İlk insanların ‘Yeşil Arap Yarımadası'nda’ yaşadığına dair yeni bulgular ortaya çıktı

Kumlu alanda yapılan kazı çalışmaları
Kumlu alanda yapılan kazı çalışmaları
TT

İlk insanların ‘Yeşil Arap Yarımadası'nda’ yaşadığına dair yeni bulgular ortaya çıktı

Kumlu alanda yapılan kazı çalışmaları
Kumlu alanda yapılan kazı çalışmaları

Bilim insanları, Arap Yarımadası’nın uçsuz bucaksız çöllerinde sürdürdükleri araştırmalarda bugün kurak çöl halindeki bölgenin geçmişte yağışlı ve yeşil olduğuna dair bulgulara rastladı. Fil, geyik ve soyu tükenmiş kaplanlara ait çok sayıda fosil bulunan bölgenin su kaynaklarına sahip, savan bitki örtüsüyle kaplı, yeşillikler içinde olduğu bildirildi. Bu durum, tarih öncesine ait tamamen farklı bir manzaraya işaret ediyor.
İlk insanlar
Araştırmacılar, 300 ila 500 bin yıl önce bu eski bölgede yaşadığı düşünülen ilk insanların yaptıklarına inandıkları kalıntılar da buldu. Söz konusu bulguların kanıtlanması halinde yeni keşfedilen taş oymalar ve hayvan kemikleri, erken insanların (ya da mevcut türden olmayan Homo Sapiens üyelerinin) Arap Yarımadası’nda bilindiği üzere çok yaklaşık yüz bin yıldan daha önce var olduklarının ispatı olacak.
Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan bulgular, ilk insanın zengin Afrika meralarından çıkarak eski Arap Yarımadası’na varana kadar hiçbir evrimsel geçiş süreci yaşamaya gerek duymadığını ortaya koyuyor.
Max Planck İnsanlık Tarihi Bilim Enstitüsü araştırmacılarından olan çalışmanın yazarlarından Michael Petraglia konuya ilişkin değerlendirmesinde “Savan bitki örtüsü genişledikçe, insanlar da aynı oranda yayıldı” ifadelerini kullandı.
Araştırmacı Petraglia, geçtiğimiz on yıl boyunca bugün kurak bir çöl bölgesi olan Yeşil Arap Yarımadası’nın kanıtlarını araştırıyordu. Arap Yarımadası, her ne kadar Afrika ve Avrasya arasında önemli bir bağlantı olsa yapılan insan göçlerine ilişkin araştırmalar Maşrek bölgesini kapsamıyordu. Bölgenin çorak olduğuna öylesine inanılıyordu ki erken dönemde yaşayan insanların buradan geçmelerine imkansız gözüyle bakılıyordu.
Ancak bölgede ardı ardına kuraklıklar yaşanmış olabileceğine işaret eden son bulgular bu inancın değişmesine yol açtı. Araştırmacılar geçen nisan ayında, korunmuş bir dere yatağında bulunan ve 90 bin yıl öncesine tarihlenen fosil izlerinin sadece ilk insana ait olabileceğini belirtti. Araştırma ekibi ayrıca uydu görüntülerini kullanarak 10 bin yıl önce kurumuş bir gölün kalıntılarını tespit ettiler.
Kazılar ve kalıntılar
Araştırmacı Petraglia ve ekibi, birkaç yıl önce Suudi Arabistan'ın Nefud Çölü’ndeki kazı alanlarından birinde soyu tükenmiş birçok memeliye ait fosilleri çıkarmayı başardı. Bulunan fosillerin laboratuar incelemeleri sonucunda bazılarının insan kaburga kemiği olduğu ortaya çıktı.
Avustralya’nın Yeni Güney Galler eyaletinden doktora öğrencisi olan Matthew Stewart konuya dair yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bunun, Arap Yarımadası’nda bugüne kadar yaşayan en eski insanların kanıtı olduğunu ve hiç kimsenin bunu daha önce neden bulamamış olduğunu tam olarak anlayamadım.”
Araştırma ekibi kazılarda ayrıca çeşitli alanlarda taş oymalar ve taş aletlere ait kalıntılar da buldu.
Araştırmacı Stewart “Taş aletlerin keşfi, ilk insanların bu araçları bir amaç için kullandığını kanıtladı. Bu, araştırma için beklenen kıvılcımdı” dedi.
Araştırma ekibi aynı alanda geyik, fil ve at gibi otçul hayvanlara ait 20'den fazla "fosilleşmiş diş" kalıntıları da toplamayı başardı.
Max Planck İnsanlık Tarihi Bilim Enstitüsü arkeologlarından ve çalışmanın başyazarı olan Patrick Roberts, bulunan fosillerin üzerinde oksijen ve karbon izotoplarıyla yapılan analizler sonucu bunların diş minesi olduğunun anlaşıldığını belirtti.
Diş minesinin, ağaç gövdelerinde dairesel halkalar boyunca kademeli olarak büyüdüğü biliniyor. Bu, belirli bir zaman diliminde gerçekleşen değişikliklere önemli bir boyut kazandırıyor. Karbon izotopları parmak izleri, ot yiyen hayvanların beslenmelerine ilişkin veriler sağlarken oksijen izotopları yağmur, nem ve sıcaklığı etkileyen su kaynaklarına işaret ediyor.
Dr. Roberts'ın yaptığı analiz, eski çağlarda yaşayan memelilerin yeşil alandaki bitkilerden oluşan bir beslenme şekline sahip olduğunu ve bulundukları bölgelerde yağışların sıcak mevsimlerde yaşandığını gösterdi. Oksijen izotopları, o zamanlar doğal koşulların daha nemli olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırma ekibi, kazı alanında buldukları fosil ve kalıntılarının 500 bin yıl öncesine ait olabileceğini söylüyor. Ancak bilim insanları, Homo Sapiens’e ait bilinen en eski kalıntıların Fas'ta bulunan ve 300 bin yıl öncesine tarihlenen kalıntılar olması nedeniyle söz konusu işaretleri ve fosilleri bırakan ilk insanların Homo Sapiens olmadığı görüşünde. Bu da Arap Yarımadası’ndan geçerek Afrika'yı terk eden ilk insanların içinde yaşadıkları en sert ortamlarla başa çıkabilmek için biyolojik değişikliklere ihtiyaç duymadıkları anlamına geliyor.
Dr. Roberts açıklamasının sonunda şu değerlendirmede bulundu:
“İlk insanlar, eski Arap Yarımadası'ndaki doğal koşullarını bugün Doğu Afrika'da savan olarak bildiğimiz iklimle aynı şekilde buldu. Bu da onların amaçsızca çöl bölgesine dağılmadıklarını gösteriyor. Bu yüzden bunun onlar için sadece coğrafi bir yayılma aşaması olduğuna inanıyoruz.”



Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
TT

Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla

Brian Katulis

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı hem içeride hem de dışarıda keskin dönüşler ve hızlı değişimlerle dolu, siyasi bir iniş çıkışlar silsilesine benziyordu ve bu amansız aktivizmin merkezinde Ortadoğu yer alıyordu. Bölgesel odak noktasını iki ana faktör belirledi; net bir kendini beğenme duygusu ve olayların hızlandığı, çeşitli aktörlerin hesaplarının giderek daha fazla iç içe geçtiği çalkantılı bölgesel ortamda, tarihte önemli bir yer edinme arzusu.

Trump, 2020’deki İbrahim Anlaşmaları'nı ve aynı yıl İranlı General Kasım Süleymani'nin öldürüldüğü saldırı da dahil olmak üzere İran'a karşı azami baskı kampanyasını, ilk dönemindeki dış politikasının kilit kilometre taşları olarak sunmaya devam ediyor. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmekten, Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyanın büyük bölümüyle ekonomik bağlarını yeniden şekillendirmeye, göçmenlik politikalarını on yıllardır görülen en sert şekilde sıkılaştırmaya kadar uzanan geniş küresel emelleri arasında, Ortadoğu hesaplarında sürekli bir yer tutuyor. İbrahim Anlaşmaları, ilk döneminde bölgenin tarihinde açık bir iz bıraktı ve ikinci döneminde de bu mirası sağlamlaştırmayı ve güçlendirmeyi amaçlıyor.

Ancak, kişisel hırs tek başına onun bu konuya dahil olmasını açıklamakta yetersiz kalıyor. Bölgesel gelişmeler, onu mutlaka öncelikleri arasında yer almayan konuları ele almaya zorladı. Bu, Amerikan başkanlarının deneyimlerinde tekrar eden bir kalıptır; bölge meselelerine müdahalelerini ne kadar en aza indirmeye çalışsalar da kendilerini bölgenin krizlerinin içine çekilmiş bulurlar. Her başkanın, tıpkı “Baba” serisinin üçüncü filminde Michael Corleone’nin yaptığı gibi, bu döngüden kalıcı olarak kurtulamayacağını acı bir şekilde kabul ettiği bir anı vardır.

Bu eğilim, Trump'ın 2025'te İsrail'in eylemlerine yanıt olarak attığı bir dizi adımla pekişti. İsrail, mart ayında Hamas ile ateşkesi tek taraflı olarak sona erdirdi, haziran ayında İran'a saldırdı ve hassas müzakerelerin yürütüldüğü bir sırada Doha'yı bombaladı. Buna ilave olarak Trump, göreve başlamasından sadece birkaç gün önce, Aralık 2024'te Esed rejiminin devrilmesinin akabinde Suriye'de hızla gelişen olaylarla karşı karşıya kaldı.

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve muhtemelen bu bölgeyi ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair spekülasyonlar arttı

sdcfvg
ABD Başkanı Donald Trump tarafından paylaşılan ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ABD ordusu tarafından yakalanmasının ardından USS Iwo Jima uçak gemisinde çekilmiş bir fotoğrafı, 3 Ocak 2026 (AFP)

Geçtiğimiz yıla dair bu yoğun okuma, modern tarihin en tahmin edilemez ABD başkanı hakkında 2026'nın neler getirebileceğini tahmin etmek için makul bir temel sunuyor. Yatırım firmaları geçmişteki performansın gelecekteki sonuçların göstergesi olmadığı konusunda uyarmayı adet edinmişlerdir, bu kural açıkça Trump için de geçerli. Karar alma kalıplarını ve eylemlerini izlemek önemli ipuçları veriyor. Dolayısıyla geçtiğimiz yıl boyunca yaklaşımını belirleyen üç genel özellik olduğu gözlemlenebilir.

Şok ve korku uyandıran açıklamalar

Dikkat çeken ve rakiplerini tedirgin eden sansasyonel açıklamalar yapmak, Trump'ın tarzının ayrılmaz bir parçası. 2025’te başkanlığının ilk haftalarında, ABD'nin Gazze'yi kontrol edeceğini ilan etmiş ve komşu ülkelere Filistinlileri kabul etmelerini önermişti. Bir yıl sonra, bu öneri, ister gerçek bir plan isterse sadece retorik bir manevra olsun, artık tartışılmıyordu. Ancak, şok etkisi yadsınamazdı; çünkü diğer tarafları pozisyonlarını yeniden değerlendirmeye ve bu sürprizin baskısı altında hareket etmeye sevk etti.

Hızlı kazançları tercih etme

İkinci özelliği, ABD için sınırlı maliyetle net bir siyasi getiri sağlayan adımlar veya anlaşmalar olarak adlandırdığı hızlı kazanımlara olan eğilimidir. ABD'nin Karakas'ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutukladığı haberi buna örnek gösterilebilir. Böyle bir senaryoda, Başkan kararlı, George W. Bush yönetimi sırasında Irak'ta olduğu gibi uzun süren, kaynak tüketen bir savaşa saplanmadan Amerikan gücünü kullanabilen birisi gibi göründü.

Başarıları abartmak

Trump, sahadaki çok daha karmaşık ve iç içe geçmiş gerçeklere rağmen, Ermenistan ve Azerbaycan, Kongo ve Ruanda, Hindistan ve Pakistan ile Kamboçya ve Tayland arasındaki anlaşmaları örnek göstererek, on ayda sekiz savaşı bitirdiğini sürekli olarak vurguladı. Büyük vaatlerde bulunmaya, bu vaatlerin gerisinde kalan sonuçlar elde etmeye ama bu sonuçları tarihi bir başarı olarak sunmaya meyillidir. Bu tarzı muhtemelen mevcut yıl boyunca da devam ettirecek.

Bu üç özellik İran, İsrail, Filistin ve Suriye'yi kapsayan çatışmalara uygulandığında, Trump'ın 2026'da Ortadoğu'ya yaklaşımını şekillendirebilecek potansiyel senaryoların özellikleri belirginleşmektedir.

İran

2026 yılı, Trump'ın İran rejimine karşı olası bir saldırısı hakkındaki spekülasyon dalgasıyla başladı. Bu açıklamaları, mevcut hükümete karşı sokaklara dökülen protestocuların umutlarını körükledi. Haftalar sonra binlerce kişi öldürüldü ve Trump, Tahran'ın hesaplarını etkilemek için bölgeye daha fazla askeri varlık ve diplomat gönderdi. Tüm seçenekler masada olmaya devam etse de ilk döneminde Kuzey Kore gibi ülkelere veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaklaşımı, rejimi zayıflatmak için baskı yapmaya devam ederken, diplomatik kanallar aracılığıyla bir tür uzlaşmaya ulaşmak için çalışabileceğini ve belki de geçen yıl Yemen'de Husilere yaptığı gibi sınırlı bir güç kullanımına başvurulabileceğini akla getiriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'in İran'a karşı tutumu, hesapları her an değiştirebilecek belirsiz bir faktör olmaya devam ediyor.

İsrail ve Filistin

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve hatta ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair değerlendirmelerde bir artış görüldü. Trump geçen yıl bu tür girişimlere karşı kırmızı çizgi çekmiş olsa da sağcı İsrail hükümetine sarsılmaz desteğini sürdürmesi ve Filistinlilere yönelik sembolik jestlerle yetinmesi muhtemel.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan, dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor

sdcfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bununla birlikte, Trump'ın, eylül ayında Doha’ya düzenlenen ve Hamas liderlerini hedef alan hava saldırısından sonra yaptığı gibi, İsrail'e karşı belirli Amerikan baskı taktikleri kullanması da uzak bir ihtimal değil. O dönemde, şu ana kadar Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlileri öldürmeye devam etmesine rağmen, İsrail'i ateşkes anlaşmasını kabul etmeye zorlamayı başarmıştı. İsrail ve Filistin içindeki siyasi dengesizlikler ve bu aşamada ciddi bir barış sürecine girme vizyonuna sahip liderlerin yokluğu göz önüne alındığında, yaklaşan “Barış Konseyi” toplantısının somut sonuçlardan yoksun, sadece diplomatik formalitelerin tekrarı olması muhtemeldir.

Suriye

Trump'ın Suriye'de Ahmed eş-Şara'ya beklenmedik desteği, ikinci döneminin ilk yılında en dikkat çekici değişiklik oldu ve bu hamle Suudi Arabistan'ın açık desteğini aldı. Bu eylem biçimi, ABD'ye çok az maliyet getirdi ve Washington terörle mücadele çabalarına, Suriye, İsrail ve Türkiye arasında daha geniş bölgesel istikrarsızlığa yol açabilecek gerilimlerin artmasını önlemeye odaklanmaya devam etti. Bu yaklaşımın, yani ABD'nin doğrudan katılım maliyetini en aza indirirken, asıl yükü bölgesel ortaklara kaydırmanın devam etmesi bekleniyor.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan ve dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor. Ancak, bunların gündeme getirilmesi, olası yollar ve bunların ABD ve kilit ortakları için önümüzdeki yılda taşıdığı fırsatlar ve riskler hakkında daha geniş bir tartışma alanı sağlıyor.

Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


God of War hayranlarına müjde üstüne müjde

Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
TT

God of War hayranlarına müjde üstüne müjde

Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)

God of War hayranları iki güzel haber birden aldı. 

Sons of Sparta adlı yeni bir oyun duyurulur duyurulmaz piyasaya sürüldü. 1299 TL'ye satışa sunulan iki boyutlu platform oyununa PS5'ten erişilebiliyor. 

PlayStation Store'da oyunun konusu şöyle özetleniyor:

Kratos'un yolculuğunda anlatılmamış bir bölümü, kardeşi Deimos ile birlikte aldığı zorlu Sparta eğitimi yıllarını deneyimleyin. Zihinleri, bedenleri ve kalpleri, sonsuz sınavlarla yoğrularak vazife ve onurun her şey demek olduğu birer Sparta askerine dönüşmek üzere şekillendi. Bir öğrenci arkadaşları kaybolduktan sonra Kratos ve Deimos onu bulmaya yemin eder. Eğitimlerini ve Sparta ruhunu sınayacak bir maceraya atılırlar.

2005'te PlayStation 2'de başlayan serinin ilk üç oyununun remake'inin çalışmalarına başlandığı da açıklandı. Henüz ilk aşamalarında olduğu tahmin edilen projenin 2027 ya da 2028 civarında piyasaya sürülmesi bekleniyor. 

İlk üç oyunda Kratos'u seslendiren TC Carson, PlayStation'ın perşembe düzenlediği State of Play etkinliğinde bu duyuruları yaptı. 

Carson, Sons of Sparta'nın dış sesi olan yetişkin Kratos'la seriye dönüyor. 

Diğer yandan Amazon Prime Video'nun God of War dizisi de hazırlanıyor. Ryan Hurst'ün Kratos'u, Callum Vinson'ın da oğlu Atreus'u canlandıracağı biliniyor. 

Kadrodaki diğer isimler ise şöyle: Max Parker (Heimdall), Ólafur Darri Ólafsson (Thor), Mandy Patinkin (Odin), Alastair Duncan (Mimir) ve Danny Woodburn ile Jeff Gulka (Brok ve Sindri kardeşler).

Daha önce bildirildiği üzere dizi, hikayesini son iki God of War oyunundan alacak. Bu hikayede Kratos, bir yandan 10 yaşındaki oğlu Atreus'u büyütmeye çalışırken, diğer yandan İskandinav panteonunun tanrılarıyla mücadele ediyor. 

Resmi özete göre, "Kratos ve Atreus, Faye'in küllerini savurmak üzere bir yolculuğa çıkıyor. Macera boyunca Kratos oğluna daha iyi bir tanrı olmayı öğretmeye çalışırken, Atreus da babasına daha iyi bir insan olmanın yollarını göstermeye uğraşıyor."

Independent Türkçe, Variety, NME


Harry Potter'ın yıldızı neden sosyal medya kullanmadığını açıkladı

Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
TT

Harry Potter'ın yıldızı neden sosyal medya kullanmadığını açıkladı

Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)

Daniel Radcliffe, ruh sağlığını korumak için sosyal medya kullanmadığını açıkladı.

Rolling Stone'da perşembe günü yayımlanan yeni röportajında, Harry Potter'la tanınan 36 yaşındaki oyuncuya, sosyal medyada içerik paylaşmadığı veya tüketmediği için hiç "bir şeyleri kaçırıyor" gibi hissedip hissetmediği soruldu.

Radcliffe, "Kesinlikle hiçbir zaman böyle hissetmiyorum" yanıtını verdi.

Aktör "Instagram'da yokum. Mevcut hiçbir Twitter versiyonunda da yokum. İnsanların bunu nasıl yaptığını anlamıyorum" diye devam etti. 

Dürüst olmak gerekirse, çok stresli görünüyor. Zaten yeterince stresliyim. Bunun ruh sağlığıma iyi geleceğini sanmıyorum.

Röportaj sırasında, 12 Mart'ta Hudson Theatre'da prömiyerini yapacak tek kişilik yeni Broadway gösterisi Every Brilliant Thing'in provalarının ortasındaydı.

Radcliffe "Prova odasındaydım ve herkes telefonlarından uzak durmalarını sağlayan brick'ler (dikkat dağıtıcılara erişimi engelleyen uygulama -çn.) veya uygulamalar hakkında konuşuyordu" dedi.

İnternet kullanmaya devam ettiğini söyleyen Radcliffe, sosyal medya uygulamalarından uzak duruyor.

Oyuncu "Eminim bu, oğlumun büyüdüğü zaman beni tarif edilemez derecede yaşlı ve bitmiş biri gibi görmesine neden olacak. Ama evet, bunu yapamıyorum" diye ekledi.

Radcliffe ve eşi Erin Darke'ın, ismi henüz kamuoyuna açıklanmayan iki yaşında bir oğlu var.

Merrily We Roll Along'un yıldızı, sosyal medyadan uzak durma kararlılığı hakkında daha önce de konuşmuştu. 2020'de First We Feast kanalına konuk olduğunda, başkalarıyla hararetli tartışmalara girme yönünde tahrik edilebileceğini düşündüğü için eskiden Twitter diye bilinen X'e katılmamayı tercih ettiğini açıklamıştı.

Hot Ones'ın sunucusu Sean Evans'a o zaman yaptığı açıklamada "Bunun entelektüel, iyi düşünülmüş bir nedeni olduğunu söylemek isterdim çünkü Twitter'a katılmayı düşündüm" demişti. 

Ve eğer katılsaydım, hepinizin 'Dan Radcliffe, Twitter'da rasgele biriyle kavga etti' gibi haberlere uyanacağına yüzde 100 eminim.

"Gençken (şükürler olsun ki artık değilim) internette kendimle ilgili yorumlara bakıp bu tür saçmalıkları okurdum" diye anlatmıştı. 

Bu çılgınca ve kötü bir şey. Ve Twitter ve diğer her şey bunun bir uzantısı gibi geliyor. Tabii kendimle ilgili sadece güzel şeyleri okuyacaksam başka ama bu da bir diğer sağlıksız davranış gibi geliyor.

Ayrıca kendi sosyal medya hesaplarını açacak kadar "zihinsel dayanıklılığa" sahip olmadığını ve bunu "sorun etmediğini" de belirtmişti.

Independent Türkçe