Türkiye keyfi gözaltılara ilişkin uluslararası protestolar sonrası 10 akademisyeni serbest bıraktı

Türkiye keyfi gözaltılara ilişkin uluslararası protestolar sonrası 10 akademisyeni serbest bıraktı
TT

Türkiye keyfi gözaltılara ilişkin uluslararası protestolar sonrası 10 akademisyeni serbest bıraktı

Türkiye keyfi gözaltılara ilişkin uluslararası protestolar sonrası 10 akademisyeni serbest bıraktı

Türk makamları dün “hükümeti devirmek için girişimde bulunduğu” iddiasıyla 1 yıldan fazla bir süredir tutuklu yargılanan tanınmış işadamı ve insan hakları savunucusu olan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala'nın soruşturması kapsamında gözaltına alınan kişilerden 10’unu serbest bıraktı.

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala'nın tutuklu bulunduğu soruşturma kapsamında gözaltına alınan 20 kişiden 10'u serbest bırakılırken bir kişi tutuklandı. 3 kişinin ise emniyetteki işlemleri devam ediyor.

Tutuklamalar, uluslararası insan hakları örgütleri ile aralarında ABD’nin de bulunduğu bazı devletler tarafından protesto edildi.

Güvenlik kaynaklarından aktarılan bilgilere göre, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ve Anadolu Kültür’ün iki çalışanı cuma günü geç saatlerde serbest bırakılırken, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay ise dün itibariyle serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan 13 kişi, “Kavala ve Anadolu Kültür ile çalışmak ve yurtdışından aktivistler getirilmesi aracılığıyla hükümeti devirmek için kaos ortamı yaratarak 2013'te gerçekleşen Gezi Parkı gösterilerinin alanını genişletmek” ile suçlanıyor.

Gezi protestoları barışçıl bir çevre hareketi olarak başladı fakat, hükümete ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı ülke genelinde gerçekleştirilen protestolara dönüştü.

Kavala, Gezi Parkı protestoları sırasında başlayan ve 2016 yılındaki başarısız darbe girişimine kadar devam eden süreçte hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanıyor.

Anadolu Kültür, İstanbul'daki Alman Goethe Enstitüsü ile birlikte çalışıyor.

Dün Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) tarafından yapılan açıklamada, Erdoğan hükümetine, güvenlik bahanesiyle muhaliflere ve eylemcilere karşı girişilen insan hakları ihlallerine son vermesi çağrısında bulunuldu. Örgüt tarafından yapılan açıklamada, başarısız darbe girişiminden bu yana Türk makamlar tarafından gerçekleştirilen tutuklama operasyonları ile ilgili şu ifadeler yer aldı:

“Erdoğan hükümeti, güvenlik bahanesiyle insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve akademisyenler de dahil olmak üzere tüm muhaliflere yönelik korkunç bir kampanya başlattı. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi uyarınca, darbe girişimi dolasıyla geçici olarak çıkarılan olağanüstü hal durumu şu anda kalıcı bir hale gelmiş durumda. Olağanüstü Hal Kanunu, hakimler ve diğer kamu görevlilerinin keyfi olarak görevden alınmalarına, ülke içindeki kişilerin seyahatlerin kısıtlanmasına, mitinglerin yasaklanmasına ve polisin şüphelileri uzun süre boyunca gözaltına almalarını sağlayan istisnai yetkileri içeriyor.”

Örgüt tarafından yapılan açıklamanın devamında, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ile karşı karşıya olan Türkiye’nin acil bir şekilde güçlü bir sivil topluma, özgür basına ve bağımsız bir yargıya daha fazla ihtiyaç duyduğunu vurgulandı. Ayrıca Erdoğan hükümetinin insan hakları ihlallerine devam etmesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan örgüt, milli güvenlik adı altında gerçekleştirilen insan hakları ihlallerinin sona erdirilmesi için internet sitesi aracılığıyla imza kampanyası yoluyla Erdoğan’dan bu hususta adım atmasının talep edilmesi çağrısında bulundu.

Türk makamları en geniş tutuklama operasyonunu, aralarında akademisyenlerin, sivil toplum üyelerin, silahlı kuvvetlerin, eğitim ve çeşitli devlet kurumlarında çalışan personellerin de bulunduğu 400 binden fazla kişiyi kapsayacak şekilde gerçekleştirdi. Bunlar arasında, 2016 Temmuz ayının ortasında darbe teşebbüsünde bulunmakla suçlanan Fethullah Gülen hareketi ile ilişkisi olduğu iddia edilerek tutuklanan ve işlerine son verilen kimseler var.

Uluslararası Af Örgütü'nün geçtiğimiz ay sonunda yayınladığı raporda, yaklaşık 130 bin çalışanın iki yıldan fazla bir süre önce ve olağanüstü hal uygulaması ile birlikte keyfi olarak işten çıkarıldığı kaydedildi.

Washington, Türk makamlarının Anadolu Kültür ile ilişkili olarak bir dizi aktivist ve gazeteciyi tutukladıkları yönündeki haberlerden duyduğu endişeyi dile getirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert tarafından önceki gece yapılan açıklamada, “Şeffaflık, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü, sağlam bir demokrasinin temel dayanaklarıdır” ifadeleri yer aldı. Açıklamanın devamında, Türk demokrasisinde gelişmeler kaydedildiği zaman, ABD ile Türkiye arasındaki ortaklığın daha güçlü olduğu vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Türkiye makamlarına, “ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı duymaları, adil yargılanmayı ve bağımsız yargıyı güvence altına almaları ve keyfi olarak tutuklananları serbest bırakmaları” çağrısında bulundu.

Cuma günü ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilen Gülen hareketinin eski yönetim kurulu üyelerinden olan Muhammed Salih’in ülkeye getirilmesinin akabinde hakkında soruşturma açıldı. Washington, internet üzerinden fuhuş için çocukları çağırdığı ve çocuklara cinsel tacizde bulunmaya çalıştığı suçlamasıyla Muhammed Salih’i ülkeden çıkardı.

ABD Fethullah Gülen’i iade etmiyor

Öte yandan, ABD Adalet Bakanlığı, Türkiye tarafından talep edilen Fethullah Gülen'in iadesi için hazırlanan anlaşmayı imzalamayı reddetti. NBC haber ağı tarafından perşembe günü yayınlanan bir haberde, Başkan Donald Trump yönetiminin darbe teşebbüsü ile suçlanan Gülen’i teslim etmenin olası yollarını araştırdığını iddia etmişti.

Genellikle muhtemel iade davaları ile ilgili konularda yorum yapmaktan kaçınan ABD Adalet Bakanlığı'nın böyle bir durumu reddetmesi alışılmış bir durum değil.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, söz konusu haber ile ilgili yaptığı açıklamada, Gülen davasının tamamen Adalet Bakanlığı ile ilgili olduğunu kaydederken, isminin açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi, NBC tarafından yayınlanan haberi yalanlayarak, Beyaz Saray'ın Gülen'in iadesi ile ilgili herhangi bir istişarede bulunmadığını söyledi.

Fethullah Gülen, 1999'dan bu yana “gönüllü sürgün” olarak ABD’nin Pensilvanya eyaletinde ikamet ediyor. Önceleri Erdoğan'ın yakın müttefiki olan Gülen, darbe girişimi ile ilişkisi olduğu iddialarını reddediyor.

Erdoğan yönetimi ise Gülen’in yasadışı yollarla paralel devlet yapılanması oluşturduğunu ve 17-25 Aralık 2013’te yargıya yerleştirdiği üyeleri yoluyla 15 Temmuz 2016’da ise ordudaki müritleri aracılığıyla Hükümete darbe girişimlerinde bulunduğunu savunuyor. Bu yüzden Gülen Hareketi Türkiye’de resmi olarak Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak tanımlanıyor.

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kanada’da ABD Temsilciler Meclisi üyeleri ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, Fethullah Gülen ile ABD'de bulunan diğer FETÖ üyelerinin Türkiye'ye iadesi ile ilgili olarak 85 klasör ve çok sayıda belgenin ABD'ye teslim edildiğini söyledi. Gülen hareketinin bir terör örgütü olduğunu vurgulayan Akar, ilave bilgiye ihtiyaç olması durumunda paylaşmaya hazır olduklarını dile getirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 100 adet F-35 savaş uçağının Türkiye'ye satılmasına ilişkin raporunu Kongreye sundu. Anadolu haber ajansından aktarıldığı kadarıyla, Pentagon Sözcüsü Yarbay Mike Andrews, "ABD Savunma Bakanlığı, Savunma Bütçesinin gerektirdiği F-35 raporunu, kararını vermesi için Kongreye sunmuştur" açıklamasında bulundu.

Kongrenin tüm sorularını cevaplamak için yakın iş birliği içinde olacaklarını belirten Andrews, raporun içeriğine ve bundan sonraki sürece ilişkin ilerleyen günlerde açıklama yapacaklarını kaydetti.

Kongre, ağustos ayında imzalanmasının ardından Pentagon'dan en geç 90 gün içinde Türk-Amerikan ilişkilerine ve F-35'lerin satışına yönelik bir rapor hazırlamasını talep ettiği yasa tasarını onayladı.

Türkiye, ABD Senatosu'nun ABD yönetimi tarafından Türkiye'ye bu tür savaş uçakları satışının yasaklanmasına ilişkin bir kanun tasarısını onaylamasına rağmen, haziran ayında Türk savunma sanayisinin aktif katkısı ile Amerika'dan ilk F-35 savaş uçağını almıştı.
Savaş uçakları üretimi projesine Türkiye, ABD, İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Avustralya, Danimarka ve Norveç katılıyor.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.