Suudi Arabistan, Ukrayna'da diyaloğu ve barışa götürecek her adımı kolaylaştırmaya kararlı

Muhammed bin Selman ve Putin, yaptıkları telefon görüşmesinde çözüm çabalarını değerlendirdi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Ukrayna'da diyaloğu ve barışa götürecek her adımı kolaylaştırmaya kararlı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin Ukrayna'daki krize siyasi bir çözüm bulunması amacıyla diyalog ve her türlü iyi niyetli çabayı göstermeye hazır olduğunu yineledi.

Putin de çeşitli taraflarla dengeli ilişkileri, sahip olduğu uluslararası tanınırlık ve küresel güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesindeki öncü rolü temelinde, Ukrayna krizine siyasi bir çözüm bulma çabalarında gösterdiği yapıcı ve iyi niyetli tutumundan dolayı Suudi Arabistan'a teşekkür ve takdirlerini ifade etti.

Suudi Arabistan'ın Ukrayna'da bir çözüme ulaşılmasını sağlayacak her türlü diyalog ve arabuluculuğu kolaylaştırma taahhüdü, ihtilafa taraf ülkeler ve uluslararası toplum tarafından takdirle karşılandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Riyad'da kabul etti, 7 Aralık 2023. (SPA)

Kremlin'den yapılan açıklamaya göre Putin, ‘Suudi Arabistan'ın arabuluculuk çabalarını, özellikle de 18 Şubat'ta Rusya-ABD görüşmelerine ev sahipliği yapmasını büyük bir takdirle karşıladığını’ ifade ederek, ikili iş birliği ve bunun küresel petrol piyasasının istikrarı açısından önemini ele aldı.

Söz konusu görüşme, Veliaht Prens'in Şubat 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan'a dördüncü ziyaretini gerçekleştiren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi kabulünden üç gün sonra gerçekleşti. Zelenskiy, Suudi Arabistan'ın gösterdiği çabalar ve Ortadoğu ve dünyadaki önemli rolü için minnettarlığını gizlemedi.

 Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman pazartesi günü Cidde'deki es-Selam Sarayı’nda Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi kabul etti. (SPA)Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman pazartesi günü Cidde'deki es-Selam Sarayı’nda Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi kabul etti. (SPA)

Muhammed bin Selman-Zelenskiy görüşmesini, Suudi Arabistan'ın çatışmanın ilk günlerinden bu yana sürdürdüğü diplomatik ve insani girişimlerin devamı olarak Ukrayna krizini, çözümün çerçevesi ve mekanizmaları üzerinde uzlaşmaya varmanın tek yolu olan diyalog yoluyla sona erdirme çabalarının bir parçası olarak, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın rehberliğinde salı günü Cidde'nin ev sahipliğinde Washington ile Kiev arasında yapılan görüşmeler takip etti.

Diriye'de düzenlenen ABD-Rusya görüşmeleri, Ukrayna'da savaşın başlamasından bu yana türünün ilk örneği oldu. Görüşmelere Washington ve Moskova'dan üst düzey heyetler katıldı. İki taraf, Ukrayna'daki savaşın sona erdirilmesini müzakere etmek üzere üst düzey ekiplerin oluşturulması ve Washington ile Moskova arasındaki diplomatik kanalların yeniden açılmasına yönelik çalışmalar da dâhil olmak üzere birçok konuda anlaşmaya vardı.

Riyad'daki Diriye Sarayı'nda yapılan ABD-Rusya görüşmelerinden, 18 Şubat 2025. (Reuters)Riyad'daki Diriye Sarayı'nda yapılan ABD-Rusya görüşmelerinden, 18 Şubat 2025. (Reuters)

20 Şubat'ta ABD Başkanı Donald Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a Riyad'daki ABD-Rusya görüşmelerine ev sahipliği yaptığı için teşekkür etti ve krallığı ‘özel liderlere sahip özel bir yer’ olarak tanımladı. Trump, Suudi Gelecek Yatırım Girişimi Enstitüsü’nün (FII Institute) Miami'deki Öncelik Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Rusya ile Ukrayna arasında Riyad'da yapılan görüşmelerin savaşı sona erdirme yolunda önemli bir gelişme olduğunu vurguladı.

Önümüzdeki bir buçuk ay içinde Suudi Arabistan'a gideceğini açıklayan ABD Başkanı şu ifadeleri kullandı: “Suudi Arabistan'a bu tarihi zirveye ev sahipliği yaptığı için teşekkür etmek istiyorum ama özellikle de Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a bu tarihi görüşmelere ev sahipliği yaptığı için teşekkür etmeliyiz.”

ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat 2025 tarihinde Miami'de düzenlenen Suudi Gelecek Yatırım Girişimi Enstitüsü’nün (FII Institute) Öncelik Zirvesi’nde konuştu. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat 2025 tarihinde Miami'de düzenlenen Suudi Gelecek Yatırım Girişimi Enstitüsü’nün (FII Institute) Öncelik Zirvesi’nde konuştu. (AP)

Trump ve Putin geçen ay, Putin'in Ukrayna savaşından kısa bir süre önce Joe Biden ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra ABD ile Rusya başkanları arasında bilinen ilk doğrudan temasta, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın da katılımıyla ilk toplantıları için Suudi Arabistan'ın uygun bir yer olduğu konusunda mutabık kaldılar. Analistler bu hamlenin, Suudi Arabistan'ın küresel bir barış yapıcı olarak statüsünü ve dünya liderleri tarafından liderliğinin büyük takdir gördüğünü yansıttığını vurguladı.

Riyad'daki Kral Suud Üniversitesi'nde siyasi medya profesörü olan Dr. Mutlak el-Mutayri, ‘küresel olarak tanımlanmaya yakın olan bu savaşın, ülkeleri ve uluslararası liderleri bataklığın içine çektiğini ve onları, özellikle de Batılı ülkeleri, bu savaşın ana tarafları haline getirdiğini, dolayısıyla Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın çabalarının Suudi Arabistan'ın bu krizdeki politikasını barış için güçlü bir referans haline getirdiğini’ düşünüyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan el-Mutayri, “Suudi Arabistan'ın vizyonu tamamen farklı; siyasi ve stratejik değerlendirmelere dayanıyor, ittifakların doğasına bakıyor, önde gelen figürler üzerinde özel bir pozisyona sahip değil ve krizin objektif bir okumasını yapıyor. Dolayısıyla rolü, kişileri sorumlu tutmak ya da değerlendirmek değil, barışı müzakere etmek için bir arabulucu olarak ortaya çıkmıştır” değerlendirmesinde bulundu.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.