Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bildiri, İsrail’in üzerinde siyasi baskı oluşturuyor

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
TT

Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)

Elie el-Kasifi

Bahreyn'de 16 Mayıs Perşembe günü düzenlenen Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin belki de en dikkat çekici özelliği bölgedeki, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki olaylarla etkileşim içinde olması ve yansıtmasıydı. Zira İsrail'in Filistin Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş, her kısmi gelişmenin savaşın sona ermesi ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde savaş sonrası siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle bağlantılı olan bir aşamaya gelmiş durumda. Diğer bir deyişle sonuç bildirisi, savaşla ilgili güncel olayları, başta İsrail'in Refah'tan çekilmesi çağrısı olmak üzere Filistin-İsrail çatışmasına yönelik uzun vadeli bir yaklaşımla, yani savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetimiyle başlayan ve çatışmanın kapsamlı bir şekilde çözülmesiyle sona eren ‘ertesi gün’ olarak bilinen yaklaşımla bir ara getirdi.

Gazze’deki savaşta yaşanacak her türlü gelişme ne İsrail'in hedeflerinden ne de Hamas'ın planlarından ayrı tutulabilir. Burada sorulması gereken asıl soru, Filistin ulusal hareketinin hayatta kalma mücadelesinden var olma mücadelesine geçip geçmediği, yani siyasi ve askeri kanadının İsrail'in kendisini ortadan kaldırma tehdidinin artık geride kaldığını düşünerek hareket edip etmediği sorusudur. Hamas şimdi, Filistinlilerin yaşadığı tüm gerilimlerle ve çatışmalarla birlikte, ertesi gün düzenlemelerinde nasıl yer alacağını planlamak zorunda. Ne olursa olsun Hamas, savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ve kendi geleceğine ilişkin vizyonunu henüz ‘resmi’ olarak ifade etmiş değil. Sadece Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halil el-Hayya, Hamas’ın İsrail ile beş yıllık bir ateşkesi kabul etmeye ve İsrail'in iki devletli çözümü kabul etmesi halinde silah bırakmaya hazır olduğu yönünde bir açıklaması var. Ancak Hayya’nın açıklaması aynı zamanda Hamas'ın halen manevra aşamasında olduğunun reddedilemez bir kanıtıydı. Halihazırda savaş henüz bitmediği ve uzun bir yıpratma savaşına dönüşebileceği için bu bekleniyordu.

Çatışan taraflarına uzatılan el

Ancak kesin olan bir şey varsa o da Bahreyn’deki Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin dolaylı da olsa tüm bu zorlukları kabul etmiş, hatta uygulanmasından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) birinci derecede sorumlu tutulacağı bir çözüm için yol haritası çizerek ve çatışan taraflara el uzatarak bu zorlukları öngörmüş olmasıdır. İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın derhal durdurulması ve İsrail işgal güçlerinin Şeridin tüm bölgelerinden çekilmesi ihtiyacını vurgulayarak başlayan sonuç bildirisi, Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedildiği bir kez daha teyit edilmesiyle devam etti ve iki devletli çözüm hayata geçirilinceye kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü konuşlandırılması çağrısıyla sona erdi. BMGK’nın iki devletli çözümün uygulanması için net adımlar atma konusundaki sorumluluğunun altı çizilen sonuç bildirisinde “Siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bunu BMGK’nın 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması için BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlar takip etmeli” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ateşkes çabalarını engellemesi ve Refah'a kara saldırılarını genişleterek askeri gerilimi tırmandırmaya devam etmesinin kınandığı bildiride, İsrail ordusunun Refah’tan çekilmesi talep edildi. Bildiride ayrıca başta Hamas olmak üzere tüm Filistinli gruplara, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında bir araya gelmeleri ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme, bağımsız ulusal devletlerini kurma özlemlerini gerçekleştirme çabaları çerçevesinde kapsayıcı bir ulusal proje ve birleşik bir stratejik vizyon üzerinde anlaşmaları çağrısı yapıldı.

33. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinde İsrail'e öncelikle savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi için açıkça siyasi baskı uygulandı.

Sonuç bildirisindeki bu kilit noktalar, bildirinin mükemmel bir siyasi açıklama olduğunu teyit etti. Diğer bir deyişle bu, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında ve başta Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant arasında olmak üzere İsrail hükümeti üyeleri arasında anlaşmazlıkların arttığı bir dönemde, bu dönemin unsurlarını yakalayan, bunlarla etkileşime geçen ve özellikle savaşın ve devamının sorumluluklarını düzenlemek, taraflara açıktan ve üstü kapalı mesajlar göndermek ve krizden çıkış vizyonunu, yani ‘ertesi gün’ vizyonunu ortaya koymak açısından bu unsurlar temelinde hareket eden bir bildiridir.

Arap ülkelerinden baskı

Bahreyn Bildirisi, Hamas ve İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması amacıyla Mısır’da yapılan son müzakerelere atıfla İsrail’i ateşkes çabalarını engelleyerek Gazze'deki askeri gerilimi tırmandırmaktan sorumlu tuttuğu için bir referans teşkil etti. Ayrıca bildiride İsrail özellikle Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Gazze'deki insani felakete müdahale etmek için yeterli miktarda insani yardımın girişini engellemekle suçlandı. Dolayısıyla bildiri, İsrail'e önce savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi, aksi takdirde, ABD'nin desteğiyle bölgeye daha fazla entegre olmaya bölgeyle daha çok bütünleşmeye çalıştığı bir dönemde ABD’nin söylemiyle ‘bölgede giderek daha da yalnızlaşacağı’ açık bir siyasi baskı oluşturdu.

Bildiri, Mısır’ın birkaç gün önce Güney Afrika'nın İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı davaya müdahil olacağını açıklayarak, İsrail ile barış anlaşmasını yeniden gözden geçirme tehdidinde bulunarak ve İsrail ordusunun işgali devam ettiği sürece Refah Sınır Kapısı’nı açmayı reddederek İsrail'e yaptığı baskıyı da tamamlıyor. Daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nin yönetimine katılma davetini reddetmişti. Tüm bunlar, iki devletli çözüm uygulanana kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü çağrısında bulunan bildiride ele alınan ‘ertesi gün’ tartışmalarına ve anlaşmazlıklarına işaret ediyor.

rgbfnyh
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 33. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere 15 Mayıs'ta Bahreyn'in başkenti Manama'ya gelişinde böyle karşılandı (AFP)

Bildiride özellikle İsrail'in ertesi güne ilişkin bazı planlarında öngörüldüğü üzere Gazze Şeridi'ne Arap güçlerinin konuşlandırılması fikrini reddeden Arap ülkelerinin savaşın ertesi gününe ilişkin yaklaşımı da ortaya koyuldu. Arap ülkeleri, özellikle Tel Aviv iki devletli çözümü kabul etmeden önce Gazze Şeridi’ne güçlerini konuşlandırmayı reddediyorlar. Bildiri, bir yandan bu yaklaşımı aktarırken diğer yandan dolaylı olarak ertesi günle ilgilenen ve Hamas yönetiminin ortadan kaldırılmasının ardından ‘yenilenmiş’ bir Filistin hükümetinin Gazze Şeridi'nin yönetimini almasını, Arap güçlerinin de bu süreçte geçici olarak sorumluluklar üstlenmesini isteyen ABD'ye hitap ediyor.

Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bildiride Hamas’ın Filistin düzeyinde bir sonraki aşamayla doğru bir şekilde ilgilenebilmesi için net ve benzersiz bir yol haritası çizildi. Bu çerçevede Hamas’a iki seçenek sunuldu. Buna göre Hamas ya Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ’ye katılıp iki devletli çözüme dayalı bir ulusal proje üzerinde anlaşacak ya da bekasına yönelik bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arap ülkelerinin verdiği ortak desteği kaybedecek. Bunun yanında bildirideki İsrailli rehinelerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması çağrısı da Hamas'a Gazze Şeridi'nde ateşkese varmak yerine İsrailli rehineler kartı üzerine bahse girmenin ucu açık bir seçenek olamayacağı mesajı verdi.

Nitelikli bir siyasi ek

Bahreyn’deki zirvede ayrıca Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözüme kavuşturulması amacıyla BM himayesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesi için ortak bir çağrı yapıldı. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları derhal harekete geçmeye, Batılı ülkelerin ve diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla iletişim kurarak Filistin devletini bir an önce tanımaları için çalışmaya teşvik edildi.

Bu iki husus öncelikle yeni olduğundan, ikinci olarak ise Arap ülkelerinin Filistin-İsrail çatışmasına nihai çözüm getirmeye yönelik yaklaşımlarını pratik adımlara dönüştürme konusundaki kararlılıklarını yansıttığından bildiride nitelikli bir siyasi ek oluşturdu. Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bu durum, bildiri metninde Filistin'deki olayları bölgedeki istikrarla ilişkilendiren çeşitli paragraflarda yansıtılıyor. Bu da Arap ülkelerinin Filistin meselesine ilişkin vizyonunu, ana başlığı istikrar arzusu olan ve tüm bölgeyi kapsayan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası haline getiriyor. Bahreyn Bildirisi’nde ‘istikrar’ kelimesinin 11 kez geçmesi, Arap ülkelerinin bölgenin şiddet ve sürekli çatışma döngüsü içinde kalacağına dair artan korkularını açıkça ortaya koydu.

jıkol
Bahreyn'in başkenti Manama'da 16 Mayıs'ta 33'üncüsü düzenlenecek olan Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılacak Arap ülkelerinin liderleri karşılama mesajı yazan bir reklam panosu

Bahreyn Bildirisi, bir yandan Ortadoğu'da savaşın yayılmasından duyulan korkuyu ifade ederken diğer taraftan Arap ülkelerindeki diğer meseleleri ve krizleri, kontrol altına alınmaları, etkilerinin sınırlandırılması ve yayılmalarının önlenmesi açısından ele alıyor. Fakat Arap ülkelerinin bir sonraki aşamaya dair önceliğinin, bölgede barış sürecinin yeniden başlatılması için uluslararası siyasi zeminin hazırlanmasının ilk adımı olarak İsrail'in Gazze Şeridi'de yürüttüğü savaşın durdurmak olduğu da açık. Ancak Arap ülkelerine göre yeni başlatılacak sürecin daha önceki süreçlerden farklı olarak İsrail'in zorbalık mantığını ortadan kaldıran ve Filistin meselesini başta İran'ın müdahalesi olmak üzere dış müdahalelerden arındıran iki devletli bir çözüme dayalı nihai bir çözümün önün açması gerekiyor. Öte yandan tüm bu girişimler, Suriye'de demografik değişikliklere yol açacak her türlü girişimin reddedildiği vurgulanan Bahreyn Bildirisi’nde de belirtildiği üzere, Arap ülkelerinin yüksek çıkarlarıyla çelişen yabancı gündemleri takip eden, uygulayan ve bölgede giderek büyüyen ‘milis imparatorluğu’ tarafından gölgeleniyor. O halde bölgedeki meselelerin ve krizlerin birbiriyle ne denli ilişkili olduklarına dair herhangi bir şüpheye yer var mı?

*Bu makale Şarku'l Avsa tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kuveyt: İran adına casusluk yapmak ve İçişleri Bakanı’na suikast planlamakla suçlanan üç sanığa idam cezası

Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
TT

Kuveyt: İran adına casusluk yapmak ve İçişleri Bakanı’na suikast planlamakla suçlanan üç sanığa idam cezası

Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)
Sanıklardan ikisi: Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk ve Hasan Abdülhadi Haciyye. (Şarku’l Avsat)

Kuveyt Ağır Ceza Mahkemesi bünyesindeki Devlet Güvenliği Dairesi, dün İran ve Lübnan Hizbullahı adına casusluk yapmak ve Kuveyt Başbakan Birinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Şeyh Fahd el-Yusuf başta olmak üzere ülkedeki bazı üst düzey yetkililere suikast planlamakla ilgili davada 3 sanık hakkında idam, 8 sanık hakkında ise 5’er yıl hapis cezası verdi.

Yargıç Nasır el-Bedr başkanlığındaki mahkeme, haklarında idam kararı verilen Şeyh Hüseyin Abdullah el-Matuk, Hasan Abdülhadi Haciyye ve İran vatandaşı Abdürrıza Haydar Dehgani’yi; Kuveyt’in ulusal çıkarlarına zarar vermek, yabancı taraflar adına casusluk yapmak ve Lübnan Hizbullahı’na katılmakla ilgili suçlamalar kapsamında mahkûm etti.

Dava dosyasına göre savcılık, sanıkları ülkenin bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek eylemlerde bulunmak; Kuveyt’e yönelik düşmanca faaliyetler yürütmek amacıyla İran ve Hizbullah ile iş birliği yapmakla suçladı. Söz konusu faaliyetler arasında İçişleri Bakanı ve diğer üst düzey yetkililere suikast planları da yer aldı.

Dava dosyasındaki bilgilere göre dördüncü ila onuncu sıradaki sanıklar, suikast planını hazırlamak amacıyla toplantılar düzenledi ve aralarında görev dağılımı yaptı. On birinci sanığın ise planın uygulanması için gerekli ekipmanları temin etmekle görevlendirildiği belirtildi. Bu faaliyetlerin, haklarında idam kararı verilen ilk üç sanığın talimatları doğrultusunda yürütüldüğü öne sürüldü.

Savcılık ayrıca dördüncü ila onuncu sanıkları, saldırıyı gerçekleştirmek ve ülkede korku yaratmak amacıyla patlayıcı kullanmaya teşebbüs etmekle suçladı. On birinci sanığa ise diğer sanıkların planı uygulayabilmesi için patlayıcı madde getirmeye teşebbüs suçlaması yöneltildi.

Mahkeme, karar gerekçesinde sanıklara atfedilen eylemlerin ciddiyetine dikkat çekti. Söz konusu eylemlerin ülkenin güvenliğini hedef aldığını, toplumda kargaşa yaratmayı ve kamu makamlarının can ve mal güvenliğini koruma kapasitesine duyulan güveni sarsmayı amaçladığını belirtti.

Mahkeme gerekçesinde, “Vatanın güvenliği bir kişinin ya da bir grubun çıkarı değil, bütün toplumun hakkıdır” ifadelerini kullandı. Devlet egemenliğinin yabancı bir iradenin müdahalesine açık olamayacağını vurgulayan mahkeme, ülke topraklarında sınırların dışından verilen emirlerin uygulanmasının kabul edilemeyeceğini belirtti.

Karar gerekçesinde ayrıca devlet kurumlarının ve kamu otoritesinin temsilcilerinin, talimatlarını yabancı taraflardan alan planların hedefi hâline getirilemeyeceği ifade edildi. Bu değerlendirmeyle davadaki suçlamaların devlet güvenliği ve egemenliğiyle bağlantısına dikkat çekildi.

Sanıklar ve “Abdali Hücresi” davası

Kuveyt Ağır Ceza Mahkemesinin dün Hüseyin Abdullah el-Matuk, Hasan Abdülhadi Haciyye ve Abdürrıza Haydar Dehgani hakkında verdiği idam kararları, 2015’te ortaya çıkarılmasının ardından ülkenin güvenlik ve yargı gündemini uzun süre meşgul eden “Abdali Hücresi” davasını yeniden gündeme taşıdı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre hüküm giyen üç kişinin isimleri, daha önce İran ve Lübnan Hizbullahı adına casusluk yapmakla ilgili davalarda da yer almıştı.

“Abdali Hücresi” davası, Kuveyt makamlarının Ağustos 2015’te Irak sınırına yakın Abdali bölgesindeki çiftliklerde büyük miktarda silah, mühimmat ve patlayıcı ele geçirmesiyle gündeme geldi. Ele geçirilenler arasında yaklaşık 19 ton mühimmat, 144 kilogram patlayıcı madde, roket mermileri ve ateşli silahlar bulunuyordu. Savcılık o dönemde sanıklara İran ve Hizbullah adına casusluk yapmak ve Kuveyt’in güvenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek faaliyetlerde bulunmak suçlamalarını yöneltti.

Hasan Abdülhadi Haciyye, davanın öne çıkan sanıklarından biriydi. Ağır Ceza Mahkemesi Ocak 2016’da hakkında idam kararı verdi. Temyiz Mahkemesi aynı yılın temmuz ayında kararı onadı. Ancak Temyiz Mahkemesi Haziran 2017’de idam cezasını bozarak hükmü müebbet hapis cezasına çevirdi.

İran vatandaşı Abdürrıza Haydar Dehgani de aynı davanın sanıkları arasındaydı. Hakkında casusluk ve hücre faaliyetlerine katılma suçlamaları kapsamında Ocak 2016’da gıyabında idam kararı verildi.

“Abdali Hücresi” davasında hüküm giyen kişilere yardım edilmesi ve bu kişilerin saklanmasıyla bağlantılı ayrı bir davada ise Kuveytli din adamı ve Ulusal İslami İttifak Genel Sekreteri Hüseyin Abdullah el-Matuk’un adı öne çıktı. Savcılık el-Matuk’u İran adına casusluk yapmak, adaletten kaçan kişilerin saklanmasına yardım etmek ve yurt dışına kaçmalarını sağlamakla suçladı. Aralık 2019’da Temyiz Mahkemesi, kendisine verilen 5 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasını onadı.

Böylece daha önce “Abdali Hücresi” ile bağlantılı yargı dosyalarında isimleri geçen üç kişi, bu kez Başbakan Birinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Şeyh Fahd el-Yusuf’a suikast planlamak, İran adına casusluk yapmak ve Lübnan Hizbullahı’na katılmakla ilgili suçlamalar kapsamında yeniden devlet güvenliğine ilişkin yargı sürecinin merkezine yerleşti.


Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
TT

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Manama’da Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra iki ülkeyi ilgilendiren konuları ele aldı.

Kral Hamed, dün Manama’da kabul ettiği Şeybani ile görüşmesinde Suriye’deki mevcut durumu, ülkede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik çalışmaları ve kalkınma çabalarını değerlendirdi.

Bahreyn Kralı, iki ülke arasındaki yakın ilişkilere dikkat çekerek, karşılıklı çıkarlar ve iki halkın refahı doğrultusunda ilişkilerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi yönündeki beklentisini dile getirdi.

Kral Hamed, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye yönetiminin Bahreyn’e verdiği destek ve dayanışma mesajlarından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Suriye’nin İran saldırılarını kınamasını da takdirle karşıladığını belirten Hamed, Bahreyn’in Suriye’nin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme ve halkının beklentilerinin karşılanmasına katkıda bulunma yönündeki kararlı tutumunu yineledi.

Şeybani ise Bahreyn’in Suriye hükümetine ve halkına verdiği desteği takdir etti. Bahreyn’in Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik çabalara katkısını, yeniden imar çalışmalarına ve kalkınma girişimlerine verdiği desteği övdü.

Suriye’nin sürdürülebilir istikrar ve dışa açılma yolunda ilerlediğini belirten Şeybani, ülkesinin bölgesel ve uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi, siyasi, güvenlik ve ekonomi alanlarındaki çeşitli zorluklarla mücadele etmeyi hedeflediğini kaydetti.

Bahreyn ve Suriye dışişleri bakanları da görüştü

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani, Manama’da Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)
Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani, Manama’da Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti (Bahreyn Dışişleri Bakanlığı)

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani de Suriyeli mevkidaşı Şeybani ile bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki yakın ilişkiler ve ortak ilgi alanlarında ikili iş birliğinin geliştirilmesi imkanları ele alındı.

İki bakan, özellikle Bahreyn’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki geçici üyeliği sürecinde, uluslararası platformlarda siyasi koordinasyon ve istişarelerin güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Ayrıca ortak bakanlar komitesinin etkinleştirilerek ikili iş birliğinin genişletilmesi ve daha ileri seviyelere taşınması gerektiğini belirtti.

Görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra İran’ın Bahreyn ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının sonuçları da değerlendirildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede Hürmüz Boğazı ve Babülmendeb Boğazı’nda deniz ulaşımının aksamasının küresel ekonomi, enerji ve gıda tedariki üzerindeki etkileri ele alındı.

İki bakan, gerilimin azaltılması, bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması ve bölge halklarının barış, kalkınma ve refah beklentilerinin karşılanması amacıyla yürütülen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Zeyyani, iki ülke ve halkları arasındaki güçlü kardeşlik ilişkilerinin her alanda gelişmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Suriye hükümetinin ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma, güvenlik ve istikrarı güçlendirme, yeniden imar sürecini ilerletme, kalkınma ve refahı sağlama ve halkın beklentilerini karşılama yönündeki çabalarına takdirlerini dile getirdi.


Suudi Arabistan-Yunanistan görüşmelerinde bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, dün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, dün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i kabul ederken (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Yunanistan görüşmelerinde bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, dün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, dün Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, dün Riyad’daki Yemame Sarayı’nda resmî görüşmelerde bulundu. Görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra ikili ilişkiler ele alındı.

Suudi Arabistan ve Yunanistan ortak açıklamalarında, bölge ve dünyada güvenlik ile barışın sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla savunma alanındaki iş birliği ve koordinasyonu güçlendirme kararlılıklarını vurguladı. İki ülke, elektrik bağlantı projesinin hızlandırılması konusunda mutabık kalırken deniz ulaşım yollarının güvenliğinin önemine dikkat çekti ve enerji altyapısını hedef alan saldırılardan duydukları endişeyi dile getirdi.

Öte yandan, Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda dün operasyonlar kısmen yeniden başladı.

Yemen’deki meşru hükümeti destekleyen koalisyon güçleri, Husiler tarafından Suudi Arabistan’ın güney bölgesi ile Hamis Muşayt yönüne fırlatılan balistik füzeleri ve iki insansız hava aracını (İHA) önleyerek imha etti. Koalisyon ayrıca Riyad bölgesinde bir balistik füze ile iki İHA’nın daha etkisiz hâle getirildiğini bildirdi.