Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bildiri, İsrail’in üzerinde siyasi baskı oluşturuyor

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
TT

Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)

Elie el-Kasifi

Bahreyn'de 16 Mayıs Perşembe günü düzenlenen Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin belki de en dikkat çekici özelliği bölgedeki, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki olaylarla etkileşim içinde olması ve yansıtmasıydı. Zira İsrail'in Filistin Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş, her kısmi gelişmenin savaşın sona ermesi ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde savaş sonrası siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle bağlantılı olan bir aşamaya gelmiş durumda. Diğer bir deyişle sonuç bildirisi, savaşla ilgili güncel olayları, başta İsrail'in Refah'tan çekilmesi çağrısı olmak üzere Filistin-İsrail çatışmasına yönelik uzun vadeli bir yaklaşımla, yani savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetimiyle başlayan ve çatışmanın kapsamlı bir şekilde çözülmesiyle sona eren ‘ertesi gün’ olarak bilinen yaklaşımla bir ara getirdi.

Gazze’deki savaşta yaşanacak her türlü gelişme ne İsrail'in hedeflerinden ne de Hamas'ın planlarından ayrı tutulabilir. Burada sorulması gereken asıl soru, Filistin ulusal hareketinin hayatta kalma mücadelesinden var olma mücadelesine geçip geçmediği, yani siyasi ve askeri kanadının İsrail'in kendisini ortadan kaldırma tehdidinin artık geride kaldığını düşünerek hareket edip etmediği sorusudur. Hamas şimdi, Filistinlilerin yaşadığı tüm gerilimlerle ve çatışmalarla birlikte, ertesi gün düzenlemelerinde nasıl yer alacağını planlamak zorunda. Ne olursa olsun Hamas, savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ve kendi geleceğine ilişkin vizyonunu henüz ‘resmi’ olarak ifade etmiş değil. Sadece Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halil el-Hayya, Hamas’ın İsrail ile beş yıllık bir ateşkesi kabul etmeye ve İsrail'in iki devletli çözümü kabul etmesi halinde silah bırakmaya hazır olduğu yönünde bir açıklaması var. Ancak Hayya’nın açıklaması aynı zamanda Hamas'ın halen manevra aşamasında olduğunun reddedilemez bir kanıtıydı. Halihazırda savaş henüz bitmediği ve uzun bir yıpratma savaşına dönüşebileceği için bu bekleniyordu.

Çatışan taraflarına uzatılan el

Ancak kesin olan bir şey varsa o da Bahreyn’deki Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin dolaylı da olsa tüm bu zorlukları kabul etmiş, hatta uygulanmasından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) birinci derecede sorumlu tutulacağı bir çözüm için yol haritası çizerek ve çatışan taraflara el uzatarak bu zorlukları öngörmüş olmasıdır. İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın derhal durdurulması ve İsrail işgal güçlerinin Şeridin tüm bölgelerinden çekilmesi ihtiyacını vurgulayarak başlayan sonuç bildirisi, Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedildiği bir kez daha teyit edilmesiyle devam etti ve iki devletli çözüm hayata geçirilinceye kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü konuşlandırılması çağrısıyla sona erdi. BMGK’nın iki devletli çözümün uygulanması için net adımlar atma konusundaki sorumluluğunun altı çizilen sonuç bildirisinde “Siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bunu BMGK’nın 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması için BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlar takip etmeli” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ateşkes çabalarını engellemesi ve Refah'a kara saldırılarını genişleterek askeri gerilimi tırmandırmaya devam etmesinin kınandığı bildiride, İsrail ordusunun Refah’tan çekilmesi talep edildi. Bildiride ayrıca başta Hamas olmak üzere tüm Filistinli gruplara, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında bir araya gelmeleri ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme, bağımsız ulusal devletlerini kurma özlemlerini gerçekleştirme çabaları çerçevesinde kapsayıcı bir ulusal proje ve birleşik bir stratejik vizyon üzerinde anlaşmaları çağrısı yapıldı.

33. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinde İsrail'e öncelikle savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi için açıkça siyasi baskı uygulandı.

Sonuç bildirisindeki bu kilit noktalar, bildirinin mükemmel bir siyasi açıklama olduğunu teyit etti. Diğer bir deyişle bu, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında ve başta Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant arasında olmak üzere İsrail hükümeti üyeleri arasında anlaşmazlıkların arttığı bir dönemde, bu dönemin unsurlarını yakalayan, bunlarla etkileşime geçen ve özellikle savaşın ve devamının sorumluluklarını düzenlemek, taraflara açıktan ve üstü kapalı mesajlar göndermek ve krizden çıkış vizyonunu, yani ‘ertesi gün’ vizyonunu ortaya koymak açısından bu unsurlar temelinde hareket eden bir bildiridir.

Arap ülkelerinden baskı

Bahreyn Bildirisi, Hamas ve İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması amacıyla Mısır’da yapılan son müzakerelere atıfla İsrail’i ateşkes çabalarını engelleyerek Gazze'deki askeri gerilimi tırmandırmaktan sorumlu tuttuğu için bir referans teşkil etti. Ayrıca bildiride İsrail özellikle Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Gazze'deki insani felakete müdahale etmek için yeterli miktarda insani yardımın girişini engellemekle suçlandı. Dolayısıyla bildiri, İsrail'e önce savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi, aksi takdirde, ABD'nin desteğiyle bölgeye daha fazla entegre olmaya bölgeyle daha çok bütünleşmeye çalıştığı bir dönemde ABD’nin söylemiyle ‘bölgede giderek daha da yalnızlaşacağı’ açık bir siyasi baskı oluşturdu.

Bildiri, Mısır’ın birkaç gün önce Güney Afrika'nın İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı davaya müdahil olacağını açıklayarak, İsrail ile barış anlaşmasını yeniden gözden geçirme tehdidinde bulunarak ve İsrail ordusunun işgali devam ettiği sürece Refah Sınır Kapısı’nı açmayı reddederek İsrail'e yaptığı baskıyı da tamamlıyor. Daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nin yönetimine katılma davetini reddetmişti. Tüm bunlar, iki devletli çözüm uygulanana kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü çağrısında bulunan bildiride ele alınan ‘ertesi gün’ tartışmalarına ve anlaşmazlıklarına işaret ediyor.

rgbfnyh
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 33. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere 15 Mayıs'ta Bahreyn'in başkenti Manama'ya gelişinde böyle karşılandı (AFP)

Bildiride özellikle İsrail'in ertesi güne ilişkin bazı planlarında öngörüldüğü üzere Gazze Şeridi'ne Arap güçlerinin konuşlandırılması fikrini reddeden Arap ülkelerinin savaşın ertesi gününe ilişkin yaklaşımı da ortaya koyuldu. Arap ülkeleri, özellikle Tel Aviv iki devletli çözümü kabul etmeden önce Gazze Şeridi’ne güçlerini konuşlandırmayı reddediyorlar. Bildiri, bir yandan bu yaklaşımı aktarırken diğer yandan dolaylı olarak ertesi günle ilgilenen ve Hamas yönetiminin ortadan kaldırılmasının ardından ‘yenilenmiş’ bir Filistin hükümetinin Gazze Şeridi'nin yönetimini almasını, Arap güçlerinin de bu süreçte geçici olarak sorumluluklar üstlenmesini isteyen ABD'ye hitap ediyor.

Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bildiride Hamas’ın Filistin düzeyinde bir sonraki aşamayla doğru bir şekilde ilgilenebilmesi için net ve benzersiz bir yol haritası çizildi. Bu çerçevede Hamas’a iki seçenek sunuldu. Buna göre Hamas ya Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ’ye katılıp iki devletli çözüme dayalı bir ulusal proje üzerinde anlaşacak ya da bekasına yönelik bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arap ülkelerinin verdiği ortak desteği kaybedecek. Bunun yanında bildirideki İsrailli rehinelerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması çağrısı da Hamas'a Gazze Şeridi'nde ateşkese varmak yerine İsrailli rehineler kartı üzerine bahse girmenin ucu açık bir seçenek olamayacağı mesajı verdi.

Nitelikli bir siyasi ek

Bahreyn’deki zirvede ayrıca Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözüme kavuşturulması amacıyla BM himayesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesi için ortak bir çağrı yapıldı. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları derhal harekete geçmeye, Batılı ülkelerin ve diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla iletişim kurarak Filistin devletini bir an önce tanımaları için çalışmaya teşvik edildi.

Bu iki husus öncelikle yeni olduğundan, ikinci olarak ise Arap ülkelerinin Filistin-İsrail çatışmasına nihai çözüm getirmeye yönelik yaklaşımlarını pratik adımlara dönüştürme konusundaki kararlılıklarını yansıttığından bildiride nitelikli bir siyasi ek oluşturdu. Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bu durum, bildiri metninde Filistin'deki olayları bölgedeki istikrarla ilişkilendiren çeşitli paragraflarda yansıtılıyor. Bu da Arap ülkelerinin Filistin meselesine ilişkin vizyonunu, ana başlığı istikrar arzusu olan ve tüm bölgeyi kapsayan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası haline getiriyor. Bahreyn Bildirisi’nde ‘istikrar’ kelimesinin 11 kez geçmesi, Arap ülkelerinin bölgenin şiddet ve sürekli çatışma döngüsü içinde kalacağına dair artan korkularını açıkça ortaya koydu.

jıkol
Bahreyn'in başkenti Manama'da 16 Mayıs'ta 33'üncüsü düzenlenecek olan Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılacak Arap ülkelerinin liderleri karşılama mesajı yazan bir reklam panosu

Bahreyn Bildirisi, bir yandan Ortadoğu'da savaşın yayılmasından duyulan korkuyu ifade ederken diğer taraftan Arap ülkelerindeki diğer meseleleri ve krizleri, kontrol altına alınmaları, etkilerinin sınırlandırılması ve yayılmalarının önlenmesi açısından ele alıyor. Fakat Arap ülkelerinin bir sonraki aşamaya dair önceliğinin, bölgede barış sürecinin yeniden başlatılması için uluslararası siyasi zeminin hazırlanmasının ilk adımı olarak İsrail'in Gazze Şeridi'de yürüttüğü savaşın durdurmak olduğu da açık. Ancak Arap ülkelerine göre yeni başlatılacak sürecin daha önceki süreçlerden farklı olarak İsrail'in zorbalık mantığını ortadan kaldıran ve Filistin meselesini başta İran'ın müdahalesi olmak üzere dış müdahalelerden arındıran iki devletli bir çözüme dayalı nihai bir çözümün önün açması gerekiyor. Öte yandan tüm bu girişimler, Suriye'de demografik değişikliklere yol açacak her türlü girişimin reddedildiği vurgulanan Bahreyn Bildirisi’nde de belirtildiği üzere, Arap ülkelerinin yüksek çıkarlarıyla çelişen yabancı gündemleri takip eden, uygulayan ve bölgede giderek büyüyen ‘milis imparatorluğu’ tarafından gölgeleniyor. O halde bölgedeki meselelerin ve krizlerin birbiriyle ne denli ilişkili olduklarına dair herhangi bir şüpheye yer var mı?

*Bu makale Şarku'l Avsa tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Lübnan Başbakanı ikili ilişkileri ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Lübnan Başbakanı ikili ilişkileri ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldı
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Lübnan Başbakanı ikili ilişkileri ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Lübnan Başbakanı ikili ilişkileri ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu kapsamında New York’ta Lübnan Başbakanı Dr. Nevvaf Selam ile bir araya geldi.

Görüşmede, ikili ilişkiler ile bu ilişkilerin çeşitli alanlarda güçlendirilmesi ve geliştirilmesi yolları ele alındı. Ayrıca bölgedeki son gelişmeler değerlendirildi ve Lübnan hükümetinin Lübnan devletini ve ulusal kurumlarını korumaya yönelik çabaları takdirle karşılandı. Bu çabaların bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağladığı ifade edildi.

Görüşmede ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliği ve koordinasyon düzeyini artırmayı amaçlayan Suudi Arabistan-Lübnan Ortak Komitesi’nin çalışmalarının etkinleştirilmesi için sürecin başlatılması konusunda anlaşmaya varıldı.


Koalisyon: Riyad’a yönelen 2 İHA ile Hamis Muşayt’a gönderilen 2 balistik füze imha edildi

Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
TT

Koalisyon: Riyad’a yönelen 2 İHA ile Hamis Muşayt’a gönderilen 2 balistik füze imha edildi

Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, bugün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan hava savunma sistemlerinin Husiler tarafından Riyad bölgesine gönderilen iki İHA ile Hamis Muşayt’ı hedef alan iki balistik füzeyi tespit ederek imha ettiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, Suudi Arabistan’a doğru yönelen füze ve İHA tehdidinin tespit ve takip edildiğini bildirmişti.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneyindeki Abha kenti ile Hamis Muşayt vilayetinde olası bir tehdide karşı erken uyarı alarmı verdi. Alarm, birkaç dakika sonra kaldırıldı.

Sivil Savunma Müdürlüğü, X hesabından yaptığı açıklamada, bölge halkına güvenlik talimatlarına uymaya devam etmeleri, topluluk oluşturmaktan ve kesinlikle görüntü almaktan kaçınmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, ihtiyaç halinde “998” numaralı acil yardım hattının aranması istendi.


Pakistan Başbakanı: Haremeyn-i Şerifeyn’in güvenliği “kırmızı çizgimizdir”

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapıyor (Reuters)
Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Pakistan Başbakanı: Haremeyn-i Şerifeyn’in güvenliği “kırmızı çizgimizdir”

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapıyor (Reuters)
Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapıyor (Reuters)

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif yaptığı açıklamada, Haremeyn-i Şerifeyn’in güvenliğinin ülkesi açısından “kırmızı çizgi” olduğunu vurgulayarak, Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırıları yeniden kınadı.

Şahbaz Şerif, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda dün yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını, aksine bölgede barış ve istikrarı güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Pakistan Başbakanı, Ortadoğu’daki çatışmaların genişlemesinin hayati deniz ulaşım güzergâhlarına zarar verdiğini ve küresel ekonomiyi etkilediğini ifade ederek, Hürmüz ve Babülmendeb boğazlarının uluslararası ticarete açık tutulmasının gerekliliğine dikkat çekti.

Şahbaz Şerif, Pakistan’ın bölgesel gerilimleri kontrol altına almaya yönelik diplomatik çabalara destek verdiğini, bu kapsamda ABD ile İran arasında diyaloğun teşvik edilmesine katkı sağladığını belirtti. Pakistan’ın bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması için çalışmayı tercih ettiğini belirtti.

Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AFP)
Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AFP)

Filistin meselesine de değinen Şahbaz Şerif, ülkesinin 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklediğini ifade etti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Filistinlilerin zorla yerinden edilmesinin, Pakistan’ın değerlendirmesine göre İsrail’in soykırım gerçekleştirmeyi amaçlayan politikasının bir yansıması olduğunu belirten Şahbaz Şerif, İsrail’in Filistin toprakları, Lübnan ve Suriye’de yürüttüğü askeri operasyonları da tekrar kınadı.

Bölgesel konular kapsamında Pakistan’ın Cammu ve Keşmir konusundaki tutumunu yineleyen Şahbaz Şerif, sorunun Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda çözülmesi çağrısında bulundu.