Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bildiri, İsrail’in üzerinde siyasi baskı oluşturuyor

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
TT

Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)

Elie el-Kasifi

Bahreyn'de 16 Mayıs Perşembe günü düzenlenen Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin belki de en dikkat çekici özelliği bölgedeki, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki olaylarla etkileşim içinde olması ve yansıtmasıydı. Zira İsrail'in Filistin Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş, her kısmi gelişmenin savaşın sona ermesi ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde savaş sonrası siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle bağlantılı olan bir aşamaya gelmiş durumda. Diğer bir deyişle sonuç bildirisi, savaşla ilgili güncel olayları, başta İsrail'in Refah'tan çekilmesi çağrısı olmak üzere Filistin-İsrail çatışmasına yönelik uzun vadeli bir yaklaşımla, yani savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetimiyle başlayan ve çatışmanın kapsamlı bir şekilde çözülmesiyle sona eren ‘ertesi gün’ olarak bilinen yaklaşımla bir ara getirdi.

Gazze’deki savaşta yaşanacak her türlü gelişme ne İsrail'in hedeflerinden ne de Hamas'ın planlarından ayrı tutulabilir. Burada sorulması gereken asıl soru, Filistin ulusal hareketinin hayatta kalma mücadelesinden var olma mücadelesine geçip geçmediği, yani siyasi ve askeri kanadının İsrail'in kendisini ortadan kaldırma tehdidinin artık geride kaldığını düşünerek hareket edip etmediği sorusudur. Hamas şimdi, Filistinlilerin yaşadığı tüm gerilimlerle ve çatışmalarla birlikte, ertesi gün düzenlemelerinde nasıl yer alacağını planlamak zorunda. Ne olursa olsun Hamas, savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ve kendi geleceğine ilişkin vizyonunu henüz ‘resmi’ olarak ifade etmiş değil. Sadece Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halil el-Hayya, Hamas’ın İsrail ile beş yıllık bir ateşkesi kabul etmeye ve İsrail'in iki devletli çözümü kabul etmesi halinde silah bırakmaya hazır olduğu yönünde bir açıklaması var. Ancak Hayya’nın açıklaması aynı zamanda Hamas'ın halen manevra aşamasında olduğunun reddedilemez bir kanıtıydı. Halihazırda savaş henüz bitmediği ve uzun bir yıpratma savaşına dönüşebileceği için bu bekleniyordu.

Çatışan taraflarına uzatılan el

Ancak kesin olan bir şey varsa o da Bahreyn’deki Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin dolaylı da olsa tüm bu zorlukları kabul etmiş, hatta uygulanmasından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) birinci derecede sorumlu tutulacağı bir çözüm için yol haritası çizerek ve çatışan taraflara el uzatarak bu zorlukları öngörmüş olmasıdır. İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın derhal durdurulması ve İsrail işgal güçlerinin Şeridin tüm bölgelerinden çekilmesi ihtiyacını vurgulayarak başlayan sonuç bildirisi, Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedildiği bir kez daha teyit edilmesiyle devam etti ve iki devletli çözüm hayata geçirilinceye kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü konuşlandırılması çağrısıyla sona erdi. BMGK’nın iki devletli çözümün uygulanması için net adımlar atma konusundaki sorumluluğunun altı çizilen sonuç bildirisinde “Siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bunu BMGK’nın 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması için BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlar takip etmeli” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ateşkes çabalarını engellemesi ve Refah'a kara saldırılarını genişleterek askeri gerilimi tırmandırmaya devam etmesinin kınandığı bildiride, İsrail ordusunun Refah’tan çekilmesi talep edildi. Bildiride ayrıca başta Hamas olmak üzere tüm Filistinli gruplara, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında bir araya gelmeleri ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme, bağımsız ulusal devletlerini kurma özlemlerini gerçekleştirme çabaları çerçevesinde kapsayıcı bir ulusal proje ve birleşik bir stratejik vizyon üzerinde anlaşmaları çağrısı yapıldı.

33. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinde İsrail'e öncelikle savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi için açıkça siyasi baskı uygulandı.

Sonuç bildirisindeki bu kilit noktalar, bildirinin mükemmel bir siyasi açıklama olduğunu teyit etti. Diğer bir deyişle bu, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında ve başta Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant arasında olmak üzere İsrail hükümeti üyeleri arasında anlaşmazlıkların arttığı bir dönemde, bu dönemin unsurlarını yakalayan, bunlarla etkileşime geçen ve özellikle savaşın ve devamının sorumluluklarını düzenlemek, taraflara açıktan ve üstü kapalı mesajlar göndermek ve krizden çıkış vizyonunu, yani ‘ertesi gün’ vizyonunu ortaya koymak açısından bu unsurlar temelinde hareket eden bir bildiridir.

Arap ülkelerinden baskı

Bahreyn Bildirisi, Hamas ve İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması amacıyla Mısır’da yapılan son müzakerelere atıfla İsrail’i ateşkes çabalarını engelleyerek Gazze'deki askeri gerilimi tırmandırmaktan sorumlu tuttuğu için bir referans teşkil etti. Ayrıca bildiride İsrail özellikle Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Gazze'deki insani felakete müdahale etmek için yeterli miktarda insani yardımın girişini engellemekle suçlandı. Dolayısıyla bildiri, İsrail'e önce savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi, aksi takdirde, ABD'nin desteğiyle bölgeye daha fazla entegre olmaya bölgeyle daha çok bütünleşmeye çalıştığı bir dönemde ABD’nin söylemiyle ‘bölgede giderek daha da yalnızlaşacağı’ açık bir siyasi baskı oluşturdu.

Bildiri, Mısır’ın birkaç gün önce Güney Afrika'nın İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı davaya müdahil olacağını açıklayarak, İsrail ile barış anlaşmasını yeniden gözden geçirme tehdidinde bulunarak ve İsrail ordusunun işgali devam ettiği sürece Refah Sınır Kapısı’nı açmayı reddederek İsrail'e yaptığı baskıyı da tamamlıyor. Daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nin yönetimine katılma davetini reddetmişti. Tüm bunlar, iki devletli çözüm uygulanana kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü çağrısında bulunan bildiride ele alınan ‘ertesi gün’ tartışmalarına ve anlaşmazlıklarına işaret ediyor.

rgbfnyh
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 33. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere 15 Mayıs'ta Bahreyn'in başkenti Manama'ya gelişinde böyle karşılandı (AFP)

Bildiride özellikle İsrail'in ertesi güne ilişkin bazı planlarında öngörüldüğü üzere Gazze Şeridi'ne Arap güçlerinin konuşlandırılması fikrini reddeden Arap ülkelerinin savaşın ertesi gününe ilişkin yaklaşımı da ortaya koyuldu. Arap ülkeleri, özellikle Tel Aviv iki devletli çözümü kabul etmeden önce Gazze Şeridi’ne güçlerini konuşlandırmayı reddediyorlar. Bildiri, bir yandan bu yaklaşımı aktarırken diğer yandan dolaylı olarak ertesi günle ilgilenen ve Hamas yönetiminin ortadan kaldırılmasının ardından ‘yenilenmiş’ bir Filistin hükümetinin Gazze Şeridi'nin yönetimini almasını, Arap güçlerinin de bu süreçte geçici olarak sorumluluklar üstlenmesini isteyen ABD'ye hitap ediyor.

Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bildiride Hamas’ın Filistin düzeyinde bir sonraki aşamayla doğru bir şekilde ilgilenebilmesi için net ve benzersiz bir yol haritası çizildi. Bu çerçevede Hamas’a iki seçenek sunuldu. Buna göre Hamas ya Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ’ye katılıp iki devletli çözüme dayalı bir ulusal proje üzerinde anlaşacak ya da bekasına yönelik bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arap ülkelerinin verdiği ortak desteği kaybedecek. Bunun yanında bildirideki İsrailli rehinelerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması çağrısı da Hamas'a Gazze Şeridi'nde ateşkese varmak yerine İsrailli rehineler kartı üzerine bahse girmenin ucu açık bir seçenek olamayacağı mesajı verdi.

Nitelikli bir siyasi ek

Bahreyn’deki zirvede ayrıca Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözüme kavuşturulması amacıyla BM himayesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesi için ortak bir çağrı yapıldı. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları derhal harekete geçmeye, Batılı ülkelerin ve diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla iletişim kurarak Filistin devletini bir an önce tanımaları için çalışmaya teşvik edildi.

Bu iki husus öncelikle yeni olduğundan, ikinci olarak ise Arap ülkelerinin Filistin-İsrail çatışmasına nihai çözüm getirmeye yönelik yaklaşımlarını pratik adımlara dönüştürme konusundaki kararlılıklarını yansıttığından bildiride nitelikli bir siyasi ek oluşturdu. Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bu durum, bildiri metninde Filistin'deki olayları bölgedeki istikrarla ilişkilendiren çeşitli paragraflarda yansıtılıyor. Bu da Arap ülkelerinin Filistin meselesine ilişkin vizyonunu, ana başlığı istikrar arzusu olan ve tüm bölgeyi kapsayan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası haline getiriyor. Bahreyn Bildirisi’nde ‘istikrar’ kelimesinin 11 kez geçmesi, Arap ülkelerinin bölgenin şiddet ve sürekli çatışma döngüsü içinde kalacağına dair artan korkularını açıkça ortaya koydu.

jıkol
Bahreyn'in başkenti Manama'da 16 Mayıs'ta 33'üncüsü düzenlenecek olan Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılacak Arap ülkelerinin liderleri karşılama mesajı yazan bir reklam panosu

Bahreyn Bildirisi, bir yandan Ortadoğu'da savaşın yayılmasından duyulan korkuyu ifade ederken diğer taraftan Arap ülkelerindeki diğer meseleleri ve krizleri, kontrol altına alınmaları, etkilerinin sınırlandırılması ve yayılmalarının önlenmesi açısından ele alıyor. Fakat Arap ülkelerinin bir sonraki aşamaya dair önceliğinin, bölgede barış sürecinin yeniden başlatılması için uluslararası siyasi zeminin hazırlanmasının ilk adımı olarak İsrail'in Gazze Şeridi'de yürüttüğü savaşın durdurmak olduğu da açık. Ancak Arap ülkelerine göre yeni başlatılacak sürecin daha önceki süreçlerden farklı olarak İsrail'in zorbalık mantığını ortadan kaldıran ve Filistin meselesini başta İran'ın müdahalesi olmak üzere dış müdahalelerden arındıran iki devletli bir çözüme dayalı nihai bir çözümün önün açması gerekiyor. Öte yandan tüm bu girişimler, Suriye'de demografik değişikliklere yol açacak her türlü girişimin reddedildiği vurgulanan Bahreyn Bildirisi’nde de belirtildiği üzere, Arap ülkelerinin yüksek çıkarlarıyla çelişen yabancı gündemleri takip eden, uygulayan ve bölgede giderek büyüyen ‘milis imparatorluğu’ tarafından gölgeleniyor. O halde bölgedeki meselelerin ve krizlerin birbiriyle ne denli ilişkili olduklarına dair herhangi bir şüpheye yer var mı?

*Bu makale Şarku'l Avsa tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de Meşru Yönetime Destek Koalisyonu, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı çevresinde bir seyir füzesinin (cruise) önlenerek imha edildiğini, havalimanının 4 numaralı yolcu terminaline ise kaynağı bilinmeyen bir mühimmatın düştüğünü ve yangına yol açtığını açıkladı. Bu gelişmelerden saatler önce Harc vilayetinde bir başka balistik füze ile Doğu Bölgesi’nde bir insansız hava aracı (İHA) da önlenerek imha edildi. Sivil Havacılık Genel Otoritesi ayrıca, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nın dün akşam saldırıya uğradığını açıkladı.

Bu gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil ve stratejik tesislere yönelik düzenlediği terör saldırılarının ertesi günü yaşandı. Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminaline mühimmat düşmesi sonucu 12 kişi hayatını kaybetti ve 309 kişi yaralandı.

Arap, İslam ve Batı ülkeleri saldırılara tepki göstererek kınama mesajları yayımladı. Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye’den oluşan Dörtlü Grup, Husilerin devam eden düşmanca saldırılarını, özellikle de “Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan alçakça saldırıları” en sert ifadelerle kınadı.

Dörtlü Grup, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayarak ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak amacıyla saldırılara karşı alınan ve benzer saldırıların tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen bütün meşru tedbir ve adımlara destek verdiğini bildirdi. Açıklamada, söz konusu desteğin Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukla uyumlu olduğu ifade edildi.

“Yemen’in Şafağı” operasyonu dün yedinci gününe girerken, Husilere ait mevzileri hedef alan hava saldırılarının kapsamı genişledi. Operasyonlar kara harekâtıyla eş zamanlı olarak sürerken, ilk altı günde Husilerin yaklaşık 12 bin ölü ve yaralı verdiği tahmin ediliyor.


Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
TT

Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’den aldığı telefon görüşmesinde, bölgede son dönemde artan gerilimi ve bu kapsamda yürütülen diplomatik girişimleri ele aldı.

Öte yandan İngiltere, Husilerin Yemen’in iç kesimlerinde ve Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırılarını kınadığını yineleyerek, söz konusu saldırılara karşı Suudi Arabistan ve Yemen hükümetiyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Bu açıklama, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde gündeme geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan son saldırıları ele alındı.

İki bakan, ülkeleri arasındaki güçlü ikili ilişkileri değerlendirirken bölgesel gelişmeleri ve mevcut gerilimleri azaltmaya, bunların bölge üzerindeki güvenlik ve ekonomik etkilerini sınırlamaya yönelik ortak çabaları da görüştü.

Diğer yandan Bahreyn Dışişleri Bakanı Dr. Abdüllatif ez-Zeyyani, Husilerin Riyad Havalimanı’na düzenlediği terör saldırısında Suudi Arabistan vatandaşlarının ve ülkede ikamet eden kişilerin hayatını kaybetmesi nedeniyle ülkesinin en içten taziye ve başsağlığı dileklerini iletti.

Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Bahreyn’in Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayan ez-Zeyyani, ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayanları güvence altına almak amacıyla aldığı bütün tedbirleri desteklediklerini belirtti. İki bakan ayrıca bölgesel gelişmeleri ve bölgede güvenlik ile istikrarın korunmasına yönelik ortak çabaları ele aldı.


Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, dün öğleden sonra başkent Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın saldırıya uğradığını, olayda farklı ülke vatandaşlarından 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Yemen’de meşru yönetimi destekleyen Koalisyon ise söz konusu terör saldırısına kararlı bir şekilde karşılık verileceğini bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı çevresine bir mühimmatın düştüğünü belirtti. Ayrıca Husilerin el-Harc vilayetine fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini, Doğu Bölgesi’nde ise bir insansız hava aracının (İHA) etkisiz hâle getirildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yaptığı açıklamada, hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ve tesislerin güvenliğinin doğrulanması amacıyla ilgili makamlarla koordinasyon içinde Riyad Havalimanı’ndaki operasyonların geçici olarak durdurulduğunu bildirdi. Açıklamada, olayın Suudi Arabistan’daki sivil havacılık tesislerini hedef alan saldırıların sürdüğü bir dönemde meydana geldiğine dikkat çekildi.

Genel Müdürlük daha sonra yayımladığı açıklamada, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ölenler arasında 4 Suudi Arabistan vatandaşı, 2 Bangladeş vatandaşı, bir ABD vatandaşı, bir Mısır vatandaşı, bir Ürdün vatandaşı, bir Suriyeli, bir Filistinli ve bir Sudan vatandaşının bulunduğu belirtildi.

Açıklamada, 309 kişinin de yaralandığı ve çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı bildirildi. Yaralılar arasında durumu kritik olanların da bulunduğu, maddi hasarın ise tespit edilmeye devam edildiği kaydedildi.

Koalisyon Sözcüsü, Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminallerinden birini hedef alan terör saldırısının, yolcular ve çalışanlar arasındaki sivillerin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığını belirtti. El-Maliki, saldırının uluslararası insancıl hukuk ve bu hukukun teamül kuralları kapsamında bütün unsurlarıyla bir savaş suçu teşkil ettiğini belirterek eylemi ilke, değer ve ahlakla bağdaşmayan ağır bir saldırı olarak nitelendirdi.

Tümgeneral el-Maliki, yaptığı açıklamada, Koalisyon Müşterek Kuvvetler Komutanlığının söz konusu terör saldırısına uluslararası insancıl hukuk ve teamül kurallarıyla uyumlu biçimde kararlı bir karşılık vereceğini ifade etti.

Kral Halid Uluslararası Havalimanı yönetimi de yolculara bir uyarı yayımlayarak havalimanına hareket etmeden önce hava yolu şirketleriyle doğrudan iletişime geçmeleri ve uçuşlarının güncel durumunu kontrol etmeleri gerektiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yapılması planlanan bazı uçuşların durdurulması veya gecikmesi nedeniyle seyahatleri aksayan ya da varış noktalarına ulaşamayan vatandaşlarına çağrıda bulundu. Bakanlık, vatandaşların yardım ve gerekli yönlendirmeler için bulundukları ülkelerdeki Suudi Arabistan diplomatik temsilcilikleriyle iletişime geçmelerini istedi.

Husilerin devam eden saldırılarına yönelik Arap ve İslam dünyasından kınama mesajları gelmeye devam etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, istikrarını, ulusal varlıklarını, vatandaşlarını ve topraklarında yaşayan diğer kişileri korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.

Tehlikeli bir tırmanış

Yemen hükümeti, havalimanına yönelik terör saldırısını en sert ifadelerle kınadı. Hükümet, saldırıyı Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan, düşmanca eylemlerde tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Açıklamada, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olunduğu ve Krallığın yanında kararlılıkla durulduğu vurgulandı.

Yemen Bakanlar Kurulundan yapılan açıklamada, havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının kabul edilemez bir saldırı ve uluslararası hukuk kurallarının ihlali olduğu belirtildi. Açıklamada, Husilerin saldırgan tutumunun bir kez daha ortaya çıktığı ifade edilerek, örgütün tehdit alanını genişletmekten ve bölgenin güvenlik ve istikrarını zayıflatmaktan çekinmediği savunuldu. Bu eylemlerin, İran’ın gündemine ve yıkıcı projelerine hizmet ettiği ileri sürüldü.

Açıklamada, Suudi Arabistan topraklarının veya sivil tesislerinin herhangi bir şekilde hedef alınmasının, bölge halklarının güvenlik ve istikrar hakkına, serbest dolaşımına ve hava ulaşımının güvenliğine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı. Bu saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin ve ortak kader anlayışının gücünü zayıflatamayacağı, Yemen’in terörle mücadeledeki tutumunu değiştirmeyeceği kaydedildi.

Yemen hükümeti ayrıca Suudi Arabistan’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği desteği, ülkenin devlet yapısını ve kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına katkısını ve bölgesel güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesindeki rolünü takdir ettiğini yineledi. Açıklamada, bu saldırıların Yemen halkının ülkenin tamamında devlet otoritesini yeniden tesis etme ve Husi darbesine son verme kararlılığını zayıflatmayacağı belirtildi.

Kesin kınama

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıya ilişkin tepkisini ve kınamasını dile getirdi. Husilerin sivil havalimanlarını ve sivilleri kasıtlı olarak hedef almasının terör suçu olduğunu belirten el-Budeyvi, bu saldırıların caydırılması ve tekrarlanmasının önlenmesi için uluslararası toplumun ciddi adımlar atması ve kararlı tedbirler alması gerektiğini ifade etti. El-Budeyvi, söz konusu eylemlerin en temel insani ilkelerle ve uluslararası sözleşmelerle bağdaşmadığını kaydetti.

Genel Sekreter, yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez ülkelerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini yineledi. Konseyin, Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak, ulusal varlıklarını korumak ve topraklarının bütünlüğünü muhafaza etmek amacıyla attığı bütün adımları koşulsuz biçimde desteklediğini vurguladı.

Bahreyn de söz konusu saldırıları korkakça eylemler olarak nitelendirerek kınadı. Açıklamada, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını, uluslararası insancıl hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ettiği belirtildi. Bu eylemlerin bölgenin güvenlik ve istikrarını, uluslararası sivil havacılığın emniyetini, yolcuların ve sivil havacılık personelinin güvenliğini tehdit eden tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğu ifade edildi. Saldırıların uluslararası anlaşma ve kararların ağır bir ihlali olduğu kaydedildi.

Tam dayanışma

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve Krallığın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayan kişilerin güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı egemenlik kararlarını ve meşru tedbirlerini bütünüyle desteklediğini açıkladı.

Bakanlık, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı. Bu hakkın, üye devletlerin Körfez Ortak Savunma Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumlu olduğu belirtildi.

Bahreyn ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütüne (ICAO) ve uluslararası topluma sorumluluklarını eksiksiz yerine getirme çağrısında bulundu. Açıklamada, Husilerin sivillere ve sivil tesislere yönelik tekrarlanan saldırılarının durdurulması, saldırılardan sorumlu olanların ve bunları destekleyenlerin hesap vermesinin sağlanması ve ilgili kararların, özellikle 2216 ve 2817 sayılı kararların, tam olarak uygulanması için caydırıcı ve kararlı önlemler alınması istendi. Bu adımların bölgesel ve uluslararası güvenlik ile barışın korunması açısından önem taşıdığı vurgulandı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği de Husilerin düşmanca tutumlarını sürdürmesini, Suudi Arabistan’daki havacılık tesislerine, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını tekrarlamasını şiddetle kınadı. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği ve bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit ettiği belirtildi.

Yıkıcı uygulamalar

Mısır, söz konusu saldırılar ve sorumsuz eylemler karşısında duyduğu derin tepkiyi dile getirdi. Kahire yönetimi, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirtti. Mısır, bölgenin güvenliğini ve istikrarını bozabilecek bu yıkıcı uygulamaları kesinlikle reddettiğini vurguladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve hayati öneme sahip altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin bölgenin güvenlik ve istikrarının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve stratejik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın korunmasında temel dayanaklar olduğunu ifade etti.

Joseph Avn, yaptığı açıklamada Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki köklü kardeşlik ilişkilerini yeniden vurguladı. Lübnan’ın, iki halkın yararı ve bölgenin çıkarları doğrultusunda bu ilişkileri güçlendirmeye önem verdiğini kaydetti.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesini şiddetle kınadı. Birliğin Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Dr. Muhammed el-İsa, saldırılara yönelik kınamasını yineledi. El-İsa, söz konusu eylemlerin bütün dinî değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ve teamülleri ihlal ettiğini belirterek, terör örgütünün sivilleri ve sivil tesisleri kasıtlı olarak hedef alan suç teşkil eden yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.