Dusari: Suudi Arabistan, insani ihtiyaçların olduğu her yere yardım elini uzatıyor

Fadli, Suudi Arabistan'ın su sektöründe elde ettiği küresel liderlikten bahsetti

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, hükümet basın toplantısı sırasında (Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı)
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, hükümet basın toplantısı sırasında (Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı)
TT

Dusari: Suudi Arabistan, insani ihtiyaçların olduğu her yere yardım elini uzatıyor

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, hükümet basın toplantısı sırasında (Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı)
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, hükümet basın toplantısı sırasında (Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı)

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, ülkesinin ‘sürdürülebilir kalkınmanın coğrafi sınırlarla sınırlı olmadığını, insanlığın ihtiyaçlarını nerede olursa olsun karşıladığını’ vurgulayarak, bunun ‘yerel ve uluslararası düzeyde insanlara yardım ve destek sağladığını, insani yardım ve kalkınma yardımları yoluyla etki yaratmaya yatırım yaptığını’ belirtti.

Riyad'da dün düzenlenen ve Dusari ile Çevre, Su ve Tarım Bakanı Abdurrahman el-Fadli'nin katıldığı hükümet basın toplantısında, Suudi Arabistan'ın medya, dijital ekonomi, çevre, gıda ve su güvenliği alanlarındaki en önemli gelişmeler ve başarıları ile Krallık'ın uluslararası insani ve kalkınma çabaları ele alındı.

Dusari, Suudi Arabistan'ın dünya çapında 108 ülkeye 3 binden fazla kalkınma, insani yardım projesi ve programı aracılığıyla 30 milyar riyalden fazla yardımda bulunduğunu belirterek, Krallık’ın sürdürülebilir insani yardım girişimleri aracılığıyla dünya ülkelerine yardım ettiğini ve onları güçlendirdiğini vurguladı.

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı, Krallık’ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı aracılığıyla 265'ten fazla proje ve girişimde 4 milyar riyalden fazla yardım sağladığını, 80 binden fazla gönüllünün katılımıyla yurtdışındaki gönüllü tıbbi programlar kapsamında 230 bin ameliyat gerçekleştirildiğini belirtti.

Dusari, müzakerelerin tamamlanmasının ardından ulusal bir medya stratejisinin yakında başlatılacağını açıkladı ve Suudi medyasının bugün liderliğin desteği ve her an başarıyı yaratan vizyonuyla en güçlü dönemini yaşadığını ifade etti.

Suudi Arabistan'ın dijital ekonomisinin 2024 yılında 495 milyar riyal (132 milyar dolar) büyüklüğe ulaşarak gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 15'ini oluşturmasıyla, Suudi Arabistan'ın geleceğin algoritmalarını oluşturduğunu vurguladı. Dusari, Suudi Arabistan'ın 2025 yılının ilk çeyreğinde uluslararası turist gelirlerinde dünya çapında ilk sırada yer aldığını ve G20 ülkeleri arasında iletişim ve teknoloji sektörü düzenlemeleri endeksinde ikinci sırada yer aldığını kaydetti.

Dusari, finansal piyasada işlem gören teknoloji şirketlerinin sayısının 2020'de sadece iki şirket iken 2024'te 23 şirkete çıktığını belirterek, bunun dijital dönüşümün hızlandığını ve yerel inovasyonun büyüdüğünü yansıttığını söyledi.

fgthyu
Suudi Arabistan Çevre, Su ve Tarım Bakanı Abdurrahman el-Fadli, hükümet basın toplantısı sırasında (Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı)

Çevre, Su ve Tarım Bakanı Abdurrahman el-Fadli ise Suudi Arabistan'ın, artan su talebini karşılamak için gerçekleştirdiği bir dizi projeyle su kaynaklarının entegre yönetiminde önemli ilerlemeler kaydettiğini ve 22 binden fazla yerleşim birimine su kaynağı sağladığını, ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) tarafından su sürdürülebilirliği konusunda küresel bir model olarak seçildiğini bildirdi.

El-Fadli, Suudi Arabistan'ın 230 milyar riyal değerinde proje gerçekleştirdiğini, bunlardan 110 milyarının tamamlandığını, 45 milyarının özel sektörle ortaklaşa gerçekleştirildiğini ve su talebindeki artışa ayak uydurmak için üretim oranlarını yüzde 100 artırdığını açıkladı.

Suudi Arabistan'ın 22 binden fazla yerleşim birimine su kaynağı sağlaması kapsamda 18 bin kilometre uzunluğundaki boru ağıyla suyun 3 bin metre yüksekliğe pompalanmakta olduğunu belirten el-Fadli, bu başarının elde edilmesi için gösterilen çabaların büyüklüğüne dikkat çekti.

Yeşil Suudi Arabistan Girişimi'nin hedefleri hakkında konuşan el-Fadli, Suudi Arabistan'ın 500 binden fazla hektarlık bozulmuş araziyi rehabilite etmeyi başardığını ve şu ana kadar 151 milyon ağaç diktiğini söyledi. 2030 yılına kadar 2,5 milyon hektarlık araziye ve 215 milyon ağaca ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

Girişimin hedeflerine rekor sürede ulaştığını ifade eden el-Fadli, 40 milyon hektarlık araziye 10 milyar ağaç dikme hedefine ulaşmak için çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

El-Fadli, Suudi Arabistan'daki çevre turizmini yansıtan rakamları da açıkladı; Ulusal parkların sayısı 16'dan 500'e yükseldi ve korunan vahşi yaşam alanlarının oranı 4 kattan fazla artarak ülke alanının yüzde 18'ine ulaştı. Korunan deniz alanlarının alanı ise 2016 yılına göre yüzde 260 arttı.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.