Husi hapishanelerinden işkence sahneleri

Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
TT

Husi hapishanelerinden işkence sahneleri

Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist

Faruk Baker, ateşli bir silahla yaralanan ve bedeninde açık bir şekilde işkence izleri görünen bir adamın el-Reşid Hastanesi’nin acil servisine kaldırıldığı sırada hastanede çalışıyordu. Adamın birkaç gün boyunca el bileklerinden asılmış olduğu ve sırtına kamçılar ile vurulduğu anlaşılıyordu. Baker, bu hastanın isyancı Husilerin hapishanelerinden birinde bilinmeyen bir süre tutulduktan sonra otoyolun kenarında atıldığını söyledi. Mermilerin hastanın vücudundan çıkarılması ve parçalanan bağırsaklarının tedavi edilmesi birkaç saat sürdü. En erken 80 gün içinde iyileşeceği tahmin edilen hasta, nihayetinde onunla kişisel bir fotoğraf çekmeyi kabul etti. Birkaç hafta sonra, Husi güvenlik yetkilileri adamı tekrar tutukladı ve fotoğrafı bulmak için cep telefonunu karıştırdı. Daha sonra Faruk Baker’i aramak için hastaneye gittiler.
Hastaneyi basan Husi milisler Baker’i gözleri kapalı bir şekilde küçük bir minibüs ile bilinmeyen bir yere götürdü. Husi milislerinin düşmanlarından birine tıbbi bakım sağladığı için, o da düşmanlar arasında sayılıyordu. 1,5 yılını milislerin kontrolü altında olan bir bölgedeki hapishanede geçiren Baker, ateşle dağlandığını, şiddetli işkenceler gördüğünü ve artık öldüğü zannedilene kadar 50 gün boyunca el bileklerinden asılı kaldığını anlatıyor.

Faruk ve hasta adam son 4 yıl içinde Husi silahlı milisleri tarafından hapsedilen binlerce vatandaştan sadece ikisi. Associated Press'in haberine göre, bu kişilerden çoğu şiddetli fiziksel işkencelere maruz kaldı. Bazısının yüzü coplarla parçalandı, bazısı birtakım kimyasallar ile yakıldı, bir kısmı ise el bileklerinden ya da üreme organlarından asılarak günlerce o halde bekletildi.
Associated Press, işkencelerden kaçan veya Husi hapishanelerinde yaşananlara tanık olan 23 kişi ile konuştu. Ayrıca tutukluların yakınlarından 8 avukat ve insan hakları aktivisti olan 5 kişi ile birlikte mahkum takas operasyonlarına katılan 3 güvenlik görevlisi ile de görüştü. Bu kimseler, serbest bırakılan mahkumların vücutlarında açık bir şekilde işkence izlerine tanık olduklarını söylediler.
Bu anlatılanlar, Husi isyancıları ile Yemen meşru hükümeti arasında Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde İsveç’te başlayan barış görüşmeleri ile birlikte önceki gün gerçekleştirilen mahkum değişimi anlaşmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
İki taraf, her ne kadar birtakım detaylar üzerinde anlaşmaya varılmamış olmasına rağmen, karşılıklı güven inşası kapsamında binlerce mahkumun serbest bırakılması üzerine bir anlaşma yaptı. Meşru hükümet Husi tutuklularının serbest bırakıldığını açıkladığı zaman, isyancılar da Faruk Baker gibi sivilleri serbest bırakacaktı. Bu siviller, muhaliflerin sindirilmesini amaçlayan vahşice kampanyalarla hapsedildiler. Bazıları karşılığından fidye alabilmek veya diğer tarafın elinde bulunan tutuklular ile takas edilmek üzere esir alındı.

126 kişi işkenceler sonucunda hayatını kaybetti
Husi milislerinin ellerinde tutuklu olan akrabaları için kurulan kadın derneği Kaçırılanların Anneleri Birliği, son 4 yıl içerisinde 18 bini aşkın kişinin tutuklandığını belgelemeye çalışıyor. Birliğin Marib’deki temsilcisi Sabah Muhammed’e göre, söz konusu kişiler arasında Husi gizli hapishanelerinde şiddetli işkencelere maruz kalan binlerce vaka var. Kaçırılanların Anneleri Birliği tarafından yapılan açıklamada, Husi milislerinin 2014'ün sonlarında Yemen'in başkenti Sana'nın kontrolünü ele geçirmesinden bu yana en az 126 kişi maruz kaldığı işkenceler sonucunda hayatını kaybetti.
Mağdurların ve insan hakları kuruluşlarının ifadelerine göre, Husi milisleri tutukluları resmi cezaevlerine nakletmeden önce camileri, eski kaleleri, fakülteleri, kulüpleri ve diğer sivil tesisleri binlerce tutuklu için ilk karşılama merkezleri olarak kullanıyordu. Kaçırılanların Anneleri Birliği hareketin yalnızca Sana'daki gizli hapishanelerinin sayısının 30 olduğunu kaydediyor.
Son haftalarda Associated Press tarafından defalarca tekrarlanan açıklama talebine rağmen sessiz kalan milis liderleri, güçlerinin işkenceye karıştığını reddediyor.
İsyancılara bağlı İnsan Hakları Bakanlığı tarafından 2016 yılının sonlarında yayınlanan bir bildiride, mahkumlara karşı sistematik bir işkence uygulaması olmadığı bildirilmişti. Ayrıca adil yargılanma ve adaletin tesisi için tüm yasal garantilerin mevcut olduğu kaydedilmiş ve savcıların her zaman mahkumların haklarını güvence altına aldığı belirtilmişti.
İsyancılar her zaman muhalifleri bastırmak, gazetecileri ve muhabirleri susturmak için çalıştıkları için yaşanan ihlaller çoğunlukla gizli kalıyordu.

‘Vakit ezanlarını sayarak günleri hesaplıyordu’
Associated Press'e konuşan eski mahkumlardan biri, kuzeydeki Zimar kentinde görev yapan bir öğretmendi. Ülkedeki asi Husi hareketine karşı çıkan kuvvetlerin kontrolü altında olan Marib şehrine kaçan Hüseyin, hala asi milislerin kontrolü altında bulunan bölgede yaşayan ailesinin güvenliğinden endişe ettiği için sadece isminin yayınlanmasını istedi. Hüseyin, isyancılar tarafından gözleri kapalı olarak 4 ay 22 gün boyunca bir yeraltı hücresinde tutuldu. Gözaltında tutulduğu sırada vakit ezanlarını sayarak günleri hesaplıyordu. Anlattığına göre kendisine hapishanede öleceğini söyleyen kimseler tarafından demir çubuklarla şiddetli bir şekilde dövüldü.
Kanlı gözyaşları
Husi yetkilileri 2016 yılında işkence yapıldığını itiraf ettiler. Husi liderinin kardeşi Yahya el-Husi, istismarları, işkenceyi ve açık uçlu tutukluluk sürelerini doğrulayan raporların incelenmesi için bir komite kurdu. Aynı zamanda o yılın ilk üç ayında 13 bin 500 mahkumun serbest bırakılması hususunda yardımcı oldu. İlgili komite Husi liderli Abdülmelik el-Husi’ye aşırı kalabalık cezaevlerinin ve yaralı mahkumların görüntülerinin bulunduğu bir video gönderdi. Fakat Husi liderinden söz konusu rapora yönelik herhangi bir cevap alınamadı. Bunun yerine, harekete bağlı bir dizi güvenlik yetkilisi komisyonun çalışmalarını askıya aldı ve iki üyesini geçici olarak tutukladı. Associated Press, gün yüzüne çıkmayan ilgili videonun bir kopyasını elde etti. Söz konusu videoda, dile getirilen ihalelere ilişkin önde gelen Husi figürleri tarafından yapılan şaşırtıcı itiraflar yer alıyordu. Komite üyelerinden biri rapora ilişkin, “Gördüklerimiz, ağlamamıza sebep oldu” yorumunda bulundular.
Bana yardım edin
Husi isyancıları tarafından türlü işkencelere maruz kalmış olan eski mahkumların söylediği gibi, Husilerin kontrolü altında bulunan herhangi bir bölgede tutuklu olarak geçirilen ilk birkaç ay oldukça kötüydü. Enes el-Serrari, başkent Sana'da bulunan siyasi güvenlik hapishanesindeki karanlık bir hücrede yavaş yavaş zihnini toparlamaya çalışıyor. 26 yaşındaki muhalif aktivist, Husi hareketinin üyeleri tarafından acımasızca saldırıya uğramıştı. Başını yaralı ellerinin arasına alan Serrari, 2015 yılının bir Eylül sabahında Sana'nın ana caddelerinden birinde Husi milisleri tarafından kaçırıldığı sırada mısır yediğini söylüyor. Boğucu bir sorgulama odasının tavanına bileklerinden asılmış bir şekilde 23 gün boyunca tutulduğunu dile getiren Serrari, parmaklarının, kollarının ve vücudunun büyük bir kısmının uyuştuğunu ve biraz rahatlamak için ayak parmaklarına dayanmaya çalıştığını hatırlıyor. Bu zorlu saatleri hatırlayan Serrari, “Ölüm, sürekli işkenceden daha az acı verici olmalı. Bir saat daha sürmüş olsaydı kesinlikle ölecektim” diyerek yaşadığı sıkıntıyı dile getiriyor. Gardiyanlar tarafından günde iki saatliğine kelepçeleri çözülen Serrari, bir parça kuru ekmek ve içi haşerelerle dolu bozulmuş pirinç yediğini söylüyor. Kendisine verilen yoğurdun üzerindeki son kullanma tarihini okuyarak hapishanede ne kadar vakit geçirdiğini hesaplıyor. Annesinin kendisinden haberdar olmadığını ve hayatta olup olmadığını söyleyen Serrari, bilinçsiz bir şekilde yere yığılana dek mahkumlara elektrik verildiğine tanık olduğunu anlatıyor.

Serrari, gardiyanlarının kendisini serbest bırakıp dar bir koridora bırakmalarının ardından yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Öncesinde ne kadar süre o karanlık hücrede kaldığımı hatırlamıyordum. Defalarca ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştım fakat başaramadım. Bu kötü bir kabus olmalı diyordum kendime. Gün ışığında tekrar hareket etmeye çalıştım fakat yine başarısız oldum. Sonrasında, “Bana yardım edin!” diye bağırdım. Husiler beni bir hapishane hücresine sürükledi. Orada felç olduğumu fark ettim. Kendisi ile konuşacağım ve beni tuvalete götürecek hiç kimse yoktu. Kendisine bakmaktan aciz olan bir bebek gibi bulunduğum yerde ihtiyaçlarımı gideriyordum. Gardiyanlar, bazı zamanlar beni yıkayıp tekrar hücreme götürüyorlardı. Büyük umutsuzlukla başımı hapishanenin duvarına vuruyordum. 4 ay sonra yıkanmama izin verdiler ve sonra beni serbest bıraktılar.”
Tıbbi kayıtlarını Associated Press'e sunan Serrari, şu an tekerlekli sandalye kullanıyor ve işkenceye maruz kalmasının ve serbest bırakılmasının temel amacının başkalarına bir mesaj gönderilmesi olduğunu düşünüyor. Ağır işkencelerden sonra cezaevinden çıkarken Serrari, şöyle bir mesaj verildiğini kaydediyor:
“İyice bakın! Ağzınızı açtığınız vakit sizi nelerin beklediğini görün!”
Baskı odası
Faruk Baker’in hastaneye gelen 7 Husi milisi tarafından sadakatsizlik ve ihanet ile suçlanmasının tek sebebi kaçak bir mahkum ile çektirdiği fotoğraftı. Milislerden biri Baker’e bağırarak, “Hainleri tedavi etmen için sana ne kadar para verdiler?” diye sordu. Yüzünün, dişlerinin ve tüm vücudunun tekmelendiğini ve coplarla darp edildiğini söyleyen Baker, milislerin kendisi ile “hain olduğun için yakında öleceksin” diyerek alay ettiklerini kaydetti.
Faruk Baker sonrasında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Beni bilmediğim bir yere götürdüler. Bileklerimden tavana bağlayıp ayağımın altındaki sandalyeyi ittiler. Sonra elbiselerimi soyup beni kırbaçlamaya başladılar ve tırnaklarımı söktüler. İşkence çok acı vericiydi. Özellikle de sonraki günlerde, vücudumdaki çürükler ve yaralar üzerine baskı yaptılar. Yeni işkence yöntemleri deniyorlardı. Bir keresinde plastik bir şişe ile hücreme geldiler ve şişeyi yaktılar. Sonra erimiş olan plastiği başımın üstünden ayak tabanlarıma kadar çıplak olan vücudumun üzerine bıraktılar. En sonunda beni Kızıldeniz kıyısında yer alan Hudeyde kalesine götürdüler. Kalenin muhafızları beni ‘basınç odası’ olarak bilinen karanlık ve kirli bir mahzene sürükledi. Bir kez daha beni karanlık odanın bir köşesinde ellerimden tavana astılar. Odanın tabanında kedi cesetleri ve parçalanmış insan parmakları görüyordum. Susadığım zaman getirdikleri suyu yüzüme fırlatırlardı. Bazen diğer mahkumlardan birinin odaya girmesine ve bana bir şişe su getirmesine izin verirlerdi. Bir ara öldüğümü düşündüler. Hala hayatta olduğumu fark ettikten sonra zincirlerimi çözdüler ve mahkumların beni beslemesine ve vücudumu temizlemesine izin verdiler. Bilincimi tekrar kazanmaya ve yaralarımdan kurtulmaya başladım. İşkence gören diğer tutuklular benden yardım istediler. Bazı yaraları tedavi etmeye çalıştım. Anestezi olmaksızın bazı küçük ameliyatlar yaptım. O sıra hapishanede mevcut tek araç olan soyulmuş elektrik tellerini kullanıyordum. Gardiyanlar bazı zaman mahkumları tedavi etmeme izin veriyorlardı. Fakat sonrasında mahkum kardeşlerime yardım ettiğim sırada beni cezalandırıyorlardı. Uyluğundan asıldığı için idrarını yapamayan bir adama yardım ettiğimi hatırlıyorum. Başka bir adamın sırtında gardiyanlar tarafından atılan asit yüzünden ciddi yanıklar vardı. Öyle ki cildi tamamen erimişti. Yaşlı adamın ölmek üzere olduğunu söyleyip gardiyanlardan yardım istedim fakat bana verdikleri tek cevap ‘bırak ölsün’ oldu.”
Husi milisler, 5.5 milyon Yemen riyali ya da 8 bin dolar fidye karşılığında 3 Aralık 2017'de Faruk Baker’i serbest bıraktı. Baker, Husi karşıtı muhaliflerin kalesi olan Marib şehrine kaçtıktan kısa bir süre sonra diğer mültecilerle birlikte bir çadırda yaşadı ve orada hasta ve yaralıları tedavi etmeye devam etti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.