Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi
TT

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Yeni Tunus Hükümetinin en gözde üyesi Yahudi asıllı Roni Trablusi

Tunus Meclisi’nin yaklaşık üçte ikisinin oyları ile seçilen Yusuf Şahid başkanlığındaki yeni Tunus hükümeti, Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid Sibsi önünde yemin etti.
Ancak Meclis’teki sosyalist ve ulusalcı muhalefet, Turizm Bakanlığı’na Roni Trablusi’nin getirilmesi nedeniyle yeni hükümete karşı büyük bir kampanya başlattı. Çünkü Roni Trablusi; Fransa ile Kuzey Afrika ülkeleri arasında turizm ve hava taşımacılığı sektörlerinde yatırımları bulunan Yahudi asıllı bir Tunus- Fransa vatandaşı.
Tunus’un yeni turizm bakanı olan Trablusi, 1958 yılından bu yana bakan olan ilk Yahudi.
Cerbe adasında ikamet eden Tunus Yahudi azınlığının lideri olan, her yıl tüm dünyadan Yahudilerin hac amacıyla ziyaret ettikleri eski ve ünlü El-Gariba Sinagogu’nda düzenlenen törenleri yöneten Jozef Peres Trablusi’nin çocukları olarak Roni ve kardeşi Elie Trablusi’nin finans ve iş dünyasında sahip oldukları şöhret yaklaşık 25 yıla uzanıyor.
El-Gariba etkinliklerinin; türünün en önemli ve önde gelen kültürel ve dini etkinlik olduğuna ve her yıl dünyanın her yerinden binlerce Yahudinin bu amaçla Cerbe adasında bulunan bu eski sinagogu ziyaret ettiğine dikkat çekmeliyiz.
Trablusi’nin 2002’den bu yana oynadığı politik rol
Doksanlı yılların ortalarında Oslo ve Washington’da Filistin-İsrail Barış Antlaşması’nın imzalanması, Tunus makamlarının İsrail’deki Ben Gurion Uluslararası Havaalanı’ndan kalkan uçakların Cerbe-Cercis Uluslararası Havaalanına inmesine izin vermesi ile bu dini etkinliğe katılım zirveye ulaştı.
İsrail’den gelen ilk ziyaretçi topluluğunun büyük bir çoğunluğu Tunus ve Fas asıllı İsraillilerden oluşuyordu. Tunus asıllı ve o zamanlar İsrail’in Dışişleri Bakanı olan Silvan Şalom da kafiledeydi.
Jozef Trablusi’nin büyük oğlu Roni, 2002 yılının Nisan ayında El-Gariba Sinagogu’nu hedef alan intihar saldırısının ardından siyasi alanda öne çıkmaya başladı. Babası ile birlikte yerli ve uluslararası basına yaptıkları açıklamada, intihar saldırısının olumsuz etkilerini sınırlama çabalarında Tunus makamlarını desteklediklerini belirtmişlerdi. Bu saldırı; 20’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine ve çoğunluğu Alman turistlerin oluşturduğu onlarca kişinin yaralanmasına neden olmuştu.
Turizm alanındaki faaliyetleri
Terörist saldırının ardından kurulan tüm Tunuslu hükümetler, her yıl Mayıs ayında düzenlenen El-Gariba Sinagogu Hac sezonu boyunca başta Yahudi ya da İsrailli turistlerin kaldıkları oteller olmak üzere adada büyük güvenlik önlemleri almaya dikkat etti.
Roni ve kardeşi Elie Trablusi bu süre içerisinde, etkinliğin reklamını yapmak, dünyanın her yerinden Tunus-İsrail ve Fransa-İsrail gibi çifte vatandaşlığa sahip Yahudi turistleri cezbetmek için hükümet tarafından görevlendirilen turizm şirketlerinin başında yer aldılar. 60 yıldır Fransa’da daimi oturma izni bulunan ya da çifte vatandaşlık sahibi diğer Tunus Yahudilerinden olan Trablusi ve babası eski Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelabidin bin Ali döneminden itibaren yoğun bir şekilde politik alanda boy göstermeye başlamışlardı.
Ayrıcalıklı İlişkiler
Dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da; Roni, kardeşi Elie ve babasının eski Tunus rejimine yakın isimlerden olmaları ve eski rejimin önde gelen yetkililerinin birçoğu ile aralarında siyasi ilişkilerin ve çıkarların var olması.
Başta El-Garibe Sinagogu, Cerbe adası ve tarihi eserler olmak üzere ülkedeki Yahudilere ait dini anıtlarına düzenledileri ziyaretlerde her zaman Başbakan ve Turizm bakanına eşlik eden heyetin başında yer almışlardı.
Bu nedenle; Roni’nin yeni turizm bakanı seçilmesini memnuniyetle karşılayanların başında, Selahaddin Meavi ile El-Ticani Haddad gibi Zeynelabidin bin Ali döneminde Turizm bakanlığı yapmış dostları gelmekte.
Bu noktada; 2011 yılında Bin Ali rejiminin devrilmesinin ardından ülkenin yaşadığı güvenlik açığı ve siyasi kaos nedeniyle, hükümetin eski sinagoga düzenlenen yıllık ziyaretleri durdurmak zorunda kaldığına da işaret edelim.
2012-2013 yıllarında liderliğini Tunuslu Yahudilerin dini lideri Jozef Trablusi ve Tunus Yahudi lobisi lideri Gabrielle Kabla’nın çabalarıyla Sinagog ziyaretleri tekrar başlatılmıştı.
Tunus’taki Yahudi lobisini çoğunluğu Fransa çifte vatandaşlığı olan iş insanları, gazeteciler ve politikacılardan oluşuyor.
O günden itibaren Roni, başta 2012-2013 Nahda hükümeti Başbakanı Hamadi el-Cibali, Ali el-Ureydi ve bazı bakanlar olmak üzere İslamcı Nahda Hareketi partisinini siyasi liderleri ve Bin Ali’nin eski muhalifleri ile ilişkilerini genişletmişti.
Bu liderler arasında ayrıca Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin damadı ve eski Dışişleri Bakanı Dr. Refik Abdusselam ve liberal çizgideki “Demokratik Blok Partisi” liderlerinden İlyas Fahfah da yer almakta.
Trablusi’nin seçimlerde adaylığı
Roni Trablusi’nin siyasete olan ilgisi, 2011 yılında Fransa’da bağımsız bir listenin başkanlığını yapması ve Avrupa’daki Tunus göçmenlerinin temsilcisi olarak geçici Meclis üyeliğine adaylığını koyması ile başladı.
Trablusi, Nahda’nın zaferi ile sonuçlanan bu seçimlerde başarısız olduktan sonra başkent Tunus’un otellerinden birinde, Nahda Genel Sekreteri sıfatıyla Hammadi El-Cibali’nin düzenlediği ilk genel toplantıya katılan gurbetçi Tunuslu işadamlarının başında yer aldı.
Hammadi bu toplantıda başbakan seçildiğini açıklamış ve ekonomi, sosyal ve siyasi programını kamuoyu ile paylaşmıştı. Aynı şekilde Roni Trablusi; 2011 yılındaki “Aralık İntifadası”ndan önce Nahda’nın en önde gelen düşmanı iken Ekim 2013 seçimleri sonrasında iktidara gelmeleri ile Cibali ve arkadaşlarını güçlü bir şekilde desteklemekle dikkatleri üzerine çekenlerin arasında yer almıştı. Ardından ulusalcı ve İslamcı aktivistlerin tüm itirazlarına, radikal dini cemaatlerin tüm tehditlerine rağmen Roni Trablusi ve babası hükümetten, İsrail heyetinin katılımı ile El-Gariba Sinagogu ve Tunusta’ki diğer dini anıtlara düzenlenen yıllık ziyaretleri yeniden başlatma iznini almayı başardılar.
2014 hükümetine adaylığı
İki solcu muhalif Şükrü Beleyid ve Muhammed Brahmi’nin uğradıkları saldırı sonucu hayatlarını kaybetmelerinin ve Tunus’ta 2013 yazında yaşanan olaylar sonucunda Nahda ve ortaklarının kurmuş olduğu hükümetin devrilmesinin ardından bağımsız hükümetin başbakanı El-Mehdi Cuma, yaptığı açıklama ile Trablusi’yi Turizm Bakanlığı’na aday göstermişti. Ancak Cuma ve ekibi, Bin Ali rejimi ile gelişmiş ilişkileri ve Tunus ile Fransa pasaportunun yanında İsrail pasaportunu da taşıması nedeniyle Trablusi’yi hedef alan kampanyanın ardından geri adım atmak zorunda kaldı. Daha sonra Nahda ile dostluğunu sürdürmesine rağmen Roni Trablusi, 2014 seçimlerinda aday olmaktan kaçındı. Buna karşılık kardeşi Elie’nin adı, Nahda Hareketi’nin en güçlü rakibi olan ve o zamanlar mevcut Cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’nin liderliğini yaptığı Nida Tunus Partisi’ne ait listenin başında yer aldı.
İsrail vatandaşlığı tartışması
Roni Trablusi sadece Yahudi asıllı bir aileden olması nedeniyle değil aynı zamanda İsrail vatandaşlığına sahip olduğu için de eleştiriliyor. Ama eleştirilerin odağında hükümette Turizm Bakanlığı yapması ile başta El-Gariba Hac sezonu olmak üzere Tunus’taki Yahudi turist pazarını tekelinde bulunduran bir iş insanı olması yer alıyor.
Muhalifler, Trablusi’nin Fransa’da sahibi olduğu seyahat ve turizm şirketlerinin çıkarına hizmet edeceğinden tarafsız bir Turizm Bakanı olamayacağını vurguluyorlar.
Buna ek olarak bazı muhalifler Trablusi’nin Cerbe adasındaki en önemli otellerden birinin sahibi olduğu iddiasını dillendiriyor. Trablusi’nin tayin kararını eleştirenler arasında sol muhalefet, Sosyalist liderler ve mecliste 15 milletvekili bulunan “Ulusal Cephe” yer alıyor.
Ulusal Cephe resmi bildirisinde; Trablusi’nin bakanlığa getirilmesini, İsrail ve Batılı başkentlere hoş görünmek ve İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için atılmış bir adım olarak niteledi. Dubai’de yaşayan büyük Tunuslu iş kadını ve medya patronu Buseyna Cebnun da buna benzer bir açıklamada bulunarak Roni Trablusi’nin yakın kadın akrabalarından birinin İsrail Savunma Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden biri ile evli olduğunu iddia etti.
Tartışma yaratan isimlerden Hukuk Meclisi üyesi Yasin El-Ayari de sahip olduğu söylenen turizm şirketleri nedeniyle yeni bakana karşı yürütülen kampanyaya katıldı.
Trablusi’nin Tunus’ta bir radyo kanalına yapmış olduğu ve İsrail vatandaşlığına sahip olduğu iddialarını yalanlayan kısa açıklamasına rağmen avukat, parlamenter, ulusalcı siyasi aktivistlerden oluşan bir grup ise başta Trablusi’nin atamasından sorumlu İdari mahkeme olmak üzere tüm ilgili mahkemelere başvuracaklarını açıkladı.
Aynı şekilde Arap milliyetçisi bazı dernekler, atama kararına karşı hem siyaset hem de medya alanında yurt çapında kampanyalar düzenleme ve kararın iptali için yargıya başvurmakta kararlı olduklarını deklare ettiler.
Gerçekten de bir grup avukat ve ulusalcı siyasi aktivist, hükümetin düşürülmesi ve birkaç ay önce Fransız bir televizyon kanalına ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını destekleyen bir açıklama yaptığı ve Tunus ve İsrail arasında kapsamlı bir şekilde siyasi ilişkilerin normalleştirilmesi talebinde bulunduğu iddiasıyla Trablusi’nin azledilmesi talebi ile Tunus yargısına başvurdu.
Ama basın mensubu Ebu Bekir El-Sağir gibi Roni Trablusi’nin bazı dostları, yeni Bakan’ın başarılı olmasının nedeninin, laiklerden İslamcılara siyasi tarafların birçoğu ile kurmuş olduğu ilişkilere ve sahip olduğu aktif ve canlı kişiliğe bağlı olduğunu belirtiyorlar.
Eski Turizm Bakanı El-Ticani Haddad ise mahkeme kararı ile görevinden azledilmemek için Trablusi’nin geçici olarak şirketinin ya da şirketlerinin yönetiminden çekilebileceğini ifade etti.
Tunus hükümetinde Yahudiler
1962 Cerbe doğumlu Roni Trablusi’nin Tunus’da bakanlık görevi verilen ilk Yahudi olmadığına da hatırlatmalıyız. Yaklaşık 60 yıl önce de Tunus’ta Yahudi asıllı iki kişi Konut ve Donanım Bakanlığı ve Kamu İşleri Bakanlığı yapmışlardı. Birincisi; 1954 yılındaki Fransa’ya bağlı özerklik döneminde Tahir bin Ammar hükümetinde görev yapan Albert Besses’ti.
İkincisi ise Habib Burgiba’nın 1956 ve 1957 dönemlerinde kurduğu ilk hükümette bakanlık yapan Andre Baroş. Tunus’da Beyler yönetiminin sona ermesinin ardından 1957 yılının Temmuz ayında Burgiba’nın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Andre Baroş, 1958 baharına kadar hükümetteki yerini korumuştu.
Buna ek olarak; Burgiba Andre Baroş’a başkent Tunus’u mimari açıdan modernleştirme görevini de vermişti. Ama Beroş’un başında olduğu bakanlığın modernleştirme gerekçesi ile Tunus’un tarihi sınırlarını yıkması, ayrıca Tunus sahil şehirleri Sfaks, Bizerte, Susa ve Burgiba’nın memleketi Munastır’daki surları da yıkmayı planlaması nedeniyle Tunus içerisinde ve dışarısındaki tarihçilerin ve kültürden sorumlu yetkililerin protestoları nedeniyle Beroş’u görevinden uzaklaştırmıştır.
Roni Trablusi’ye dönecek olursak, acaba kendisi pragmatikliği, güler yüzlülüğü ve ilişkileri ile kendisini siyasette ve medyada bekleyen savaşı kazanabilecek mi yoksa hükümet bu konuda yine geri adım mı atacak?
Afrika’daki en eski Yahudi Sinagogu El-Garibe
Yunan, Roma gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan, yüz ölçümü yaklaşık 500 kilometrekare olan Cerbe Adası'nda Afrika'nın en eski sinagogunun yanı sıra 366 cami ve mescit bulunuyor.
Garibe Sinagogu'nun Kudüs'ün M.Ö 597 ile 586 yılları arasında Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından iki kez işgale uğramasının ardından bazı Yahudi ailelerin göç etmesiyle kurulduğuna inanılıyor.
Müslümanlar ve Yahudiler tarafından çeşitli isimlerle anılan ada, "Camiler Adası", "Havra Adası", "Garibe Adası" diye de biliniyor. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan adada, denizden gelecek tehlikelere karşı Müslümanlar tarafından yer altında inşa edilen mescitler ve tarihi kuleler bulunuyor.
Nüfusu yaklaşık 160 bin olan adanın çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Cerbe'deki yerli halk Yahudi nüfusunun bin 500 civarında olduğunu belirtiyor.
Tunus’un Cerbe adasında yer alan (başkent Tunus’un 500 km güney doğusunda) El-Garibe Sinagogu, Afrika’nın en eski sinagogu ve dünyadaki en eski Yahudi mabetlerinden biri sayılmakta ve kuruluş tarihi 2500 yıl öncesine uzanmakta. Her yıl Mayıs ayında düzenlenen ve üç gün süren geleneksel Hac mevsiminde burada muhafaza edilen Tevrat’tan bereket ummak için binlerce Yahudi bu eski sinagogu ziyaret etmektedir. Kaynaklar; ada halkından olmayan yabancı bir kızın evini tamamen yakıp kül eden bir yangından hiçbir şekilde zarar görmeden kurtulması nedeniyle ada halkının bu kızı uğurlu ve kutsal kabul ettiğini ve bu görüşün sinagogun yabancı kadın anlamına gelen El-Garibe adının kökenini açıklayan görüşlerden biri olduğuna işaret etmekte.
Cerbe’nin en büyük kentlerinden Houmat El-Souk yakınlarında bulunan El-Hara El-Sagira köyünde yer alan sinagog, Arap-Doğulu mimari üslubu ile öne çıkmakta. Ayrıca sinagog birincisi daha çok beyaz ve mavi renklerin hakim olduğu, içerisinde ziyaretçilerin en önemli dini ritüelleri yerine getirdikleri dua evinin yer aldığı ve ibadet için tahsis edilen, diğeri ise ziyaret mevsiminde Tunus müziği ve halk ezgileri eşliğinde kutlamaların yapıldığı ve ziyafetlerin düzenlendiği iki binadan oluşmakta.
11 Nisan 2002 yılında sinagog, 21 kişinin (14 Alman ve iki Fransız turist ile beş Tunuslu) hayatını kaybettiği bir intihar saldırısına uğradı. Bu saldırı ile kutlamalara katılmak için 11 sinagoga ev sahipliği yapan Cerbe adasını ziyaret eden turistleri ve ziyaretçilerin sayısının büyük oranda geriledi. O günden itibaren Tunus makamları her yıl düzenlenen El-Gariba hac sezonunda üst düzey güvenlik önlemleri almaya başladı. Hatta 2011 yılında ülkenin yaşadığı güvenlik ve siyasi koşullar nedeniyle kutlamalar iptal edildi.
Bu noktada, Tunuslu Yahudilerin bir zamanlar Arap dünyasındaki en büyük azınlık gruplarından birini oluştururken Tunus’un 1956 yılındaki bağımsızlığının ardından sayıları 100 bine ulaşan bu grubun sayısı gerileyerek bugün iki binin altına düştü.
Günümüzde Tunuslu Yahudiler Cerbe adası, başkent Tunus ve diğer birkaç şehirde yaşamaktadırlar.



Trump, İran'la iş yapan tüm ülkelere gümrük vergisi uygulanmasını öngören emri imzaladı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran'la iş yapan tüm ülkelere gümrük vergisi uygulanmasını öngören emri imzaladı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün, İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanmasını öngören bir başkanlık kararnamesi imzaladığını açıkladı.

Bu durum, iki ülke bu hafta görüşmeler yapmış olmasına rağmen, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerginliğin arttığı bir dönemde ortaya çıkıyor.


Trump, İran ile yapılan görüşmeleri övdü ve görüşmelerin önümüzdeki haftanın başlarında yeniden başlayacağını doğruladı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ile yapılan görüşmeleri övdü ve görüşmelerin önümüzdeki haftanın başlarında yeniden başlayacağını doğruladı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve İran arasında Umman'da yapılan dolaylı görüşmelerin ardından Washington'un İran konusunda "çok iyi görüşmeler" gerçekleştirdiğini söyledi ve iki tarafın "önümüzdeki haftanın başlarında" tekrar bir araya geleceğini doğruladı.

Trump, hafta sonu için Florida'daki Mar-a-Lago'ya giderken Air Force One uçağında gazetecilere şunları söyledi: "İran hakkında çok iyi görüşmeler yaptık ve İran'ın bir anlaşma yapmak istediği anlaşılıyor."

"Önümüzdeki haftanın başlarında tekrar görüşeceğiz" dedi.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, görüşmelerin başlamasından önce ABD elçisi Steve Wittkoff ve Jared Kushner'ı kabul etti (AP)Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, görüşmelerin başlamasından önce ABD elçisi Steve Wittkoff ve Jared Kushner'ı kabul etti (AP)

Görüşmelere katılan İran heyetine başkanlık eden İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada "çok olumlu bir atmosfer" olduğunu belirterek, "Müzakerelerde bulunduk ve karşı tarafa görüşlerimizi ilettik" dedi ve iki tarafın "müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını" ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Arakçi, görüşmelerin yalnızca nükleer meseleye odaklandığını ve Amerikalılarla başka hiçbir konuyu görüşmediklerini vurguladı. ABD ise İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin de ele alınması gerektiğinde ısrar ediyor.

İran Dışişleri Bakanı, görüşmelerin devam etmesi için Washington'dan ülkesine yönelik "tehditlerini" durdurmasını istedi ve müzakerecilerde izlenecek yolu her iki başkentle de istişarede bulunduktan sonra belirleyeceklerini açıkladı.

Müzakerelerin sona ermesinden kısa bir süre sonra Washington, İran'ın petrol sektörüne yönelik yeni yaptırımlar açıkladı; bu yaptırımlar 15 kuruluşu, iki şahsı ve 14 gemiyi hedef alıyordu.

Bunlar, ABD'nin haziran ayında İsrail'in İran'a karşı başlattığı 12 günlük savaş sırasında İran'ın nükleer programının kilit noktalarına yönelik saldırılarından beri yapılan ilk görüşmelerdi.

 Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, müzakerelerin başlamasından önce İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede (AP)Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, müzakerelerin başlamasından önce İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede (AP)

İran devlet televizyonu görüşmelerin dolaylı olarak yapıldığını bildirirken, Umman Dışişleri Bakanlığı Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi'nin her heyetle ayrı ayrı görüştüğünü gösteren fotoğraflar yayınladı.

Ancak ABD haber sitesi Axios, iki kaynağa dayanarak, Umman'da Arakçi, Witkoff ve Kushner arasında doğrudan görüşmelerin gerçekleştiğini bildirdi.

Umman Dışişleri Bakanı “X” platformunda yaptığı açıklamada, “Bugün Maskat'ta İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında çok ciddi görüşmeler yapıldı” ifadelerini kullandı. Bakanlık görüşmelerin “İran ve Amerika'nın pozisyonlarını netleştirmek ve olası ilerleme alanlarını belirlemek açısından faydalı olduğunu” vurguladı.

Arakçi daha önce de ülkesinin “herhangi bir aşırı talep veya Amerikan provokasyonuna karşı egemenliğini ve ulusal güvenliğini savunmaya hazır olduğunu” teyit etmişti.

X platformunda şunları yazdı: “İran, açık gözlerle ve geçen yılın acı hatırasıyla diplomasiye giriyor… İyi niyetle görüşmeler yürütüyoruz ve haklarımızı kararlılıkla savunuyoruz.”

Sıfır nükleer kapasite

Washington'da, Beyaz Saray sözcüsü Caroline Leavitt perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD heyetinin İran ile "sıfır nükleer yetenek" konusunu görüşeceğini söyledi. Leavitt, Trump'ın "diplomasi dışında birçok seçeneği bulunduğunu" belirterek, "tarihin en güçlü ordusunun başkomutanı" olduğunu vurguladı.

Görüşmeler, Washington'un Ortadoğu'daki askeri varlığını güçlendirdiği, USS Abraham Lincoln uçak gemisini ve saldırı grubunu bölgeye konuşlandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; İran ise saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağını belirtmişti.

Umman'ın resmi haber ajansı tarafından yayınlanan bir videoda, Ortadoğu'daki operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper'ın ülkesinin heyetine katıldığı görüldü.

Görüşmeler, İran'da binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların yaygın bir şekilde bastırılmasından haftalar sonra yapıldı.

İranlı yetkililer, protestolara katılan "isyancılar"ın yanı sıra çoğunluğu güvenlik personeli ve sivillerden oluşan yaklaşık 3 bin kişinin öldürüldüğünü kabul etti.

İnsan hakları örgütleri ise daha yüksek rakamlar bildirdi. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA, çoğunluğu protestocu olmak üzere 6 bin 941 kişinin ölümünü belgelediğini ve 51 bin gözaltı kaydettiğini belirtti.

Perşembe günü Trump, "Müzakere ediyorlar...saldırmamızı istemiyorlar" dedi ve ABD'nin bölgede "büyük bir filo" konuşlandırdığını söyledi.

Protestocuları desteklemek amacıyla İran'a saldırmakla tehdit ettikten sonra, ABD Başkanı odağını nükleer programa çevirdi.

Batı ülkeleri ve İsrail, İran'ı nükleer bomba edinmeye çalışmakla suçluyor; Tahran ise bu iddiayı reddederek sivil nükleer program hakkını savunuyor.

Görüşmeler başlamadan önce, Çin Dışişleri Bakanlığı, İran'ın egemenliğini, güvenliğini, ulusal onurunu, meşru haklarını ve çıkarlarını koruma konusunda İran'a desteğini teyit ederek, tek taraflı zorbalığa karşı olduğunu belirtti.

Gerginliğin artma riskleri

İran, yaptırımların kaldırılması için yalnızca nükleer meseleyi görüşmek istediğini ısrarla belirtiyor ve füze programı veya bölgedeki silahlı gruplara, özellikle Lübnan Hizbullahı'na, Filistin Hamas hareketine ve Yemen'deki Husilere verdiği destekle ilgili herhangi bir müzakereyi reddediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (Reuters) ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (Reuters)

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Görüşmelerin somut sonuçlar vermesi için, balistik füzelerinin menzili, bölgedeki terör örgütlerine verdikleri destek, nükleer programları ve kendi halklarına karşı tutumları gibi belirli noktaları içermesi gerektiğini” kesin bir dille ifade etti.

 ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü ise “Tahran'ın ABD taleplerini karşılamada uzlaşmaz tavrını sürdürmesi, İran ve ABD'nin diplomatik bir çözüme ulaşma olasılığını azaltıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.