin önce Arap ülkelerinin 18 Ekim’de BMGK’ya sunduğu ve acil ateşkes çağrısı yapan karar taslağını, ardından 8 Aralık’ta ve son olarak 20 Şubat’ta yeniden ve yeniden BMGK’ya sunulan acil ateşkes için karar taslaklarını veto etmesinden kaynaklanıyor. ABD, son olarak 24 Mart’ta BMGK’ya mübarek ramazan ayında ateşkes kararı alınması için sunulan karar taslağı oylamasında çekimser kalarak kararın geçmesine izin verdi. Ancak ABD, kararın işgalci İsrail açısından bağlayıcı olmadığını, çünkü bu kararın BMGK tarafından kararın uygulanmasının reddedilmesi durumunda BM üyesi ülkelere güç kullanımı da dahil olmak üzere ek önlemler alma yetkisi veren BM Şartı'nın 7’nci maddesi uyarınca yayınlanmadığını vurguladı.

Üstelik ABD, İsrail'in BMGK kararına en azından karşı çıkmadığı için kararı uygulayacağını söylemesi gerektiği konusunda ısrar etmek yerine, mevcut tutumunu savunmak için İsrail'e yönelik bir medya kampanyası başlattı. Dahası Beyaz Saray, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin yaptıkları açıklamalarda, kararın ‘bağlayıcı olmadığı’ ve İsrail'in hedeflerine ulaşmasını ‘hiç etkilemediğini’ iddia etmelerinin yanı sıra, ABD'nin eski Tel Aviv Büyükelçisi ve Başkan Biden'ın yakın sırdaşı Dan Kurtz, İsrail gazetesi Haaretz'de İsraillilere yönelik ‘sevgi dolu bir azarlama’ makalesi kaleme aldı. Kurtz, hiçbir ABD başkanının Başkan Biden gibi İsrail'in yanında durmadığını yazdı. Biden’ın İsraillilere sağladığı duygusal, mali, siyasi ve askeri desteği hatırlatan Kurtz, ABD'nin BMGK’daki son ateşkes kararını veto etmekten kaçınmasının, küresel anlamda her geçen gün daha da yalnızlaşan İsrail'i korumayı amaçladığını, dolayısıyla Başkan Biden’ın daha iyi bir ‘muameleyi’ hak ettiğini ve onların yaptığı gibi azarlanmayı hak etmediğini vurguladı.

Bugün Arap ülkeleri yeni bir zorlukla karşı karşıya. Bu yeni zorluk, işgalci İsrail’in, Gazze'nin kuzeyindeki ve orta kesimlerindeki saldırılar nedeniyle yerlerinden edilen bir buçuk milyondan fazla Gazzelinin sığındığı Refah şehrini işgal etmekte kararlı olmasıdır. Yüzölçümü 55 kilometre kareyi geçmeyen küçük bir şehir olan Refah’a yapılacak herhangi bir saldırı gerçek katliam demektir.

Gazze halkına insani yardımların ulaştırılmasının, Refah’ın işgalinin önlenmesinin ve savaşın durdurulmasının bugün Arap ülkelerinin liderlerinin masasındaki acil görevler olduğuna ve bu görevlerin başarılmasının da bu konuda daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir uluslararası mutabakat olmasından dolayı her zamankinden daha mümkün olduğuna şüphe yok. Burada sadece Arap dünyası coğrafyasının ve demografik yapısının, küçük işgalci devletin ve onu destekleyenlerin karşı çıkamayacağı kadar büyük olduğunu söylemekle yetineceğim.

İsrail ile normalleşme, İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmalı.

Büyük resimde Gazze’de savaşın başlamasından altı ay sonra bölgede ve dünyada meydana gelen stratejik değişiklikleri görmek zorundayız. Çünkü bunları görmek, Riyad ve tüm Arap ülkelerinin başkentleri için en önemli hedef olan Filistin meselesinin, Araplar için merkezi önemi nedeniyle genellikle unutulan Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarındaki İsrail işgalinin sona erdirilmesi hedefine ulaşmaya yardımcı olacaktır. Buna karşın İsrail işgalinin devam etmesi Arap bölgesine istediği istikrarı ve barışı getirmeyecektir.

Gazze’deki savaşın İsrail ile normalleşmenin İsrail’in Filistin işgaline son vermesinin bir sonucu olmaması gerektiği görüşünü güçlendirdiğini söyleyerek başlayacağım. Çünkü ‘işgal’ iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesiyle çözülebilecek bir çatışma türü değildir. Çatışma bazen iki ülke arasında sınırlarda yahut maden, petrol, gaz ve su gibi kaynaklarla ilgili anlaşmazlıktan ya da kültürel veya ideolojik bir anlaşmazlıktan kaynaklandığında bu şekilde çözülebilir. Ancak işgal, bir bölgenin yabancı bir güç ya da askeri güç tarafından kontrol edilmesi ve yönetilmesidir. Tarihte işgaller, ya işgal edilen ülkeye duyulan stratejik ihtiyacın sona ermesi ya da orada yaşayanların direnişi nedeniyle sona ermiştir.

İsrail örneğinde işgalin niteliği de farklıdır. Tarihteki bildiğimiz türden işgallerden olmamakla birlikte ‘ikame’ niteliğinde bir işgaldir. Bu işgal toprak istiyor ama sahibini istemiyor. Dahası Filistinlileri de bu toprakların sahibi olarak tanımıyor. Onların Arap olduklarını ve herhangi bir Arap ülkesinde yaşayabileceklerini söylüyor. Çünkü İsraillilere göre tarihte denizden nehre kadar olan Filistin toprakları Tevrat’ta İsrailoğullarının toprağı olarak geçiyor. Bu türdeki bir işgal, işgal edilen devletin çevresine entegre edilmesiyle değil, çevresinden izole edilmesi, uluslararası baskı uygulanması ve sakinlerinin direnişiyle sona erer.

Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın normalleşme konusunda, normalleşme için işgalin sona ermesini şart koşan tutumunda ne kadar haklı olduğunu vurgulamak önemli. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, BMGK’da son ateşkes kararının yayınlanmasından sadece beş gün önce Suudi Arabistan’ı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı ile Riyad’da yaptığı son görüşme de dahil olmak üzere ülkesinin bu tutumunu defalarca kez dile getirildi.  Bu durum ABD ve Avrupa’yı iki devletli çözümün hayata geçirilmesinin zamanının geldiğini, bu ‘çatışmanın’ devam etmesine izin verilemeyeceğini, çünkü Ortadoğu'da ve tüm dünyada istikrarsızlığa neden olduğunu açıkça dile getirmeye itti.

Bunun üzerine Suudi Arabistan ve İİT üyesi olan kardeş Arap ülkeleri, 28 Mart’ta Körfez bölgesinin güvenliğiyle ilgili görüşlerini açıkladılar. En önemli önceliklerinden biri “Demografik değişime, Arap kimliğinin silinmesine ve Müslümanların ile Hıristiyanların kutsal mekanlarının Yahudileştirilmesine yönelik girişimlerin derhal durdurulmasını vurgulayarak, Filistin sorununu çözmek için Arap girişimini canlandırmak, İsrail işgaline son vermek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını sağlamak’ olarak belirlediler. Açıklamalarında, çözüm umutlarının sürekli olarak engellenmesinin bölgeyi istikrarsızlaştırmada temel bir faktör ve aşırılığın, nefretin ve şiddetin yayılmasının nedenlerinden biri olduğunu vurguladılar. Bu, güvenlik ve barışa giden yolun, işgale son vermeden önce işgalci devletin bölgeye entegre edilmesinden değil, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline son verilmesinden geçtiğini belirten, ABD ve Avrupa ülkelerinin dikkate alması gereken bir mesajdır.

Stratejik değişkenlerden biri de savaşın ABD, Kanada ve Avrupa'da derin değişikliklere yol açması oldu. Bugün küresel olarak tecrit edilmiş gibi görünen İsrail, Filistin halkına karşı soykırım savaşı yürütmekle suçlanıyor. İsrail'in artık dokunulamayacak, ‘ahlaksızlığı’ konuşulamayacak ‘kutsal bir inek’ olmadığı, boykot edilmesi ve cezalandırılması gerektiği yönünde giderek büyüyen küresel bir eğilim var.

ABD’de halkın yüzde 55'inden fazlası Gazze’deki savaşın durdurulmasını ve İsrail'in cezalandırılmasını istiyor. Bu, ABD tarihinde 1967'den bu yana bir ilki temsil ederken İsrail'in müttefiklerinden Kanada, İsrail’e silah ihracatını durdurma kararı aldı. İrlanda, İsrail'i soykırım suçundan yargılamak için Uluslararası Adalet Divanı'nda (ICJ) açtığı davada Güney Afrika'ya katılma kararı alırken, aynı kararı İspanya, Belçika, Norveç gibi diğer Avrupa ülkeleri de alabilir. Avrupa'da kamuoyunun geneli İsrail'in Gazze savaşına karşı çıkarken İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline son verilmesini istiyor. Almanya ve İngiltere liderleri kendi halklarından, İsrail'e silah ihracatını durdurmaları ya da en azından silah ihracatını İsrail'in, Filistinlilerin haklarına saygı duymasına bağlamaları yönünde büyük bir baskı görüyorlar.

fderbtr
ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield (sağdan ikinci), Gazze'de derhal ateşkes yapılmasını öngören BMGK kararına ilişkin oylamada çekimser kaldı (AFP)

ABD’nin de küresel anlamda yalnız kaldığını hissetmesi ve İsrail'in sırtındaki bir kambur haline geldiğinin farkına varması, BMGK’nın ramazan ayında Gazze’deki savaşa son verilmesi kararına karşı veto kullanmaktan kaçınmasının nedenlerinden biri olabilir.  ABD Kongresi'nde İsrail'e ekonomik ve askeri yardım sağlanmasının Filistinlilerin haklarına saygı gösterilmesiyle ilişkilendirilmesi, yani işgalin sona ermesi anlamına gelmesini isteyen, fakat yetersiz kalan sesler yükselmeye başladığını da belirtmemiz gerekir.

ABD yönetiminin İsrail'le arasındaki anlaşmazlıklar da gün geçtikçe derinleşiyor. ABD yönetimi, Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetimini devralması ve Gazze topraklarının hiçbir noktasının bölünmemesi gerektiği konusunda ısrar ederken, işgalci İsrail hükümeti, buna karşı çıkıyor ve Gazze’de bir güvenlik kemeri oluşturmak istiyor.

Askeri çözüm mümkün değil, siyasi çözüme geçilmeli. Bu aynı zamanda Suudi Arabistan'ın talepleriyle de tutarlı.

ABD, Refah şehrinin işgal edilmesine ve on binlerce Filistinlinin öldürülmesine neden olmak istemezken işgalci İsrail, bunu istiyor ve bunda ısrar ediyor. ABD, İsrail'in esir takası için anlaşmalar yapmaya devam etmesini isterken İsrail, bunun gerçekleşmesini engellemek için dönen çarklara somak sokuyor. ABD askeri çözümün mümkün olmadığı ve siyasi çözüme geçilmesi gerektiğini düşünüyor. Suudi Arabistan da Gazze’de savaşın başlamasından bu yana bunu istiyor.

Bunlar uluslararası sahnede, Gazze’deki savaşı durdurma ve Filistin topraklarının işgalini sona erdirme yönündeki iki projeye hizmet edecek net siyasi pozisyonlar geliştirmek için üzerine inşa edilmesi ve üzerinde çalışılması gereken önemli değişkenler.

Bölgedeki büyük resme bakıldığında, İsrail'in Gazze'de zafer elde edemediğini de belirtmek gerekiyor. İsrail, başlamasının üzerinden altı geçen ve halen devam eden savaşta, Filistinli silahlı örgütleri ortadan kaldırmayı ve rehineleri kurtarmayı başaramadı. Aynı zamanda on binlerce Filistinliyi öldürüp yaralamasına ve Gazze’deki alt yapının yüzde 75’inden fazlasını yok etmesine rağmen, Gazzelileri Gazze Şeridi çevresindeki ve kuzeydeki evlerine geri döndürmeyi de başaramadı. Tüm bular, İsrail’in doğaüstü olmadığını ve yenilebilir bir devlet olduğunu gösterirken biz de bu yazının son noktasına geliyoruz.

Bu platformda savaşla ilgili yaptığım ilk yorumda “İsrail'in bu savaşı kazanmasına izin verilmemeli” demiştim. Bazıları bunu dar anlamda silahlı bir gruba karşı savaş olarak görse de bu savaş, milislere karşı değil, tüm bileşenleriyle Filistin halkına ve Ortadoğu bölgesinin geleceğine karşı bir savaştır.

Eğer işgalci İsrail bu savaşı kazanırsa, işgalini, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'yı ve Gazze’yi kapsayacak şekilde genişletecek.

Eğer işgalci İsrail bu savaşı kazanırsa, işgalini, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'yı ve Gazze’yi kapsayacak şekilde genişletecek ve Filistin halkını aşağılama, yerinden etme, topraklarını ilhak etme gibi eylemlerini artırarak devam ettirecektir.

Eğer işgalci İsrail galip olursa, zaferi onu Lübnan'a savaş açma ve Lübnan topraklarının bir kısmıyla Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki işgalini sürdürmesi için motive edecektir. Bu da Arap ülkelerinin kalkınma ve refah konularına yönelmek için istedikleri istikrarın ve barışın sağlanamayacağı anlamına gelir.

Eğer işgalci İsrail zafer elde ederse bu, dünyanın işgalin sona erdirilmesine ve adil bir çözüme ulaşılmasına olan ilgisini kaybedeceği anlamına da geliyor. Çünkü galip gelen genellikle alabildiğini alır. İsrail'in böyle bir zafer elde etmesini engellemekse, onu barış aşkıyla olmasa da güvenliğini garanti altına alma ve kendini koruma içgüdüsüyle bölgede gerçek ve kalıcı bir barış aramak zorunda bırakır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran Savaşı’nın başlangıcından bu yana Suudi Arabistan 60 insansız hava aracını düşürdü… Umman’da iki kişi hayatını kaybetti

Umman kıyıları açıklarında demirleyen Callisto petrol tankeri; Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin aksamasının ardından (Reuters)
Umman kıyıları açıklarında demirleyen Callisto petrol tankeri; Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin aksamasının ardından (Reuters)
TT

İran Savaşı’nın başlangıcından bu yana Suudi Arabistan 60 insansız hava aracını düşürdü… Umman’da iki kişi hayatını kaybetti

Umman kıyıları açıklarında demirleyen Callisto petrol tankeri; Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin aksamasının ardından (Reuters)
Umman kıyıları açıklarında demirleyen Callisto petrol tankeri; Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin aksamasının ardından (Reuters)

Körfez ülkelerinin hava savunma sistemleri, Cuma günü iki haftadır devam eden İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı koymayı sürdürdü. Yerleşim bölgeleri, sivil tesisler ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılar yaralanmalara, can kayıplarına ve maddi hasara yol açtı.

Körfez ülkeleri, egemenliklerini, güvenliklerini ve istikrarlarını korumak amacıyla güvenliklerini sarsmayı hedef alan her türlü tehdide karşı tam hazırlık ve yüksek teyakkuz halinde olduklarını, bu tehditlere kararlılıkla karşılık vereceklerini vurguladı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının küresel ekonomi ve uluslararası piyasalardaki istikrar üzerindeki olumsuz sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Budeyvi, bu saldırıların yalnızca Körfez ülkelerinin güvenliğini tehdit etmekle kalmadığını, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’ndaki uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğini de tehlikeye attığını belirtti.

Budeyvi, Cuma günü Ürdün, Mısır, Fas ve Birleşik Krallık ile ayrı ayrı video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen Körfez bakanlar toplantılarının ardından yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve hayati deniz geçiş hatlarının hedef alınmasının uluslararası seyrüsefer özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturduğunu ve bunun küresel ticaret ile enerji güvenliğini ciddi risklerle karşı karşıya bıraktığını ifade etti.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, Cuma günü yerel saatle sabah erken saatlerden akşam 20.00’ye kadar toplam 62 insansız hava aracının engellenip imha edildiğini açıkladı.

gb
Cuma günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kenti üzerinde yükselen duman (AFP)

Maliki, bunlardan 28’inin ülke hava sahasına girdikten sonra düşürüldüğünü, 20’sinin doğu bölgesinde, 7’sinin doğu ve orta bölgelerde, 3’ünün el-Harc vilayetinde, 3’ünün ise el-Harc ve Rubu’l-Hali bölgesinde imha edildiğini belirtti. Ayrıca bir insansız hava aracının başkent Riyad’daki Diplomatik Mahalle’ye yaklaşmaya çalıştığı sırada düşürüldüğünü kaydetti.

Umman

Ummanlı bir güvenlik kaynağı, Suhar vilayetinde iki insansız hava aracının düştüğünü bildirdi. Bunlardan biri el-Uhvi sanayi bölgesine düşerken iki yabancı uyruklu kişinin hayatını kaybetmesine ve bazı kişilerin yaralanmasına neden oldu. Diğer insansız hava aracının ise açık bir alana düştüğü ve herhangi bir yaralanma yaşanmadığı belirtildi.

rgthy
Dubai Uluslararası Finans Merkezi’ndeki bir binanın, düşürülen bir insansız hava aracının şarapnelleri nedeniyle hasar gördüğü bildirildi (EPA)

Umman Haber Ajansı’na göre kaynak, yetkili kurumların iki olayla ilgili müdahale ve soruşturma çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Yetkili makamlar ayrıca vatandaşların ve ülkede yaşayan yabancıların bilinçli davranarak görüntü ve söylentileri yaymama konusunda gösterdiği iş birliğini takdir etti. Tüm çabaların ülkeyi ve ülkede yaşayanları korumaya yönelik olduğu vurgulandı.

Birleşik Arap Emirlikleri

BAE hava savunma sistemleri Cuma günü İran’dan gelen 7 balistik füze ve 27 insansız hava aracına müdahale etti. Böylece İran saldırılarının başlamasından bu yana toplam 285 balistik füze, 15 seyir füzesi ve 1567 insansız hava aracına karşı müdahale edildi.

Savunma Bakanlığı, saldırılar sonucu BAE, Pakistan, Nepal ve Bangladeş uyruklu 6 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Ayrıca BAE, Mısır, Sudan, Etiyopya, Filipinler, Pakistan, İran, Hindistan, Bangladeş, Sri Lanka, Azerbaycan, Yemen, Uganda, Eritre, Lübnan, Afganistan, Bahreyn, Komor Adaları, Türkiye, Irak, Nepal, Nijerya, Umman, Ürdün, Filistin, Gana, Endonezya ve İsveç uyruklu toplam 141 kişinin hafif ve orta derecede yaralandığı bildirildi.

Bakanlık daha sonra yaptığı açıklamada, İran’dan gelen füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı hava savunma sistemlerinin müdahalesinin sürdüğünü belirtti. Ülkenin farklı bölgelerinde duyulan patlama seslerinin, balistik füzelerin hava savunma sistemleri tarafından ve insansız hava araçlarının ise savaş uçakları tarafından engellenmesi sonucu meydana geldiği kaydedildi.

Bakanlık, ülkenin güvenliğini sarsmayı hedef alan her türlü tehdide karşı tam hazırlık halinde olduklarını ve egemenlik ile ulusal çıkarları korumaya kararlı olduklarını vurguladı.

Dubai Hükümeti Medya Ofisi ise Cuma sabahı emirliğin merkezindeki bir binanın cephesine hava savunma müdahalesi sonucu düşen parçalar nedeniyle küçük çaplı bir olay meydana geldiğini, ancak herhangi bir yaralanma yaşanmadığını açıkladı.

BAE Sivil Havacılık Kurumu da ülkedeki hava trafiğinin kademeli olarak normale döndüğünü duyurarak yolculara havaalanlarına gitmeden önce havayolu şirketlerinden güncel bilgileri kontrol etmeleri çağrısında bulundu.

Kurum, 1–12 Mart tarihleri arasında ülke havaalanlarından 1,4 milyon yolcunun hizmet aldığını ve toplam 7 bin 839 uçuş hareketi gerçekleştiğini açıkladı. Ulusal havayolu şirketlerinin operasyonlarını savaş öncesi seviyelere geri getirme oranının ise yüzde 44,6’ya ulaştığı belirtildi.

Bahreyn

Bahreyn Savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığı, Cuma günü yaptığı açıklamada hava savunma sistemlerinin İran kaynaklı saldırı dalgalarına karşı koymayı sürdürdüğünü bildirdi.

Açıklamada, saldırıların başlamasından bu yana ülkeyi hedef alan 115 füze ve 191 insansız hava aracının engellenip imha edildiği belirtildi.

Genel Komutanlık, balistik füzelerin ve insansız hava araçlarının sivil hedeflere ve özel mülklere karşı kullanılmasını uluslararası insancıl hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali olarak nitelendirdi. Bu saldırıların bölgesel barış ve güvenlik için doğrudan tehdit oluşturduğu ifade edildi.

Yetkililer, halkı zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamaya, azami dikkat ve tedbir göstermeye, hasar gören bölgelerden ve şüpheli cisimlerden uzak durmaya çağırdı. Ayrıca askeri operasyonların, düşen parçaların görüntülenmemesi ve söylentilerin yayılmaması gerektiği vurgulandı; bilgilerin yalnızca resmi kaynaklardan alınması istendi.

Kuveyt

Kuveyt Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kurmay Albay Suud el-Atvan, son 24 saat içinde tehdit bölgesi dışında bir düşman balistik füzesinin tespit edildiğini, ancak bunun herhangi bir tehlike oluşturmadığını ve zarar meydana getirmediğini açıkladı. Atvan, ülke hava sahasını korumaya yönelik savunma tedbirleri kapsamında olası hava tehditlerinin izlenmeye devam edildiğini söyledi.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Nasır Busalib ise bazı kişilerin daha önce açıklanan talimatlara aykırı şekilde hava çekimi yapmak için “drone” kullandığının tespit edildiğini belirtti. Busalib, bu tür davranışların güvenlik ve askeri kurumların çalışmalarını olumsuz etkilediğini, sorumlular hakkında yasal işlem yapılacağını ifade etti.

Ayrıca patlayıcı imha ekiplerinin son 24 saat içinde savunma müdahaleleri sonucu düşen parçalarla ilgili 16 ihbarla ilgilendiği, İran saldırılarının başlangıcından bu yana toplam ihbar sayısının 372’ye ulaştığı bildirildi.

Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Dr. Abdullah es-Sened de ülkedeki sağlık durumunun istikrarlı olduğunu ve tüm hastaneler ile sağlık merkezlerinin tam kapasiteyle çalıştığını açıkladı. Sağlık ve idari kadroların ulusal ve insani görevlerini yerine getirmek için yüksek hazırlık seviyesinde bulunduğu kaydedildi.

Sened, “Dün (Perşembe) bir konut binasının hedef alınması sonucu iki yaralanma vakasıyla ilgilendik ve yaralılar Adan Hastanesi’ne sevk edildi” dedi. Ayrıca vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılar için psikolojik destek amacıyla 151 numaralı yardım hattının devreye alındığını belirtti.

Ticaret Bakanlığı ise Kuveyt Havayolları tarafından gıda ürünlerini taşımak üzere düzenlenen ilk uçuşların ülkeye ulaştığını açıkladı. Özel sektörle iş birliği içinde yürütülen bu operasyonun tedarik zincirini hızlandırmayı ve piyasalara ürün akışını güçlendirmeyi amaçladığı ifade edildi. Sevkiyatın taze et, meyve, sebze ve çeşitli gıda ürünlerini içerdiği belirtildi.

Katar

Katar İçişleri Bakanlığı, ülkedeki durumun istikrarlı olduğunu ve tüm sektörlerde hizmetlerin normal şekilde sürdüğünü açıkladı. Bakanlık, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda ilgili kurumların gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Ulusal uyarı sistemi bildirimlerinin yalnızca acil önleyici tedbirlerin gerekli olduğu durumlarda devreye alındığı ifade edilerek, vatandaş ve sakinlerden bu uyarılara uymaları, binalar içinde güvenli alanlarda kalmaları, pencerelerden ve açık alanlardan uzak durmaları istendi.

Bakanlık ayrıca olay yerleri veya müdahale çalışmalarına ait görüntülerin çekilmemesi ve sosyal medyada doğrulanmamış içeriklerin paylaşılmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Öte yandan çevresel izleme göstergelerinin ülkedeki hava kalitesinin yüzde 100 seviyesinde olduğunu ortaya koyduğu belirtildi. Yetkili kurumların hava veya deniz çevresinde herhangi bir kirlilik göstergesi tespit etmediği bildirildi.

Bakanlık, ülke genelinde bulunan çevresel izleme istasyonlarının 24 saat boyunca çalıştığını ve sağlıklı bir çevrenin korunması için sürekli takip yapıldığını vurguladı. İlgili kurumların çevresel acil durumlara karşı tam hazırlık içinde olduğu ifade edildi.

Katar Turizm Kurumu ise seyahat planları aksayan ziyaretçilere sunulan geçici otel konaklama süresinin 14 Mart’a kadar uzatıldığını açıkladı. Bu uygulamanın, ziyaretçilere seyahat düzenlemelerini yeniden yapmaları için ek süre sağlamak amacıyla hayata geçirildiği belirtildi.

Açıklamada, 28 Şubat’tan bu yana uçuşları iptal edilen veya ertelenen uygun ziyaretçilere ücretsiz otel konaklaması sağlandığı, bunun aynı oda kategorisinde konaklama ve günde üç öğün yemek hizmetini kapsadığı ifade edildi. Programın Katar Turizm Kurumu ile konaklama sektörü ortakları arasında koordinasyonla yürütüldüğü kaydedildi.


Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
TT

Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper dün akşam Riyad’dan yaptığı açıklamada, ülkesi adına Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik İran kaynaklı tehlikeli saldırıları kınadığını belirtti.

Cooper, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından 13 gün sonra bölgeye gerçekleştirdiği ilk bakanlık düzeyindeki ziyarette, ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki ortaklarını İran’ın tehlikeli saldırganlığına karşı destekleme çerçevesinde’ Riyad’da bulunduğunu açıkladı.

Cooper, Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmede, ülkesi adına İran saldırılarından etkilenen devletlerle dayanışma içinde olduklarını vurguladı ve bölgeyi istikrar ve barışa yönlendirmek için tüm çabaların bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etti.

rb
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İran saldırılarından etkilenen ülkelerle ülkesinin dayanışma içinde olduğunu yineledi. (SPA)

Prens Faysal bin Ferhan, Bakan Yvette Cooper ile bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik ortak çabaları görüştü; ayrıca iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliği alanları ele alındı.

Öte yandan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Riyad’da Cooper’ı kabul ederek, özellikle enerji alanında ikili iş birliği fırsatlarını ve gelecekteki sektör projelerini değerlendirdi; bu görüşmeler, iki hükümet arasında imzalanan iş birliği mutabakatı çerçevesinde gerçekleştirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Cooper’ın ziyaretinin ‘bölgede iş birliği yapılan ülkelerle iş birliği yollarını ele alarak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan saldırılar ışığında petrol arzının devamlılığını sağlama’ amacını taşıdığı ifade edildi.

gtbngt
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman dün Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Cooper ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasında güvenlik alanındaki koordinasyon ve iş birliğini ele aldı. Taraflar ayrıca, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve bölgeyi hedef alan İran’ın ağır saldırılarını ortak bir şekilde kınadıklarını bildirdi.

Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, resmi X hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, Suudi hükümetinin, ülkedeki güvenlik ve istikrar ortamında farklı uyruklardan vatandaş ve yabancıların güvenliğinin sağlanmasına özel önem verdiğini vurguladı.

Cooper da Körfez ülkelerine yönelik İran saldırılarını sert şekilde kınayarak, bu ülkelerin ‘İran rejiminin tehlikeli saldırılarına maruz kaldığını’ belirtti.

thtyh
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ile görüştü. (Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı)

Cooper, “Ortadoğu’daki durumun hâlâ son derece kırılgan olduğunu, herkesin bölgeye güvenlik ve istikrarı geri getirecek, İran’ın komşularına yönelik tehditlerini durduracak hızlı bir çözüm beklediğini” söyledi.

Cooper, Suudi Arabistan’ı ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki temel ortağı’ olarak nitelendirerek, ‘mevcut savaş ortamında petrol arzını ve enerji güvenliğini sağlamak için yakın iş birliğini’ vurguladı.

Birleşik Krallık ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin ve Suudi Arabistan’ın hava savunma kapasitelerinin gücünü vurgulayan Cooper ayrıca, Suudi Arabistan’a, Birleşik Krallık vatandaşlarının tahliyesine sağladığı destek için teşekkürlerini iletti.

fvfv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (DPA)

Diğer yandan Cooper, Riyad’a yaptığı ziyaret kapsamında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile de bir görüşme gerçekleştirdi.

Cooper, söz konusu görüşmede, İran’ın Körfez ülkelerine ve bölgeye yönelik devam eden saldırılarını ele aldı. Görüşmede, bu saldırılara karşı alınacak önlemler, bölgedeki güvenlik ve yabancıların emniyetinin sağlanması ile gerilim süreci ve bu kapsamda yürütülen çabalar değerlendirildi.


Suudi Arabistan hava savunma sistemleri 28 İHA’yı imha etti

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
TT

Suudi Arabistan hava savunma sistemleri 28 İHA’yı imha etti

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, bu sabah yaptığı açıklamada, Suudi hava sahasına girdikten sonra 28 insansız hava aracının (İHA) önlenip imha edildiğini, bunların 10'unun Doğu Bölgesi'nde olduğunu açıkladı.

Savunma Bakanlığı, dün Doğu Bölgesi'ne ve el-Harec Valiliği'ndeki (Riyad'ın 80 kilometre güneydoğusunda) Prens Sultan Hava Üssü'ne doğru fırlatılan iki balistik füzenin önlenip imha edildiğini açıklamıştı.

El-Maliki, Doğu Bölgesi'nde 33 İHA’nın, ülkenin güneydoğusundaki Şeybe petrol sahasına doğru ilerleyen Boş Çöl'de 17 İHA’nın ve Riyad'daki Diplomatik Bölge'ye yaklaşmaya çalışan bir İHA’nın düşürüldüğünü belirtti.

Suudi Arabistan Sivil Savunma, Ulusal Acil Durumlar Erken Uyarı Platformu aracılığıyla El-Harec'de alarm verdi. Alarm yaklaşık yedi dakika sonra kaldırıldı ve Sivil Savunma, bölge sakinlerini talimatlara uymaya devam etmeye, olay yerinde toplanmaktan veya fotoğraf çekmekten kaçınmaya ve tehlikeli bölgelerden uzak durmaya çağırdı.