Güney Kore’deki üniversiteye giriş sınavları intiharlara sebep oluyor

Güney Kore’deki üniversiteye giriş sınavları intiharlara sebep oluyor
TT

Güney Kore’deki üniversiteye giriş sınavları intiharlara sebep oluyor

Güney Kore’deki üniversiteye giriş sınavları intiharlara sebep oluyor

Arap ülkelerinde lise ve üniversiteye giriş sınavları sırasında yaşanan gerilimin abartılı olduğunu düşünenler, kasım ayı ortalarında Güney Kore'yi ziyaret etmeli. Yaklaşık yarım milyon öğrencinin neredeyse hayatlarının tamamını hazırlanmakla geçirdiği Suneung sınavının yapılacağı gün başkent Seul’da hayat duruyor.
İngiliz yayın kuruluşu BBC tarafından yayınlanan bir habere göre, Güney Kore'nin en ünlü sınavı olan Suneung kelimesi College Scholastic Ability Test’in (CSAT) bir kısaltması olarak kullanılıyor. Bu sınav, sadece öğrencilerin üniversiteye girip girmeyeceğini değil, aynı zamanda gelecekteki kariyer beklentilerini, gelir düzeyini, ikametini ve hatta kişisel ilişkilerini de belirleyen 8 saatlik arka arkaya yapılan sınavlardan oluşan bir maraton.
Sınav saatlerinde uçuşlar durduruluyor
Her sene kasım ayında yapılan Suneung sınavı sırasında başkent Seul hayat duruyor. Sokaklara sessizlik hakim olurken, sınav günü bütün dükkanlar ve işyerleri kapatılır. Bankalar kapılarını açmazlar ve hatta borsa bile günün geç saatlerine kadar işlemlere başlamaz. İnşaat projeleri durdurulur ve uçaklar kalkmaz. Özellikle bugün askeri manevralardan ve tatbikatlardan kaçınılır. Bu sessizlik, sadece zaman zaman sınava geç kalan öğrencilerin yetişmelerini sağlayan polis arabalarının yolu tahliye etmeye çalışması ile bozuluyor.
İbadet yerleri, dolup taşıyor
İbadet yerleri, sınava giren çocuklarının geleceği hakkında oldukça gergin olan aileler ile dolup taşarken, Suneung sınavı ile eşzamanlı olarak dua programları düzenleniyor.
“12 yıldır bugüne hazırlanıyoruz”
Sınava ilk kez giren 18 yaşındaki Kuon-Sui, Suneung sınavının önemine ilişkin şunları söylüyor:
“Bizim için, Suneung geleceğe dair önemli bir adım. Kore'de üniversite çalışmaları çok önemli. Bu yüzden 12 yıldır bugüne hazırlanıyoruz ve bu sınava en az beş kez giren öğrenciler tanıyorum.”
Suneung sınavına iki kere girmiş olan Lee Jin Yong ise kendi tecrübelerini şöyle aktardı:
“Bir hafta boyunca ve sınav günün öncesinde zihinsel bakımdan daha iyi bir durumda olmak için sabah 6’da yürüyüş yapıyordum. Kendi kendime, “Çok çalıştın, sadece onlara bunu göstermelisin” diye sık sık tekrar ediyordum.”
Öğretmenler spor ayakkabı giyiyor
Lee Jin Yong, geçen sene yerel tatlılar dağıtan coşkulu birinci sınıf öğrencileriyle buluşmak için okulun kapılarına 7:30'da nasıl geldiğini hatırlıyor. Sınava girecek öğrenciler için “iyi şans” getirmesi için dağıtılan bu tatlı Yuat olarak biliniyor. Fakat okula girilmesinin ardından genel atmosfer değişiyor ve ortama sessizlik hakim oluyor. Sınav odasının girişinde elinde detektörlerle görevliler bekliyor ve dikkat dağıtabilecek dijital saatler, telefonlar, çantalar ve kitaplara el koyuyorlar. Lee Jin Yong, herkesin çok sessiz olduğunu ve hatta ayak sesleri öğrencileri rahatsız etmemesi için öğretmenlerin spor ayakkabı giydiklerini söylüyor.
500 öğretmenin dünya ile ilişkisi 1 ay kesiliyor
Her yılın Eylül ayında, Güney Kore genelinde 500 öğretmen seçilir ve bir ay boyunca kalmak üzere Jangun dağlık bölgesinde gizli bir yere götürülürler. Seçilen öğretmenlerin telefonlarına el konulur ve dış dünya ile iletişimleri kesilir. Daha önce seçilen öğretmenler arasında bulunduğunu söyleyen eski Çince öğretmeni Yun Siu, o zamanlar meslektaşlarına seyahate çıkacağını söylediğini hatırlıyor. Hatta bazıları onun emekli olduğunu düşünmüşler. Gizli bir yere götürüldüğünü kaydeden Yun Siu, bir ay boyunca oradan ayrılamadığını ve ailesi ile bile hiçbir şekilde iletişim kurmasına izin verilmediğini aktardı.
“Sınav çok zor”
Sınava ilişkin düşüncelerini ve sınav sırasında yaşadıklarını aktaran Jin Yong şunları söyledi:
“Sınav çok zordu. Hatta Kore dili sınavının sonuna geldiğimde titriyordum. Son soruyu okuyamadım bile, sadece tahmin ederek cevapladım.”
Bana, geçen seneki sınav giriş belgesini gösterdi. Belgenin arka kısmında sınavdaki cevapları ile ilgili yazmış olduğu birtakım işaretler ve yazılar vardı.
Her bir öğrencinin puanı sınavdan bir ay sonra ulusal bir internet sitesi aracılığıyla resmi olarak ilan edilir. Ancak bazı yasadışı siteler sınavdan hemen sonra öğrencilerin notlarını yayınlarlar. Böylece öğrenciler istedikleri üniversiteye girmeleri için gerekli olan minimum puanları karşılaştırma fırsatı bulurlar.
Puanların açıklanmasının ardından sınavda başarısız olduğunu gören Jin Yong, “Notlarımın çok düşük olduğunu fark ettiğimde, çok üzüldüm, erimek ve yeryüzünden kaybolmak istediğimi hissettim” dedi. Ama ertesi yıl, ikinci kez Suneung sınavına giren Jin Yong, bu sefer üniversiteye girmek için yeterince puan almış.
Güney Kore, insanlarının eğitimi bakımından dünyada ön sıralarda yer alıyor. Ülkedeki işsizlerin üçte birinin üniversite derecesi var.
Güney Koreli gençlerin çoğu gibi, Yun Siu da herhangi bir üniversiteyi hedeflemiyor. Güney Kore’nin Harvard, Yale, Oxford veya Cambridge üniversiteleri olarak kabul edilen “Seul, Kore ve Yonsei” üniversitelerinden birine girebilmeyi umuyorlar.
Prestijli bir üniversiteye girmek zorlaştı
10 yıl içinde gençler arasındaki işsizlik oranlarının en yüksek seviyeye ulaşması ile birlikte prestijli bir üniversiteye girmek daha zor oldu. İstatistikler, lise mezunlarının yaklaşık yüzde 70'inin üniversiteye gireceğini fakat, sadece yüzde 2’sinin adı geçen üç üniversiteden birine girebileceğini gösteriyor.
Yun Siu bu durumu şöyle özetliyor: “Kendini tanımak ve hayallerine ulaşmak istiyorsan, bu üç üniversiteden birine girmelisin. Herkes üniversite diplomanıza göre sizin hakkınızda hüküm verir ve diplomayı nereden aldığınızı sorar.”
Prestijli üniversiteler, küresel düzeyde iş yapma imkanı sağlıyor
Söz konusu prestijli üniversitelerden birine girmek, aynı zamanda küresel düzeyde iş yapma kapasitesine sahip aile şirketlerini tanımlamak için kullanılan chaebol ekonomi topluluklarında iş bulmanın da en iyi yolu. Güney Kore'nin Hyundai, LG, Samsung gibi büyük şirketleri chaebol denen bir sistemle çalışmaktadır.
Yonsei Üniversitesi'nde Sosyoloji Profesörü olan Lee Do-Hoon, bana ulusal gazetelerin her yıl söz konusu üniversitelerden mezun olan ve avukat, yargıç ve büyük ekonomik blokların yöneticileri olarak görev yapanların sayısı ile ilgili yayınlar yaptığını anlatıyor.
Lee Do-Hoon, insanların, ilgili üniversitelere girildiği takdirde prestijli bir mesleğe sahip olunabileceğini hissettiğini söylüyor. İş başvuruları sırasındaki rekabetin şiddetli olduğunu kaydeden profesör, iyi bir üniversiteden mezun olmanın iyi bir iş ya da istikrarlı bir maaşı garanti etmediğini belirtiyor. Bu durum diğer alt düzey üniversitelerden mezun olanlar ile karşılaştırıldığında her ne kadar daha kolay gibi görünse de, aslında iyi bir iş bulmak prestijli bir üniversiteden mezun olanlar için de oldukça zor. Profesör, “Elbette, sınava girip herhangi bir üniversiteye giremezseniz iyi bir iş bulmak neredeyse imkansız oluyor” diyerek sözlerini sürdürüyor.
Güney Kore’de eğitim 4 yaşında başlıyor
Güney Koreli öğrencilerin geleceği büyük oranda Suneung sınavı sonuçlarına göre belirlendiğinden dolayı öğrencilerin eğitim hayatları 4 yaş gibi çok erken bir yaşta başlıyor.
Suneung eleştiriliyor
Suneung sınavına yönelik eleştiriler bundan ibaret değil. Sınavın öğrencinin psikolojik ve zihinsel durumunu olumsuz yönde etkilediği de yöneltilen eleştiriler arasında.
Seul'de çalışan bir uzman psikolog Dr. Kim Taehyung, “Koreli çocuklar sıkı çalışmak ve sınıf arkadaşlarıyla yarışmak zorunda bırakılıyor. İzole bir şekilde büyüyor ve tek başlarına çalışıyorlar. Depresyona yol açabilecek olan bu izolasyon ve yalnızlık durumu intiharların başlıca nedenidir” açıklamasında bulundu.
Ülkede intihar oranları yüksek
İntihar, uluslararası ölçekte gençler arasındaki en büyük ikinci ölüm sebebi olarak değerlendiriliyor. Fakat Güney Kore'de ise yaşları 10 ila 30 yaş arasında değişen genç ölümlerinin ana sebeplerinden biridir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'na (OECD) göre, Kore, diğer sanayileşmiş ülkelere kıyasla 11 ila 15 yaş arasındaki gençler arasında en yüksek stres oranına sahip olan ülke.
Bundan şaşılacak bir şey yok. Koreli öğrencilere iyi bir üniversiteye girmeleri ve kazançlı bir iş sahibi olmaları için çok erken yaşlarda baskı yapıldığını belirten Dr. Kim Taehyung, çocukların çok küçük yaşlardan itibaren kendilerini endişeli ve gergin hissettiklerini ve hatta ilkokul öğrencilerinin bile kazançlı bir iş sahibi olmaktan bahsettiklerini aktarıyor.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.