Husi hapishanelerinden işkence sahneleri

Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
TT

Husi hapishanelerinden işkence sahneleri

Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist
Husi işkenceleri sonrasında felç olan Yemenli bir aktivist

Faruk Baker, ateşli bir silahla yaralanan ve bedeninde açık bir şekilde işkence izleri görünen bir adamın el-Reşid Hastanesi’nin acil servisine kaldırıldığı sırada hastanede çalışıyordu. Adamın birkaç gün boyunca el bileklerinden asılmış olduğu ve sırtına kamçılar ile vurulduğu anlaşılıyordu. Baker, bu hastanın isyancı Husilerin hapishanelerinden birinde bilinmeyen bir süre tutulduktan sonra otoyolun kenarında atıldığını söyledi. Mermilerin hastanın vücudundan çıkarılması ve parçalanan bağırsaklarının tedavi edilmesi birkaç saat sürdü. En erken 80 gün içinde iyileşeceği tahmin edilen hasta, nihayetinde onunla kişisel bir fotoğraf çekmeyi kabul etti. Birkaç hafta sonra, Husi güvenlik yetkilileri adamı tekrar tutukladı ve fotoğrafı bulmak için cep telefonunu karıştırdı. Daha sonra Faruk Baker’i aramak için hastaneye gittiler.
Hastaneyi basan Husi milisler Baker’i gözleri kapalı bir şekilde küçük bir minibüs ile bilinmeyen bir yere götürdü. Husi milislerinin düşmanlarından birine tıbbi bakım sağladığı için, o da düşmanlar arasında sayılıyordu. 1,5 yılını milislerin kontrolü altında olan bir bölgedeki hapishanede geçiren Baker, ateşle dağlandığını, şiddetli işkenceler gördüğünü ve artık öldüğü zannedilene kadar 50 gün boyunca el bileklerinden asılı kaldığını anlatıyor.

Faruk ve hasta adam son 4 yıl içinde Husi silahlı milisleri tarafından hapsedilen binlerce vatandaştan sadece ikisi. Associated Press'in haberine göre, bu kişilerden çoğu şiddetli fiziksel işkencelere maruz kaldı. Bazısının yüzü coplarla parçalandı, bazısı birtakım kimyasallar ile yakıldı, bir kısmı ise el bileklerinden ya da üreme organlarından asılarak günlerce o halde bekletildi.
Associated Press, işkencelerden kaçan veya Husi hapishanelerinde yaşananlara tanık olan 23 kişi ile konuştu. Ayrıca tutukluların yakınlarından 8 avukat ve insan hakları aktivisti olan 5 kişi ile birlikte mahkum takas operasyonlarına katılan 3 güvenlik görevlisi ile de görüştü. Bu kimseler, serbest bırakılan mahkumların vücutlarında açık bir şekilde işkence izlerine tanık olduklarını söylediler.
Bu anlatılanlar, Husi isyancıları ile Yemen meşru hükümeti arasında Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde İsveç’te başlayan barış görüşmeleri ile birlikte önceki gün gerçekleştirilen mahkum değişimi anlaşmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
İki taraf, her ne kadar birtakım detaylar üzerinde anlaşmaya varılmamış olmasına rağmen, karşılıklı güven inşası kapsamında binlerce mahkumun serbest bırakılması üzerine bir anlaşma yaptı. Meşru hükümet Husi tutuklularının serbest bırakıldığını açıkladığı zaman, isyancılar da Faruk Baker gibi sivilleri serbest bırakacaktı. Bu siviller, muhaliflerin sindirilmesini amaçlayan vahşice kampanyalarla hapsedildiler. Bazıları karşılığından fidye alabilmek veya diğer tarafın elinde bulunan tutuklular ile takas edilmek üzere esir alındı.

126 kişi işkenceler sonucunda hayatını kaybetti
Husi milislerinin ellerinde tutuklu olan akrabaları için kurulan kadın derneği Kaçırılanların Anneleri Birliği, son 4 yıl içerisinde 18 bini aşkın kişinin tutuklandığını belgelemeye çalışıyor. Birliğin Marib’deki temsilcisi Sabah Muhammed’e göre, söz konusu kişiler arasında Husi gizli hapishanelerinde şiddetli işkencelere maruz kalan binlerce vaka var. Kaçırılanların Anneleri Birliği tarafından yapılan açıklamada, Husi milislerinin 2014'ün sonlarında Yemen'in başkenti Sana'nın kontrolünü ele geçirmesinden bu yana en az 126 kişi maruz kaldığı işkenceler sonucunda hayatını kaybetti.
Mağdurların ve insan hakları kuruluşlarının ifadelerine göre, Husi milisleri tutukluları resmi cezaevlerine nakletmeden önce camileri, eski kaleleri, fakülteleri, kulüpleri ve diğer sivil tesisleri binlerce tutuklu için ilk karşılama merkezleri olarak kullanıyordu. Kaçırılanların Anneleri Birliği hareketin yalnızca Sana'daki gizli hapishanelerinin sayısının 30 olduğunu kaydediyor.
Son haftalarda Associated Press tarafından defalarca tekrarlanan açıklama talebine rağmen sessiz kalan milis liderleri, güçlerinin işkenceye karıştığını reddediyor.
İsyancılara bağlı İnsan Hakları Bakanlığı tarafından 2016 yılının sonlarında yayınlanan bir bildiride, mahkumlara karşı sistematik bir işkence uygulaması olmadığı bildirilmişti. Ayrıca adil yargılanma ve adaletin tesisi için tüm yasal garantilerin mevcut olduğu kaydedilmiş ve savcıların her zaman mahkumların haklarını güvence altına aldığı belirtilmişti.
İsyancılar her zaman muhalifleri bastırmak, gazetecileri ve muhabirleri susturmak için çalıştıkları için yaşanan ihlaller çoğunlukla gizli kalıyordu.

‘Vakit ezanlarını sayarak günleri hesaplıyordu’
Associated Press'e konuşan eski mahkumlardan biri, kuzeydeki Zimar kentinde görev yapan bir öğretmendi. Ülkedeki asi Husi hareketine karşı çıkan kuvvetlerin kontrolü altında olan Marib şehrine kaçan Hüseyin, hala asi milislerin kontrolü altında bulunan bölgede yaşayan ailesinin güvenliğinden endişe ettiği için sadece isminin yayınlanmasını istedi. Hüseyin, isyancılar tarafından gözleri kapalı olarak 4 ay 22 gün boyunca bir yeraltı hücresinde tutuldu. Gözaltında tutulduğu sırada vakit ezanlarını sayarak günleri hesaplıyordu. Anlattığına göre kendisine hapishanede öleceğini söyleyen kimseler tarafından demir çubuklarla şiddetli bir şekilde dövüldü.
Kanlı gözyaşları
Husi yetkilileri 2016 yılında işkence yapıldığını itiraf ettiler. Husi liderinin kardeşi Yahya el-Husi, istismarları, işkenceyi ve açık uçlu tutukluluk sürelerini doğrulayan raporların incelenmesi için bir komite kurdu. Aynı zamanda o yılın ilk üç ayında 13 bin 500 mahkumun serbest bırakılması hususunda yardımcı oldu. İlgili komite Husi liderli Abdülmelik el-Husi’ye aşırı kalabalık cezaevlerinin ve yaralı mahkumların görüntülerinin bulunduğu bir video gönderdi. Fakat Husi liderinden söz konusu rapora yönelik herhangi bir cevap alınamadı. Bunun yerine, harekete bağlı bir dizi güvenlik yetkilisi komisyonun çalışmalarını askıya aldı ve iki üyesini geçici olarak tutukladı. Associated Press, gün yüzüne çıkmayan ilgili videonun bir kopyasını elde etti. Söz konusu videoda, dile getirilen ihalelere ilişkin önde gelen Husi figürleri tarafından yapılan şaşırtıcı itiraflar yer alıyordu. Komite üyelerinden biri rapora ilişkin, “Gördüklerimiz, ağlamamıza sebep oldu” yorumunda bulundular.
Bana yardım edin
Husi isyancıları tarafından türlü işkencelere maruz kalmış olan eski mahkumların söylediği gibi, Husilerin kontrolü altında bulunan herhangi bir bölgede tutuklu olarak geçirilen ilk birkaç ay oldukça kötüydü. Enes el-Serrari, başkent Sana'da bulunan siyasi güvenlik hapishanesindeki karanlık bir hücrede yavaş yavaş zihnini toparlamaya çalışıyor. 26 yaşındaki muhalif aktivist, Husi hareketinin üyeleri tarafından acımasızca saldırıya uğramıştı. Başını yaralı ellerinin arasına alan Serrari, 2015 yılının bir Eylül sabahında Sana'nın ana caddelerinden birinde Husi milisleri tarafından kaçırıldığı sırada mısır yediğini söylüyor. Boğucu bir sorgulama odasının tavanına bileklerinden asılmış bir şekilde 23 gün boyunca tutulduğunu dile getiren Serrari, parmaklarının, kollarının ve vücudunun büyük bir kısmının uyuştuğunu ve biraz rahatlamak için ayak parmaklarına dayanmaya çalıştığını hatırlıyor. Bu zorlu saatleri hatırlayan Serrari, “Ölüm, sürekli işkenceden daha az acı verici olmalı. Bir saat daha sürmüş olsaydı kesinlikle ölecektim” diyerek yaşadığı sıkıntıyı dile getiriyor. Gardiyanlar tarafından günde iki saatliğine kelepçeleri çözülen Serrari, bir parça kuru ekmek ve içi haşerelerle dolu bozulmuş pirinç yediğini söylüyor. Kendisine verilen yoğurdun üzerindeki son kullanma tarihini okuyarak hapishanede ne kadar vakit geçirdiğini hesaplıyor. Annesinin kendisinden haberdar olmadığını ve hayatta olup olmadığını söyleyen Serrari, bilinçsiz bir şekilde yere yığılana dek mahkumlara elektrik verildiğine tanık olduğunu anlatıyor.

Serrari, gardiyanlarının kendisini serbest bırakıp dar bir koridora bırakmalarının ardından yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Öncesinde ne kadar süre o karanlık hücrede kaldığımı hatırlamıyordum. Defalarca ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştım fakat başaramadım. Bu kötü bir kabus olmalı diyordum kendime. Gün ışığında tekrar hareket etmeye çalıştım fakat yine başarısız oldum. Sonrasında, “Bana yardım edin!” diye bağırdım. Husiler beni bir hapishane hücresine sürükledi. Orada felç olduğumu fark ettim. Kendisi ile konuşacağım ve beni tuvalete götürecek hiç kimse yoktu. Kendisine bakmaktan aciz olan bir bebek gibi bulunduğum yerde ihtiyaçlarımı gideriyordum. Gardiyanlar, bazı zamanlar beni yıkayıp tekrar hücreme götürüyorlardı. Büyük umutsuzlukla başımı hapishanenin duvarına vuruyordum. 4 ay sonra yıkanmama izin verdiler ve sonra beni serbest bıraktılar.”
Tıbbi kayıtlarını Associated Press'e sunan Serrari, şu an tekerlekli sandalye kullanıyor ve işkenceye maruz kalmasının ve serbest bırakılmasının temel amacının başkalarına bir mesaj gönderilmesi olduğunu düşünüyor. Ağır işkencelerden sonra cezaevinden çıkarken Serrari, şöyle bir mesaj verildiğini kaydediyor:
“İyice bakın! Ağzınızı açtığınız vakit sizi nelerin beklediğini görün!”
Baskı odası
Faruk Baker’in hastaneye gelen 7 Husi milisi tarafından sadakatsizlik ve ihanet ile suçlanmasının tek sebebi kaçak bir mahkum ile çektirdiği fotoğraftı. Milislerden biri Baker’e bağırarak, “Hainleri tedavi etmen için sana ne kadar para verdiler?” diye sordu. Yüzünün, dişlerinin ve tüm vücudunun tekmelendiğini ve coplarla darp edildiğini söyleyen Baker, milislerin kendisi ile “hain olduğun için yakında öleceksin” diyerek alay ettiklerini kaydetti.
Faruk Baker sonrasında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Beni bilmediğim bir yere götürdüler. Bileklerimden tavana bağlayıp ayağımın altındaki sandalyeyi ittiler. Sonra elbiselerimi soyup beni kırbaçlamaya başladılar ve tırnaklarımı söktüler. İşkence çok acı vericiydi. Özellikle de sonraki günlerde, vücudumdaki çürükler ve yaralar üzerine baskı yaptılar. Yeni işkence yöntemleri deniyorlardı. Bir keresinde plastik bir şişe ile hücreme geldiler ve şişeyi yaktılar. Sonra erimiş olan plastiği başımın üstünden ayak tabanlarıma kadar çıplak olan vücudumun üzerine bıraktılar. En sonunda beni Kızıldeniz kıyısında yer alan Hudeyde kalesine götürdüler. Kalenin muhafızları beni ‘basınç odası’ olarak bilinen karanlık ve kirli bir mahzene sürükledi. Bir kez daha beni karanlık odanın bir köşesinde ellerimden tavana astılar. Odanın tabanında kedi cesetleri ve parçalanmış insan parmakları görüyordum. Susadığım zaman getirdikleri suyu yüzüme fırlatırlardı. Bazen diğer mahkumlardan birinin odaya girmesine ve bana bir şişe su getirmesine izin verirlerdi. Bir ara öldüğümü düşündüler. Hala hayatta olduğumu fark ettikten sonra zincirlerimi çözdüler ve mahkumların beni beslemesine ve vücudumu temizlemesine izin verdiler. Bilincimi tekrar kazanmaya ve yaralarımdan kurtulmaya başladım. İşkence gören diğer tutuklular benden yardım istediler. Bazı yaraları tedavi etmeye çalıştım. Anestezi olmaksızın bazı küçük ameliyatlar yaptım. O sıra hapishanede mevcut tek araç olan soyulmuş elektrik tellerini kullanıyordum. Gardiyanlar bazı zaman mahkumları tedavi etmeme izin veriyorlardı. Fakat sonrasında mahkum kardeşlerime yardım ettiğim sırada beni cezalandırıyorlardı. Uyluğundan asıldığı için idrarını yapamayan bir adama yardım ettiğimi hatırlıyorum. Başka bir adamın sırtında gardiyanlar tarafından atılan asit yüzünden ciddi yanıklar vardı. Öyle ki cildi tamamen erimişti. Yaşlı adamın ölmek üzere olduğunu söyleyip gardiyanlardan yardım istedim fakat bana verdikleri tek cevap ‘bırak ölsün’ oldu.”
Husi milisler, 5.5 milyon Yemen riyali ya da 8 bin dolar fidye karşılığında 3 Aralık 2017'de Faruk Baker’i serbest bıraktı. Baker, Husi karşıtı muhaliflerin kalesi olan Marib şehrine kaçtıktan kısa bir süre sonra diğer mültecilerle birlikte bir çadırda yaşadı ve orada hasta ve yaralıları tedavi etmeye devam etti.



Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
TT

Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)

Yemen’in geçici başkenti Aden, sivil kimliğini yeniden kazanmak, devletin ve kurumlarının varlığını güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir dizi adımı hızla hayata geçiriyor. Güvenlik düzenlemeleri, geniş çaplı temizlik kampanyaları, trafik ve ulaşımın yeniden organize edilmesi ile ekonomik ve kültürel öncelikli dosyaların canlandırılmasını kapsayan bu adımlar, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi hedefliyor.

Söz konusu çalışmalar, hizmet kalitesini artırmayı, istikrarı pekiştirmeyi ve Aden’i birlikte yaşam kenti olarak yeniden konumlandırmayı amaçlayan bütüncül bir vizyon çerçevesinde yürütülüyor.

Bu kapsamda Amalika Tugayları, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mahrami’nin talimatları doğrultusunda, askeri güçlerin Aden dışına yeniden konuşlandırılmasına yönelik planın ikinci aşamasını uyguladı. Buna göre, diplomatik bölgenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin görevler ulusal güvenlik güçlerine devredildi. Bu adım, askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması ve kurumsal güvenlik yapısının güçlendirilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Teslim edilen bölgeler arasında, çok sayıda büyükelçilik, konsolosluk ve uluslararası kuruluşun merkezlerine ev sahipliği yapan Büyükelçilikler Mahallesi ile el-Urud Meydanı da yer aldı. Bu durum, diplomatik öneme sahip hayati bölgelerde en üst düzey güvenliğin sağlanmasına verilen önemi ortaya koyuyor.

fdvedrv
Aden'deki kampların kaldırılması planının ikinci aşamasının uygulanmasına başlandı. (Hükümet medyası)

Bu adımlar, askeri birliklerin şehirlerin dışına konuşlandırılmasını öngören daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Amaç, silahlı görüntüleri azaltmak, vatandaşların güvenini artırmak ve sivil yaşam için istikrarlı bir ortam hazırlamak.

Amalika Tugayları, bu ayın başında, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ve yerel yönetim ile koordineli olarak, kamu düzeninin korunması ve kamu ile özel çıkarların güvence altına alınmasını desteklemek için müdahalede bulunmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, askeri kamp ve birliklerin şehir dışına çıkarılmasını, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesini ve askeri yapılanmanın yeniden yapılandırılmasını sürdürüyor.

Temizlik ve topluluk ortaklığı

Güvenlik çalışmalarının paralelinde, Aden yerel yönetimi, vilayetin tüm ilçelerinde ‘Güçlü ve Sivil Yeni Aden İçin Birlikte’ sloganıyla kapsamlı bir temizlik kampanyası başlattı. Aden Valiliği Birinci Vekili Muhammed Şazeli’nin başkanlık ettiği geniş katılımlı toplantıda, kampanyanın uygulanma mekanizmaları ele alındı. Toplantıya geniş bir toplum kesimi dahil edilirken, tüm ilçelerde ayda bir gün temizlik günü olarak belirlenmesi kararlaştırıldı.

frgthy
Aden, Yemen'de medeniyetin ve birlikte yaşamanın sembolünü temsil ediyor. (Yerel medya)

Şazeli, kampanyanın temizlik kültürünü ortak bir sorumluluk olarak yerleştirmeyi, toplum temelli çalışmaları güçlendirmeyi, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi ve çevrenin korunmasını hedeflediğini vurguladı. Şazeli, gençler, öğrenciler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti; okullarda farkındalık programlarının desteklenmesi, medyanın aktif rol oynaması ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün kampanyanın başarısına katkıda bulunması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Temizlik ve Kent Geliştirme Fonu’nun İcra Direktörü Kaid Raşid, kampanyanın düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi için gerekli teknik ve lojistik imkanları sağlayacağını ve ilgili kurumlarla koordinasyonu üstleneceğini taahhüt etti.

Toplantıda ayrıca, kampanyayı hazırlamak ve denetlemek üzere küçük bir komite kurulması kararlaştırıldı. Kampanya, önce pilot uygulama olarak bir ilçede başlatılacak ve değerlendirme sonrasında diğer ilçelere genişletilecek.

Dosyaları düzenleme ve taşıma

Sivil yaşamın normalleşmesi ve Aden’in sivil kimliğinin yeniden kazanılması çerçevesinde, Aden Valisi ve Devlet Bakanı Abdurrahman Şeyh el-Yafei, kara ulaşımı ofisi ve trafik polisi yönetimi yetkililerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ulaşım ve trafik sektörlerinin düzenlenmesi ele alındı. Vali, kurumsal performansın yükseltilmesinin, özellikle vatandaşların hizmet alma kalitesini artırmada önemli rol oynayacağını vurguladı ve mevcut yaşam zorlukları göz önünde bulundurularak hizmetlerin iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.

fvgfr
Aden'deki trafik ve yolcu taşımacılığı istasyonlarının yeniden düzenlenmesi toplantısından (Hükümet medyası)

Toplantıda, yolcu taşımacılığı istasyonlarının düzenlenmesi, bazı istasyonların şehrin dış mahallelerine taşınarak trafik yoğunluğunun azaltılması ele alındı. Ayrıca, yetkililer resmi taksi plakalarının belirlenmesi, etiketlenmesi ve tüm ulaşım araçlarının güzergâhlarının tespit edilmesi konularını görüştü. Araçların teknik muayene süreçleri ve farklı kategorilere göre ücretlendirme mekanizmaları da değerlendirildi; bu adımların trafik güvenliğini artıracağı ve sektörde düzeni sağlayacağı vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, farklı ilçelerden öğrencilere ücretsiz taşımanın yeniden başlatılması planları da ele alındı. Bu uygulamanın, ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve eğitim sürecini desteklemek amacıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Aden Valisi, Aden Rafinerileri Şirketi’nin mevcut durumunu ve yeniden işletilmesini engelleyen sorunları da inceledi. Vali, karşılaşılan zorlukların Başkanlık Konseyi ve hükümete iletilerek çözülmesini ve rafinerinin faaliyetlerinin hızla yeniden başlatılmasını talep etti.

Kültürel alanda ise Vali, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) projesi yöneticisi Nuno Oliveira ile Aden’in kültürel mirasının korunması ve tarihi mirasının yaşatılması için ortaklığın güçlendirilmesini görüştü. Toplantıda, UNESCO’nun gelecek planları, tarihi evlerin restorasyon projesinde kaydedilen ilerleme ve erken uyarı sisteminin yeniden aktive edilerek risk ve felaketlerin önlenmesine yönelik olasılıklar değerlendirildi.


İsrail, son rehinenin cesedinin bulunmasından bir gün sonra Gazze Şeridi'nde dört Filistinliyi öldürdü

Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
TT

İsrail, son rehinenin cesedinin bulunmasından bir gün sonra Gazze Şeridi'nde dört Filistinliyi öldürdü

Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)

İsrail güçlerinin bugün Gazze Şeridi’nde açtığı ateş sonucu 4 Filistinli hayatını kaybetti, birkaç kişi de yaralandı. Bu olay, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’ın elinde bulunan son asker Ran Gvili’nin cesedinin bulunduğunu açıklamasının hemen ardından yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın Filistin Enformasyon Merkezi’nden aktardığına göre bir sağlık kaynağı, “Gazze şehrinin doğusundaki et-Tuffah mahallesi yakınlarındaki el-Batş Mezarlığı civarında İsrail işgal güçlerinin ateşi sonucu 4 vatandaş şehit oldu, 3 kişi de yaralandı” dedi.

Dün de Gazze’de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybetmişti.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yapılan açıklamada, “Söz konusu ihlaller, ateşkese uyumu sağlamak için etkili herhangi bir mekanizmanın bulunmadığı bir ortamda devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, öldürmelerin, bombardımanların ve yıkımların sürmesinin anlaşmanın içeriğini boşalttığını ve sivil yaşamının korunması yerine cezadan kaçma politikasını pekiştirdiğini belirtiyor” denildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise işgal güçlerinin bugün erken saatlerde güneydeki Refah kentine hava saldırıları düzenlediğini ve aynı zamanda yoğun kara ateşi açtığını bildirdi.

WAFA ayrıca, işgal güçlerinin Gazze ve Han Yunus’un doğu bölgelerini topçu ateşiyle hedef aldığını, deniz kuvvetlerinin ise Han Yunus açıklarında balıkçı teknelerine saldırdığını ve topçu bombardımanı gerçekleştirdiğini aktardı.

WAFA, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ün üzerinde ihlal sonucu bin 850’den fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiğini veya yaralandığını bildirdi.

Askeri kaynaklara göre İsrail, birkaç ay önce Ran Gvili’nin cesedinin İslami Cihad Hareketi tarafından kurulan bir toplu mezara yanlışlıkla gömüldüğüne dair istihbarat bilgisine sahipti. Ordu, mezarda arama yapılmasını talep etti ancak siyasi liderlik bunu engelledi. İsrail, Hamas’tan cesedi teslim etmesini istedi; Hamas, cesedi, müzakerelerde pazarlık kozu olarak kasıtlı şekilde tutmakla suçlandı.

ABD yönetimi ise İsrail’in cesedin serbest bırakılmasını Refah Sınır Kapısı’nın açılmasıyla ilişkilendirme yaklaşımını kabul etmedi. Geçtiğimiz cumartesi günü danışmanlar Steve Witkoff ve Jared Kushner’ı Tel Aviv’e gönderen Washington, bu yetkililerin Netanyahu ile görüşmesinin ardından, ceset bulunmadan önce Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay verdi.


Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.