Lübnan’da ‘Yeni Hükümet’ krizi kangren oldu

Lübnan’da ‘Yeni Hükümet’ krizi kangren oldu
TT

Lübnan’da ‘Yeni Hükümet’ krizi kangren oldu

Lübnan’da ‘Yeni Hükümet’ krizi kangren oldu

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn “Yeni Hükümet” Krizinin büyüdüğünü ve Hizbullah yandaşı Sünni milletvekillerinin temsili sorununun hala çözülemediğini söyledi. Avn, Hizbullah’ın 8 Mart Bloğuna yakın Sünnilerin temsili konusunda ısrarcı olduğunu ve Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin bunu reddettiğini belirtti.
Lübnan’da 6 Mayıs’ta yapılan genel seçimlerin ardından bir türlü kurulamayan Yeni Hükümet’e dair kriz 7. ayında da sürüyor.
Ülkedeki etnik ve dini kimlikleri temsil eden partilerin Bakanlar Kurulu’ndaki paylarını bölüşmeleri konusunda onlarca alt-kriz aşılmıştı. Bunların başında Dürzi partilerin kendi aralarındaki, Maruni Hristiyan partilerin ise kendi aralarındaki çekişmeler geliyordu. Dürzi ve Marunilerin kendi iç çekişmelerini sonlandırmalarının ardından hangi Bakanlıkların hangi partilere bölüştürüleceği sorunu da yine zorlu pazarlıklar sonucu çözüm bulabildi.
Yeni Hükümet’in kuruluşu, geçtiğimiz ay (Şii) Hizbullah’ın son dakika hamlesiyle tekrar çıkmaza girdi.
Hizbullah ülkedeki Sünnileri temsil eden rakibi Müstakbel Hareketi’ne karşı kendisiyle Müstakbel’e karşı ittifak yapan bağımsız 6 Sünni milletvekilini de temsilen en az 1 Bakanlık verilmesini istiyor.
Bağımsızlık bayramı kutlamalarına katılanları karşıladığı sırada yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Avn “Büyük bir kriz sürecinden geçiyoruz. Kriz bize iki bayanın bir çocuk ile Bilge Süleyman’a gelerek ikisinin de çocuğun annesi olduğunu iddia ettiği olayı hatırlatıyor. Bilge Süleyman yoğun bir soruşturmadan sonra ikisinin arasında adaletli olacağını ve çocuğu ikiye ayırarak ikisine birer parçasını vereceğini söylemiş. Kadınlardan birisi bağırarak” hayır onu öldürme, hepsini diğer kadına ver” demiş. Süleyman da böylece çocuğun gerçek annesinin o olduğunu anlamış. Biz de bugün Lübnan’ın annesi kim onu arıyoruz ki Lübnan’ı ona verelim. Bu veciz konuşma ile yetineceğim” dedi.
Hizbullah Milletvekili Muhammed Ra’d partisi adına yaptığı açıklamada partisinin 8 Mart bloğuna yakın Sünnilerin temsili konusundaki görüşünü değiştirmediğini belirterek “Sünni halk tarafından seçilen ve halkın büyük bir kısmını temsil eden 10 milletvekilinden altısı hükümette temsil edilmeleri noktasında uzlaştı. Bu diğerlerinin bir hediyesi değil onların hakkıdır. Kimse bu hakkı çiğneyemez” ifadelerini kullandı.
Açıklamasını sürdüren Ra’d “Hükümetin en yakın zamanda kurulmasını umuyoruz.  Mesele talepler meselesi değil iyi niyet meselesi. Eğer insanların verdiği oya göre talepte bulunsak ve bu doğrultuda hesap yapsaydık Sünnilerin temsilini istemeyen taraflar için çok başarısız sonuçlar yaşanırdı. İyi niyetli bir şekilde hesap yapma çağrısında bulunduk. İyi niyetli olun ki çözümlere ulaşın” dedi.
Ketaib: Çözüm “Teknokratlar Hükümeti”
Öte yandan (Maruni Hristiyan) Ketaib Partisi Lideri Sami el-Cemil bir radyo kanalına yaptığı açıklamada hâlihazırda milli birlik hükümetinin kurulma ihtimalinin olmadığını ve partilerinin söz konusu hükümet krizinin çözülmesine yönelik bir teklifi sunduğunu söyledi. Cemil “Birçok defa söyledik bininci kez yine söylüyoruz: Bize göre tüm partilerin katılacağı bir milli birlik hükümeti kurulma ihtimali yok. İşte burada hükümetin kurulmasının ertelenmemesini ve Teknokratlar Hükümeti kurulmasını teklif ettik.  Bu hükümet ile birlikte rakipler sorunlarını sakin bir şekilde çözer ve mecliste gerçekleştirilen diyaloglar ile anlaşılamayan konularda görüş birliğine varırlar. Hükümetin kurulması sürecinin durmaması gerekiyor çünkü Lübnan’ın, görevini yerine getiren, ülkenin sorunlarına çözüm bulan ve yaşanan sosyal ve ekonomik krizden insanları kurtaran bir hükümete ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
(Dürzi) İlerlemeci Sosyalist Partisi Lübnan Milletvekili Ekrem Şuheyb, hükümet krizinin 7.ayına girdiğini; hükümetin 7. ayında sezaryen veya doğal bir şekilde doğmayacağı yahut iki ay daha beklenilmesi mi gerektiği konusunun gündemde olduğunu belirtti. Şuheyb “Tüm bu şartlar, standartlar ve yapay gruplaşmalar kamu kurumlarının işleyişini ve kurulmasını aksatmaya devam ediyor. Hükümet kurulsa bile zor sorunlarla karşı karşıya kalacak” dedi.
Lübnan'daki hükümet kurma çalışmaları
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, 6 Mayıs'ta yapılan genel seçimlerin ardından Başbakan Saad el-Hariri'yi 24 Mayıs'ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirmişti ancak siyasi taraflar arasında başta bakanlıkların dağılımı olmak üzere yaşanan birtakım sorunlar nedeniyle ülkede aylardır hükümet kurulamıyor.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah geçen hafta, "bağımsız Sünni vekillerin" olmadığı bir hükümete partisinin katılmayacağını bildirmişti.
Hariri ise geçen salı günü, Hizbullah'ı, hükümetin kurulmasını engellemekle suçlamıştı.
Lübnan'da mayıs ayında yapılan genel seçimlerde Şiilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Şii Emel Hareketi ve Hizbullah'ın desteğini alarak meclise giren 6 Sünni milletvekilinin yeni hükümette temsil edilmesi yönündeki ısrar hükümet kurma çalışmalarını kilitliyor.



Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, "Nihai onayın verilmesinin ardından ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir" dedi.

Baabda Sarayı'nda gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette açıklamalarda bulunan Avn, ilgili tüm iç taraflardan, özellikle de Hizbullah'tan yanıtların alınmasının ardından Lübnan'ın tutumunun ABD tarafına iletileceğini ve sürecin buna göre şekilleneceğini belirtti.

Avn, "Dünkü müzakereler son derece zorluydu" ifadelerini kullanarak, Lübnan müzakere heyeti başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın kararlı bir tutum sergilediğini söyledi. Müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini belirten Avn, Karam'ın kapsamlı ateşkes konusunda uzlaşma sağlanmadan başka herhangi bir başlığın görüşülmesini reddederek, müzakere turunu askıya aldığını ifade etti.

Bu durumun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun devreye girdiğini ifade eden Avn, görüşmelerin yeniden başladığını ve sonunda Lübnan'ın talebi doğrultusunda kapsamlı ateşkes konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

ABD, İsrail ve Lübnan tarafından yayımlanan ortak açıklamaya göre, Lübnan ile İsrail tam kapsamlı bir ateşkesin uygulanması konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma, Hizbullah'ın saldırılarını durdurması ve güçlerini Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden çekmesi şartına bağlandı.

Mutabakat kapsamında, Güney Lübnan'da Lübnan ordusunun tek yetkili güç olarak görev yapacağı ve Hizbullah unsurlarının bulunmayacağı "pilot bölgeler" oluşturulması; buna karşılık İsrail ordusunun bu bölgelerden çekilmesi öngörülüyor.

Pilot bölgelerle ilgili olarak Avn, başlangıç noktası olarak Doğu ve Batı Zutar, Yahmur ve Şakif Kalesi çevresinin önerildiğini belirterek, bölgenin sembolik önemine ve Nebatiye kentine yakınlığına dikkat çekti.

ABD'nin garantör rolüne güvendiklerini vurgulayan Avn, dün varılan anlaşmanın kalıcı nitelik taşıdığını ve 27 Kasım'daki anlaşmadan farklı olduğunu ifade etti.

Lübnan Cumhurbaşkanı, "Varılan anlaşma son fırsattır; aksi takdirde her taraf kendi sorumluluğunu üstlenmelidir" dedi.


Naim Kasım: Kimseye "saldırıya direnmeyeceğiz" diye taahhütte bulunmadık

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
TT

Naim Kasım: Kimseye "saldırıya direnmeyeceğiz" diye taahhütte bulunmadık

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın bir konuşmasından

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün yaptığı açıklamada, Lübnan köylerinin bombalanması ve sivillerin öldürülmesi sürdüğü sürece İsrail'in kuzeyinin güvenli olmayacağını belirtti.

Televizyonda yayımlanan konuşmasında Kasım, Hizbullah'ın herhangi bir tarafa saldırılara karşı direniş göstermeyeceğine dair taahhütte bulunmadığını vurgulayarak, “Köylerimiz güvende olmadığı sürece, yerleşim birimleri de güvende olmayacaktır” ifadesini kullandı.

Kasım ayrıca, “Lübnan için anlamsız ve aşağılayıcı” olarak nitelendirdiği doğrudan müzakerelerin sonuçlarını bütünüyle reddettiklerini ifade etti.

Doğrudan görüşmelerin temel amacının, herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak “direnişin silahsızlandırılması” olduğunu öne süren Kasım, bunun “Lübnan'ın caydırıcı gücünün ortadan kaldırılması ve direnişçi halkının varlığına yönelik bir tehdit” anlamına geldiğini savundu.

Bu talebin, “İsrail'e savaşta elde edemediğini siyaset yoluyla kazandırmayı amaçladığını” belirten Kasım, bunun mümkün olmadığını söyledi.

Hizbullah lideri konuşmasının sonunda Lübnanlı yetkililere çağrıda bulunarak, “Doğrudan müzakereler adı verilen bu komedi ve aşağılanmaya son verin. Böylece halkınızın tamamının, yönetiminiz altında düşmanların da boyun eğeceği egemen bir devlet seçeneği etrafında birleşmesini sağlayarak daha güçlü olursunuz” ifadelerini kullandı.


Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
TT

Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ile birlikte İsrail ordusuna Beyrut'u bombalama talimatı verdiklerini ilan etmelerinden sadece birkaç saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını açıklayan haberlere uyandı. Bu ayrıntılar, Netanyahu'yu, tehditleri sonucunda Trump'ın görüşme sırasında kullandığı dil nedeniyle geniş çaplı eleştirilere, tartışmalara ve hatta alaylara maruz bıraktı.

Ancak İsrailliler için tüm bunlardan daha tehlikeli olan husus, Lübnan'daki ateşkesin orduya ve Kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini sağlama hedefine bir darbe oluşturmasıdır. Nitekim yetkililere göre bu durum Hizbullah'a, kapasitesini ve askeri altyapısını güçlendirmesi için yeni bir fırsat sunuyor.

Netanyahu'ya gelince, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ve ayrıntıları açıklanmadan önce, çıkıp görüşmenin “önemli” olduğunu vurguladı. Görüşme sırasında Beyrut'u kuzeydeki kasabalarla eşitleyen bir denklem kurmakta ısrar ettiğini belirtti. İsrail Başbakanı, “Başkan Trump ile görüştüm ve ona, Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail'in Beyrut'ta bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim” ifadelerini kullandı.

Hükümetin politikalarına ve “Netanyahu'nun Başkan Trump'a boyun eğmesi ve kuzey sakinlerini ve güvenliklerini satması” olarak tanımlanan duruma yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından, Savunma Bakanı Yisrael Katz da salı günü çıkıp bu denklemin üzerinde durdu. Katz şu tehditleri savurdu: “Beyrut ve güney banliyösü, İsrail'in kuzey kasabaları ile eşdeğerdir. Bu, Başbakan ve benim ilgili taraflara açıkladığımız ve netleştirdiğimiz denklemdir. Kuzey bombalanmaya devam ederse, Hizbullah'ın kalesi olan güney banliyösünün büyük bir bölümünü hedef alacağımızı vurguladık. Bu saldırılar, sakinlerin yerinden edilmesine yol açacak ve bu da Hizbullah ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacaktır. Bu tutumumuzu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıkladık ve aynı şekilde Lübnan hükümetini de bilgilendirdik.”

İsrail Savunma Bakanı, Lübnan içinde ateşkesin gerçekleşmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hat'ın ötesindeki tüm Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarına devam etmektedir. Biz savaşmaya devam edeceğiz.”

Netanyahu ve Katz'ın ardı ardına gelen tehditleri, Axios'un Trump'ın Netanyahu'ya yönelik sert eleştirilerini, onu “çılgın” ve “nankör” olarak nitelendirdiğini ifşa etmesinin ardından Netanyahu'nun aleyhine sonuçlandı. Dahası İsrailli askeri yetkililer, Trump'ın askerleri ve Beyrut'u bombalamaya giden uçakları geri çağırdığı ve bir gerilimi önlediği açıklamasının aksine, Netanyahu ve Katz'ın Beyrut'u bombalama tehditleri aceleci ve sorumsuz olduğu için operasyonun iptal edilmesine neden olduğunu açıkladı.

İsrail ordusu, Trump ile telefon görüşmesini ve sınırın iki tarafı arasında bir ateşkes anlaşmasından bahsedilmesini bile beklemedi ve askeri yetkililer, pazartesi günü yetkililer arasında koordinasyon olmadan yapılan açıklamaların “yalan olduğunu ve durumun gerçekliğini yansıtmadığını” belirtmekte acele etti.

Ciddi zarar

Askeri analist Avi Ashkenazi, Netanyahu ve Katz'ın açıklamalarının ne koordineli ne de askeri yetkililerle kararlaştırılmış olması nedeniyle İsrail ordusunun operasyonlarına ciddi zarar verdiğini ilk açıklayan kişi oldu. Bir askeri yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Beyrut'a saldırmak, Hizbullah'ın ağırlık merkezini vurmak için bir hedef listesi hazırlamayı gerektiriyor. Ordu gerçekten de Hizbullah liderliğini, operasyon odalarını ve komuta merkezlerini hedef almayı amaçlamıştı. Ancak Başbakan ve Savunma Bakanı'nın ortak açıklaması, Hizbullah'ı şaşırtmayı ve Beyrut'taki ağırlık merkezine ağır bir darbe indirmeyi amaçlayan askeri planın iptaline neden oldu, çünkü bu açıklama sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı.”

Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)

Askeri yetkili şunu belirtti: “Hizbullah liderleri tehdit üzerine Beyrut'ta bulundukları yerlerden derhal ayrıldılar. Aralarında düşük rütbeli Hizbullah militanlarının ve aktivistlerin de bulunduğu bölge sakinlerinin çoğu onlarla birlikte ayrıldı.”

 Devam eden çatışmalar

Trump'ın ateşkes duyurusuna rağmen, sınırın her iki tarafında da güvenlik durumu yüksek gerilim düzeyinde kalmaya devam etti. İsrail ordusu operasyonlarına devam etti ve Güney Lübnan'da çatışmalar yoğunlaştı; bu da 24 saatten kısa bir süre içinde üçüncü bir askerin ölümüne ve en az 10 askerin yaralanmasına neden oldu. Bu arada, Kuzey İsrail'de alarm durumu devam ederken, Lübnan'dan en az 10 roket ve insansız hava aracı (İHA) fırlatılmasının ardından bölge sakinleri akşam ve sabah saatlerini sığınaklarda ve güvenli odalarda geçirdi.

Netanyahu ve Katz'ın tehditleri ile kendisini yok saymasına öfkelenen İsrail ordusu, “İranlıların Amerikan Başkanına dayattığı ve Trump'ın da İsrail'e dayattığı ateşkesin çerçevesini tanımadığını” açıkladı.

Ashkenazi, “İsrail ordusu, Hizbullah'ın denklemine dayalı bir anlaşmanın, yani sükunete karşı sükunetin çok tehlikeli bir tuzak olduğunun farkında. Böyle bir anlaşma, İkinci Lübnan Savaşı'ndan Hizbullah'ın Aksa Tufanı Savaşı'na katıldığı 8 Ekim 2023'e kadar kuzeyde var olan stratejik gerçekliği yeniden tesis edecektir” dedi.

“Askeri kurumun en büyük endişesinin, İran'ın müdahalesinden sonra Trump'ın Netanyahu'ya uyguladığı baskının Hizbullah'ın tehlikeli bir emsal oluşturmasına neden olması olduğunu; zira denklemin artık sadece kuzey sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Hürmüz Boğazı'na da uzandığını” belirtti.

Güvenlik bölgesinin daraltılması

Haaretz'de yayınlanan bir haberde, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da düzenlediği operasyonların stratejik kazanımlar sağlamadığı, aksine binlerce Lübnanlı sivilin ve onlarca İsrail askerinin ölümüne yol açtığı belirtildi. Habere göre “Hizbullah, 36. Tümen tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunma ve teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti.”

İsrail'de, Washington görüşmeleri sırasında Lübnan'da bir çözüm bulunmasına yardımcı olması için çeşitli istişareler yapıldı ve öneriler formüle edildi. Bu istişareler, Hizbullah'ın İHA’larının yarattığı artan tehdit, İsrail askerleri arasında neredeyse her gün yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, ayrıca bu İHA’ların İsrail'in kuzeyine ulaşma, ordu mevzilerinde ve yerleşim alanlarında patlama riski de dahil olmak üzere Lübnan'daki durumun gerçekliğinin gölgesinde düzenlendi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin, ordunun Washington tarafından ellerinin bağlı olduğu ve Lübnanlı örgütü zayıflatma ve çökertme hedefine ulaşmasını engellediği yönündeki tekrar eden iddiası da var.

Bu iki gerçeklik arasında İsrail, hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü korumayı ve geniş bir güvenlik bölgesini kontrol altında tutmaya devam etmeyi amaçlıyor. Ancak Amerikan baskısı altında, Hizbullah ve kapasitesi ile mücadele etmek ve zayıflatmak için Lübnan ordusunun İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet göstermesine izin veren bir öneri sundu. Buna göre İsrail, Lübnan ordusunun bu hedefe ulaşmak için yüksek bir hızla çalıştığını gözlemlediğinde, başarılı olduğu bölgelerden kademeli olarak geri çekilecek ve bu da güvenlik bölgesini kademeli olarak daraltacak.

Öte yandan İsrail, Lübnan ile İran'ı ayırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Askeri analist Zvi Bar'el'e göre, Netanyahu hükümeti Washington'a şunu açıkça belirtmeli “Lübnan ile yürüttüğü müzakerelerde İran'a hiçbir şekilde yer yok.” Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Bar’el, şimdi Tel Aviv'in kendi taktiksel başarılarının Tahran'a Lübnan'da kilit bir konum kazandırdığını, dahası Beyrut'a kıyasla Tahran'ın İsrail ile Lübnan müzakerelerinde daha fazla kazanabilecek kozu olduğunu düşünüyor.

Bar'el, Trump'ın Beyrut'un güney banliyösünün bombalanmaması talimatının, ABD Başkanının İran ve Lübnan'ın ayrı arenalar olduğu yönündeki anlatısını kesin olarak çürüttüğünü de belirtiyor.

Son olarak Bar'el, “Henüz diplomatik kanalı terk etmemiş ve Hizbullah'ın etkisini azaltmaya kararlı olan Lübnan hükümetinin aksine, İsrail, Washington'daki müzakereleri sonuçsuz bir diyaloğa dönüştürebilecek imkânsız koşullar öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv, İran arenasında yaşanan gelişmelerin gölgesinde, ateşkes için bir koşul olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının önemini yitirdiğini anlamalıdır.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.