Körfez ve Arap ülkeleri, Irak’tan gelen İHA’larla Suudi Arabistan’ın hedef alınmasını kınadı

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin bayrakları (SPA)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin bayrakları (SPA)
TT

Körfez ve Arap ülkeleri, Irak’tan gelen İHA’larla Suudi Arabistan’ın hedef alınmasını kınadı

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin bayrakları (SPA)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin bayrakları (SPA)

Körfez ülkeleri, Irak hava sahasından gelen insansız hava araçlarıyla (İHA) Suudi Arabistan’a yönelik saldırı girişimini kınadı. Körfez ülkeleri, bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden ‘saldırılar’ karşısında Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduklarını vurguladı.

İlk Körfez tepkisi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’den geldi. El-Budeyvi, saldırıyı ‘en sert ifadelerle’ kınayarak, bunun ‘bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik açık bir ihlal’ olduğunu söyledi. Saldırının, hayati tesisler ile altyapının güvenliğini tehdit eden ‘tırmandırıcı yaklaşımın devam ettiğini’ gösterdiğini belirten el-Budeyvi, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın güvenliğini hedef alan her türlü girişime karşı ortak tutum sergileyeceğini ifade etti.

atyh
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi (KİK)

El-Budeyvi, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ‘KİK ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası’ olduğunu vurgulayarak, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini korumaya yönelik tüm adımlarında Riyad yönetiminin yanında tek safta durduğunu ifade etti.

Katar da Suudi Arabistan’ın İHA’larla hedef alınmaya çalışılmasını sert şekilde kınadı. Doha yönetimi, saldırıyı ‘kabul edilemez bir saldırı, Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik ihlal ve hem ülke hem de bölge güvenliğine tehdit’ olarak değerlendirdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Doha’nın Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğu ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini, vatandaşları ile topraklarında yaşayanların emniyetini korumaya yönelik tüm tedbirleri desteklediği belirtildi.

Kuveyt de saldırıyı sert şekilde kınayarak, Irak hava sahasından gelen İHA’larla Suudi Arabistan’ın hedef alınmasının ‘uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının açık ihlaller zincirinin devamı’ anlamına geldiğini bildirdi.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, bu tür saldırıların bölgesel güvenlik ve istikrarı zayıflattığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca Kuveyt’in, Suudi Arabistan’ın güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik tüm adımlarına destek vermeyi sürdüreceği vurgulandı.

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı da Irak hava sahasından gelen İHA’larla Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını hedef alan ‘hain terör saldırısını’ sert şekilde kınadığını duyurdu. Bakanlık açıklamasında, saldırının bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden ‘tehlikeli bir tırmanış’ olduğu, iyi komşuluk ilkeleri ile uluslararası hukuk kurallarının açık ihlali anlamına geldiği ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu belirtildi.

Bahreyn yönetimi, iki ülke liderlikleri ve halkları arasındaki köklü kardeşlik bağlarına işaret ederek, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik tüm tedbirlerinde Riyad’ın yanında olduğunu yineledi. Açıklamada ayrıca, Suudi hava savunma sistemlerinin İHA’ları engelleme ve imha etmedeki başarısı övüldü.

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, Irak’ın bu ‘suç ve terör eylemlerine’ karışan tüm tarafları derhal ve kararlı şekilde hesap vermeye zorlayacak adımlar atması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Irak topraklarının ya da hava sahasının bölge ülkelerinin güvenlik ve istikrarını hedef alan saldırılarda kullanılmasının engellenmesi çağrısı yapıldı. Bakanlık ayrıca, sivillerin ve kritik altyapının korunmasına katkı sağlayacak bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliğin pekiştirilmesi çağrısında bulundu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de Irak hava sahasından gelen ve Suudi Arabistan hava sahasına girdikten sonra imha edilen İHA’larla düzenlenen saldırıları ‘en sert ifadelerle’ kınadı.

BAE Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, söz konusu saldırıların ‘kardeş Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik ihlal ve ülkenin güvenlik ile istikrarına tehdit’ oluşturduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca Abu Dabi yönetiminin Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğu ve ülkenin güvenlik ile istikrarını korumaya yönelik tüm adımları desteklediği ifade edildi.

Mısır ve Ürdün de Suudi Arabistan topraklarının İHA’larla hedef alınmaya çalışılmasını sert şekilde kınadı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yayımladığı açıklamada, Kahire yönetiminin Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğu ve her türlü tehdide karşı Riyad’a verdiği desteğin sürdüğü belirtildi. Açıklamada ayrıca Suudi Arabistan’ın egemenliğini korumak ve vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirlerin desteklendiği ifade edildi.

Mısır, Körfez ülkelerinin güvenliğini ‘Mısır ulusal güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel unsurlarından biri’ olarak gördüğünü vurgulayarak, uluslararası hukukun açık ihlali niteliğindeki bu saldırıların mevcut bölgesel krizi daha da karmaşık hâle getirebileceği ve gerilimi düşürme çabalarını sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.

Ürdün ise Suudi Arabistan’a yönelik saldırının ülkenin egemenliğine açık bir ihlal, güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğüne yönelik tehdit olduğunu belirterek, bunun aynı zamanda uluslararası hukuk ile BM Şartı’nın ağır şekilde ihlali anlamına geldiğini kaydetti.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Amman yönetiminin Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğu ve ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik tüm adımlarında Riyad’ın yanında yer aldığı vurgulandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde, ‘ülkesinin Suudi Arabistan ve diğer kardeş Körfez ülkeleriyle, güvenlik ve istikrarlarını hedef alan her türlü girişime karşı tam dayanışma içinde olduğunu’ yineledi.

Dün gerçekleştirilen telefon görüşmesinde taraflar, bölgede hızla gelişen olaylar karşısında Kahire ile Riyad arasındaki yakın koordinasyonu ele aldı. İki bakan, ‘bölgesel gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları ve tırmanışın sürmesinin Ortadoğu’yu uluslararası güvenlik ve istikrarı da etkileyecek bir kaos ortamına sürükleme riskini’ değerlendirdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı açıklamaya göre Abdulati ile Faysal bin Ferhan arasındaki görüşmede, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecindeki gelişmeler de ele alındı. Taraflar, ‘bu sürecin yeniden başlatılması ve başarıya ulaşmasının önemine’ dikkat çekerken, ‘krizin çözümünde tek yolun diyalog ve diplomatik çözümler olduğu, bunun da bölgeyi hesaplanmamış çatışmalara sürüklenme riskinden koruyacağı’ görüşünde birleşti.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt da bugün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan hava sahasını ihlal eden İHA’larla gerçekleştirilen saldırıyı ‘en sert ifadelerle’ kınadı. Ebu Gayt, ‘bu korkak saldırının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini veya meşrulaştırılamayacağını’ belirtti.

Ebu Gayt ayrıca Arap Birliği’nin, Suudi Arabistan’ın topraklarını ve vatandaşlarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde alacağı tüm tedbirlerde Riyad yönetimiyle tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ise dün yaptığı açıklamada, Irak’tan gelen İHA’ların Suudi hava sahasına girdikten sonra imha edildiğini duyurmuştu. Bakanlık Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, Suudi Arabistan’ın uygun zaman ve yerde karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu belirterek, ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşları ile topraklarında yaşayanların emniyetini hedef alan her türlü tehdide karşı gerekli tüm operasyonel tedbirlerin alınacağını vurguladı.



Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
TT

Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)

Suudi Arabistan, uluslararası yatırımcıların portföylerinde artık yalnızca petrol fiyatlarına dayalı bir bahis olmaktan çıktı ve küresel piyasalar haritasında çok farklı bir konuma yerleşti. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları ve varlık yönetim şirketlerinden State Street bünyesinde Ortadoğu, Afrika ve Resmi Kurumlar Sorumlusu olan Emmanuel Laurina, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, Suudi Arabistan’ın kurumsal yatırımcıların gözündeki yerini yeniden şekillendiren derin yapısal dönüşüme dikkat çekti ve şirketinin bu pazara yönelik büyük beklentilerini anlattı.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına bakışında köklü bir değişim yaşandığını belirterek, ülkenin petrol odaklı bir yatırım alanı olmaktan çıkıp gelişen piyasalar portföylerinde temel bir bileşen haline geldiğini söyledi. Bu dönüşümün arkasında ise yatırım yapılabilir sektörlerin genişlemesi bulunduğunu ifade etti. Özellikle finans, enerji ve hammadde alanlarında oluşan çeşitliliğin, teknoloji ağırlıklı gelişen piyasalara karşı gerçek bir alternatif sunduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük küresel hisse senedi ve tahvil endekslerine dahil edilmesinin yabancı sermaye akışlarını daha kurumsal bir çerçeveye oturttuğunu belirten Laurina, bunun aynı zamanda Suudi piyasasının uluslararası portföylerdeki ağırlığını artırdığını söyledi. Laurina’ya göre, Vizyon 2030 reformları da petrol dışındaki alanlarda yatırım fırsatlarının genişlemesinde merkezi rol oynadı.

Günümüzde yatırımcıları cezbeden ne?

Uluslararası ilginin mevcut itici güçlerine değinen Laurina, piyasanın serbestleştirilmesi ve Tadawul üzerinden yabancı yatırımcılara hisse senedi işlemlerinin açılmasının, likiditeyi ve uluslararası katılımı artırdığını söyledi. Laurina, Suudi Arabistan’ın yapay zekâ ve dijital altyapı alanlarında güçlü bir yönelim içinde olduğunu, bu kapsamda dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini belirtti.

Sabit getirili yatırım araçları tarafında ise Suudi devlet tahvillerinin A+ seviyesinde yüksek kredi notuna sahip olduğuna dikkat çeken Laurina, bu tahvillerin ABD tahvillerinin üzerinde pozitif getiri sunduğunu ve dolar bazlı çeşitlendirme arayan yatırımcılar için cazip bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına erişim imkanlarının belirgin şekilde iyileştiğini kabul ederken, nitelikli yabancı yatırımcı sisteminin kaldırılması ve kote menkul kıymetlerde doğrudan mülkiyet modeline geçilmesinin bu alanda önemli bir dönüşüm yarattığını söyledi.

Bununla birlikte, bireysel ve toplam yabancı sahiplik oranlarına ilişkin sınırlar ile yerel aracı kurumlar üzerinden işlem yapma zorunluluğu gibi bazı yapısal kısıtlamaların sürdüğünü belirtti. Laurina ayrıca, yabancı borsa yatırım fonlarının Suudi Arabistan’da işlem görmesinin, ülke içindeki piyasa yapıcılığı mekanizmasının henüz sınırlı olması nedeniyle kısmi bir gelişim aşamasında bulunduğunu kaydetti.

Suudi hisse senetlerini hedefleyen yeni bir fon

State Street’in Suudi piyasasındaki doğrudan girişimlerine değinen Laurina, şirketin kısa süre önce Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile iş birliği içinde yeni bir borsa yatırım fonu başlattığını açıkladı. Laurina, söz konusu fonun uluslararası yatırımcılara Suudi hisselerine erişim imkânı sunduğunu ve aktif, sistematik bir stratejiyle piyasa döngüleri boyunca referans endeksin üzerinde getiri hedeflediğini söyledi.

Bu adımın arkasındaki temel nedenin müşteri talebindeki artış olduğunu belirten Laurina, Suudi piyasasının yapısında petrol hisselerinden sağlık, altyapı hizmetleri ve teknoloji gibi sektörlere doğru dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını ifade etti.

TBHY
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve State Street yetkilileri

Laurina, borsa yatırım fonlarının daha geniş bir yatırım ekosisteminin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu kaydederek, bu yapının kurumsal yetkilendirmeler, stratejik ortaklıklar ve küresel endekslere dahil edilmeye bağlı sermaye akışlarının yanı sıra özel piyasalardaki artan faaliyetleri de kapsadığını söyledi. Özellikle Vizyon 2030 kapsamında öncelik verilen sektörlerde özel piyasa yatırımlarının büyüdüğünü vurguladı.

State Street’in daha geniş bölgesel stratejisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laurina, Ortadoğu ve Afrika bölgesinin grubun gelecekteki büyüme planlarında temel bir yere sahip olduğunu belirtti. Bu stratejinin; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da varlık sınıflarının kurumsal yapısının güçlendirilmesi, İslam hukukuna uyumlu portföylerin uluslararasılaştırılması ve bölgesel nitelikli yatırım çözümlerine yönelik artan talep olmak üzere üç ana eksene dayandığını söyledi.

Bu çerçevede Riyad’ın 2024 itibarıyla State Street’in dünya genelindeki 11’inci yatırım merkezi haline geldiğini açıklayan Laurina, yerel yatırım ve araştırma ekiplerinin de sürekli genişletildiğini ifade etti. Laurina, Suudi Arabistan’ın şirket açısından stratejik bir piyasa olduğunu ve Ortadoğu-Afrika bölgesindeki büyüme stratejisinin başlıca itici güçlerinden biri olarak görüldüğünü sözlerine ekledi.


BAE, Irak'tan kendi topraklarından başlatılan saldırıları durdurmasını istedi

Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
TT

BAE, Irak'tan kendi topraklarından başlatılan saldırıları durdurmasını istedi

Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)
Abu Dabi'deki Barakah Nükleer Santrali (WAM)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bugün Irak hükümetine çağrıda bulunarak, Barakah Nükleer Güç Santrali’ni hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından kendi topraklarından kaynaklanan "bütün düşmanca eylemlerin acilen, kayıtsız ve şartsız olarak" engellenmesini istedi.

BAE Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ülke içindeki kritik sivil tesisleri hedef alan "kalleş terör saldırıları" şiddetle kınandı. Açıklamada, İHA’lardan birinin ez-Zafra bölgesinde bulunan Barakah Santrali’nin yakınındaki bir elektrik jeneratörüne isabet ettiği belirtildi.

Bakanlık, bu saldırıların BAE’nin egemenliğinin ve hava sahasının açık bir ihlali olduğunu, aynı zamanda uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nı açıkça çiğnediğini vurguladı. Bağdat yönetimine, bölge güvenliği ve istikrarının korunması adına kendi topraklarından yönelen tehditlere karşı derhal ve sorumlu bir şekilde harekete geçme çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, "Irak Cumhuriyeti hükümetinin, topraklarından kaynaklanan tüm düşmanca eylemleri acilen, kayıtsız ve şartsız olarak engelleme yükümlülüğü ile bu tehditlere karşı ivedi, anlık ve sorumlu bir yaklaşım sergilemesi gerektiği" ifade edildi.

BAE Savunma Bakanlığı pazar günü yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin ülkenin batı sınırından hava sahasına giren üç İHA’dan ikisini başarıyla imha ettiğini, üçüncüsünün ise nükleer santralin iç çeperinin dışındaki bir elektrik jeneratörüne isabet ettiğini duyurmuştu. Saldırıda tesis içinde herhangi bir hasar meydana gelmediği bildirilmişti.

Suudi Arabistan ve KİK'ten BAE'ye tam destek

Saldırıyı "en sert ifadelerle" kınayan Suudi Arabistan, bölge güvenliğini ve istikrarını tehdit eden bu eylemleri kesin bir dille reddettiğini açıkladı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Krallığın BAE ile tam bir dayanışma içinde olduğunu ve BAE'nin egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak adına alacağı tüm önlemleri desteklediğini vurguladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, BAE Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek saldırı sonrası güvenlik önlemleri hakkında bilgi aldı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de saldırıyı "tehlikeli bir tırmanış" ve bölge güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak nitelendirdi ve KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, kritik bir nükleer tesisin hedef alınmasının, nükleer tesislerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuk ve normların açık ihlali olduğunu belirtti. El-Budeyvi; bölgesel ve uluslararası güvenliği, sivillerin emniyetini, çevreyi ve küresel enerji arzını etkileyebilecek felaket doğuracak sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak, KİK ülkelerinin, güvenliğini ve istikrarını koruma mücadelesinde BAE'nin yanında olduğunu yineledi.


 Suudi Arabistan enerji krizinde devrede: Küresel petrol piyasasına kritik müdahale

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
TT

 Suudi Arabistan enerji krizinde devrede: Küresel petrol piyasasına kritik müdahale

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (SPA)

Suudi Arabistan, küresel enerji arzının istikrarını sağlama ve İran savaşı ile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin durmasından kaynaklanan tedarik krizinin etkilerini sınırlandırma yönündeki uluslararası çabaların başını çekiyor. Riyad yönetimi, stratejik lojistik altyapısı sayesinde enerji akışını güvence altına alırken, petrol fiyatlarının kontrolsüz biçimde yükselmesini de engelledi. Buna karşılık akademik ve sektörel çevreler, savaş sona erse ve Hürmüz Boğazı yeniden açılsa bile çatışmanın petrol tesisleri ve rafineriler üzerindeki yapısal etkilerinin yıllarca sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Danışmanı Dr. İbrahim el-Muhenna, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, krallığın rolünün son derece önemli olduğunu ve küresel petrol piyasasını ciddi bir krizden kurtardığını söyledi. El-Muhenna, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın yaklaşık 7 milyon varil petrolü Hürmüz Boğazı’na ihtiyaç duymadan Kızıldeniz’e taşıdığını, böylece uluslararası piyasalara ham petrol ve petrol ürünleri sevkiyatının sürdüğünü belirtti. Bu durumun fiyatların “çılgınca yükselmesini” önlediğini ifade etti.

El-Muhenna’nın açıklamaları, King Saud University (Kral Suud Üniversitesi)  Medya Bölümü tarafından düzenlenen “Medyatik Anlatılar... Amerikan-İsrail-İran Savaşı” başlıklı sempozyumun ardından geldi.

İran savaşının başlamasıyla birlikte gelişmelerin ve petrol fiyatlarının çok hızlı dalgalandığını belirten el-Muhenna, “Bilgi kirliliği ve gerçeklerin netleşmemesi nedeniyle petrol piyasalarındaki medya takibi zayıfladı, sağlıklı analizler azaldı. Bu da fiyat dalgalanmalarının hızını ve derinliğini artırdı” dedi.

frvfbv
Dr. İbrahim el-Muhenna katıldığı sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)

Vadeli işlemler piyasası ile spot piyasa arasında daha önce görülmemiş bir kopuş yaşandığını kaydeden el-Muhenna, zaman zaman varil başına 50 dolara ulaşan fiyat farklarının oluştuğunu söyledi.

El-Muhenna’ya göre Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, İran ve Irak’tan oluşan Körfez bölgesi yalnızca dünya petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılamasıyla değil; aynı zamanda rafineri kapasitesi ve sıvılaştırılmış doğal gaz üretimindeki ağırlığıyla da dünyanın en kritik enerji merkezi konumunda bulunuyor.

Savaş nedeniyle dünya piyasalarının günlük yaklaşık 13 milyon varil petrol kaybettiğini söyleyen el-Muhenna, bunun “küresel petrol piyasasının karşılaştığı en büyük krizlerden biri” olduğunu vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ve fiyatlarda yeni sıçramalara yol açtığını ifade etti.

Savaşın piyasalara etkisinin ne kadar süreceğine ilişkin değerlendirmesinde ise el-Muhenna, krizin devamının doğrudan çatışmaların sürmesine, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasına ve zarar gören petrol sahaları ile üretim tesislerinin durumuna bağlı olduğunu söyledi. Savaşın ne zaman sona ereceğinin ve petrol akışının ne zaman normale döneceğinin bilinmediğini belirten el-Muhenna, tesislerde oluşan yapısal hasarın onarımının uzun zaman alabileceğine dikkat çekti.

sdvdv
Kral Suud Üniversitesi Medya Bölümü tarafından düzenlenen medya anlatıları konulu seminer. (Şarku’l Avsat)

Enerji sektöründeki etkilerin yalnızca birkaç ayla sınırlı kalmayacağını vurgulayan el-Muhenna, askeri ve siyasi çatışmalar sona erse bile üretim, rafinaj ve ihracat zincirinde oluşan bozulmaların giderilmesinin yıllar sürebileceğini söyledi. Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalmasının üretimin eski seviyesine dönmesini daha da zorlaştıracağını belirten el-Muhenna, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve OPEC’in tüketiciyi korumak amacıyla arz-talep dengesini ve fiyat istikrarını sağlamaya çalıştığını kaydetti.

El-Muhenna ayrıca petrol fiyatları ile medya arasındaki ilişkinin özellikle kriz dönemlerinde daha da güçlendiğini ifade ederek, medyanın yalnızca haber aktaran bir araç olmaktan çıkıp piyasa yönelimlerini ve yatırımcı davranışlarını etkileyen temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Eski Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı Müsteşarı Dr. Abdülaziz bin Selme ise ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşını “birçok açıdan eşi benzeri görülmemiş” olarak nitelendirdi. Bin Selme, bunun İsrail ve ABD’nin NATO müttefikleriyle önceden istişare etmeden birlikte yürüttüğü ilk savaş olduğunu belirtti.

Avrupa medyasındaki haber dilinin iki temel eksende şekillendiğini söyleyen Bin Selme, bunlardan ilkinin askeri güvenlik, ikincisinin ise ekonomi olduğunu ifade etti. Avrupa’da, Donald Trump döneminde ABD’ye yönelik güven kaybı yaşandığını ve İran balistik füzelerinin Avrupa içlerine ulaşabileceğine dair kaygıların arttığını söyledi.

Üniversitenin eski Medya Bölüm Başkanı Dr. İbrahim el-Buayyez ise Amerikan medyasının savaşın başlangıcında resmi hükümet söylemine dayandığını ve savaşı “İran’ın nükleer hedeflerini engellemeye yönelik önleyici bir operasyon” olarak sunduğunu belirtti. Ancak zamanla resmi anlatıdan uzaklaşan seslerin yükselmeye başladığını ve savaşa yönelik muhalefetin arttığını söyledi.

Üniversitede medya profesörü olan Dr. Mutlak el-Muteyri de İsrail’in yürüttüğü faaliyetlerin yalnızca askeri boyutta değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bunun aynı zamanda algı yönetimi ve anlam üretimiyle bağlantılı geniş kapsamlı bir strateji olduğunu ifade etti.

El-Muteyri’ye göre İsrail anlatısı üç temel eksen üzerine kuruluyor: tehdidin yeniden tanımlanması, askeri müdahalenin “önleyici savunma” çerçevesinde meşrulaştırılması ve İsrail’in Batı için temel güvenlik ortağı konumunun güçlendirilmesi.

Öğretim üyesi Mişal el-Uveyl ise Tahran yönetiminin medya yaklaşımında iki farklı söylem kullandığını söyledi. Buna göre ilk söylem, iç kamuoyunu mobilize etmeye yönelik İran içi propaganda diline dayanırken; ikinci söylem uluslararası ve Arap kamuoyunu hedef alan siyasi ve medya mesajlarından oluşuyor.