Suudi Arabistan Merkez Bankası yetkilisi Şarku’l Avsat'a konuştu: Ödemelerin dijitalleşmesi, Suudi Arabistan’ı küresel finans merkezi haline getirmenin anahtarı

SAMA İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı: Gelişmiş ve güvenli çözümler sunmak için en son teknolojileri benimsiyoruz

Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Suudi Arabistan Merkez Bankası yetkilisi Şarku’l Avsat'a konuştu: Ödemelerin dijitalleşmesi, Suudi Arabistan’ı küresel finans merkezi haline getirmenin anahtarı

Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA), ülkedeki dijital ödeme altyapısını yeniden şekillendirmek amacıyla kapsamlı bir teknolojik hareket başlattı. Bu girişim, geleneksel bankacılık anlayışının ötesine geçerek Suudi Arabistan’ı ‘küresel bir finans merkezi’ haline getirmeyi, yabancı yatırım için alan açmayı ve daha fazla uluslararası elektronik ödeme uygulamasına lisans sağlamayı hedefliyor. Tüm bunlar, ulusal ekonominin rekabet gücünü artırmak ve Suudi Arabistan’ın bölgesel ve küresel finans merkezi olarak konumunu güçlendirmek amacıyla yürütülüyor.

Bu çerçevede SAMA, ödeme şirketleri, e-cüzdan sağlayıcıları ve yabancı mülkiyetli döviz şirketlerinin faaliyetlerini kolaylaştırıyor. Ayrıca uluslararası cüzdan ve uygulamaların satış noktaları ile e-ticarette kullanımını genişleterek bireylere, ziyaretçilere ve yatırımcılara daha fazla ödeme seçeneği sunmayı amaçlıyor. Bu adımlar, finans sektörünün verimliliğini artırırken Suudi piyasasını küresel sermaye için daha cazip hale getiriyor.

SAMA İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, SAMA’nın yeni stratejisinin detaylarını paylaştı. Ed-Duheym, SAMA’nın amacının ‘nakite daha az bağımlı bir toplum’ oluşturmak ve bunun yanında en yüksek düzeyde siber güvenlik ve tüketici koruması sağlamak olduğunu vurguladı.

dcfghyju
Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) İdari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Abdulilah ed-Duheym, Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Ed-Duheym, SAMA’nın dünya genelindeki ödeme sistemlerinde yaşanan gelişmeleri sürekli analiz ettiğini ve bu gelişmeleri yerel piyasanın ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığını belirtti. SAMA’nın, benzer merkez bankaları ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde, ödeme inovasyonlarını izlediğini, modern teknolojilerin uygulanabilirliğini değerlendirdiğini ve sektördeki hızlı gelişmelere ayak uydurduğunu söyledi. Bu çalışmaların, finans sektörünün güvenli ve yüksek kaliteli hizmet sunmasını sağlamayı ve finansal istikrarı korumayı amaçladığını ifade etti.

Ed-Duheym, SAMA’nın en son teknolojileri benimseyip entegre etme konusunda kararlı olduğunu ve bunun kullanıcıların beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılayan gelişmiş, güvenli finansal hizmetler sunmayı sağlayacağını belirtti. Bu adımların Suudi Arabistan’ın bölgedeki lider finans merkezi konumunu güçlendirmeye katkı sağlayacağını dile getirdi. Ayrıca, bu çalışmaların SAMA’nın ödeme ekosistemini güvenli ve erişilebilir temel ödeme hizmetleri sunarak güçlendirme stratejisinin bir parçası olduğunu kaydetti.

Ödeme sektörü için kapsamlı düzenleme yetkileri

Ed-Duheym, SAMA’nın ülkedeki ödeme sektörünü denetleme ve gözetme yetkisine sahip yetkili kurum olduğunu vurguladı. SAMA, finans sektörünün istikrarını sağlamak, inovasyonu teşvik etmek ve müşteri haklarını korumak için gerekli tüm yetkilere sahip bulunuyor. Bu yetkiler, Ödeme Sistemleri ve Hizmetleri Kanunu ile uygulama yönetmeliği çerçevesinde SAMA’ya verilmiş durumda.

Ed-Duheym’e göre bu yetkiler, ödeme sistemleri ve hizmetlerinin faaliyetlerini düzenleyen kurallar, yönetmelikler ve talimatların çıkarılmasını, ödeme sistemi sağlayıcılarına lisans verilmesini ve lisans yenilenmesini kapsıyor. Ayrıca SAMA, hizmet sağlayıcılarının sermaye, yönetişim ve risk yönetimi gerekliliklerini belirleyebiliyor ve belirli kriterler çerçevesinde ödeme sistemlerini ‘önemli ödeme sistemleri’ olarak sınıflandırabiliyor. SAMA, ödeme altyapısının etkinliğini ve sürekliliğini de denetliyor.

SAMA’nın yetkileri arasında, ödeme hizmeti sağlayıcılarının müşteri fonları ve verilerini korumasını sağlamak ve bunları ayrı tutturmak, ödeme sistemi işletmecilerini ve hizmet sağlayıcılarını denetlemek ve incelemek de bulunuyor. Bu kapsamda SAMA, ödeme ekosisteminin güvenli ve verimli bir şekilde çalışmasını temin ediyor.

Düzenleyici çerçevelerin temeli: müşteri koruması

Ödeme sektöründeki müşteri korumasıyla ilgili olarak ed-Duheym, SAMA’nın denetim ve gözetim rolü çerçevesinde, uluslararası uygulamalara uygun olarak finans sektöründeki müşterilerin korunmasını güçlendirmeye özen gösterdiğini belirtti. Bu yaklaşım, ilgili standartlara uyumun artırılmasını da sağlıyor.

Ed-Duheym, ödeme sektörü düzenleyici çerçevelerinin en önemli unsurlarından birinin, ödeme hizmeti sağlayıcılarının uygulama yönetmeliği ve çerçeve sözleşmeyle belirlenen hüküm ve gerekliliklere uymasını zorunlu kılması olduğunu ifade etti. Bu kapsamda hizmetin türü, uygulanma süresi, ücretler, para birimleri ve şikâyet süreçleri gibi konular düzenleniyor.

Ed-Duheym, müşteri fonlarının korunmasına yönelik hüküm ve düzenlemeler getirildiğini belirterek, “Fonların lisanslı bir bankada ayrı hesaplarda tutulması zorunlu kılındı” dedi. Bunun yanında SAMA, ödeme hizmeti sağlayıcılarını müşterilerin şikâyetlerini etkin bir şekilde alacak ve adil, şeffaf biçimde çözecek mekanizmalar oluşturmakla yükümlü kıldı. Ayrıca siber güvenlik gerekliliklerine uyum, nihai uzlaşma kurallarının uygulanması ve iflas durumlarının yönetimi de müşteri haklarını koruma çerçevesinde zorunlu hale getirildi.

Lisanslı ödeme faaliyetleri ve şirket sayısı

Ed-Duheym, SAMA’nın Ödeme Sistemleri ve Hizmetleri Kanunu ile uygulama yönetmeliği kapsamında iki tür ödeme faaliyetini lisansladığını açıkladı: ‘e-cüzdan faaliyetleri’ ve ‘ödeme hizmetleri faaliyetleri’. Ed-Duheym, SAMA tarafından ödeme faaliyetlerini yürütmek üzere lisans verilen şirket sayısının 28 olduğunu belirtti. Bu şirketlerden 13’ü e-cüzdan faaliyetleri yürütürken, 15’i ödeme hizmetleri alanında faaliyet gösteriyor.

ATM'lerin geleceği

E-cüzdan ve dijital ödemelerin hızlı yayılımı ışığında ATM’lerin geleceğine değinen ed-Duheym, SAMA’nın bu gelişmeyi yakından takip ettiğini belirtti. SAMA, ATM ağı için düzenleyici ve denetleyici bir çerçeve oluşturdu ve bankalara, ağın performansını etkin biçimde izleyecek ve ATM’lerin coğrafi yayılımını teşvik edecek açık kurallar sundu. Bu adımlar, finansal kapsayıcılık hedeflerinin gerçekleştirilmesini destekliyor.

Yabancı şirketlerin lisanslanması ve sahiplik oranları

Yabancı yatırımcının döviz sektörüne girişiyle ilgili olarak ed-Duheym, yatırımcının iki yoldan biriyle sektöre katılabileceğini açıkladı: ya merkez bankasının internet sitesinde belirtilen şartlarla bir yabancı şirketin şubesini açarak, ya da Suudi Arabistan’da yeni bir şirket kurarak.

zasxdcfrgt
Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) logosu (Şarku’l Avsat)

Ed-Duheym, yabancı yatırımcının ülkede bir döviz şirketinin tamamına (yüzde 100) sahip olma hakkına sahip olduğunu vurguladı. Döviz merkezlerine verilen lisansların, ülkede döviz alım-satımı ve ticareti ile döviz ithalat ve ihracatını kapsadığını belirtti. Ayrıca, Suudi Arabistan’da yabancı sermayeli bir şirketin (Global Exchange AS Currency Service Limited) eylül ayında lisans aldığını ve bunun döviz sektörünün yabancı yatırımlara kontrollü bir şekilde açılmasının bir örneği olduğunu ifade etti.

BNPL faaliyetinin düzenlenmesi

Son dönemde hızla yayılan vadeli ödeme (Şimdi Al, Sonra Öde / BNPL) faaliyetlerine ilişkin düzenleyici gelişmelere değinen ed-Duheym, bu alanın SAMA tarafından lisanslanan finansman faaliyetlerinden biri olduğunu belirtti. BNPL’nin, müşteriye vade maliyeti yansıtılmadan mal ve hizmet alımının finanse edilmesine dayandığını ifade eden ed-Duheym, bazı iş modellerinin öğrenim ücretleri veya tedavi giderlerinin de vade farkı olmaksızın finanse edilmesini kapsadığını, bu yönüyle söz konusu ürünlerin geleneksel tüketici finansmanının ötesine geçtiğini söyledi.

Ed-Duheym, finansman şirketleri üzerindeki denetim ve gözetim rolü çerçevesinde SAMA’nın, vadeli ödeme şirketlerine yönelik düzenleyici kuralları yürürlüğe koyduğunu belirterek, bu kuralların faaliyetin sağlıklı şekilde yürütülmesini, özellikle bireysel müşterilerin korunmasını ve müşterilere kredi durumlarına uygun finansman sağlanmasını amaçladığını vurguladı. Söz konusu düzenlemelerin aynı zamanda sektörün güvenliğini ve istikrarını teminat altına aldığını kaydetti.

SAMA’nın, Kasım 2024’te vadeli ödeme faaliyetini düzenleyen kuralları gözden geçirerek güncelleme önerilerinde bulunduğunu belirten ed-Duheym, bunun SAMA’nın tüm düzenleyici politikalarını sürekli olarak gözden geçirme ve ihtiyaç halinde güncelleme yaklaşımının bir parçası olduğunu ifade etti.

Ed-Duheym, son dönemde 7 şirketin vadeli ödeme faaliyeti için lisans aldığını, 6 şirketin ise lisans sürecine ilişkin gereklilikleri tamamlamak üzere çalışmalarını sürdürdüğünü açıkladı. Buna göre, 2025 yılının ilk dokuz ayında bu alanda sağlanan yeni finansman tutarı yaklaşık 28 milyar riyale (7,5 milyar dolar) ulaştı.

Verilere göre, 25-45 yaş aralığındaki kullanıcılar toplam finansmanın yaklaşık yüzde 67’sini oluşturdu. Sektörel dağılımda ise toptan ve perakende ticaret yüzde 70 ile ilk sırada yer alırken, sağlık sektörü yüzde 9’luk payla ikinci sırada yer aldı.

‘Mada’ satış noktası işlemlerinin büyümesi

Suudi Arabistan’ın ulusal ödeme sistemi ‘mada’ üzerinden gerçekleştirilen satış noktası işlemlerine ilişkin olarak ed-Duheym, sistem aracılığıyla işlenen POS işlemlerinin 2024 yılında 2023’e kıyasla yüzde 16 oranında kayda değer bir artış gösterdiğini söyledi. Buna göre, söz konusu dönemde gerçekleştirilen işlem sayısı 10,4 milyara ulaşırken, toplam işlem hacmi 668 milyar riyali (178,1 milyar dolar) aştı.

Ed-Duheym, bu büyümenin ticari sektöre hizmet veren satış noktası cihazlarının yaygınlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleştiğini belirtti. Ekim 2025 sonu itibarıyla POS cihazı sayısının 2 milyon 300 bini aşarak bugüne kadar kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştığını ifade eden ed-Duheym, bunun Suudi pazarında elektronik ödemelere geçişin derinliğini ortaya koyduğunu vurguladı.

Elektronik ödemeler ve nakit

Elektronik işlemlerin payının son açıklamalara göre yüzde 79’a ulaşmasıyla birlikte, SAMA’nın nakitsiz bir toplumu hedefleyip hedeflemediğine ilişkin soruya yanıt veren ed-Duheym, SAMA’nın amacının ulusal ödeme sistemlerinin altyapısını geliştirerek, daha hızlı ve daha verimli elektronik ödeme araçlarının kullanımını ve benimsenmesini artırmak olduğunu söyledi. Bunun, son yirmi yılda elektronik ödeme işlemlerinin sayı ve değerlerinde görülen sürekli ve dikkat çekici artışta açıkça görüldüğünü ifade etti.

Ed-Duheym, buna karşın SAMA’nın temel hedefinin ‘nakde daha az bağımlı bir toplum’ oluşturmak olduğunu vurguladı. Ulusal para biriminin ödeme ve mali yükümlülüklerin yerine getirilmesinde kabul görmeye devam etmesinin önemine işaret eden ed-Duheym, nakdin finansal kapsayıcılığı destekleyen ve toplumun tüm kesimleri ile ülkeyi ziyaret eden yabancılara hizmet eden önemli bir araç olduğunu belirtti.

SAMA’nın, kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tüm ödeme seçeneklerinin ve alternatiflerinin, nakit dâhil olmak üzere, erişilebilir olmasını sağlamaya özen gösterdiğini de sözlerine ekledi.

Küresel ödeme uygulamaları

Google Pay ile daha önce piyasaya sürülen Samsung Pay ve Apple Pay gibi hizmetlerin Suudi Arabistan’da kullanıma açılmasına ilişkin olarak ed-Duheym, SAMA’nın ödeme sektörüne girmek isteyen aktörleri, yayımladığı politika, düzenleme ve talimatlar çerçevesinde sürekli olarak desteklediğini ve yetkilendirdiğini belirtti.

Ed-Duheym, yakın dönemde Suudi pazarında hizmet sunmak isteyen yeni elektronik ödeme uygulamalarının da devreye alınmasının beklendiğini söyledi. Suudi Arabistan pazarının cazibesine dikkat çeken ed-Duheym, bunun başlıca nedenleri arasında, satış noktaları ve e-ticaret sitelerinde bu uygulamaların hızlı ve sorunsuz şekilde çalışmasını sağlayan, en yüksek standartlara sahip uyumlu bir altyapının bulunmasını gösterdi.

Suudi Arabistan’ın NFC teknolojisine dayalı akıllı cihaz ödeme uygulamalarını benimseyen ve hayata geçiren ilk ülkeler arasında yer aldığını vurgulayan ed-Duheym, SAMA’nın kullanıcı deneyimini en yüksek güvenilirlik ve güvenlik seviyeleriyle geliştirecek hizmetler sunmak için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Turistler ve ziyaretçiler için ödeme işlemlerini kolaylaştırmak

Suudi Arabistan’ı ziyaret edenler için ödeme işlemlerinin kolaylaştırılması ve ödeme çözümlerinin çeşitlendirilmesi kapsamında ed-Duheym, SAMA’nın turist ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamayı ve finansal işlemlerdeki deneyimlerini zenginleştirmeyi hedefleyen ulusal hedefleri desteklemek üzere sürekli çalıştığını belirtti. Bu çabaların, güvenli ve yenilikçi bir ödeme ortamı oluşturulması ve ziyaretçilere sunulan ödeme seçeneklerinin çeşitlendirilmesi yoluyla yürütüldüğünü ifade etti.

Ed-Duheym, SAMA’nın onlarca yıldır ödeme altyapısının geliştirilmesine yatırım yaptığını, bu kapsamda Visa, Mastercard, American Express, China UnionPay, Discover ve JCB gibi küresel ödeme ağlarının ulusal ödeme sistemi mada üzerinden entegre edildiğini söyledi. Bu sayede, söz konusu kart ağlarına sahip ziyaretçi ve yerleşiklerin, satış noktaları ve ATM’ler üzerinden işlemlerini sorunsuz şekilde gerçekleştirebildiğini kaydetti.

Çabaların, Suudi Arabistan’a gelen turist ve ziyaretçi sayısındaki artışla eş zamanlı olarak bu ağların ülkedeki kabul alanını genişletmeye odaklandığını belirten ed-Duheym, bu çalışmaların devamı kapsamında SAMA ile Ant International arasında yakın zamanda bir anlaşma imzalandığını açıkladı. Anlaşmaya göre, Alipay+ ödeme ağının 2026 yılı içinde mada sistemi üzerinden kabul edilmesi sağlanacak.

Ed-Duheym ayrıca, SAMA’nın uluslararası kart işlemlerinin kabul maliyetlerini düşürmek için ödeme hizmeti sağlayıcıları, bankalar ve küresel kart ağlarıyla birlikte ücret yapılarının gözden geçirilmesi ve daha verimli, adil fiyatlama mekanizmalarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Bu adımların, iş ortamının rekabet gücünü artırdığını, özellikle konaklama ve perakende sektörlerinin uluslararası ödemeleri daha düşük maliyetlerle kabul etmesini sağladığını ve böylece ziyaretçiler ile tüketicilerin deneyimini iyileştirdiğini vurguladı.

SAMA’nın çabalarının yalnızca küresel ödeme kartlarının kabul alanını genişletmekle sınırlı olmadığını ifade eden ed-Duheym, finans sektörü ve ilgili paydaşlarla koordinasyon içinde, bu kartların kabulüne ilişkin farkındalık programları geliştirilmesi ve özellikle yerel ekonominin kilit sektörlerinde satış noktalarında yaygınlaşmasını sağlayacak teşviklerin sunulmasına yönelik mevcut ve gelecekteki birçok girişimin de sürdürüldüğünü kaydetti.

SAMA hizmetleri için birleşik bir platform

Hükümet, finans sektörü ve bireysel kullanıcılar için sunulan hizmetlerdeki son gelişmelere değinen ed-Duheym, SAMA’nın, Suudi Arabistan’daki dijital dönüşüm hedefleriyle uyumlu şekilde tüm sektörlere hizmet verecek dijital kanallarını sürekli güçlendirmeyi amaçladığını söyledi. Bu kapsamda, vatandaşlar ve ikamet edenler, iş dünyası ve kamu kurumlarının SAMA hizmetlerine erişmesini ve işlemlerini kolaylıkla elektronik ortamda gerçekleştirmesini sağlayan birleşik bir dijital hizmetler portalının hayata geçirildiğini açıkladı. Söz konusu portalın, SAMA’nın dijital dönüşüm stratejisi doğrultusunda hizmetlerin tek bir platformda otomasyonu hedefiyle oluşturulduğunu belirtti.

Ed-Duheym, portalda 25’ten fazla elektronik hizmetin yer aldığını ifade ederek, kamu sektörü için dijital kamu bankacılığı hizmeti Nagd’ın sunulduğunu aktardı. İş dünyasına yönelik hizmetler arasında ise düzenleyici deneme ortamına katılım başvurusu, bankalar için para çekme ve yatırma randevularının planlanması ve ATM noktalarının lisanslanması gibi hizmetlerin bulunduğunu söyledi.

frgthy
Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA) binası (SPA)

Bireyler açısından da platformun, banka hesapları sorgulama, vefat eden kişilerin hesaplarına ilişkin bilgi alma ve finansal kuruluşlara karşı şikâyet başvurusunda bulunma gibi öne çıkan hizmetler sunduğunu belirten ed-Duheym, ilerleyen dönemde yeni hizmetlerin de kademeli olarak devreye alınacağını kaydetti. SAMA’nın hedefinin, geleneksel yöntemler yerine hizmetleri dijital ortamda sunarak işlem hızını artırmak, erişimi kolaylaştırmak ve en yeni teknolojilerle veri güvenliğini sağlamak olduğunu vurgulayan ed-Duheym, elektronik hizmetler portalına SAMA’nın internet sitesi üzerinden erişilebildiğini ifade etti.

Çeklerin elektronik olarak takası

Bankalarla yürütülen operasyonel süreçlerin dijital çözümlerle geliştirilmesine, özellikle de banka çeklerinin işlenmesine değinen ed-Duheym, SAMA’nın bu alanda bir dizi dijital dönüşüm projesi üzerinde çalıştığını söyledi. Bu projelerin başında elektronik çek takas sistemi geldiğini belirtti. Ed-Duheym, söz konusu projenin, çek verilerinin küresel standartlarla uyumlu modern elektronik yöntemlerle işlenmesini kapsadığını, bunun da SAMA bünyesindeki merkezi elektronik takas merkezi aracılığıyla ve bankalar arasında kâğıt çek yerine çek görüntüsünün değişimi yoluyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Sistemin, her banka için bağımsız bir platform sunduğunu belirten ed-Duheym, bu sayede şube ve ilgili birimlerin çek tahsiline ilişkin tüm işlemleri yönetebildiğini ve sistemle doğrudan entegrasyon yoluyla süreçlerin otomatikleştirilebildiğini söyledi. Ed-Duheym, sistemin SAMA’nın bankalar arası mutabakat sistemiyle entegre çalıştığını ve çeklerin bir iş günü içinde tahsil edilmesini hedeflediğini kaydederek, bunun çek takası alanında niteliksel bir dönüşüm anlamına geldiğini vurguladı. Bu uygulamayla, şubeler için ayrı takas odaları belirlenmesine gerek kalmayacağı belirtildi.

Özel dijital dönüşüm ajansı

SAMA’nın son yapısal düzenlemelerin ardından dijital dönüşüme yönelik yaklaşımına değinen ed-Duheym, bankanın uzun yıllardır dijital sistemler ve güncellemeleri konusunda dünya genelinde öncü kurumlardan biri olduğunu belirtti. Ed-Duheym, bu sürecin günümüzde dijital dönüşümden sorumlu özel bir ajans kurulmasıyla daha da güçlendirildiğini ve bu sayede dönüşüm sürecinin kesintisiz devam ettirilmesinin sağlandığını ifade etti.

Ed-Duheym, bankanın bulut bilişim gibi ileri teknolojilere yatırım yapmaya devam ettiğini vurgulayarak, bunun esnek, güvenli ve ölçeklenebilir dijital hizmetlerin sunulmasını mümkün kıldığını söyledi. Ayrıca, gelişmiş ve yeni teknolojilerin benimsenmesiyle veri yeteneklerinin güçlendirildiğini, kaynaklar ve operasyonların iyileştirildiğini ve bankada veri kültürünün yaygınlaştırıldığını aktardı.

Ed-Duheym, güçlü veri altyapısı ve ileri düzey analiz sistemlerinin, hem SAMA düzeyinde hem de finans sektöründe karar alma süreçlerini desteklediğini sözlerine ekledi.

Yapay zekâ

Yapay zekâ teknolojilerinin benimsenmesine ilişkin olarak ed-Duheym, SAMA’nın bu teknolojilerin farklı alanlarda kullanımını incelediğini ve uyguladığını belirtti. Bu çalışmaların, yenilikçilik, operasyonel verimlilik ve veri koruması arasında denge gözeten bir çerçeve içinde yürütüldüğünü ifade etti. Ed-Duheym, yapay zekâ teknolojilerinin değerlendirilmesinin, hizmetlerin iyileştirilmesine ve iş süreçlerinin verimliliğinin artırılmasına sağladığı somut katkılar temelinde yapıldığını vurguladı. Bu yaklaşımın, SAMA’nın stratejik hedeflerinin gerçekleştirilmesini desteklediğini belirten ed-Duheym, SAMA’nın yapay zekâyı başlı başına bir amaç olarak değil, finansal istikrarı güçlendiren ve hizmetlerin geliştirilmesine katkı sunan bir imkân ve araç olarak gördüğünü kaydetti.

Siber güvenlik

Siber güvenlik alanındaki zorluklara ilişkin olarak ed-Duheym, SAMA’nın siber güvenliği güçlendirmeye ve operasyonel verimliliği artırmaya yönelik birçok girişim ve projeyi sürekli olarak hayata geçirdiğini belirtti. Ed-Duheym, tüm dijital girişimlere siber güvenlik gerekliliklerinin entegre edildiğini ve sistemler ile verilerin korunmasını güçlendiren güncel standartların uygulandığını ifade etti.

Ed-Duheym, SAMA’nın güvenlik çözümlerini sürekli test ederek bu çözümlerin hazırlık düzeyini ve karşılaşılan tehditlere yanıt verme kapasitesini değerlendirdiğini vurguladı. SAMA’da görev yapan ulusal kadroların, operasyonel sistemleri izleme ve artan siber saldırı ve tehditlere karşı güvenlik araçlarının hazır olma seviyesini yükseltme konusunda yüksek bir yetkinlik sergilediğini de sözlerine ekledi.

Dolaşımdaki nakit paranın artışı

Suudi Arabistan’da dolaşımdaki nakdin yaklaşık 250 milyar riyale (66 milyar dolar) ulaşarak kayda değer biçimde artmasına ilişkin değerlendirmede bulunan ed-Duheym, bu gelişmenin arkasında birden fazla temel faktörün bulunduğunu söyledi. Ed-Duheym, hızlı ekonomik büyüme ve tüketim oranlarındaki artışın, dolaşımdaki nakdi etkileyen en önemli unsurlar arasında yer aldığını belirterek, ticari faaliyetler ve tüketim arttıkça nakit likidite ihtiyacının da yükseldiğini ifade etti. Bu çerçevede, 2024 yılında cari fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 1,6 oranında, toplam tüketim harcamalarının ise yüzde 2,4 oranında arttığını kaydeden ed-Duheym, dolaşımdaki nakdin GSYİH’nin yaklaşık yüzde 6’sını oluşturduğunu aktardı.

Ed-Duheym, turist ve ziyaretçi sayısındaki artış ile umrenin yıl boyunca yapılabilir hale gelmesinin de, günlük ihtiyaçların karşılanmasında nakit kullanımını artıran etkenler arasında bulunduğunu belirtti. Dolaşımdaki nakitteki yükselişin aynı zamanda yerel ekonomiye duyulan güvenin arttığını gösterdiğini dile getirdi.

SAMA’nın bu gelişmeleri yakından izlediğini vurgulayan ed-Duheym, finansal sistemin istikrarını korumak ve hem vatandaşların hem de ziyaretçilerin nakit ihtiyacını karşılamak için gerekli adımların atıldığını söyledi.

Riyali sahteciliğe karşı korumak

SAMA’nın ulusal parayı sahteciliğe karşı koruma çabalarına değinen ed-Duheym, bankanın bu konuyu büyük bir öncelik olarak gördüğünü belirtti. Ed-Duheym, SAMA’nın kuruluşundan itibaren ve ulusal para biriminin basım görevini üstlendiği günden bu yana, banknotların dünyanın en yüksek teknik standartlarında olmasını sağladığını ifade etti. Altıncı nesil banknotların, Kral Selman bin Abdulaziz döneminde basıldığını hatırlatan ed-Duheym, bu paraların en güncel tekniklerle üretildiğini ve sahteciliği son derece zorlaştıran güçlü güvenlik unsurlarıyla donatıldığını vurguladı.

Ed-Duheym, SAMA’nın mevcut banknotları piyasaya sürmeye başladığı tarihten itibaren, kullanıcıların banknotların özelliklerini öğrenmesini sağlamak amacıyla birçok bilinçlendirme kampanyası yürüttüğünü söyledi. Bu çerçevede, mağaza sahiplerine inceleme süreçlerinde yardımcı olacak araçlar dağıtıldığını belirtti. Amaç, kullanıcıları bilinçlendirmek ve sahte parayı dolaşıma sokmaya çalışan kötü niyetlilerin önünü kesmek.

Ayrıca ed-Duheym’e göre SAMA, bankalar, gümrükler ve güvenlik birimleri ile özel sektörde çalışan personeli düzenli olarak eğitiyor. Bu sayede koruma mekanizmasının etkinliği artırılıyor ve hem ödeme hem tasarruf aracı olarak ulusal paraya olan güvenin sürdürülebilirliği sağlanıyor.



Kral Selman: Devletimizin kuruluşu tevhid, adalet ve dağınıklığın tek bayrak altında toplanması üzerine inşa edildi

Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud (Şarku’l Avsat)
Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud (Şarku’l Avsat)
TT

Kral Selman: Devletimizin kuruluşu tevhid, adalet ve dağınıklığın tek bayrak altında toplanması üzerine inşa edildi

Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud (Şarku’l Avsat)
Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın “Kuruluş Günü” dolayısıyla bir mesaj yayımlayan Kral Selman bin Abdulaziz Al Saud, devletin tevhid kelimesi etrafında şekillendiğini, adaletin tesisini ve toplumsal birliğin sağlanmasını temel hedef olarak benimsediğini vurguladı.

Kral Selman, sosyal medya platformu X’teki resmî hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu mübarek devletimizin kuruluşunu, ecdadımızın tevhid kelimesi, adaletin tesisi ve dağınıklığın tek bayrak altında toplanması üzerine inşa ettiği o şanlı günü anıyoruz; ki Allah’ın lütfuyla bu sayede güvenlik ve refah sağlanmıştır” ifadelerini kullandı.

ddeffde
Suudi bölgeleri, “Kuruluş Günü” münasebetiyle süslendi (SPA)

Selman bin Abdulaziz Al Saud ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman, “Kuruluş Günü” münasebetiyle Körfez, Arap ve İslam ülkelerinin liderleri ile üst düzey yetkililerinden tebrik mesajları aldı. Mesajlarda Suudi Arabistan’ın sahip olduğu saygın uluslararası konuma, sürdürdüğü kalkınma hamlelerine ve medenî katkılarına dikkat çekilirken, bölgesel güvenlik ve istikrarın desteklenmesi ile barışın güçlendirilmesindeki rolü övüldü.

Liderler, ülkeleri ile Suudi Arabistan arasındaki seçkin ilişkilerden duydukları memnuniyeti dile getirerek, ortak çıkarlar doğrultusunda bu ilişkilerin tüm alanlarda daha da güçlendirilmesi arzusunu ifade etti. Ayrıca Suudi Arabistan ve halkı için, bilge liderliği altında ilerleme ve refahın sürmesini temenni ettiler.

dfrgt
Suudi devletinin tarihi hakkında düzenlenen akademik oturumlardan bir kare

Kuruluş Günü yıldönümü, Suudi şehirlerinin sokaklarının yeşil renkler ve geleneksel kıyafetlerle süslendiği bir döneme denk geldi. Pazar günü ülkenin tüm bölgelerinde kültürel ve eğlence içerikli büyük etkinlikler başlatıldı. Başkent Riyad başta olmak üzere krallığın şehirleri, binlerce vatandaş, mukim ve turisti çeken kültürel ve turistik merkezlere dönüştü.

Bu yılki anma, Ramazan gecelerine de denk geldi. Etkinlikler, Ramazan atmosferinde gece kutlamaları ve zengin içerikli millî programlarla gerçekleştirildi. Ülkenin farklı bölgelerinde, yaklaşık üç asır önce Birinci Suudi Devleti’nin kuruluşundan bu yana vatandaşların liderleriyle olan bağını ve köklü tarihî derinliği yansıtan gösteriler düzenlendi.

Diriyeh… Tarihin atan kalbi

Kutlamaların merkezinde tarihî Diriyeh yer aldı. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan et-Turayf Mahallesi, Diriyeh Kapısı Geliştirme Otoritesi tarafından düzenlenen nitelikli etkinliklere ev sahipliği yaptı. Et-Turayf’ta gerçekleştirilen Kuruluş Günü programları, ziyaretçileri tarihî atmosferle buluşturan özel deneyimler sundu.

fd bv
Riyadh Municipality, Kuruluş Günü dolayısıyla başkentin yol ve meydanlarını 5 binden fazla dekoratif aydınlatmayla süsledi (SPA)

Turayf Meclisi’nde çocuklara yönelik atölyeler aracılığıyla Diriyeh’ın hikâyeleri anlatılırken, Nevvaf el-Huveymil de tarihî anlatımı zengin sunumlarla izleyicilere aktardı.

“Mısyaan Oturumları” kapsamında Dr. Faysal el-Âmir, Diriyah’ın mirası ve Suudi devletinin yayılma süreci üzerine akademik içerikli oturumlar gerçekleştirdi. Ayrıca Arap atı gösterileri ve Kuruluş Günü rehberli turları düzenlendi. Bu turlar, kuruluş döneminde liderlik, toplumsal ortaklık ve fedakârlık rollerini öne çıkaran tarihî güzergâhlarda yapıldı.

Başkent… Modernite ile mirasın buluşması

Riyad’ın merkezinde yer alan Kasr el-Hukm bölgesi ve Adl Meydanı’nda, Riyad Kraliyet Komisyonu himayesinde millî etkinlikler düzenlendi. Program kapsamında, devletin kuruluş aşamalarını çağdaş görsel tekniklerle anlatan “Mikhyal Hal el-Awja” sergisi gerçekleştirildi.

Riyad Belediyesi, Kuruluş Günü dolayısıyla başkentin ana arterlerini ve meydanlarını 5 binden fazla dekoratif aydınlatmayla süsledi. Bu düzenlemeler, şehrin farklı mahallelerinde günün görünürlüğünü artırırken, devlet tarihine duyulan gururu yansıtan bütüncül bir görsel atmosfer oluşturdu.

fdvfd
Cidde, Kuruluş Günü münasebetiyle kutlama programı başlattı (SPA)

Aydınlatma çalışmaları, devlet tarihine duyulan aidiyet ve gururun sembolü olarak başkent sokaklarında kimlik ile ışığı bir araya getirdi. Yollar ve meydanlar, 299 yıllık inşa ve fedakârlık sürecini simgeleyen millî tablolar hâline dönüştü. Bu görüntü, Kuruluş Günü’nün vatandaşların gönlündeki yerini ve liderliğe bağlılık anlamlarını yansıttı.

Riyad Belediyesi, park ve meydanlardaki etkinliklerini sürdürerek, kamusal alanlarda Kuruluş Günü’nün görünürlüğünü artırdı ve tarihî köklere duyulan gururu pekiştirdi.

Kutlamalar yalnızca başkentle sınırlı kalmadı. Kral Selman’ın her yıl 22 Şubat’ın “Kuruluş Günü” olarak kabul edilmesine ilişkin kraliyet kararnamesi yayımlamasından bu yana beşinci kez kutlanan bu millî münasebet kapsamında, 13 Suudi bölgesinde eş zamanlı etkinlikler düzenlendi.

Cidde’de birkaç gün sürecek kapsamlı bir program başlatıldı. Şehrin ana yolları, meydanları, kapıları ve parkları süslenirken, 22 Şubat’ta Prens Macid Parkı’nda sahra etkinlikleri düzenlendi. Programda doğan ve at gösterileri, el sanatları köşeleri, çocuk etkinlikleri, resim ve kına faaliyetleri yer aldı. Cidde’deki kutlamalar, Kuruluş Günü’nün tarihî derinliğini ve millî kimlikle gurur duygusunu yansıttı.

Tabuk bölgesinde ise kamu ve özel sektör kurumlarının katılımıyla şehir ve vilayetlerde 23 millî, kültürel ve miras temalı etkinlik düzenlendi. Bu faaliyetler, münasebetin tarihî derinliğini ortaya koyarken aidiyet ve millî kimlik değerlerini güçlendirdi.


Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
TT

Kuruluşundan vizyonuna... Suudi devleti ve sözlü tarihi

Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)
Kral Abdulaziz bin Abdurrahman (X)

 

Araplar, temel yapıları, kültürel kimlikleri ve miraslarıyla, sözlü bir toplum olarak tanımlanıyor; ağırlıklı olarak söz ve şiirle var olmuş bir kimlikleri bulunuyor. Şiire ve sözün gücüne hayran olan Araplar, ifadeyle büyülenir, kelimelerle hareketlenir ve kelimenin anlamını canlı imgelerle hayatlarına, çevrelerine, değerlerine ve ahlaki normlarına yansıtır. Arap şiirleri, atasözleri, hikâyeleri; hatta soy ağaçları ve tarihî olayların kaydı, nesilden nesile sözlü olarak aktarılmıştır. Meğazi, siyer ve tarih kitaplarındaki isnad zincirleri, Kur’an tilavetlerinde ve hadis rivayetlerindeki icazetler, Arap kültüründe sözlü geleneğin merkezî rolünü halen gözler önüne seriyor. Bu gelenek, Arap kültürünün ufukları genişlese ve yazılı kültür sanat, bilim ve edebiyat alanlarında gelişse de günümüzde hâlâ yaşatılmakta ve kültürel yaşamın önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.

Meşruiyet unsuru olarak ulusal hafıza

Devletler yalnızca toprak ve iktidara dayanmaz; varlıklarını anlamlı kılan ve sürekliliğini sağlayan ortak bir anlatıya da ihtiyaç duyarlar. Suudi Arabistan’ın sözlü kültürel belleği, ulusal bir anlatının oluşumuna katkı sağlamış, kaos döneminin ardından hukuk ve adaletin egemen olduğu bir devlet imajını pekiştirmiş, kuruluşun sembolizmini vurgulamış ve kuşaklar arasında bağlılık ile dayanışma değerlerini aktarmıştır.

Ancak modern devlet için bu hikâyeleri yalnızca geleneksel sosyal çerçevede tutmak yeterli değildir. Bu anlatılar, ulusal bir proje kapsamında yönetilen ve kullanılan kurumsal sembolik sermayeye dönüştürülebilir. İşte burada korunmaktan vizyona geçiş başlar.

Değişim dönemlerinde, özellikle hızla ilerleyen ekonomik ve sosyal dönüşümler bağlamında, ulusal kimlik sürekli yeni zorluklarla karşı karşıya kalır. Ulusal vizyonlar yalnızca ekonomik yapı kurmakla kalmaz, aynı zamanda vatandaşlık ve aidiyet anlayışını yeniden tanımlar. Dolayısıyla asıl mesele, sözlü anlatıları saklamak değil, onları işlevsel hale getirmektir; hikâyeleri sadece hatırlamaktan öte, yeniden okumak, yorumlamak, eğitimde ve dijital etkileşimli içeriklerde kullanmak, yerel bellekleri kapsayıcı bir ulusal anlatıya bağlamaktır. Böylece hafıza, sadece geçmişe özlem değil, kimliği harekete geçiren bir güç haline gelir.

Terminoloji düzenleme

1- Sözlü miras: Nesilden nesile konuşma, anlatım veya performans yoluyla sözlü olarak aktarılan ve hikâyeler, atasözleri, şiirler, masallar, şarkılar, ilahiler ve efsaneleri içeren mirastır.

2- Sözlü anlatım: Bu, görgü tanıkları ve çağdaşlarından sonraki nesillere sözlü iletişim ve aktarım yoluyla anlatılan bir tarih kaynağıdır.

3- Sözlü tarih: Modern bir terim ve tarih yazımının bir dalı olan sözlü tarih, uzmanlar tarafından tarihi olaylara tanık olan kişilerin sözlü anlatılarını bilimsel standartlara uygun olarak ve kayıtlı ve filme alınmış röportajlar yoluyla, inceleme, doğrulama ve titiz bir değerlendirmeye tabi tutularak belgelemek için kullanılan bilimsel bir yöntem olarak tanımlanır.

Bu nedenle, sözlü mirasın tüm sözlü ifade biçimlerini içerdiğini ve her tarihsel anlatının sözlü tarih olarak kabul edilemeyeceğini görüyoruz.

Araştırmacılar ve tarihçiler genellikle ‘sözlü miras’, ‘sözlü anlatı’ ve ‘sözlü tarih’ terimlerini karıştırırlar, bu da alıcılar arasında kafa karışıklığına neden olur.

Sözlü gelenek ve yazı

Sözlü anlatı, tarih yazımının temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih biliminin gelişmesiyle birlikte, sözlü anlatılar tarihî belgeleri tamamlayıcı bir nitelik kazandı. Araştırmacılar, bu anlatıların belirli bir döneme ilişkin bazı olayları aydınlattığını, gizemleri çözümlediğini ve toplumun davranışlarını, değerlerini ve özelliklerini yansıttığını belirtiyor. Sözlü anlatılar, kişisel anılardan toplumsal hikâyelere kadar günlük yaşam, yaşam biçimleri, meslekler, sosyal ilişkiler ve çeşitli uygulamalar hakkında bilgi sunuyor; tarım, ticaret, hayvancılık ve eğitim gibi alanları da kapsıyor.

Resmî tarih ve yazılı belgeler genellikle siyaset ve savaş odaklıyken, sözlü anlatı alışkanlıklar, gelenekler ve toplumsal, ekonomik ve kültürel konulara ışık tutar. Aynı zamanda yemek ve içecekler, kıyafetler, tedavi yöntemleri, sanat, oyunlar, sohbetler, seyahat hikâyeleri, aşk ve yaşam öyküleri ile acı, hastalık ve ölüm öykülerini de aktarır. Sözlü anlatılar, duyguları ve düşünceleri ifade ederek bazı kayıtlar, kişisel günlükler ve aile belgelerinde de bulunabilen içsel deneyimleri gün yüzüne çıkarır.

Araştırmacılar, Arapların sözlü mirasa ve sözlü anlatıya gösterdiği ilginin geçici ya da modern bir uygulama olmadığını vurguluyor. Dr. Abdullah el-Asker’e göre, “Müslüman bilim insanları sözlü anlatılardan yararlanmak için bilimsel kurallar geliştirdi. Bu kurallar zamanla bağımsız ilim dallarına dönüştü; örneğin isnad ilmi, râvî ilmi, cerh ve tadil, hadis terimleri ve daha birçok alan.” Arapların bu yöntemle sözlü mirası sistematik şekilde topladığı ve yazıya geçirdiği, özellikle hadislerin derlenmesinde uygulandığı ifade ediliyor.

Sözlü miras

Sözlü edebî miras, şiir ve haberler gibi alanları kapsar. Dr. Ömer es-Seyf, bu konudaki çalışmaları şöyle özetliyor: “Sözlü şiir mirasının kaybolma tehlikesi fark edildiğinde, sözlü miras toplandı, sınıflama ve belgeleme sistemleri kuruldu, ardından çalışma ve analiz süreci başladı. Râvîler, dil materyalini toplarken belli kurallar ve ölçütler belirledi. Amaç, saf Arap dilini, yabancılarla karışmamış seçkin Araplardan derlemekti. Ayrıca, dilsel sezgi ve kullanımın İslam Devleti’nin genişlemesiyle değiştiği düşüncesiyle belirli bir döneme ait eserler önceliklendirildi. Materyal toplandıktan sonra dil, edebiyat, tarih ve hadis alanlarında yoğun bir yazım faaliyeti başladı ve birçok önemli yazılı kayıt oluşturuldu. Bu kayıtlar, halen mevcut olan metinlerin incelenmesi, analiz edilmesi ve gizli anlamlarının ortaya çıkarılması çalışmalarının temelini oluşturdu. Bu nedenle, Arapların sözlü mirası toplama ve yazıya aktarma geleneğinin yeni bir uygulama olduğunu söylemek doğru değil; ancak sözlü mirasın yazılı hale dönüşmesi, ona günümüzdeki saygı ve değeri kazandırdı, bu saygı günümüzdeki sözlü mirasta eksik.”

Özellikle Suudi Arabistan örneğinde ise birçok sözlü miras halen yazıya geçirilmiş değil. Bu durum, henüz keşfedilmemiş tarihî bir hazine ve büyük bir bilgi alanı olarak değerlendiriliyor; mevcut kaynaklardan yalnızca küçük bir kısmı gün yüzüne çıkarılabilmiş durumda.

Suudi tarihçilerin yaklaşımı

Suudi tarihinin, çok çeşitli bileşenleri, kanalları ve zengin mirasıyla Arap-İslam tarihinin bir devamı olduğu dikkate alındığında, tarihçilerin yoğun şekilde başvurduğu sözlü anlatılar öne çıkıyor. Suudi tarihçiler, devletin kuruluşundan yaklaşık üç yüzyıl önce başlayarak sözlü anlatıları farklı yollarla derlemiş ve kendi yöntemlerine göre Suudi tarihini yazmışlardır. Dr. Abdullatif el-Hamid’in, devletin kuruluşundan Kral Abdulaziz dönemine kadar 18 tarihçinin sözlü anlatıları belgeleme yöntemlerini incelediği araştırmasına göre, bu tarihçiler üç okulda sınıflandırılabiliyor: Birinci okulda yer alan İbn Bişr, Muhammed el-Ubeyyid, Abdurrahman bin Nasır, ez-Zerklî ve Muhammed el-Ukaylî, sözlü anlatılardan faydalanmış ve bunları titiz, bilimsel bir yöntemle belgelemiştir. Bu yaklaşım, olayları doğrudan tanıklardan veya güvenilir aktarımlardan almayı, anlatıyı iletenin adını, olayın yerini ve niteliğini kayda geçirmeyi içeriyordu.

İkinci okuldaki İbn Gınâm, el-Bessâm, İbn İsa, er-Reyhânî, Mukbil ez-Zekîr, Halid el-Ferac, Hafız Vehbe, Suud bin Hezlûl, Ahmed Attar ve Muhammed Âl Abdulkadir ise sözlü anlatıları sistematik olarak belgelemedi; yalnızca eserlerinin girişlerinde kaynak olarak işaret etmekle yetindiler. Üçüncü okulda yer alan İbn Abbâd, el-Fâhırî ve İbn Davyân ise sözlü kaynaklarını veya belgelemeye dair yöntemlerini hiç belirtmedi.

Sözlü miras geleneği

Suudi devletinin kuruluş dönemine bakıldığında, yerel toplulukların kolektif hafızasında, devletin kurulmasından önce yaşanan kaos ve adaletsizlik ile kurulduktan sonraki değişimle ilgili birçok aktarım yer alıyor. Bu durum, Kral Abdulaziz döneminden önce ve onun döneminde yaşanan olaylarla ilgili anlatılan hikâyelerle paralellik gösteriyor. Ayrıca, insanların günlük yaşamlarına ve geçim koşullarına dair tasvirler de sözlü anlatılarda yer alıyor.

‘Meclisler’ ise adeta birer tarih platformu olarak tanımlanabilir; burada haberler paylaşılır, hikâyeler anlatılır ve şiirler okunur. Bu meclislerin kendine özgü kuralları, adetleri ve gelenekleri bulunmakta ve bunlara uyulması beklenmektedir.

Sözlü anlatıda yeterince dikkat çekilmeyen bir diğer konu da kadının rolüdür. Kadınlar yalnızca anlatıları koruyan kişiler değil, aynı zamanda ailelerin sosyal yaşamındaki ayrıntıları ve tarihî hikâyeleri aktaran anlatıcılardır. Bu görev, ‘büyükanneler’ aracılığıyla nesiller boyu sürdürülmüş ve günümüzde de devam etmektedir.

Şiirler, özdeyişler ve atasözleri ise tarihî olayları ve yaşanmış vakaları kaydeden hazineler olarak değerlendirilmektedir; bu eserler, olayları bir şiir dizesi, bir öğüt veya atasözü şeklinde özetlemiştir.

Tüm bu unsurlar, resmi yazılı kaynaklarda yer almayan tarihî bilgileri günümüze taşıyan sözlü mirasın önemli örnekleri olarak değerlendirilmektedir.

Güvenilirlik, önyargı ve seçici hafıza sorunu

Sözlü anlatılar, olayları birebir olduğu şekilde aktarmaktan ziyade, anlatıcının zamanı, bilinci ve topluluğun kimliği doğrultusunda yeniden şekillendirir. Bu nedenle sözlü anlatılar, doğrudan hazır bir gerçek olarak kabul edilmez; eleştirel bir bakışla, üç temel noktaya dikkat ederek değerlendirilmelidir.

Güvenilirlik: Bellek zamanla değişir ve hikâyenin tekrar edilmesi ile anlatıldığı bağlamdan etkilenir. Çözüm, anlatıyı tamamen göz ardı etmek değil, diğer anlatılarla karşılaştırmak, varsa belgelerle doğrulamak ve ortaya çıkış zamanı ile koşullarını anlamaktır.

Önyargı: Anlatıcı, sosyal, sınıfsal veya politik bir konumdan konuşur; topluluğunun rolünü abartabilir, meşrulaştırabilir veya sembolizmi güçlendirebilir. Bu nedenle sözlü anlatı, hem olayları hem de anlatıcının perspektifini yansıtan bir kaynak olarak okunmalıdır.

Seçicilik: Toplumlar, kendi anlatılarını destekleyen bilgileri korur, rahatsız edici olanları sessiz bırakabilir; bu sessizlik de bir göstergedir. Dolayısıyla boşluklara ve anlatılmayanlara dikkat etmek, yalnızca anlatıyı aktarmakla yetinmemek gerekir. Bu yaklaşım, sözlü anlatıyı basit bir hikâyeden, bilimsel olarak analiz edilebilecek bir materyale dönüştürür.

Dr. Abdullah el-Asker bu konuyu şöyle açıklıyor: “Tarihçinin, sözlü anlatıları incelemesi, değerlendirmesi, ardındaki motivasyonları ve aktarım biçimini bilmesi önemlidir. Bu çalışma, anlatının stilistik yapısını, amacını ve anlatıcının arka planını incelemeyi de kapsar. Tarihçi, ayrıca sözlü anlatının iç ve dış yapısını da tarihçilerce bilinen yöntemle analiz etmelidir. Tüm bu adımlar başarıyla tamamlandığında, sözlü anlatı yazıya geçirilebilir ve bilinen belgeler gibi tarihî bir belge haline gelir.”

Kültürel mirası ve sözlü anlatıları belgeleme çabaları

Tüm bunlara rağmen, Suudi devletinin kuruluşundan bu yana sözlü anlatıları belgeleme çabalarının var olduğu söylenebilir. Daha önce değinilen bazı tarihçilerin çalışmalarının yanı sıra, bireysel ve kurumsal girişimler de sözlü mirasın, özellikle sözlü anlatıların korunmasına katkı sağlamıştır. Bu kapsamda medya kuruluşları -gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon- çok sayıda alan uzmanıyla yapılan röportajlar aracılığıyla önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca, o dönemde kültür ve sanat sektörünü denetleyen Gençlik Başkanlığı, 1980’lerde sözlü mirasın çeşitli yönlerini kayıt altına almıştır.

Bireysel çabalar, yazarlar, araştırmacılar ve tarihçiler tarafından yürütülmüş olup sayısızdır; ancak bu alanda öne çıkan isimlerden biri Dr. Saad es-Suveyyan’dır. 1983-1990 yılları arasında, çöl hayatına dair tarih, şiir, soy ağaçları, hikâyeler, yerleşimler ve kaynaklar gibi pek çok konuyu kapsayan yüzlerce saatlik sözlü anlatı kaydı yapmıştır.

Ayrıca Suudi edebiyatçı ve entelektüel Abdulmaksud Hoca’nın edebî salonu (El-İsneyniyye Salonu 1982-2015) önemli bir tarihî platform olarak öne çıkmaktadır. Salon, edebiyat alanındaki rolünün yanı sıra, 500’den fazla bilim insanı, düşünür ve yazarın hayatını, deneyimlerini ve başarılarını kaydetmiş; anlatılar, ödül alan kişilerin kendileri veya sürekli konukların katkılarıyla belgelenmiştir. Bu süreçte nadir tarihî bilgiler de ortaya çıkmıştır. El-İsneyniyye Salonu, hem tarihî hem de kültürel bir hafıza işlevi görmüştür; ancak en önemlisi Abdulmaksud Hoca’nın sözlü anlatıları yazıya geçirme çabasıdır. Bu süreçte, anlatıların tüm detaylarını derleyip, 30’dan fazla cilt halinde yayımlamıştır. Böylece Abdulmaksud Hoca, binlerce sayfalık sözlü anlatıyı ve tanıklığı ulusal hafızaya kazandırmıştır.

Sözlü tarih

Sözlü tarih, daha önce de belirtildiği gibi, nispeten yeni bir alan olarak kendi yöntemleri, kuralları ve ilkelerine sahiptir ve özellikle çağdaş tarih üzerinde yoğunlaşır. Bu alanda kurumların katkıları öne çıkmaktadır.

Hac Araştırmaları Merkezi: 1970’lerde, Kral Abdulaziz Üniversitesi’ne bağlıyken, hacı adayları ve umreciler için hizmet veren meslek gruplarıyla -rehberler, görevliler ve acenteler- röportajlar gerçekleştirdi. Bu kayıtlar, söz konusu mesleklerin tarihine ve sunulan hizmetlere dair önemli bilgiler içermektedir.

Ulusal Muhafızlar: 1980’ler ve 1990’lar boyunca Kral Abdulaziz’in yanında çalışmış kişilerle röportajlar yaptı. Bu görüşmeler, Kral’ın hayatı ve devletin kuruluş süreci hakkında değerli bilgiler sundu. Kayıtların bir kısmı yayımlandı ve sonrasında Kral Abdulaziz Vakfı’na devredildi.

Kral Fahd Milli Kütüphanesi: 1994’te sözlü tarih projesini başlattı ve Suudi Arabistan’ın farklı bölgelerindeki entelektüeller, yazarlar ve toplum önderleriyle 350’den fazla röportaj yaptı. Ancak bu kayıtların hiçbiri yayımlanmadı.

Yüzüncü Yıl Etkinlikleri: 1999’da Suudi Arabistan’ın yüzüncü yılı hazırlıkları sırasında, Eğitim ve Ulaştırma bakanlıkları dahil birçok kamu kurumu, kendi personeli ve ilgili kişilerle röportajlar yaparak eğitim, ulaşım ve iletişim tarihini belgeledi.

Kral Halid Hayır Kurumu: Kurum, Kral Halid’in hayatının belgelenmesi için yaklaşık 100 kişilik bir grup üzerinden röportajlar yaptı; bu grup arasında prensler, bakanlar, devlet başkanları, danışmanlar, doktorlar, saray görevlileri ve Kral’ın yakın çevresi yer aldı. Röportaj metinleri, Kral Halid bilgi tabanında yayımlandı.

Kral Abdulaziz Vakfı: Kral Selman’ın yönetiminde, 1995’te Suudi Arabistan’da sözlü tarih alanında uzman ilk merkezi kurdu. Önceki çabaların üzerine inşa edilen merkez, UCLA’nın (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) sözlü tarih deneyiminden yararlandı ve bilimsel metodoloji ile standartlar oluşturdu. Yaklaşık 8 bin röportaj kaydedildi; bunlar krallar, prensler, devlet yetkilileri ve kurumların kuruluş ve gelişim süreçlerini kapsıyordu. Bu çalışmalar, sözlü anlatının yazılı belgeleri tamamlayan, güvenilir bir tarih kaynağı ve Suudi Arabistan tarihindeki siyasi ve toplumsal dönüşümlerin anlaşılmasında önemli bir kaynak olduğunu pekiştirdi.

Ulusal dijital arşiv

Sözlü hafıza, Suudi devletinin kuruluşunu ve değerlerini koruduğu gibi, yüzyıllar boyunca ülkenin tarihinin birçok yönünü de aktardı. Günümüzde ise asıl zorluk, yalnızca bu anlatıları toplamak değil; onları kurumsal bir bilinçle yöneterek ulusal hafızayı belgelenmiş bir kaynak haline getirmektir. Amaç, bu hafızayı farklı kurumlarda saklanan arşivlerden ulusal dijital bir arşive taşımak, kayıt ve sınıflandırma standartlarını birleştirmek, ayrıntılı tanımlayıcı verilerle ilişkilendirmek ve dijital olarak erişilebilir hale getirmektir. Bu süreçte gizlilik ve hakları koruyacak düzenlemeler uygulanmalı, aynı zamanda dijital analiz ve yapay zekâ araçlarıyla kalıplar ve anlamlar çıkarılmalıdır.

Böylesi bir girişimi teşvik eden adımlardan biri, Kral Abdulaziz Vakfı ile Ulusal Muhafız Bakanlığı iş birliğiyle başlatılan ‘Kral Abdulaziz’in Adamları’ projesidir. Bu proje, Aralık 2025’te düzenlenen ‘Sözlü Tarih Buluşması’ etkinliği kapsamında yürütülmektedir.

Sözlü arşivin yönetimi, hafızayı yalnızca bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp ulusal kimliği destekleyen, bilimsel araştırmalara hizmet eden ve çok sesli bir tarih anlatısını inşa eden bir bilgi sistemine dönüştürebilir. Böylece hafıza, geçmişin saklanmasından öte, dijital çağda ulusal bilgi yönetimi için stratejik bir dayanak haline gelir. Bu noktada, Kral Abdulaziz Vakfı’nın, Suudi mirasının referans kurumu olarak ve ulusal tarihin bir penceresi, milletin hafızasını koruyan ve Suudi Arabistan’ın tarihî belgeler hazinesini yöneten bir kurum olarak, böyle bir girişimi üstlenmeye en uygun ve yetkin kurum olduğu görülmektedir.


Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.