Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler
TT

Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin 100’üncü yıl dönümü dünya ve Avrupa’da anılırken tarihçiler ve Birinci Dünya Savaşı kayıtlarıyla ilgilenenler ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde yer almak için sıcak ülkelerinden Avrupa’nın dondurucu soğuğuna giden 2 buçuk milyon Müslüman’ın oynadığı rol, çok az kişinin ilgisini çekiyor.

“The Guardian”ın da aralarında bulunduğu birkaç İngiliz basın kuruluşu, milyonlarca Müslüman’ın İtilaf güçleri arasındaki “bilinmeyen ve göz ardı edilen katılımına” değindi. Gazeteler, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının, dini yükümlülüklerini ve geleneklerini savaş atmosferine nasıl uyarladıklarını anlattılar.

Gazeteler, Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’nda siperlere imamlarıyla birlikte girdikleri ve burada 5 vakit namazlarını eda ettiklerini, ölmeden önce şahadet getirdiklerini aktardı. Müslüman askerlerin dinlerinin emirleri ile savaşın gereksinimleri arasında bir denge kurulduğu ve bir takım düzenlemeler yapıldığı belirtildi. Fransız Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı’ndan yapılan bir açıklamada savaş sırasında namaz vakitleri için yapılan düzenlemeyle ilgili olarak “Çatışma şiddetlendiğinde, Müslüman askerin namaz kılmaya fırsatı yoksa baş ve gövdesini hareket ettirmesi yeterli olur. Sakinlik durumunda ise tüm namazlarını istedikleri gibi kılabilirler” ifadelerinin yer aldığı aktarıldı.

Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerindeki yaşadıklarına ilişkin diğer kesitlere de işaret eden gazeteler, savaş alanına gelen özel aşçılar tarafından Müslümanlar için helal yemekler hazırlandığına dikkati çekti. İlaç ve tıbbi malzeme stoku tükenirken Müslüman askerler ve işçiler, doğu ülkelerine özel alternatif tıp ve bitkisel ilaç alanında edindikleri deneyimlerle inançları ne olursa olsun herkese yardım ederek yeni bir destek sağladıkları vurgulandı. Gazeteler, bazı Müslüman askerlerin savaşın yoğunlaştığı anlarda siper arkadaşlarıyla birlikte nasıl coşkuyla marşlar söylediklerini de anlattı.

Müslüman mezarları

Fakat Müslüman askerlerin fedakârlıkları, tüm bu anlatılanların da ötesine geçiyor. Savaş sırasında batı cephesinde ölen 40 bin Fransız askerin mezarının bulunduğu Notre Dame de Lorette Mezarlığı’nda, Müslüman askerlerin kıbleye bakan mezarları İslami yazıların yer aldığı mezar taşlarıyla dikkat çekiyor. Bu mezar taşları, 1908 yılında Müslüman olan Fransız ressam Nasreddine Dinet tarafından tasarlandı.

Notre Dame de Lorette Mezarlığı, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümünde, çoğunlukla İngiltere'den gelen Müslüman ziyaretçilerin akınına uğradı. Müslüman askerlere ait mezarların başında dua etmek isteyenler için düzenlenen ziyaret, “Unutulan Kahramanlar 14-19” olarak bilinen vakfın hayata geçirdiği projelerden biri. Vakıf, Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri için savaşan ve çalışan Müslümanların katkılarını ve kahramanlıklarını ilk kez belgelendirdi. Vakfın adında geçen “19” rakamı, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra 1919'da Suriye'deki Fransız askeri varlığının neden olduğu çatışmaya işaret ediyor.

Araştırmacılar, 19 ülkede 6 yıl boyunca aralarında kişisel mektupların da yer aldığı askeri ve diplomatik belge arşivlerini incelediler. Fransızca, İngilizce, Farsça, Urduca, Rusça, Almanca ve Arapça olmak üzere 850 binden fazla doküman ve yüzlerce fotoğraf tarandı. Bu büyük gayret ile ilk defa asker veya işçi olarak Müttefik Güçler saflarında katkıda bulunan Müslüman sayısının 2 buçuk milyon olduğu doğrulandı.

Unutulan belgeler

Vakfın kurucusu olan 55 yaşındaki Belçikalı Luc Ferrier, büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan gerçekleri anlattığı notları evin tavan arasında buldu. Büyükbabasının notlarında “Mohammedans” olarak isimlendirdiği askerlerle savaş siperlerinde nasıl tanıştığını anlattığına işaret eden Ferrier, bulduklarından yola çıkarak tarih kitaplarına baktığında çok az bilgiye ulaştı. Kendi araştırmasını yapmaya başlayan Ferrier, ilk aşamada Fransa ve Belçika’nın savaş kayıtlarına baktı. Bunun daha önce anlatılmamış harika bir hikaye olduğunu keşfeden Ferrier, bu hikayeyi anlatmak için havacılık sektöründeki işini bıraktı. Ferrier, 2012’de kurduğu vakıfla kendini Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolünü belgelemeye adadı.

Ferrier'in araştırması, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının Afrika, Hindistan, Ortadoğu, Uzak Doğu, Rusya ve hatta ABD’den geldiğini ortaya çıkardı. Farklı arka planları olsa da Ferrier ve ekibini en çok şaşırtan Müslümanların, Avrupa’daki Hıristiyan ve Yahudi askerlerle birlikte savaşmaları ve ölmeleriydi. Ekibe göre, böyle bir tarih öğretisi, şu anda Avrupa'da yaşanan krizlerin çoğunun üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir.

Araştırma sırasında ortaya çıkan belgeler, Müslüman imamların, Hıristiyan papazların ve Yahudi hahamların, çatışmaların ortasında ölen askerleri gömmeleri için birbirlerinin defin işlemlerini ve dualarını öğrenmek zorunda kaldıklarını ortaya çıkardı. Fransız, Belçikalı ve Kanadalı subayların, Almanların savaş esirlerine muamelesi karşısında nasıl dehşete düştüklerini anlattığı belgelerin yanı sıra Müslüman askerlerin aç sivillerle yemeklerini paylaştıklarını ortaya koyan belgelere ulaşıldı. Müslüman askerlerin bu davranışlarının arkasındaki sır araştırıldığında ise bunun Kur’an-ı Kerim ve Muhammed (s.a.v)’in hadislerinde savaş meydanlarında düşmana nasıl davranılacağına işaret edilmiş olmasından kaynaklandığı anlaşıldı.

The Guardian haberinde yer alan açıklamasında Müslüman olmayan Ferrier, “Aşırı sağcı akım ve İslam düşmanlığı Avrupa’da yükseliyor. Projemiz, kıtada insanları ortak bir tarihe sahip olduğumuzun farkına varmalarını hedefliyor. Bunun sömürge siyaseti ya da edebiyatıyla ilgisi yok. Gerçekleri sunuyoruz. Çünkü bütün Avrupa'nın bu hikâyeyi bilmesi gerekiyor. İçerideki düşman olarak resmedilen Müslümanlar, Avrupa'ya değerli katkılarda bulunmayan yeni gelenler olarak addediliyor. Ancak, onların özgür bir Avrupa için hayatlarını feda ettiklerini ve burada bulunma hakkına sahip olduklarını açıkça söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Ferrier’in kurduğu vakfın temel görevlerinden biri, gelecek nesillerin, aralarında yaşayan Müslüman toplulukları daha iyi anlamaları için keşfettikleri bu bulguları Avrupalı gençler arasında yaymak. Vakıf ayrıca, İngiliz okullarındaki çocukların savaş alanlarına gezilerinde uzmanlaşmış olan Anglia Turizm Şirketi işbirliği ile “Birinci Dünya Savaşı'nda Müslümanların Rolü” başlığı altında savaş alanlarına düzenlenen turlar gerçekleştiriyor.

Tur çerçevesinde savaşların yaşandığı siperler, savaş kurbanları için yapılan anıtlar, mezarlıklar ziyaret ediliyor ve burada yaşananlar anlatılıyor. Turda ayrıca Fransa’nın kuzeyindeki Amiens şehrinde bulunan “el-Bedir” camisi ziyaret ediliyor. Vakıf tarafından yapılan araştırma anlatılırken geleneksel Kuzey Afrika yemekleri ikram ediliyor. Müslüman olmayan tur katılımcıları da camide akşam namazını izleyebiliyorlar.

Unutulan Kahramanlar 14-19 Vakfı ile işbirliği yapan “İslam Mirası Vakfı”ından Yusuf Chambers, “Köprüler kurmaya çalışıyoruz. Bunun için yemeklere katılmak ve arkadaşlıklar kurmaktan daha iyi bir yol yok. Çalışmamız tüm toplulukları ve yaş gruplarını hedefliyor. Fakat özellikle gençleri önemsiyoruz. İnsanları tarihin bu kısmıyla ilgili bilgilendirmek istiyoruz. Çünkü her İngilizin ve Avrupalının Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın kahramanları olduğunu görmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bilinmeyenler

Vakfın çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı uzmanlarının dikkatini çekmeyi başardı. Bu, Ferrier'in Harvard Üniversitesi'ndeki tarih profesörlerinin önüne geçmesinin ve vakfının Birleşmiş Milletler’e (BM) çalışmalarını rapor etmesinin yolunu açtı. Vakıf, araştırma yolculuğu sırasında ulaşılan belgelerden ve resimlerden alıntılar içeren “The Unknown Fallen” adlı bir kitap yayınladı. Belki de Ferrier’in gerçeği aramasındaki en etkili olan Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların ailelerine yazdıkları, korku ve şüphelerini paylaştıkları mektuplardı. Özellikle, Notre Dame de Lorette’in etrafındaki siperlerde bulunan Cezayirli bir askerin yazdığı 1916 tarihli mektup.

Cezayirli asker mektubunda şöyle yazmıştı:

“Allah’a ve kutsal olduğuna inandıklarımız üzerine yemin olsun ki, namaz kılmayı bırakmayacağım ve şu anki durumumdan daha da kötüye gitsem bile dinimi terk etmeyeceğim.”

Görünüşe göre, Ferrier ve vakfının çalışmaları istenen etkiyi göstermeye başladı. The Guardian’ın haberinde, Londra'nın doğusundan olan vakfın turuyla ziyarete gelen 25 yaşındaki Tayaba Shaukat şöyle diyor:

“Bu ifadeleri duyduğunuzda, bu çocukların neler yaşadıklarını anlıyorsunuz. Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupalı askerlerin yaşadıkları, şairler ve diğer yazarlar tarafından kapsamlı bir şekilde belgelendi. Ancak, sömürge ülkelerinden gelen Müslümanların ve diğer askerlerin yaşamları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bu değişmeli.”

Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların sayıları:

Askerler

400 bin Hintli (İngiliz Hint Ordusu)

200 bin Cezayirli
100 bin Tunuslu

400 bin Faslı

100 bin Batı Afrikalı

5 bin Somalili ve Libyalı (Fransız Ordusu)

5 bin Amerikalı Müslüman

1.3 milyon Rus Müslüman

İşçiler

100 bin Mısırlı

35 bin Çinli Müslüman

130 bin Kuzey Afrikalı

200 bin Sahra Altı Afrika’dan Müslüman

40 bin Hintli



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.