Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler
TT

Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin 100’üncü yıl dönümü dünya ve Avrupa’da anılırken tarihçiler ve Birinci Dünya Savaşı kayıtlarıyla ilgilenenler ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde yer almak için sıcak ülkelerinden Avrupa’nın dondurucu soğuğuna giden 2 buçuk milyon Müslüman’ın oynadığı rol, çok az kişinin ilgisini çekiyor.

“The Guardian”ın da aralarında bulunduğu birkaç İngiliz basın kuruluşu, milyonlarca Müslüman’ın İtilaf güçleri arasındaki “bilinmeyen ve göz ardı edilen katılımına” değindi. Gazeteler, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının, dini yükümlülüklerini ve geleneklerini savaş atmosferine nasıl uyarladıklarını anlattılar.

Gazeteler, Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’nda siperlere imamlarıyla birlikte girdikleri ve burada 5 vakit namazlarını eda ettiklerini, ölmeden önce şahadet getirdiklerini aktardı. Müslüman askerlerin dinlerinin emirleri ile savaşın gereksinimleri arasında bir denge kurulduğu ve bir takım düzenlemeler yapıldığı belirtildi. Fransız Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı’ndan yapılan bir açıklamada savaş sırasında namaz vakitleri için yapılan düzenlemeyle ilgili olarak “Çatışma şiddetlendiğinde, Müslüman askerin namaz kılmaya fırsatı yoksa baş ve gövdesini hareket ettirmesi yeterli olur. Sakinlik durumunda ise tüm namazlarını istedikleri gibi kılabilirler” ifadelerinin yer aldığı aktarıldı.

Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerindeki yaşadıklarına ilişkin diğer kesitlere de işaret eden gazeteler, savaş alanına gelen özel aşçılar tarafından Müslümanlar için helal yemekler hazırlandığına dikkati çekti. İlaç ve tıbbi malzeme stoku tükenirken Müslüman askerler ve işçiler, doğu ülkelerine özel alternatif tıp ve bitkisel ilaç alanında edindikleri deneyimlerle inançları ne olursa olsun herkese yardım ederek yeni bir destek sağladıkları vurgulandı. Gazeteler, bazı Müslüman askerlerin savaşın yoğunlaştığı anlarda siper arkadaşlarıyla birlikte nasıl coşkuyla marşlar söylediklerini de anlattı.

Müslüman mezarları

Fakat Müslüman askerlerin fedakârlıkları, tüm bu anlatılanların da ötesine geçiyor. Savaş sırasında batı cephesinde ölen 40 bin Fransız askerin mezarının bulunduğu Notre Dame de Lorette Mezarlığı’nda, Müslüman askerlerin kıbleye bakan mezarları İslami yazıların yer aldığı mezar taşlarıyla dikkat çekiyor. Bu mezar taşları, 1908 yılında Müslüman olan Fransız ressam Nasreddine Dinet tarafından tasarlandı.

Notre Dame de Lorette Mezarlığı, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümünde, çoğunlukla İngiltere'den gelen Müslüman ziyaretçilerin akınına uğradı. Müslüman askerlere ait mezarların başında dua etmek isteyenler için düzenlenen ziyaret, “Unutulan Kahramanlar 14-19” olarak bilinen vakfın hayata geçirdiği projelerden biri. Vakıf, Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri için savaşan ve çalışan Müslümanların katkılarını ve kahramanlıklarını ilk kez belgelendirdi. Vakfın adında geçen “19” rakamı, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra 1919'da Suriye'deki Fransız askeri varlığının neden olduğu çatışmaya işaret ediyor.

Araştırmacılar, 19 ülkede 6 yıl boyunca aralarında kişisel mektupların da yer aldığı askeri ve diplomatik belge arşivlerini incelediler. Fransızca, İngilizce, Farsça, Urduca, Rusça, Almanca ve Arapça olmak üzere 850 binden fazla doküman ve yüzlerce fotoğraf tarandı. Bu büyük gayret ile ilk defa asker veya işçi olarak Müttefik Güçler saflarında katkıda bulunan Müslüman sayısının 2 buçuk milyon olduğu doğrulandı.

Unutulan belgeler

Vakfın kurucusu olan 55 yaşındaki Belçikalı Luc Ferrier, büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan gerçekleri anlattığı notları evin tavan arasında buldu. Büyükbabasının notlarında “Mohammedans” olarak isimlendirdiği askerlerle savaş siperlerinde nasıl tanıştığını anlattığına işaret eden Ferrier, bulduklarından yola çıkarak tarih kitaplarına baktığında çok az bilgiye ulaştı. Kendi araştırmasını yapmaya başlayan Ferrier, ilk aşamada Fransa ve Belçika’nın savaş kayıtlarına baktı. Bunun daha önce anlatılmamış harika bir hikaye olduğunu keşfeden Ferrier, bu hikayeyi anlatmak için havacılık sektöründeki işini bıraktı. Ferrier, 2012’de kurduğu vakıfla kendini Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolünü belgelemeye adadı.

Ferrier'in araştırması, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının Afrika, Hindistan, Ortadoğu, Uzak Doğu, Rusya ve hatta ABD’den geldiğini ortaya çıkardı. Farklı arka planları olsa da Ferrier ve ekibini en çok şaşırtan Müslümanların, Avrupa’daki Hıristiyan ve Yahudi askerlerle birlikte savaşmaları ve ölmeleriydi. Ekibe göre, böyle bir tarih öğretisi, şu anda Avrupa'da yaşanan krizlerin çoğunun üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir.

Araştırma sırasında ortaya çıkan belgeler, Müslüman imamların, Hıristiyan papazların ve Yahudi hahamların, çatışmaların ortasında ölen askerleri gömmeleri için birbirlerinin defin işlemlerini ve dualarını öğrenmek zorunda kaldıklarını ortaya çıkardı. Fransız, Belçikalı ve Kanadalı subayların, Almanların savaş esirlerine muamelesi karşısında nasıl dehşete düştüklerini anlattığı belgelerin yanı sıra Müslüman askerlerin aç sivillerle yemeklerini paylaştıklarını ortaya koyan belgelere ulaşıldı. Müslüman askerlerin bu davranışlarının arkasındaki sır araştırıldığında ise bunun Kur’an-ı Kerim ve Muhammed (s.a.v)’in hadislerinde savaş meydanlarında düşmana nasıl davranılacağına işaret edilmiş olmasından kaynaklandığı anlaşıldı.

The Guardian haberinde yer alan açıklamasında Müslüman olmayan Ferrier, “Aşırı sağcı akım ve İslam düşmanlığı Avrupa’da yükseliyor. Projemiz, kıtada insanları ortak bir tarihe sahip olduğumuzun farkına varmalarını hedefliyor. Bunun sömürge siyaseti ya da edebiyatıyla ilgisi yok. Gerçekleri sunuyoruz. Çünkü bütün Avrupa'nın bu hikâyeyi bilmesi gerekiyor. İçerideki düşman olarak resmedilen Müslümanlar, Avrupa'ya değerli katkılarda bulunmayan yeni gelenler olarak addediliyor. Ancak, onların özgür bir Avrupa için hayatlarını feda ettiklerini ve burada bulunma hakkına sahip olduklarını açıkça söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Ferrier’in kurduğu vakfın temel görevlerinden biri, gelecek nesillerin, aralarında yaşayan Müslüman toplulukları daha iyi anlamaları için keşfettikleri bu bulguları Avrupalı gençler arasında yaymak. Vakıf ayrıca, İngiliz okullarındaki çocukların savaş alanlarına gezilerinde uzmanlaşmış olan Anglia Turizm Şirketi işbirliği ile “Birinci Dünya Savaşı'nda Müslümanların Rolü” başlığı altında savaş alanlarına düzenlenen turlar gerçekleştiriyor.

Tur çerçevesinde savaşların yaşandığı siperler, savaş kurbanları için yapılan anıtlar, mezarlıklar ziyaret ediliyor ve burada yaşananlar anlatılıyor. Turda ayrıca Fransa’nın kuzeyindeki Amiens şehrinde bulunan “el-Bedir” camisi ziyaret ediliyor. Vakıf tarafından yapılan araştırma anlatılırken geleneksel Kuzey Afrika yemekleri ikram ediliyor. Müslüman olmayan tur katılımcıları da camide akşam namazını izleyebiliyorlar.

Unutulan Kahramanlar 14-19 Vakfı ile işbirliği yapan “İslam Mirası Vakfı”ından Yusuf Chambers, “Köprüler kurmaya çalışıyoruz. Bunun için yemeklere katılmak ve arkadaşlıklar kurmaktan daha iyi bir yol yok. Çalışmamız tüm toplulukları ve yaş gruplarını hedefliyor. Fakat özellikle gençleri önemsiyoruz. İnsanları tarihin bu kısmıyla ilgili bilgilendirmek istiyoruz. Çünkü her İngilizin ve Avrupalının Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın kahramanları olduğunu görmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bilinmeyenler

Vakfın çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı uzmanlarının dikkatini çekmeyi başardı. Bu, Ferrier'in Harvard Üniversitesi'ndeki tarih profesörlerinin önüne geçmesinin ve vakfının Birleşmiş Milletler’e (BM) çalışmalarını rapor etmesinin yolunu açtı. Vakıf, araştırma yolculuğu sırasında ulaşılan belgelerden ve resimlerden alıntılar içeren “The Unknown Fallen” adlı bir kitap yayınladı. Belki de Ferrier’in gerçeği aramasındaki en etkili olan Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların ailelerine yazdıkları, korku ve şüphelerini paylaştıkları mektuplardı. Özellikle, Notre Dame de Lorette’in etrafındaki siperlerde bulunan Cezayirli bir askerin yazdığı 1916 tarihli mektup.

Cezayirli asker mektubunda şöyle yazmıştı:

“Allah’a ve kutsal olduğuna inandıklarımız üzerine yemin olsun ki, namaz kılmayı bırakmayacağım ve şu anki durumumdan daha da kötüye gitsem bile dinimi terk etmeyeceğim.”

Görünüşe göre, Ferrier ve vakfının çalışmaları istenen etkiyi göstermeye başladı. The Guardian’ın haberinde, Londra'nın doğusundan olan vakfın turuyla ziyarete gelen 25 yaşındaki Tayaba Shaukat şöyle diyor:

“Bu ifadeleri duyduğunuzda, bu çocukların neler yaşadıklarını anlıyorsunuz. Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupalı askerlerin yaşadıkları, şairler ve diğer yazarlar tarafından kapsamlı bir şekilde belgelendi. Ancak, sömürge ülkelerinden gelen Müslümanların ve diğer askerlerin yaşamları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bu değişmeli.”

Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların sayıları:

Askerler

400 bin Hintli (İngiliz Hint Ordusu)

200 bin Cezayirli
100 bin Tunuslu

400 bin Faslı

100 bin Batı Afrikalı

5 bin Somalili ve Libyalı (Fransız Ordusu)

5 bin Amerikalı Müslüman

1.3 milyon Rus Müslüman

İşçiler

100 bin Mısırlı

35 bin Çinli Müslüman

130 bin Kuzey Afrikalı

200 bin Sahra Altı Afrika’dan Müslüman

40 bin Hintli



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.