Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin benzeri görülmemiş sınavlarla karşı karşıya kaldığı, dünyanın en kritik geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nda aksamalara neden olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, ticaretin kesintisiz akışını garanti altına alan ve ülkenin lojistik altyapısını bir “can damarı” hâline getiren üstün bir ulaşım sistemini ortaya koydu. 2021 yılında Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından başlatılan Ulusal Taşımacılık ve Lojistik Stratejisi sayesinde Riyad, kıtaları birbirine bağlayan bir altyapı mühendisliğini hayata geçirerek mevcut jeopolitik zorlukları pratik bir başarıya dönüştürdü; kriz yönetimi ve acil tahliye operasyonlarında yüzde 97’nin üzerinde başarı oranı sağladı.

Sistemin ilk temelleri, Suudi Arabistan’ı üç kıtayı birbirine bağlayan küresel bir merkez hâline getirmek amacıyla atıldı. Uluslararası büyük şirketlerle ortaklaşa geliştirilen lojistik bölgeler ve hava, kara ve deniz taşımacılığında hızlandırılmış ihracat ve tedarik prosedürleri sayesinde hükümet, mal, hizmet ve enerji akışının kesintisiz olmasını güvence altına aldı; böylece ülke altyapı geliştiriciliğinden, küresel ekonomik istikrarın güvence altına alınmasında kilit aktöre dönüştü.

Hava ulaşımında hazırlık

Bu hazır durum yalnızca ticari alanla sınırlı kalmadı; insani kriz yönetiminde de etkinlik sağlandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Lojistik uzmanı Hassan Al Halil, “Hava taşımacılığı artık acil durum müdahalelerinin temel motoru haline geldi; hızlı tahliye operasyonlarının yüzde 70-80’ini hava yolu taşımacılığı oluşturuyor. 500-2000 kişilik büyük tahliyeler ise deniz taşımacılığı ile gerçekleştiriliyor. Müdahale süresi 24-72 saat arasında değişiyor, bu da gelişmiş operasyonel hazır olmayı gösteriyor” dedi.

Al Halil, operasyonların sıkı sağlık kontrolleri ve yolculuk sırasında verilen bakım ile entegre bir kurumsal koordinasyon içinde yürütüldüğünü vurguladı. Ancak yoğun hava yolları ve uçuş sürelerindeki yüzde 20-30 artış, uluslararası sistem farklılıkları ve kriz bölgelerindeki altyapı yetersizlikleri nedeniyle etkinlik yüzde 40’a düşebiliyor. Yine de Suudi Arabistan, operasyonel esnekliği ve acil durum planları sayesinde başarı oranını yüzde 97’nin üzerinde tutuyor; sistem sadece kriz yönetimi için değil, aynı zamanda mal, hizmet ve enerji akışının sürdürülebilirliği için stratejik bir model oluşturuyor.

Yanbu Limanı ve deniz taşımacılığı

Hava taşımacılığı kadar deniz taşımacılığı da jeopolitik alternatif olarak öne çıktı. Kızıldeniz limanları, özellikle Yanbu Limanı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen yüklerin yönlendirilmesinde stratejik bir şerit hâline geldi. Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile entegre çalışmaları sayesinde Suudi Arabistan, ihracatını gergin bölgelere kaydırmadan sürdürebiliyor.

Yanbu Güney ve Kuzey terminallerinden günlük ortalama 4,4 milyon varil ham petrol ihraç edilirken, bu rakamı 5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Limanların etkinliği, nakliye maliyetlerini yüzde 58 oranında düşürdü ve rüzgar türbinleri gibi büyük hacimli kargoların hızlı sevkiyatına imkan sağladı.

İhracat rotalarının çeşitlendirilmesi

Al Halil, ihracat rotalarının akıllıca çeşitlendirilmesinin tıkanma noktalarına maruz kalmayı yüzde 40 oranında azalttığını belirtti. Bu sayede küresel nakliye maliyetlerindeki yüzde 50’lik artış ve jeopolitik risk sigorta primleri minimize edildi. Gemi gecikmelerindeki 3-10 günlük artışa rağmen Suudi limanlarının verimliliği ve geçici muafiyetler, duraklama sürelerini yüzde 25 oranında düşürdü ve nakliye fiyatlarının dalgalanmasını azalttı.

gvfrvfre
Suudi Arabistan Demiryolları’na ait bir yolcu treni (SPA)

Kara ve demiryolu taşımacılığı

Suudi Arabistan, kara taşımacılığıyla bölgesel bir dağıtım merkezi hâline geldi; 500 binin üzerindeki kamyon filosu ve SAR tren hattının günlük 2 bin 500 konteyner taşıma kapasitesiyle Körfez ülkelerine mal sevkiyatı gerçekleştiriliyor. Bu entegrasyon, sadece ticari akışı değil, bölgesel bağları da güçlendiriyor; örneğin Kuveytli vatandaşlar Riyad’dan kara yolu ile taşınırken, Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar ile yolcu hareketi destekleniyor.

Körfez’de deniz bağlantıları

Suudi limanları, Körfez’de alternatif bir stratejik deniz bağlantısı olarak öne çıkıyor. Suudi Limanlar İdaresi (Mawani), Dammam-Şarika arasında çok modlu taşımacılığı sağlayan bir köprü kurarken, Bahreyn ile Kral Abdulaziz Limanı ve Halife Bin Selman Limanı arasındaki Gulf Shuttle hizmeti, yılda 105 milyon ton kapasiteye sahip liman altyapısı üzerinden ticari akışı hızlandırıyor.

Ayrıca SAR tren hattı, Doğu Bölgesi limanlarını sınır kapısına bağlayarak Ürdün ve kuzey ülkeleri ile ticaret akışını güçlendirdi.

Yolcu taşımacılığı ve insanî destek

Sistem, insani ve bölgesel boyutlarda da etkili. Kuveytli vatandaşların kara yoluyla taşınması ve Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar, yüzde 97’yi aşan operasyonel başarı oranıyla gerçekleştiriliyor.

Akıllı kriz yönetimi ve maliyet azaltımı

Yetkililer, gemilere geçici muafiyetler tanıyarak duraklama sürelerini yüzde 25 oranında azaltıp maliyetleri düşürdü. Deniz taşımacılığı maliyetleri yüzde 8-18 düşerken, nakliye fiyatlarındaki dalgalanmalar yüzde 10-20 arasında azaldı.

Bölgesel gıda güvenliği

Aynı zamanda sınır kapıları, özellikle Ebu Samra, Katar’a mal akışını güvence altına alarak bölgesel gıda güvenliğine katkı sağladı. 25’ten fazla ülkeden tedarik çeşitlendirmesi ve bazı ürünlerde 12 aylık stratejik stoklar, yüzde 95’in üzerinde bulunabilirlik sağladı.

Shuttle taşımacılığı ve demiryolu Lojistiği

Lojistik ve tedarik zinciri uzmanı Naşmi Al Harbi, demiryolu bağlantılarının artık tamamlayıcı değil, stratejik bir can damarı olduğunu vurguladı. Şubat 2026’da Riyad-Doha hızlı tren projesi onaylanarak yolculuk süresi iki saate düşürüldü ve KİK ülkeleri arasında temel mal akışı kesintisiz hâle geldi.

Shuttle taşımacılığı, yüksek frekanslı küçük gemilerle limanlar arasında hızlı transfer sağlayarak maliyet yapısını ve tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdi. DHL ve Maersk’in Riyad’daki lojistik yatırımları, Suudi Arabistan’ın uluslararası şirketler için güvenli bir lojistik merkez hâline gelmesini pekiştirdi. Ülke, Dünya Bankası Lojistik Performans Endeksi’nde 17 basamak yükselerek 38. sıraya ulaştı.

Sonuç

Tüm bu adımlar, Suudi Arabistan’ın yalnızca geçici bir kriz yönetimi yapmadığını, aynı zamanda küresel ticaret haritasında stratejik konumunu güçlendirdiğini gösteriyor. Limanların entegrasyonu, altyapı gelişimi ve operasyonel esneklik sayesinde ülke, ticaret ve enerji akışlarını etkin bir şekilde yönlendirebilen kıtaları bağlayan bir lojistik merkezi hâline geldi.



Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
TT

Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)

Suudi Arabistan, uluslararası yatırımcıların portföylerinde artık yalnızca petrol fiyatlarına dayalı bir bahis olmaktan çıktı ve küresel piyasalar haritasında çok farklı bir konuma yerleşti. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları ve varlık yönetim şirketlerinden State Street bünyesinde Ortadoğu, Afrika ve Resmi Kurumlar Sorumlusu olan Emmanuel Laurina, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, Suudi Arabistan’ın kurumsal yatırımcıların gözündeki yerini yeniden şekillendiren derin yapısal dönüşüme dikkat çekti ve şirketinin bu pazara yönelik büyük beklentilerini anlattı.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına bakışında köklü bir değişim yaşandığını belirterek, ülkenin petrol odaklı bir yatırım alanı olmaktan çıkıp gelişen piyasalar portföylerinde temel bir bileşen haline geldiğini söyledi. Bu dönüşümün arkasında ise yatırım yapılabilir sektörlerin genişlemesi bulunduğunu ifade etti. Özellikle finans, enerji ve hammadde alanlarında oluşan çeşitliliğin, teknoloji ağırlıklı gelişen piyasalara karşı gerçek bir alternatif sunduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük küresel hisse senedi ve tahvil endekslerine dahil edilmesinin yabancı sermaye akışlarını daha kurumsal bir çerçeveye oturttuğunu belirten Laurina, bunun aynı zamanda Suudi piyasasının uluslararası portföylerdeki ağırlığını artırdığını söyledi. Laurina’ya göre, Vizyon 2030 reformları da petrol dışındaki alanlarda yatırım fırsatlarının genişlemesinde merkezi rol oynadı.

Günümüzde yatırımcıları cezbeden ne?

Uluslararası ilginin mevcut itici güçlerine değinen Laurina, piyasanın serbestleştirilmesi ve Tadawul üzerinden yabancı yatırımcılara hisse senedi işlemlerinin açılmasının, likiditeyi ve uluslararası katılımı artırdığını söyledi. Laurina, Suudi Arabistan’ın yapay zekâ ve dijital altyapı alanlarında güçlü bir yönelim içinde olduğunu, bu kapsamda dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini belirtti.

Sabit getirili yatırım araçları tarafında ise Suudi devlet tahvillerinin A+ seviyesinde yüksek kredi notuna sahip olduğuna dikkat çeken Laurina, bu tahvillerin ABD tahvillerinin üzerinde pozitif getiri sunduğunu ve dolar bazlı çeşitlendirme arayan yatırımcılar için cazip bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına erişim imkanlarının belirgin şekilde iyileştiğini kabul ederken, nitelikli yabancı yatırımcı sisteminin kaldırılması ve kote menkul kıymetlerde doğrudan mülkiyet modeline geçilmesinin bu alanda önemli bir dönüşüm yarattığını söyledi.

Bununla birlikte, bireysel ve toplam yabancı sahiplik oranlarına ilişkin sınırlar ile yerel aracı kurumlar üzerinden işlem yapma zorunluluğu gibi bazı yapısal kısıtlamaların sürdüğünü belirtti. Laurina ayrıca, yabancı borsa yatırım fonlarının Suudi Arabistan’da işlem görmesinin, ülke içindeki piyasa yapıcılığı mekanizmasının henüz sınırlı olması nedeniyle kısmi bir gelişim aşamasında bulunduğunu kaydetti.

Suudi hisse senetlerini hedefleyen yeni bir fon

State Street’in Suudi piyasasındaki doğrudan girişimlerine değinen Laurina, şirketin kısa süre önce Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile iş birliği içinde yeni bir borsa yatırım fonu başlattığını açıkladı. Laurina, söz konusu fonun uluslararası yatırımcılara Suudi hisselerine erişim imkânı sunduğunu ve aktif, sistematik bir stratejiyle piyasa döngüleri boyunca referans endeksin üzerinde getiri hedeflediğini söyledi.

Bu adımın arkasındaki temel nedenin müşteri talebindeki artış olduğunu belirten Laurina, Suudi piyasasının yapısında petrol hisselerinden sağlık, altyapı hizmetleri ve teknoloji gibi sektörlere doğru dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını ifade etti.

TBHY
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve State Street yetkilileri

Laurina, borsa yatırım fonlarının daha geniş bir yatırım ekosisteminin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu kaydederek, bu yapının kurumsal yetkilendirmeler, stratejik ortaklıklar ve küresel endekslere dahil edilmeye bağlı sermaye akışlarının yanı sıra özel piyasalardaki artan faaliyetleri de kapsadığını söyledi. Özellikle Vizyon 2030 kapsamında öncelik verilen sektörlerde özel piyasa yatırımlarının büyüdüğünü vurguladı.

State Street’in daha geniş bölgesel stratejisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laurina, Ortadoğu ve Afrika bölgesinin grubun gelecekteki büyüme planlarında temel bir yere sahip olduğunu belirtti. Bu stratejinin; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da varlık sınıflarının kurumsal yapısının güçlendirilmesi, İslam hukukuna uyumlu portföylerin uluslararasılaştırılması ve bölgesel nitelikli yatırım çözümlerine yönelik artan talep olmak üzere üç ana eksene dayandığını söyledi.

Bu çerçevede Riyad’ın 2024 itibarıyla State Street’in dünya genelindeki 11’inci yatırım merkezi haline geldiğini açıklayan Laurina, yerel yatırım ve araştırma ekiplerinin de sürekli genişletildiğini ifade etti. Laurina, Suudi Arabistan’ın şirket açısından stratejik bir piyasa olduğunu ve Ortadoğu-Afrika bölgesindeki büyüme stratejisinin başlıca itici güçlerinden biri olarak görüldüğünü sözlerine ekledi.


BAE, Irak'tan kendi topraklarından başlatılan saldırıları durdurmasını istedi

Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
TT

BAE, Irak'tan kendi topraklarından başlatılan saldırıları durdurmasını istedi

Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bugün Irak hükümetine çağrıda bulunarak, Barakah Nükleer Güç Santrali’ni hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından kendi topraklarından kaynaklanan "bütün düşmanca eylemlerin acilen, kayıtsız ve şartsız olarak" engellenmesini istedi.

BAE Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ülke içindeki kritik sivil tesisleri hedef alan "kalleş terör saldırıları" şiddetle kınandı. Açıklamada, İHA’lardan birinin ez-Zafra bölgesinde bulunan Barakah Santrali’nin yakınındaki bir elektrik jeneratörüne isabet ettiği belirtildi.

Bakanlık, bu saldırıların BAE’nin egemenliğinin ve hava sahasının açık bir ihlali olduğunu, aynı zamanda uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nı açıkça çiğnediğini vurguladı. Bağdat yönetimine, bölge güvenliği ve istikrarının korunması adına kendi topraklarından yönelen tehditlere karşı derhal ve sorumlu bir şekilde harekete geçme çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, "Irak Cumhuriyeti hükümetinin, topraklarından kaynaklanan tüm düşmanca eylemleri acilen, kayıtsız ve şartsız olarak engelleme yükümlülüğü ile bu tehditlere karşı ivedi, anlık ve sorumlu bir yaklaşım sergilemesi gerektiği" ifade edildi.

BAE Savunma Bakanlığı pazar günü yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin ülkenin batı sınırından hava sahasına giren üç İHA’dan ikisini başarıyla imha ettiğini, üçüncüsünün ise nükleer santralin iç çeperinin dışındaki bir elektrik jeneratörüne isabet ettiğini duyurmuştu. Saldırıda tesis içinde herhangi bir hasar meydana gelmediği bildirilmişti.

Suudi Arabistan ve KİK'ten BAE'ye tam destek

Saldırıyı "en sert ifadelerle" kınayan Suudi Arabistan, bölge güvenliğini ve istikrarını tehdit eden bu eylemleri kesin bir dille reddettiğini açıkladı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Krallığın BAE ile tam bir dayanışma içinde olduğunu ve BAE'nin egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak adına alacağı tüm önlemleri desteklediğini vurguladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, BAE Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek saldırı sonrası güvenlik önlemleri hakkında bilgi aldı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de saldırıyı "tehlikeli bir tırmanış" ve bölge güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak nitelendirdi ve KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, kritik bir nükleer tesisin hedef alınmasının, nükleer tesislerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuk ve normların açık ihlali olduğunu belirtti. El-Budeyvi; bölgesel ve uluslararası güvenliği, sivillerin emniyetini, çevreyi ve küresel enerji arzını etkileyebilecek felaket doğuracak sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak, KİK ülkelerinin, güvenliğini ve istikrarını koruma mücadelesinde BAE'nin yanında olduğunu yineledi.


 Suudi Arabistan enerji krizinde devrede: Küresel petrol piyasasına kritik müdahale

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
TT

 Suudi Arabistan enerji krizinde devrede: Küresel petrol piyasasına kritik müdahale

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)

Suudi Arabistan, küresel enerji arzının istikrarını sağlama ve İran savaşı ile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin durmasından kaynaklanan tedarik krizinin etkilerini sınırlandırma yönündeki uluslararası çabaların başını çekiyor. Riyad yönetimi, stratejik lojistik altyapısı sayesinde enerji akışını güvence altına alırken, petrol fiyatlarının kontrolsüz biçimde yükselmesini de engelledi. Buna karşılık akademik ve sektörel çevreler, savaş sona erse ve Hürmüz Boğazı yeniden açılsa bile çatışmanın petrol tesisleri ve rafineriler üzerindeki yapısal etkilerinin yıllarca sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Danışmanı Dr. İbrahim el-Muhenna, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, krallığın rolünün son derece önemli olduğunu ve küresel petrol piyasasını ciddi bir krizden kurtardığını söyledi. El-Muhenna, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın yaklaşık 7 milyon varil petrolü Hürmüz Boğazı’na ihtiyaç duymadan Kızıldeniz’e taşıdığını, böylece uluslararası piyasalara ham petrol ve petrol ürünleri sevkiyatının sürdüğünü belirtti. Bu durumun fiyatların “çılgınca yükselmesini” önlediğini ifade etti.

El-Muhenna’nın açıklamaları, King Saud University (Kral Suud Üniversitesi)  Medya Bölümü tarafından düzenlenen “Medyatik Anlatılar... Amerikan-İsrail-İran Savaşı” başlıklı sempozyumun ardından geldi.

İran savaşının başlamasıyla birlikte gelişmelerin ve petrol fiyatlarının çok hızlı dalgalandığını belirten el-Muhenna, “Bilgi kirliliği ve gerçeklerin netleşmemesi nedeniyle petrol piyasalarındaki medya takibi zayıfladı, sağlıklı analizler azaldı. Bu da fiyat dalgalanmalarının hızını ve derinliğini artırdı” dedi.

frvfbv
Dr. İbrahim el-Muhenna katıldığı sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)

Vadeli işlemler piyasası ile spot piyasa arasında daha önce görülmemiş bir kopuş yaşandığını kaydeden el-Muhenna, zaman zaman varil başına 50 dolara ulaşan fiyat farklarının oluştuğunu söyledi.

El-Muhenna’ya göre Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, İran ve Irak’tan oluşan Körfez bölgesi yalnızca dünya petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılamasıyla değil; aynı zamanda rafineri kapasitesi ve sıvılaştırılmış doğal gaz üretimindeki ağırlığıyla da dünyanın en kritik enerji merkezi konumunda bulunuyor.

Savaş nedeniyle dünya piyasalarının günlük yaklaşık 13 milyon varil petrol kaybettiğini söyleyen el-Muhenna, bunun “küresel petrol piyasasının karşılaştığı en büyük krizlerden biri” olduğunu vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ve fiyatlarda yeni sıçramalara yol açtığını ifade etti.

Savaşın piyasalara etkisinin ne kadar süreceğine ilişkin değerlendirmesinde ise el-Muhenna, krizin devamının doğrudan çatışmaların sürmesine, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasına ve zarar gören petrol sahaları ile üretim tesislerinin durumuna bağlı olduğunu söyledi. Savaşın ne zaman sona ereceğinin ve petrol akışının ne zaman normale döneceğinin bilinmediğini belirten el-Muhenna, tesislerde oluşan yapısal hasarın onarımının uzun zaman alabileceğine dikkat çekti.

sdvdv
Kral Suud Üniversitesi Medya Bölümü tarafından düzenlenen medya anlatıları konulu seminer. (Şarku’l Avsat)

Enerji sektöründeki etkilerin yalnızca birkaç ayla sınırlı kalmayacağını vurgulayan el-Muhenna, askeri ve siyasi çatışmalar sona erse bile üretim, rafinaj ve ihracat zincirinde oluşan bozulmaların giderilmesinin yıllar sürebileceğini söyledi. Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalmasının üretimin eski seviyesine dönmesini daha da zorlaştıracağını belirten el-Muhenna, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve OPEC’in tüketiciyi korumak amacıyla arz-talep dengesini ve fiyat istikrarını sağlamaya çalıştığını kaydetti.

El-Muhenna ayrıca petrol fiyatları ile medya arasındaki ilişkinin özellikle kriz dönemlerinde daha da güçlendiğini ifade ederek, medyanın yalnızca haber aktaran bir araç olmaktan çıkıp piyasa yönelimlerini ve yatırımcı davranışlarını etkileyen temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Eski Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı Müsteşarı Dr. Abdülaziz bin Selme ise ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşını “birçok açıdan eşi benzeri görülmemiş” olarak nitelendirdi. Bin Selme, bunun İsrail ve ABD’nin NATO müttefikleriyle önceden istişare etmeden birlikte yürüttüğü ilk savaş olduğunu belirtti.

Avrupa medyasındaki haber dilinin iki temel eksende şekillendiğini söyleyen Bin Selme, bunlardan ilkinin askeri güvenlik, ikincisinin ise ekonomi olduğunu ifade etti. Avrupa’da, Donald Trump döneminde ABD’ye yönelik güven kaybı yaşandığını ve İran balistik füzelerinin Avrupa içlerine ulaşabileceğine dair kaygıların arttığını söyledi.

Üniversitenin eski Medya Bölüm Başkanı Dr. İbrahim el-Buayyez ise Amerikan medyasının savaşın başlangıcında resmi hükümet söylemine dayandığını ve savaşı “İran’ın nükleer hedeflerini engellemeye yönelik önleyici bir operasyon” olarak sunduğunu belirtti. Ancak zamanla resmi anlatıdan uzaklaşan seslerin yükselmeye başladığını ve savaşa yönelik muhalefetin arttığını söyledi.

Üniversitede medya profesörü olan Dr. Mutlak el-Muteyri de İsrail’in yürüttüğü faaliyetlerin yalnızca askeri boyutta değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bunun aynı zamanda algı yönetimi ve anlam üretimiyle bağlantılı geniş kapsamlı bir strateji olduğunu ifade etti.

El-Muteyri’ye göre İsrail anlatısı üç temel eksen üzerine kuruluyor: tehdidin yeniden tanımlanması, askeri müdahalenin “önleyici savunma” çerçevesinde meşrulaştırılması ve İsrail’in Batı için temel güvenlik ortağı konumunun güçlendirilmesi.

Öğretim üyesi Mişal el-Uveyl ise Tahran yönetiminin medya yaklaşımında iki farklı söylem kullandığını söyledi. Buna göre ilk söylem, iç kamuoyunu mobilize etmeye yönelik İran içi propaganda diline dayanırken; ikinci söylem uluslararası ve Arap kamuoyunu hedef alan siyasi ve medya mesajlarından oluşuyor.