Sudan muhalefetinden hükümete diyalog çağrısı

Es-Sadık el-Mehdi
Es-Sadık el-Mehdi
TT

Sudan muhalefetinden hükümete diyalog çağrısı

Es-Sadık el-Mehdi
Es-Sadık el-Mehdi

Muhalif “Nida Sudan” ittifakı ve Milli Ümmet Partisi lideri es-Sadık el-Mehdi, hakkında çıkarılan tutuklama kararının hükümetin kendisine karşı “kötü niyetli” eylemlerinden biri olduğunu belirtti. Hükümetin bu eylemlerinin kendisini Hartum’a dönmekten alı koyamacağını söyleyen el-Mehdi, belirlendiği üzere 19 Aralık’ta geri döneceğini vurguladı.
Mehdi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Afrika Eş Gözlem Mekanizması (APRM) aracılığıyla hükümetle diyalogun başlayabileceğini belirtirken, muhalefetin birleşmesini “ütopya”  olarak nitelendirdi.
Herhangi bir muhalif güçle koordinasyon sağlamak için bir takım şartları olduğuna dikkati çeken Mehdi, bunların; rejimi zorla devirmek, kritik meseleleri kendi başlarına çözmeye çalışmaktan kaçınmak, İsrail’in zaferini önlemek, yalnızca muhalefet karşıtlığına odaklanmamak olduğunu belirtti. Mehdi, Sudanlı güçlerin, Güney Afrika apartheid sisteminden kurtulmasını sağlayan Demokratik Güney Afrika için Konvansiyon (CODESA) çerçevesinde bir anlaşma beklediğini kaydetti.
-Hükümet Devlet Güvenlik Savcılığı tarafından çıkarılan tutuklama emrinin ardından sizi tutuklamak için dönüşünüzü bekliyor. Sizce hükümet bu eylemlere devam mı edecek yoksa genel bir af mı çıkaracak?
Hükümet bizimle çelişkili şekillerde uğraşıyor. Bize üç kez en yüksek seviyede katılım için teklifte bulundular. Adil ve kapsamlı bir barış ve demokratik geçişe dayanmayan hiçbir katılımı kabul etmedik. Bu nedenle, hükümet iktidara gelmesinden bu yana yıllardır bu gibi eylemlerde bulunuyor. Şuan çalıştığımız silahlı güçler uluslararası toplum ve Afrika tarafından tanınıyor olmasına ve hiçbir terör eylemine karışmamış olmasına rağmen bugüne kadar hakkımda 6 dava açıldı. İktidar rejimi birçok yerde tartışma konusu. “Nida Sudan” ittifakı ise şiddet içermiyor. Bize karşı yapılan bu eylemleri göz önünde bulunduruyoruz. İktidarda bizi yönetimden uzaklaştırdığını düşünen bazı kişilerin bizimle ilgili açıklamaları var. Biz yasa dışı değiliz. Yani ya yönetimi paylaşırız ya da bizi yargılarlar. Bu kötü amaçlı açıklamalar bizi yasal olarak ortadan kaldırmaya yönelik yöntemlerdir. Bunlar rejim içinde kötü niyetli söylemlerin geçtiğinin delilidir. Rejim içinde farklı güç merkezleri var. Şu ana kadar neler yaptıklarını anlatamam. Fakat biz ilkeli duruşumuzu koruyacağız ve sonuçlarının sorumluluğunu üstleneceğiz. Çabalarımızın boşa çıkmamasını diliyor ve halktan destek bekliyoruz.
-“Yumuşak geçiş” olarak isimlendirilen geçiş çerçevesinde hükümetle diyalog başlatacak mısınız?
Söz konusu diyalog, APRM aracılığıyla gerçekleştirilecek bir diyalogdur.
-APRM ve uluslararası taraflar sizi Anayasa Komisyonu’na ve 2020 seçimlerine katılmaya davet ettiler. Ancak bununla birlikte savaşı durdurma ve demokratikleşme gibi konular müzakere gündeminde olmayacak.
Hükümet APRM’ye bir mektup gönderdi. Bu da hükümetin çizilecek bir yol haritasıyla bizimle diyalog başlatmaya, seçimler ve Anayasa Komisyonu gibi konuları konuşmaya hazır olduğunu gösterdi. Her şeyi yol haritası belirleyecek. Tabii ki, tüm bu konularda bir takım kesin şartlarımız var. Tüm meselelerin ele alınmasının yanı sıra ve taraflardan birinin yerine getiremeyecekleri durumlar müzakere gündemine taşınmalı. Bunlar da yol haritasına dayandırılmalı.
-İktidar dengesi artık Ömer el-Beşir hükümetinin lehine. Muhalefet ise etkisiz bir durumda. Sizce güç dengesindeki ölçüler nasıl olmalı?
Sistem 30 yılın ardından tüm alanlarda iflasın eşiğine gelmiş durumda. Eşi benzeri görülmemiş hatalar yapıldı. Mevcut ekonomik durum hükümeti istikrarsızlaştırmasına neden olacak yeterlilikte.
Uluslararası ilişkilerde, devletler rejimin zayıflığını kabul eder. Bu fırsatı kendi şartlarını öne sürmek için kullanırlar. Örneğin ABD’nin rejimden insan halkları ihlallerini öne sürerek Müslüman Kardeşler’i sınır dışı etmesini istemesi gibi.
-Muhalefet grupları arasında bölünmeler yaşanıyor. Bu da muhalefetin hükümetin önündeki varlığını zayıflatıyor. Muhalefet güçlerini bir araya getirecek bir girişiminiz var mı?
Muhalefetin bir araya gelmesi bir “ütopyadır” (gerçeklikten uzak). Ancak muhalefeti temsil eden en büyük grup olan “Nida Sudan” ittifakı tutarlı bir ittifaktır. “Milli Mutabakat Güçleri İttifakı”,  Nida Sudan Güçleri İttifakıyla uzlaşıya varmış olsalar da ilke olarak herhangi bir diyalog başlatmayı reddediyorlar. Bizimle ittifak içerisinde yer almalarına rağmen diyalogu reddedenler var. Muhalefette Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey örgütünün (SPLM-N) Başkan Yardımcısı Abdulaziz el-Hilu ve Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM) lideri Abdulvahid Muhammed Nur gibi aşırılık yanlısı muhalifler bulunuyor.
Anavatanın inşası için bir tüzük imzalayarak görüşleri birleştirmeye çalıştık. Bu konuda hemfikir olmak ve hedeflerine barışçıl yollarla ulaşmak için çalışacağız. Herhangi bir muhalif güçle koordinasyon sağlamak için 4 şartımız olduğunu söylemiştik. Bu şartlar; rejimi zorla devirmemek ve barışçıl yollarla hareket etmek, kritik meseleleri kendi başlarına çözmeye çalışmaktan kaçınmak, İsrail’in zaferini engellemek, muhalefet karşıtlığına odaklanmamak.
-Aktivistler ve parti liderleri, muhalefetle ittifaklar kurduğunuzu söylüyor. Buna ne diyorsunuz?
1989 yılında kurulan Ulusal Demokratik İttifak’ı (NDA) bizim girişimimizdi. 1995’te Asmara’da gerçekleştirilen Kritik Meseleler Konferansı’nı biz düzenledik. SPLM-N’in “Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi” (IGAD) girişimi çerçevesinde hükümet ile diyaloga girişini destekledik. Şartları vardı ve hükümetle diyalog başlatma fikrini reddettiğimizde 1999 yılında Cibuti Anlaşması’nın yolu açıldı. 2005 yılında hükümet ve hareket arasında kapsamlı bir barış anlaşması imzalandı. Eleştirilerimizi yayınladık. Hiçbir bilgiye sahip olmayan eleştirmenler yalnızca rejime katılmak için diyalog istediğimizi söylüyorlar. Milli Mutabakat Güçleri İttifakı içerisinde yer alan taraflar altı yıldır rejimdeler. Biz hiçbir aşamada katılım göstermeyen muhaliflerdik. Bu durumda muhalefet koalisyonunu ortadan kaldıranlar da bizleriz.
Eylül 2009'da Güney Sudan’ın başkenti Cuba'daki Sudanlı Siyasi Partiler Konferansına katıldık. Milli Mutabakat Güçleri’ni oluşturduk. Daha sonra edinilen tecrübeler ışığında bu oluşumun tekrar gözden geçirilmeye ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı. Bunu yapmaya karar verdik. Ancak diğerlerinin üzerinde anlaştığımız konuları uygulamaya koymaktan kaçınması sonucu üyeliğimizi donduk. Ancak Devrimci Cephe Fecr’ul Cedid Bildirisi’ni yayınladığında muhalefet iki konu üzerinde mutabık kaldı. Gönüllü birleşme ve rejimin aralarında şiddetinde yer aldığı bir takım seçeneklerle devrilmesiydi. Buna rağmen Devrimci Cephe ile ilişkileri koparmadık. Diyaloga devam ettik. Ağustos 2014'te Paris Deklarasyonu’na ulaştık. Daha sonra Aralık 2014'te “Nida Tunus” ittifakını oluşturduk. Siyasi güçleri birleştirici rolümüzü bugüne kadar sürdürdük.
-70’li yılların ortalarında Sudan’ın eski cumhurbaşkanı Cafer Muhammed en-Numeyri ile uzlaşma sağladınız. Mevcut Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile bir dizi anlaşma (Nida el-Vatan ve Ulusal Konsensüs anlaşmaları) imzaladınız. Bu anlaşmalar birçok insanın askeri rejimlerle uğraşırken sizi eleştirmesine neden oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Prensipte tüm denetimi elinde tutan sistemlerle diyalogun ilke olarak reddedilmemesi hata olur.  Ulusal mücadeleciler yabancı işgal devletleriyle diyaloga öncülük ettiler ve bağımsızlık konusundaki değişikler bu diyalogun meyvesiydi.
Eski Cumhurbaşkanı Cafer Muhammed en-Numeyri ile diyalogumuz, hedeflerine ulaşmasa da, önemli bir rol oynadığımız Nisan 1985'teki ayaklanmanın başarısına yol açan bir ortam yaratarak o dönem mevcut sistemle başa çıkmamızı sağladı. İnsanların meşru taleplerine yanıt vermeye özen gösterdik. Birçoğu taleplerini dile getirdi. Biz de sağlam ve barışçıl bir demokratik geçişin önünü açacak, yol haritasına öncülük ettik. Eğer bu mümkün değilse, Sudan’da üçüncü bir bahar seçeneği var. Nelson Mandela, “Siyasi güçler diyaloga zarar veremez” der. Asıl acı veren teslim olmaktır.
-Bu içsel, bölgesel ve uluslararası karmaşık durumlarla Sudan'ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Sudan'ın insan gücü mükemmel. Doğal kaynakları da bol. Sudan’da siyasi güçler iki önemli açıdan gruplandırılır: Sertlik ve özgünlük ile “İslami, sosyalist, dirilişçi ve Afrikalı” ideolojilerin yönlendirdiği hoşgörü niteliklerine sahiplik. Bu unsurlar CODESA ya da Ekim 1964'teki barışçıl ayaklanma gibi bir anlaşmaya yol açabilir. Sudan’ın siyasi hareketi, bölgedeki en olgun siyasi harekettir. Çünkü özgürlükleri için liberal bir yola çıkan bu hareket, solcu, sağcı, komünist ve İslamcı deneyimlere sahip. Sudan bu deneyimlerdeki başarısızlıkların yanı sıra gelecekte tüm bunlardan edinilen tecrübeye dayalı bir ulus inşa etmesine yardımcı olacak zengin bir siyasi kültüre sahip oldu.



Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.


Savaş uçakları Husilerin kayıplarını artırıyor

Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Savaş uçakları Husilerin kayıplarını artırıyor

Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)

Yemen Silahlı Kuvvetleri, 3 gün içinde 2 bin 316 Husi mensubunun öldüğünü veya yaralandığını açıkladı. Açıklamada, bu sayının 8 cephede gerçekleştirilen 706 hedef alma operasyonu sonucunda ortaya çıktığı belirtildi. Operasyonlarda savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA), topçu birlikleri, keskin nişancılar ve roketatarlar kullanıldı. Söz konusu cephelerin Kataf, el-Bak, Aleb, Cevf, Marib, Beyda, Lahic ve Taiz olduğu kaydedildi.

Hükümet güçleri, operasyonlarda personel taşıyıcılar, araçlar, takviye birlikleri, füze fırlatma platformları ve silah depolarının imha edildiğini veya kullanılamaz hâle getirildiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre çatışmaların en yoğun olduğu bölgeler Taiz ve Lahic olurken, Husilerin saldırıları sürmesine rağmen temas hatlarında büyük ölçüde değişiklik yaşanmadığı belirtildi.

Taiz’de savaş uçakları, vilayetin doğusundaki Husi mevzileri, silah depoları ve silahları hedef aldı. Saldırılar Maviye Kavşağı, Salih Kenti çevresi ve İstikbal Kampı’nı kapsarken, saldırılar Husi grubuna ait takviye birliklerinin bölgeye ulaşmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Ayrıca kentin batısındaki er-Rabii bölgesine bağlı el-Merzam’da Husi takviyelerini hedefleyen hava saldırısında, askeri kaynaklara göre bir tank yandı.

Hükümet güçleri Cebel Habeşi ve el-Aneyn bölgelerindeki saldırıları püskürtürken, topçu birlikleri de çeşitli cephelerde Husi mevzileri ve toplanma noktalarını hedef aldı. Hava savunma sistemlerinin ise gruba ait bir İHA’yı düşürdüğü bildirildi.

Husi grubu Taiz’e farklı yönlerden baskı kurmaya çalışırken, çatışmalar el-Vaziiyye’de ve oradan Lahic’in batısındaki el-Mudâribe, Ras el-Are ve Kahbub bölgelerine kadar devam etti. Bu bölgelerde düzenlenen İHA saldırılarında Husi unsurlarının toplandığı noktalar ve araçları hedef alındı.