Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bildiri, İsrail’in üzerinde siyasi baskı oluşturuyor

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
TT

Bahreyn Bildirisi ve Gazze’de ertesi günün ötesine bir bakış

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)
Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el-Halife (ortada) 16 Mayıs'ta Manama'da düzenlenen 33’üncü Arap Birliği Liderler Zirvesi öncesinde Arap liderlerle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi (BNA)

Elie el-Kasifi

Bahreyn'de 16 Mayıs Perşembe günü düzenlenen Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin belki de en dikkat çekici özelliği bölgedeki, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki olaylarla etkileşim içinde olması ve yansıtmasıydı. Zira İsrail'in Filistin Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş, her kısmi gelişmenin savaşın sona ermesi ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde savaş sonrası siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle bağlantılı olan bir aşamaya gelmiş durumda. Diğer bir deyişle sonuç bildirisi, savaşla ilgili güncel olayları, başta İsrail'in Refah'tan çekilmesi çağrısı olmak üzere Filistin-İsrail çatışmasına yönelik uzun vadeli bir yaklaşımla, yani savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetimiyle başlayan ve çatışmanın kapsamlı bir şekilde çözülmesiyle sona eren ‘ertesi gün’ olarak bilinen yaklaşımla bir ara getirdi.

Gazze’deki savaşta yaşanacak her türlü gelişme ne İsrail'in hedeflerinden ne de Hamas'ın planlarından ayrı tutulabilir. Burada sorulması gereken asıl soru, Filistin ulusal hareketinin hayatta kalma mücadelesinden var olma mücadelesine geçip geçmediği, yani siyasi ve askeri kanadının İsrail'in kendisini ortadan kaldırma tehdidinin artık geride kaldığını düşünerek hareket edip etmediği sorusudur. Hamas şimdi, Filistinlilerin yaşadığı tüm gerilimlerle ve çatışmalarla birlikte, ertesi gün düzenlemelerinde nasıl yer alacağını planlamak zorunda. Ne olursa olsun Hamas, savaştan sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ve kendi geleceğine ilişkin vizyonunu henüz ‘resmi’ olarak ifade etmiş değil. Sadece Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halil el-Hayya, Hamas’ın İsrail ile beş yıllık bir ateşkesi kabul etmeye ve İsrail'in iki devletli çözümü kabul etmesi halinde silah bırakmaya hazır olduğu yönünde bir açıklaması var. Ancak Hayya’nın açıklaması aynı zamanda Hamas'ın halen manevra aşamasında olduğunun reddedilemez bir kanıtıydı. Halihazırda savaş henüz bitmediği ve uzun bir yıpratma savaşına dönüşebileceği için bu bekleniyordu.

Çatışan taraflarına uzatılan el

Ancak kesin olan bir şey varsa o da Bahreyn’deki Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin dolaylı da olsa tüm bu zorlukları kabul etmiş, hatta uygulanmasından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) birinci derecede sorumlu tutulacağı bir çözüm için yol haritası çizerek ve çatışan taraflara el uzatarak bu zorlukları öngörmüş olmasıdır. İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın derhal durdurulması ve İsrail işgal güçlerinin Şeridin tüm bölgelerinden çekilmesi ihtiyacını vurgulayarak başlayan sonuç bildirisi, Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedildiği bir kez daha teyit edilmesiyle devam etti ve iki devletli çözüm hayata geçirilinceye kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü konuşlandırılması çağrısıyla sona erdi. BMGK’nın iki devletli çözümün uygulanması için net adımlar atma konusundaki sorumluluğunun altı çizilen sonuç bildirisinde “Siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bunu BMGK’nın 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması için BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlar takip etmeli” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ateşkes çabalarını engellemesi ve Refah'a kara saldırılarını genişleterek askeri gerilimi tırmandırmaya devam etmesinin kınandığı bildiride, İsrail ordusunun Refah’tan çekilmesi talep edildi. Bildiride ayrıca başta Hamas olmak üzere tüm Filistinli gruplara, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında bir araya gelmeleri ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme, bağımsız ulusal devletlerini kurma özlemlerini gerçekleştirme çabaları çerçevesinde kapsayıcı bir ulusal proje ve birleşik bir stratejik vizyon üzerinde anlaşmaları çağrısı yapıldı.

33. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinde İsrail'e öncelikle savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi için açıkça siyasi baskı uygulandı.

Sonuç bildirisindeki bu kilit noktalar, bildirinin mükemmel bir siyasi açıklama olduğunu teyit etti. Diğer bir deyişle bu, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında ve başta Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant arasında olmak üzere İsrail hükümeti üyeleri arasında anlaşmazlıkların arttığı bir dönemde, bu dönemin unsurlarını yakalayan, bunlarla etkileşime geçen ve özellikle savaşın ve devamının sorumluluklarını düzenlemek, taraflara açıktan ve üstü kapalı mesajlar göndermek ve krizden çıkış vizyonunu, yani ‘ertesi gün’ vizyonunu ortaya koymak açısından bu unsurlar temelinde hareket eden bir bildiridir.

Arap ülkelerinden baskı

Bahreyn Bildirisi, Hamas ve İsrail arasında ateşkes anlaşmasına varılması amacıyla Mısır’da yapılan son müzakerelere atıfla İsrail’i ateşkes çabalarını engelleyerek Gazze'deki askeri gerilimi tırmandırmaktan sorumlu tuttuğu için bir referans teşkil etti. Ayrıca bildiride İsrail özellikle Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Gazze'deki insani felakete müdahale etmek için yeterli miktarda insani yardımın girişini engellemekle suçlandı. Dolayısıyla bildiri, İsrail'e önce savaşı durdurması, ardından kapsamlı bir çözümü kabul etmesi, aksi takdirde, ABD'nin desteğiyle bölgeye daha fazla entegre olmaya bölgeyle daha çok bütünleşmeye çalıştığı bir dönemde ABD’nin söylemiyle ‘bölgede giderek daha da yalnızlaşacağı’ açık bir siyasi baskı oluşturdu.

Bildiri, Mısır’ın birkaç gün önce Güney Afrika'nın İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı davaya müdahil olacağını açıklayarak, İsrail ile barış anlaşmasını yeniden gözden geçirme tehdidinde bulunarak ve İsrail ordusunun işgali devam ettiği sürece Refah Sınır Kapısı’nı açmayı reddederek İsrail'e yaptığı baskıyı da tamamlıyor. Daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nin yönetimine katılma davetini reddetmişti. Tüm bunlar, iki devletli çözüm uygulanana kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM öncülüğünde uluslararası barış gücü çağrısında bulunan bildiride ele alınan ‘ertesi gün’ tartışmalarına ve anlaşmazlıklarına işaret ediyor.

rgbfnyh
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 33. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere 15 Mayıs'ta Bahreyn'in başkenti Manama'ya gelişinde böyle karşılandı (AFP)

Bildiride özellikle İsrail'in ertesi güne ilişkin bazı planlarında öngörüldüğü üzere Gazze Şeridi'ne Arap güçlerinin konuşlandırılması fikrini reddeden Arap ülkelerinin savaşın ertesi gününe ilişkin yaklaşımı da ortaya koyuldu. Arap ülkeleri, özellikle Tel Aviv iki devletli çözümü kabul etmeden önce Gazze Şeridi’ne güçlerini konuşlandırmayı reddediyorlar. Bildiri, bir yandan bu yaklaşımı aktarırken diğer yandan dolaylı olarak ertesi günle ilgilenen ve Hamas yönetiminin ortadan kaldırılmasının ardından ‘yenilenmiş’ bir Filistin hükümetinin Gazze Şeridi'nin yönetimini almasını, Arap güçlerinin de bu süreçte geçici olarak sorumluluklar üstlenmesini isteyen ABD'ye hitap ediyor.

Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bildiride Hamas’ın Filistin düzeyinde bir sonraki aşamayla doğru bir şekilde ilgilenebilmesi için net ve benzersiz bir yol haritası çizildi. Bu çerçevede Hamas’a iki seçenek sunuldu. Buna göre Hamas ya Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ’ye katılıp iki devletli çözüme dayalı bir ulusal proje üzerinde anlaşacak ya da bekasına yönelik bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir dönemde Arap ülkelerinin verdiği ortak desteği kaybedecek. Bunun yanında bildirideki İsrailli rehinelerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması çağrısı da Hamas'a Gazze Şeridi'nde ateşkese varmak yerine İsrailli rehineler kartı üzerine bahse girmenin ucu açık bir seçenek olamayacağı mesajı verdi.

Nitelikli bir siyasi ek

Bahreyn’deki zirvede ayrıca Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözüme kavuşturulması amacıyla BM himayesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesi için ortak bir çağrı yapıldı. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları derhal harekete geçmeye, Batılı ülkelerin ve diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla iletişim kurarak Filistin devletini bir an önce tanımaları için çalışmaya teşvik edildi.

Bu iki husus öncelikle yeni olduğundan, ikinci olarak ise Arap ülkelerinin Filistin-İsrail çatışmasına nihai çözüm getirmeye yönelik yaklaşımlarını pratik adımlara dönüştürme konusundaki kararlılıklarını yansıttığından bildiride nitelikli bir siyasi ek oluşturdu. Gazze’deki savaş, Arap ülkelerini 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananların tekrarlanamayacağı konusunda önemli bir sonuca ulaştırmış gibi görünüyor.

Bu durum, bildiri metninde Filistin'deki olayları bölgedeki istikrarla ilişkilendiren çeşitli paragraflarda yansıtılıyor. Bu da Arap ülkelerinin Filistin meselesine ilişkin vizyonunu, ana başlığı istikrar arzusu olan ve tüm bölgeyi kapsayan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası haline getiriyor. Bahreyn Bildirisi’nde ‘istikrar’ kelimesinin 11 kez geçmesi, Arap ülkelerinin bölgenin şiddet ve sürekli çatışma döngüsü içinde kalacağına dair artan korkularını açıkça ortaya koydu.

jıkol
Bahreyn'in başkenti Manama'da 16 Mayıs'ta 33'üncüsü düzenlenecek olan Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katılacak Arap ülkelerinin liderleri karşılama mesajı yazan bir reklam panosu

Bahreyn Bildirisi, bir yandan Ortadoğu'da savaşın yayılmasından duyulan korkuyu ifade ederken diğer taraftan Arap ülkelerindeki diğer meseleleri ve krizleri, kontrol altına alınmaları, etkilerinin sınırlandırılması ve yayılmalarının önlenmesi açısından ele alıyor. Fakat Arap ülkelerinin bir sonraki aşamaya dair önceliğinin, bölgede barış sürecinin yeniden başlatılması için uluslararası siyasi zeminin hazırlanmasının ilk adımı olarak İsrail'in Gazze Şeridi'de yürüttüğü savaşın durdurmak olduğu da açık. Ancak Arap ülkelerine göre yeni başlatılacak sürecin daha önceki süreçlerden farklı olarak İsrail'in zorbalık mantığını ortadan kaldıran ve Filistin meselesini başta İran'ın müdahalesi olmak üzere dış müdahalelerden arındıran iki devletli bir çözüme dayalı nihai bir çözümün önün açması gerekiyor. Öte yandan tüm bu girişimler, Suriye'de demografik değişikliklere yol açacak her türlü girişimin reddedildiği vurgulanan Bahreyn Bildirisi’nde de belirtildiği üzere, Arap ülkelerinin yüksek çıkarlarıyla çelişen yabancı gündemleri takip eden, uygulayan ve bölgede giderek büyüyen ‘milis imparatorluğu’ tarafından gölgeleniyor. O halde bölgedeki meselelerin ve krizlerin birbiriyle ne denli ilişkili olduklarına dair herhangi bir şüpheye yer var mı?

*Bu makale Şarku'l Avsa tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Şarku’l Avsat, Suudi Arabistan’da yabancıların gayrimenkul edinimine ilişkin uygulama yönetmeliğinin ayrıntılarına ulaştı

Suudi Arabistan'ın batısındaki Cidde Sahil Kornişi ve çevresindeki mahalleler (SPA)
Suudi Arabistan'ın batısındaki Cidde Sahil Kornişi ve çevresindeki mahalleler (SPA)
TT

Şarku’l Avsat, Suudi Arabistan’da yabancıların gayrimenkul edinimine ilişkin uygulama yönetmeliğinin ayrıntılarına ulaştı

Suudi Arabistan'ın batısındaki Cidde Sahil Kornişi ve çevresindeki mahalleler (SPA)
Suudi Arabistan'ın batısındaki Cidde Sahil Kornişi ve çevresindeki mahalleler (SPA)

Suudi Arabistan'da yabancıların gayrimenkul edinimine ilişkin uygulama yönetmeliğinin usul ve esasları netleşmeye başladı. Yeni düzenleme, şeffaflık ve mali güvenliği öncelik haline getirirken, gayrimenkul piyasasında kurumsal yönetişimi güçlendirmeyi ve yatırım cazibesini artırmayı amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı yönetmelik taslağına göre önümüzdeki dönemde sıkı düzenlemeler hayata geçirilecek. Bunların başında, gayrimenkul işlemleri için tapu siciliyle entegre çalışacak tek bir elektronik platformun kurulması geliyor. Ayrıca yabancı tüzel kişiliklerin doğrudan ve dolaylı nihai faydalanıcılarını eksiksiz şekilde açıklaması zorunlu olacak. Gayrimenkulle bağlantılı tüm mali işlemlerin elektronik ödeme yöntemleriyle gerçekleştirilmesi de mecburi hale getirilerek denetim ve düzenleme mekanizmalarının etkinliğinin artırılması hedefleniyor.

Kral Selman bin Abdülaziz başkanlığındaki Bakanlar Kurulu'nun onayladığı uygulama yönetmeliğinde yer alan bu düzenlemeler, gayrimenkul sektöründe dijitalleşme ve denetim odaklı yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor. Yönetmelik, tüm gayrimenkul işlemlerinde elektronik ödeme zorunluluğu getirerek yönetişim standartlarını yükseltmeyi ve kayıt dışı mali hareketlerin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Bakanlar Kurulu geçen hafta yapılan toplantısında yabancıların gayrimenkul edinimine ilişkin uygulama yönetmeliğini onaylamış, ayrıca yabancıların mülk edinebileceği coğrafi bölgeleri de belirlemişti.

Gerçek kişiler ve yabancı şirketler için edinim şartları

Şarku’l Avsat’ın incelediği yönetmeliğe göre, mülk edinmek isteyen kişi ve kuruluşlara yönelik şartlar başvuru sahibinin niteliğine göre ayrı ayrı düzenlendi.

İkamet etmeyen yabancı gerçek kişiler

Suudi Arabistan'da ikamet etmeyen yabancı gerçek kişilerin öncelikle dijital kimlik edinmesi, yerel bir banka hesabı açması ve kendi adına kayıtlı, dijital kimliğiyle bağlantılı Suudi Arabistan telefon numarası alması zorunlu olacak.

Yabancı şirketler

Yabancı şirketlerin, belirlenen usul kılavuzuna uygun şekilde Yatırım Bakanlığı'na kayıt yaptırması gerekiyor. Kayıt sırasında doğrudan ve dolaylı hissedarların eksiksiz şekilde açıklanması şart koşuluyor.

Şirketin yasal temsilcisinin Suudi Arabistan mevzuatına uygun şekilde düzenlenmiş kimliğe sahip olması ve şirket adına ülkede banka hesabı açılması gerekiyor. Bu şartların tamamlanmasının ardından Bakanlık tarafından şirkete özel bir kayıt numarası verilecek.

Kayıtlı yabancı şirketler aşağıdaki durumların meydana gelmesi halinde en geç 15 gün içinde Yatırım Bakanlığı'nı bilgilendirmekle yükümlü olacak:

  • Şirket hisselerinin yüzde 5 veya daha fazlasının tek işlemle ya da birden fazla işlem sonucunda el değiştirmesi,
  • Kuruluş ülkesinde çıkarılan düzenlemeler veya şirket içi anlaşmalar nedeniyle şirketin bağımsızlığının kısıtlanması,
  • Şirket içinden veya dışından herhangi bir tarafın, ortaklık yapısında değişiklik olsun ya da olmasın, şirket kararları üzerinde etkili yetki kazanması.

Kâr amacı gütmeyen yabancı kuruluşlara sıkı denetim

Yönetmelik, kâr amacı gütmeyen yabancı kuruluşların gayrimenkul edinmeden veya ayni hak kazanmadan önce Ulusal Kâr Amacı Gütmeyen Sektörü Geliştirme Merkezi'ne kayıt yaptırmasını zorunlu kılıyor. Bu kuruluşların da doğrudan ve dolaylı kontrol sahiplerini açıklaması gerekiyor.

Kuruluşun yasal temsilcisinin Suudi Arabistan kimliğine sahip olması ve kuruluş adına yerel banka hesabı açılması şart koşulurken, kayıt numarası ancak bu işlemler tamamlandıktan sonra verilecek.

Ayrıca bu kuruluşlar;

  • Kuruluşun yapısında meydana gelen önemli değişiklikleri,
  • Karar alma süreçlerini etkileyen kişilerdeki değişiklikleri,
  • Kuruluşun bağımsızlığını sınırlayan veya üçüncü taraflara etkili karar alma yetkisi sağlayan düzenlemeleri, meydana gelmelerinden itibaren 15 gün içinde ilgili merkeze bildirmek zorunda olacak.

İşlemler tamamen dijital ortama taşınıyor

Yönetmelik, dijital dönüşüm ve mali hareketlerin denetlenmesi amacıyla gayrimenkul edinim sürecini iki temel mekanizma üzerine kuruyor.

Tek elektronik platform

Genel Gayrimenkul Kurumu, yabancıların ve yabancı ortaklı Suudi şirketlerinin gayrimenkul işlemleri için özel bir elektronik platform kuracak. Tapu siciliyle entegre çalışacak platform üzerinden mülk edinme başvuruları, gayrimenkul işlemleri ve tapu belgelerinin düzenlenmesi gerçekleştirilecek.

Sadece elektronik ödeme

Yabancı yatırımcılar, gayrimenkulle ilgili tüm mali işlemleri yalnızca Suudi Merkez Bankası (SAMA) tarafından düzenlenen ödeme sistemi kapsamında onaylı elektronik ödeme yöntemleriyle gerçekleştirebilecek. Düzenlemenin amacı, denetim ve düzenleme süreçlerinin etkinliğini artırmak olarak gösteriliyor.

Borsada işlem görmeyen Suudi şirketlerine ilişkin hükümler

Yönetmelik, sermayesinde yabancı ortak bulunan ancak borsada işlem görmeyen Suudi şirketlerinin, Mekke ve Medine'nin belirlenen coğrafi sınırları dışında gayrimenkul edinmesine veya ayni hak elde etmesine izin veriyor.

Bu hak yalnızca iki amaçla kullanılabilecek:

  • Şirketin yatırım faaliyetlerini yürütmesi,
  • Çalışanlarına lojman sağlanması.

Yönetmeliğin üçüncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, söz konusu şirketler faaliyetlerini yürütmek ve çalışanlarını barındırmak amacıyla belirlenen coğrafi alan içinde veya dışında gayrimenkul edinebilecek ya da ayni hak kazanabilecek.

Şirketlerin gayrimenkul edinmeden önce Yatırım Bakanlığı'nın onayını alması gerekiyor. Ancak belirlenen coğrafi alan içinde, Mekke ve Medine de dahil olmak üzere yapılacak edinimlerde Bakanlık onayı aranmaksızın gayrimenkul edinilebilecek.

Devir işlemlerinden yüzde 2 oranında harç alınacak

Yönetmelik, yabancıların ayni haklara ilişkin gayrimenkul işlemlerinde Genel Gayrimenkul Kurumu tarafından tahsil edilecek harç oranını işlem bedelinin yüzde 2'si olarak belirledi.

Söz konusu oran; konut, ticari ve diğer tüm kullanım türleri için Riyad, Mekke, Medine ve Cidde'de uygulanacak tek tip oran olacak.

Buna karşılık bazı işlemler bu harçtan tamamen muaf tutulacak. Muafiyet kapsamına giren işlemler arasında miras paylaşımı çerçevesinde gerçekleştirilen gayrimenkul devirleri, kesinleşmiş mahkeme kararları veya yetkili yargı mercilerinin emirleri doğrultusunda yapılan işlemler ile kamu yararı amacıyla gerçekleştirilen kamulaştırmalar sonucunda gerçekleşen mülkiyet devirleri yer alıyor.


Suudi Arabistan, UNRWA’ya desteğini yineledi ve mali açığının kapatılması çağrısında bulundu

UNRWA’nın Batı Şeria ve Kudüs Ofisi, Ekim 2024 (DPA)
UNRWA’nın Batı Şeria ve Kudüs Ofisi, Ekim 2024 (DPA)
TT

Suudi Arabistan, UNRWA’ya desteğini yineledi ve mali açığının kapatılması çağrısında bulundu

UNRWA’nın Batı Şeria ve Kudüs Ofisi, Ekim 2024 (DPA)
UNRWA’nın Batı Şeria ve Kudüs Ofisi, Ekim 2024 (DPA)

Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) verdiği kararlı desteği yineleyerek, ajansın Filistinli mültecilere eğitim, sağlık ve insani yardım hizmetleri sunulmasında temel bir yapı taşı olduğunu, üstlendiği rolün vazgeçilmez ve ikame edilemez nitelikte bulunduğunu vurguladı.

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Dr. Abdulaziz el-Vasıl, UNRWA Taahhüt Konferansı kapsamında düzenlenen Genel Kurul toplantısına başkanlık ettiği sırada yaptığı konuşmada, ülkesinin Filistinli mültecilere sağladığı destek nedeniyle ajansın yanında olmaya devam ettiğini belirterek, Riyad’ın UNRWA ve Filistin halkına desteğini sürdürme taahhüdünü yineledi.

El-Vasıl, UNRWA’nın hedef alınmasının, Filistinli mülteciler meselesini uluslararası hukuk çerçevesi dışında tasfiye etmeyi amaçlayan girişimlerin bir parçası olduğu uyarısında bulunarak, ajansın karşı karşıya olduğu mali krizin temel hizmetlerini sürdürme kapasitesini tehdit ettiğini ifade etti.

Uluslararası topluma çağrıda bulunan el-Vasıl, UNRWA’nın finansman açığının acilen kapatılması gerektiğini, bunun Filistinli mültecilere yönelik insani operasyonların ve hayati hizmetlerin kesintisiz devamını sağlayacağını söyledi.

El-Vasıl ayrıca, Suudi Arabistan’ın UNRWA tarafından yürütülen kalkınma ve insani yardım projelerine mali destek sağladığını, bu katkının ajansın faaliyet gösterdiği bölgelerde Filistinli mültecilerin artan ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini güçlendirdiğini kaydetti.


Katar, Amerika ve İran arasında arabuluculuk çabalarının sürdüğünü teyit etti

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
TT

Katar, Amerika ve İran arasında arabuluculuk çabalarının sürdüğünü teyit etti

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Sani (AFP)

Katar Dışişleri Bakanlığı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Doha’nın arabuluculuk çabalarının sürdüğünü ve ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat muhtırasından doğan tüm müzakere süreçlerine destek verildiğini vurguladığını açıkladı.

Açıklamaya göre Şeyh Muhammed, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile bir araya gelerek, ABD-İran görüşmelerindeki son gelişmeleri ele aldı.

Bakanlık, görüşmenin içeriğine ilişkin daha fazla ayrıntı paylaşmadı.