Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu işletme kârını ikiye katladı; varlıkları 2025’te 1,21 trilyon dolara yükseldi

İdari giderler yüzde 9 azaldı ve net kâr artışı yüzde 152 olarak kaydedildi

Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (PIF)
Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (PIF)
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu işletme kârını ikiye katladı; varlıkları 2025’te 1,21 trilyon dolara yükseldi

Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (PIF)
Kral Abdullah Finans Merkezi’ndeki Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (PIF)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), ekonomik dönüşümün öncüsü ve kıtalararası küresel bir yatırımcı olarak konumunu pekiştiren bir adımla, 2025 yılına ait mali performans detaylarını uluslararası piyasaların takibine sundu. Londra Borsası’nda konsolide ve denetlenmiş mali tablolarını yayımlayan PIF, yıllık net kârını yüzde 152 gibi rekor bir oranda artırarak 17,36 milyar dolara (65,1 milyar riyal) yükselttiğini ve toplam varlıklarını yüzde 5 artışla 1,21 trilyon dolar (4,54 trilyon riyal) sınırına ulaştırdığını açıkladı.

Rakamlardaki bu yükselişin sadece piyasa dalgalanmalarının bir sonucu olmadığı, aksine oldukça esnek bir genişleme stratejisinin yansıması olduğu belirtildi. PIF’ın bu süreçte, HUMAIN şirketi aracılığıyla yapay zekâ gibi geleceğin sektörlerine yönelirken, diğer yandan Riyad Expo 2030 gibi büyük egemen projelerle yerel kalkınmaya öncülük ettiği ifade edildi. Ayrıca, yenilikçi yeşil finansman araçlarının devreye alınmasıyla birlikte, yabancı yatırımcıların fonun likiditesine ve sürdürülebilirliğine olan güveninin arttığı kaydedildi.

Operasyonel verimlilik ve kârlılıkta rekor artış

Konsolide mali tablolar, temel olarak iştirak ortaklıklarındaki kâr artışı ve fonun idari giderlerindeki yüzde 9’luk düşüşün etkisiyle, yıllık bazda kârlılıkta büyük bir geri dönüşe işaret etti. Bu durum, işletme verimliliğinin artırıldığının ve harcamaların sıkı bir şekilde kontrol altında tutulduğunun net bir göstergesi olarak değerlendirildi. Faaliyet kârı, 2024 yılındaki 9,2 milyar dolarlık (34,6 milyar riyal) seviyesinden yüzde 120’yi aşan bir sıçramayla 20,8 milyar dolara (77,9 milyar riyal) ulaştı.

Bu yükseliş, toplam gelirlerin bir önceki yıla kıyasla (413 milyar riyal) yüzde 9 oranında artarak 119,73 milyar dolara (449 milyar riyal) ulaşmasıyla desteklendi. Bu durum, fon portföyünün sürekli büyüdüğünü ve getirilerinin arttığını ortaya koydu.

Söz konusu güçlü faaliyet performansı doğrudan 2025 yılı net kârına da yansıdı. Net kâr, 2024 yılındaki 25,8 milyar riyal seviyesine kıyasla yüzde 152’lik rekor bir artışla 17,36 milyar dolara (65,1 milyar riyal) yükselerek bir önceki yılki seviyesini ikiye katladı.

Bu büyüme süreci, fonun 93,33 milyar doları (350 milyar riyalden fazla) aşan yüksek nakit ve nakit benzeri varlık seviyesini korumasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Bu veri, PIF’ın yatırım stratejisini başarıyla sürdürme konusundaki yüksek mali kabiliyetini tescilledi.

Varlıkların yükseliş süreci ve 2030 hedefleri

Bu güçlü mali sonuçlar, fonun varlık tabanını ve yatırımlarını hızla genişletmeye devam ettiği bir dönemde geldi. Vizyon 2030’un yıllık raporuna göre, 2017 yılında yaklaşık 720 milyar riyal olan varlıklar, geçtiğimiz yılın sonu itibarıyla 4,54 trilyon riyale (1,21 trilyon dolar) yükselirken, 2030 yılına kadar 10 trilyon riyale ulaşılması hedefleniyor.

fvbthynj6m
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) Başkanı Yasir er-Rumeyyan, Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı’nın düzenlediği bir zirvede katılımcılara hitap etti. (Şarku’l Avsat)

Bu ivme, PIF’ın bu yılın başında açıkladığı ve stratejik sektörleri inşa etme aşamasından, ekonomik ekosistemlerde entegrasyonu sağlama ve büyümeyi hızlandırma aşamasına geçmeyi amaçlayan yeni dönem (2026-2030) stratejisiyle de uyumluluk gösteriyor. Söz konusu strateji, Vizyon 2030’un üçüncü aşaması doğrultusunda özel sektörü sadece projeleri uygulayan bir aktör olmaktan çıkarıp değer yaratmada bir ortak konumuna getirmeyi ve uzun vadeli yatırımlarda daha derin ortaklıklara zemin hazırlamayı hedefliyor.

Bu bağlamda PIF Başkanı Yasir er-Rumeyyan, yeni stratejinin ‘büyüme ve genişleme aşamasından; sürdürülebilir değer yaratma, etkiyi en üst düzeye çıkarma ve yatırım verimliliğini artırma odaklı yeni bir aşamaya geçişi temsil eden doğal bir ilerleme’ olduğunu vurguladı. Er-Rumeyyan, bu hedefe, önceki planlarda yer alan 13 stratejik sektörün, belirli hedefleri olan şirketlere dayalı 6 entegre ekonomik ekosisteme dönüştürülmesiyle ulaşılacağını belirtti. Ayrıca mali getirileri artırmaya ve yatırım verimliliğine bağlı kalmaya odaklanılacağını, yatırım ve projelerin performansının sürekli olarak değerlendirileceğini ifade etti.

Geleceğin sektörlerine öncülük etmek

Geleceğin sektörleri kapsamında PIF, 2025 yılı boyunca altyapı, veri merkezleri, bulut teknolojileri, gelişmiş model ve uygulamaları içeren yapay zekâ değer zincirinin tüm aşamalarında yatırım yapma konusunda uzmanlaşan HUMAIN şirketini kurarak yapay zekâ ve ileri teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmaya odaklandı.

Bu doğrultuda atılan stratejik bir adımla PIF, ana varlıkları entegre etmek ve şirketin teknolojik kapasitesini genişletmek amacıyla Saudi Aramco ile ön protokol imzaladı. Anlaşma uyarınca çoğunluk hissesi fonda kalırken, Aramco HUMAIN şirketinde önemli bir azınlık hissesi devralacak.

dfbytnm
Riyad’da düzenlenen Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı sırasında ziyaretçiler, Suudi yapay zekâ şirketi HUMAIN’in standını inceliyorlar. (AFP)

Geleceğin mobilitesi ve sürdürülebilirlik sektöründe ise çoğunluk hissesi fona ait olan Lucid Group, araç teslimatlarının yıllık bazda yüzde 55 oranında büyük bir artış göstererek 2025 yılında 15 bin 841 araca ulaştığını duyurdu. Bu gelişme, Formula E ortaklığıyla başlatılan ve 2025 yılı sonuna kadar Suudi Arabistan, ABD ile Birleşik Krallık’ta 50 binden fazla öğrenciye ulaşmayı hedefleyen, STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) eğitimini yaygınlaştırmaya yönelik Driving Force programının hayata geçirilmesiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Turizm ve eğlence sektörü

Yerel kalkınma alanında ise PIF, öncü yerel kalkınma ve turizm projelerini desteklemek ve ekonomik ekosistemi güçlendirmek amacıyla adımlarını hızlandırdı. Bu kapsamda, Suudi Arabistan’ın ev sahipliği yapacağı Expo 2030’un tesislerini geliştirmek, işletmek ve bu tesislerden uzun vadeli yatırım fonu sağlamak üzere Expo 2030 Riyad şirketi kuruldu. Projenin sürdürülebilir turizmi desteklemeye, özel sektör için yeni fırsatlar yaratmaya; inşaat, işletme ve sonraki aşamalarda gayri safi yurt içi hasılaya olan katkıyı artırmaya güçlü bir destek sunması bekleniyor.

Eğlence ve lüks turizm sektöründe de 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildi. Kıddiye şehri, Kuzey Amerika dışındaki ilk Six Flags eğlence parkının açılışını duyurarak krallıkta benzersiz bir destinasyon oluşturdu. Bunun yanı sıra Red Sea Global şirketi, lüks kıyı destinasyonu Amaala’nın resmi açılışını gerçekleştirdiğini ilan etti.

Bu büyük inşaat ve kalkınma projelerine paralel olarak mali tablolar, PIF’ın yatırım amaçlı gayrimenkuller kaleminde de bir yükseliş ortaya koydu. Buna göre yatırım amaçlı gayrimenkullerin değeri, 2024 yılındaki 17,46 milyar dolarlık seviyesinden 21,46 milyar dolara ulaştı.

Yeşil finans dönemi

PIF’ın 576,4 milyar dolar değerindeki yatırım amaçlı menkul kıymetlerinin detayları, sürdürülebilir getiriler sağlamak amacıyla risklerin coğrafi ve parasal olarak çeşitlendirilmesine dayalı sıkı bir felsefeyi ortaya koydu. Buna göre, Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi 344,2 milyar dolarla en büyük paya sahip olmayı sürdürürken, bu bölgeyi 145,9 milyar dolarla Kuzey Amerika, 44,7 milyar dolarla Avrupa ve 41,6 milyar dolarla Asya piyasaları takip etti.

bhnj6y7j
Suudi Arabistan’ın başkentinin havadan çekilmiş bir fotoğrafında Kamu Yatırım Fonu Kulesi görülüyor. (SPA)

Sermaye piyasalarını desteklemek amacıyla PIF, bölgeye odaklanan yenilikçi yatırım stratejileri geliştirmek üzere Goldman Sachs Asset Management ve Franklin Templeton gibi küresel finans kuruluşlarıyla mutabakat zaptı imzaladı. Finansman mimarisi alanında ise PIF, euro cinsinden ihraç ettiği 1,65 milyar euro değerindeki ilk yeşil tahvil ihracıyla yeni bir finansal başarıya imza attı. Söz konusu ihraç, arz edilen miktarın 6 katından fazla talep görerek rekor bir katılım kaydetti. Bunun yanı sıra, kısa vadeli bir finansman kanalı olarak ilk finansman bonosu programı da hayata geçirildi.

Özel sektörün güçlendirilmesi

Yerel ekonomik ekosistemi destekleme taahhüdü kapsamında PIF, büyük projelerdeki mevcut fırsatları değerlendirmek amacıyla portföy şirketleri ve kamu kurumlarının geniş katılımıyla Kamu Yatırım Fonu ve Özel Sektör Forumu’nun üçüncüsünü düzenledi. PIF’ın girişimleri; yerlileştirmeyi güçlendirme, yerel tedarikçileri geliştirme ve yeni başlayan projelerde özel sektörün payını artırma yönündeki çalışmalarını sürdürdü. Bu adımların, kaydedilen tarihi mali büyümenin önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan ekonomisinin kapsamlı ve sürdürülebilir yapısına doğrudan yansımasını güvence altına aldığı belirtildi.



"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlık Ofisi Başkanı Orgeneral Abdül Emir eş-Şemmari ile dün Riyad’da bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki askeri ve savunma alanlarındaki ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ele alındı.

Suudi Savunma Bakanı dün X hesabından yaptığı paylaşımda, “Ortak çıkarlarımıza hizmet etmek, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla iki ülke arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Prens Halid bin Selman, “Irak, bizim için her zaman değerli bir komşu olmaya devam edecek. Hükümeti ve kardeş Irak halkıyla aramızda kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bağları bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan’ın Irak’ın güvenliği, istikrarı, kalkınması ve refahını desteklemek amacıyla her zaman ülkenin yanında duracağını belirten Bakan, bunun Irak’ın ve halkının çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyad er-Ruveyli, Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fehd es-Selman ve Savunma Bakanı İstihbarat İşlerinden Sorumlu Danışmanı Hişam bin Seyf katıldı.

Irak heyetinde ise İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Terörle Mücadele Teşkilatı Başkanı Korgeneral Zeyd el-Musevi ve Hava Savunma Komutanı Korgeneral Mühenned el-Esedi yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Şemmari başkanlığındaki üst düzey Irak güvenlik heyeti dün Suudi Arabistan’a ulaştı. Heyetin ziyaretinde, insansız hava araçları (İHA) dosyası da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik konuları ve ortak meselelerin ele alınması, ayrıca iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonu ve iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının görüşülmesi planlandı.