Fas: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -3-

Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin araştırma dizimizin 3. Bölümü Fas ile devam ediyor.

Fas: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -3-
TT

Fas: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -3-

Fas: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -3-

Fas’ta Krallık donanmasına bağlı sahil güvenlik güçleri neredeyse her gün Nador, el-Huseyma, el-Funeydik ve Tanca şehirlerinin açıklarında çoğunluğunu Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelenlerin oluşturduğu kaçak göçmen gruplarını denizde boğulmaktan kurtarıyor.
Buna rağmen basit teknelerle Avrupa’ya geçmeye çalışan yüzlerce umut yolcusu denizde hayatlarını kaybetmekte.
Geçen Eylül ayı boyunca sosyal medyada sıradışı görüntüler kamuoyuna yansıdı. Bizzat göçmenlerin telefonları ile çekilen bu videolar; yasadışı göçün nasıl gerçekleştiğini ve onlarca göçmenin kapasitesini aşacak şekilde küçücük teknelere nasıl doldurulduklarını gösteriyor.
Videolar “ölüm yolculuklarını” bir sır olmaktan çıkararak belgelemiş oldu. İnsanları sanki tehlikelerle dolu bir yolculukta değil de çok eğlenceli bir deniz gezisindeymişler gibi gösteren bu videolar, kamuoyunda soru işaretleri yarattı ve son 10 yıl içerisinde büyük oranda gerilemiş olan “ölüm tekneleri” olaylarını tekrar gündeme getirdi.
Şarku'l Avsat’ın bu konuda hazırladığı röportaj kapsamında başvurduğu Kuzey Afrika İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Muhammed bin İsa şu bilgileri verdi: "Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen ve Fas’a giriş yapabilmek için temel olarak Fas-Cezayir sınırını kullanan göçmenler için Fas, önemli bir geçiş ülkesidir. Fas, göç alanında insani boyuta dayalı bir politika benimsemesinden bu yana göçmen sayısında büyük bir artışa tanıklık etti. Fas bu politika aracılığıyla oturma izni verdiği onbinlerce göçmenin statüsünü belirlemeye çalışmaktadır. Ancak Afrikalı göçmen gruplarının yanı sıra  Ortadoğu ve Asya’dan bazı göçmen gruplarının da Fas’ı tercih etmeye başlaması ülkenin kuzey sınırlarında bir baskı yaratmaktadır”.
Göçmenler Avrupa’ya geçme fırsatını yakalayana kadar Fas'a komşu İspanya egemenliğindeki Sebte ve Melilla şehirlerine yakın Fas sahil kentlerini çevreleyen ormanları sığınak olarak kullanıyor ve burada aylarca insan hakları örgütlerinin trajik ve insanlık dışı olarak nitelediği koşullarda yaşıyorlar. Ayrıca Rabat ve Kazablanka gibi büyük şehirlerde de çok sayıda göçmen yaşıyor.
Sebte yakınlarındaki ormanlarda yaşayan farklı uyruklar arasında %50’lik oranla Senegalliler birinci sırada yer alırken, onları %22 ile Gineliler, %10’la Gambiyalılar ve yine %10’la Maliler ve %5 ile Fildişi Sahili’nden gelenler takip ediyor. Kamerunlular ise %3’lük bir oranla son sırada yer alıyorlar.
Ama bu ölüm yolculuklarına sadece Afrikalı göçmenler katılmıyor. Bilakis bu olgu; Akdeniz’in Avrupa kıyılarına ulaşmak isteyen Faslı gençlerin oluşturduğu kalabalık gruplar arasından çok yaygın. Son zamanlarda hızlı teknelere sahip olan uyuşturucu kaçakçılarının da yüksek meblağlar karşılığında göçmenleri karşı kıyıya nakletmeye başlamalarıyla büyük bir çoğunluğu 13 ila 30 yaşlarında olan ve Fas’ın farklı şehirlerinden gelen gençler arasında  da göç olgusu hızlı bir şekilde yayılıyor.
Göçmenleri iç bölgelere nakletme çabaları
Bu çerçevede Şarku'l Avsat’ın görüştüğü Fas İnsan Hakları Örgütü’nün Nador Sorumlusu Amr El-Naci şu bilgileri verdi:”2018 yılının haziran aylarının sonundan itibaren göçmenlerin nakledilmesi için yapılan çalışmalar; Tanca ve Tetuan şehirleri ile diğer kuzey bölgelerini kapsayacak şekilde genişletildi. Göçmen dernekleri ve gözlemcilere göre nakledilen göçmenlerin sayısı 6500’ü aştı”.
Diğer yandan İnsan Hakları Örgütü; göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmalarını engellemek için bilhassa Afrika ülkelerine baskı yapmayı sürdüren ve bunun için gerekli şartları zorlaştıran Avrupa’nın güvenlik politikalarını da eleştirdi. Göçü; uluslararası insan hakları sözleşmeleri tarafından güvence altına alınan yasal bir hak olarak niteleyen İnsan Hakları Örgütü, insanların seyahat etme hakkının suç olarak görülmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Geçen Temmuz ayından itibaren Fas makamları; yüzlerce Afrikalı göçmeni ülkenin kıyı bölgelerinden iç ve güney bölgelerine nakletmeye başladı. Güvenlik güçlerinden bir kaynağın verdiği bilgilere göre bu nakil işlemi temel olarak Fas’ta oturma iznine sahip olmayan Afrikalıları hedef aldı. Ama bu uygulamanın; Fas makamları tarafından kendilerine Kazablanka, Rabat ve Agadir şehirlerinde ikamet etmeleri için oturma izni verilen ama Avrupa’ya geçme fırsatını elde etmek için kıyı bölgesindeki şehirlere taşınan Afrikalıları da kapsadığını da sözlerine ekledi. Bu göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun karşı kıyıya geçmek için belki de hiç gelmeyecek bir fırsatı beklerken Nador ve Tanca banliyölerinde kötü şartlar içinde yaşadıklarına işaret etti.
Son haftalarda Fas’tan İspanya’ya giden “ölüm tekneleri” vakalarının yeniden gündeme gelmesiyle İspanya makamları; geçmişte İspanya ve Fas arasında imzalanmış olan ve Fas aracılığıyla İspanya’ya ulaştıklarının kanıtlanması halinde yasadışı göçmenlerin iade edilmesiyle ilgili eski anlaşmayı yürürlüğe sokma kararı aldı.
İspanya’nın bu kararının arkasında yatan neden; geçen haziran ayından itibaren İspanya-Fas sınırında eşi benzeri görülmemiş bir şekilde Afrikalı göçmenlerin baskısının artmasıdır. Bu bağlamda; geçen hafta Uluslararası Göç Örgütü tarafından yayınlanan rapor; bu yılın başından itibaren Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşan 104 bin göçmenden 51 bininin İspanya kıyılarından Avrupa’ya giriş yaptıkları bilgisini verdi. Bu rakam son 3 yılda İspanya kıyılarına ulaşan toplam göçmen sayısından bile daha yüksektir. Ama bu tehlikelerle dolu yolculuk sırasında onlarca kişi de hayatını kaybetti. Fas’taki Afrikalı İşçiler Sendikası’nın Başkanı Marcel Amieto’ya göre ölüm teknelerinin kurbanlarının sayısında görülen bu büyük artışın nedeni; temel olarak Afrikalı göçmenleri denizin arkasında kendilerini bir cennetin beklediğine inandırmakta başarılı olan ve “hayal satıcıları” olarak adlandırdığı kişilerin propagandası.
Fas Yolculuğunun Rotası ve Maliyeti
İnsan Hakları Örgütü’nün hazırladığı rapora göre göçmenlerin %55’i ülkeye Fas-Cezayir sınırından giriş yapmaktadır. Bu rota çok uzun ve göçmenlerin Fas’a ulaşmaları 1 ay ile 6 ay arasında bir süreye ulaşmaktadır. Örgütün konuştuğu göçmenlerden bazıları; yolculuklarının güvenli olmadığı, birçoklarının çöllerde hayatlarını kaybettiği ya da bölgede faaliyet gösteren çetelerin saldırılarına maruz kaldıkları ve göçmenlerin geçebilmek için  bu çetelere ödeme yapmak zorunda kaldığı yönünde anlatılanları doğruladı.
Buna ek olarak çok düşük ücretler karşılığında uzun saatler çalıştırılarak istismara maruz kaldıklarını da belirttiler. Göçmenlerin %35’i genellikle birkaç gün süren ve 1 haftayı geçmeyen rotayı kullanarak Moritanya-Fas sınırından ülkeye giriş yaparken sadece %10’u hava yolu aracılığıyla Fas’a giriş yapmakta.
Göçmenlerin %50’si ana vatanlarından Fas’a yaptıkları yolculuğun maliyetini 500 ila 1000 avro olarak belirlerken %30’u 500 avrodan az, %20’si ise 1000 avrodan fazla ödediklerini belirttiler.
Bu göçmenlerin yaşam koşulları ile ilgili ise rapor şu bilgilere yer verdi: %65’i işgal altındaki Sebte şehrini çevreleyen ormanlarda bulunan mağaralarda ya da bu ormanlarda kurdukları plastik çadırlarda yaşarken Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin %25’i çoğunlukla Tanca ve Fnideq şehirlerinde toplu konutlarda, %10’u ise yalnız başlarına kiraladıkları konutlarda yaşamaktadır.
Göçmenlerin %65’i yollarına devam edip Avrupa’ya göç etmek istediklerini, %30’u bir iş sahibi ve daha iyi yaşam koşullarına sahip olmaları halinde kalıcı olarak Fas’ta ikamet etmeye hazır olduklarını belirtti. Göçmenlerin sadece %5’i kendilerine anavatanlarında bir iş kurmalarını sağlayacak mali destek sunulması halinde ülkelerine dönmek istediklerini ifade etti.
Yine aynı rapora göre; göçmenlerin %60’ı mevcut koşullarda Güney İspanya’ya ulaşmak için en iyi yolun “ölüm tekneleri” olduğunu düşünmekte. Çünkü şehrin etrafını saran tel örgüler, günlük kontrol devriyeleri aracılığıyla İspanya-Fas güvenlik güçleri tarafından yoğun bir şekilde kontrol edilmekte. Bu da göçmenlerin kara yoluyla tel örgüleri geçerek İspanya’ya sızmalarının önüne geçmekte. Aynı şekilde göçmenlerin geçmişte büyük gruplar halinde tel örgüleri aşma çabaları hem çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanmış hem de aralarında bazı kişilerin yaralanmasına neden oluyor.
Fas’ın geçici İçişleri Bakanı Nureddin Butayyib son yaptığı açıklamada; Fas’ın geçen eylül ayına kadar 68 bin yasadışı göç girişimini engellemeyi ve bu alanda faaliyet gösteren 122 suç şebekesini çökertmeyi başardığını ifade etti. Buna karşılık Fas İnsan Hakları Örgütü; Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen Afrikalıları hedef alan ve onları ülkenin kuzeyinden güneyine nakletme uygulamalarının sona erdirilmesi, Fas’ın jandarma rolünü oynamaktan vazgeçmesi, göçmenlerin temel haklarına saygılı ve uluslararası insan hakları standartları ile uyumlu bir göçmen yasası belirlenmesi çağrısında bulundu. Ama Fas makamları; bu göçmen grupların nakledilmesinin temel amacının kendilerini insan kaçakçılığı şebekelerinden korumak olduğunu ısrar etmektedir. Yine bu bağlamda; Fas resmi olarak Avrupa’nın göçmenleri karşılamak için barınma merkezleri kurma talebini de kesin bir şekilde reddetti. Fas; bu önerinin sorunu çözmek yerine daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına katkı sağlayacağına inanmaktadır. Bunun yerine Rabat, yasadışı göç dalgaları ile mücadele etmek için AB’den ek mali destek istedi.
Göçmenlerin yasadışı ve artan bir şekilde topraklarına akışını azaltmak için Fas, sınırlarda Afrikalı göçmenlere yönelik güvenlik önlemlerini arttırdı. Son olarak geçmişte vize uygulamadığı 3 Afrika ülkesi Kongo, Gine ve Mali vatandaşlarına Fas’a girebilmeleri için vize istemeye başladı. Şarkul Avsat’ın Afrikalı göçmenler arasında görüştüğü kaynaklar; Fas’a gelen Afrikalı göçmenlerin %70’ni karşılayan Uluslararası Beşinci Muhammed Havaalanı’nda bu uygulamanın yürürlüğe girdiğini onaylarken Fas- Moritanya sınırındaki El-Karkat sınır kapısından giriş yapanlardan vize istenmediğini  belirtti.
Şarku'l Avsat’a konuşan Layun şehrinde yaşayan Senegalliler Derneği’nin koordinatörü Ebu Bekir Nedyay şunları anlattı:” Afrikalıların Fas’a göçlerinin kendine has özellikleri bulunmaktadır. Çünkü Fas; Moritanya dışında tüm Batı Afrika ülkeleri vatandaşlarından vize talep etmektedir. Bu ülkelerin vatandaşlarının ülkeye giriş yaparken yasal pasaportlarını göstermeleri yeterlidir. Ama ülke içinde ikamet etme süreleri 3 ay ile sınırlı. Bu nedenle asıl sorun; Fas’a giriş yapan kişinin bir ziyaretçiden bir göçmene dönüştüğü ve pasaportunda belirlenmiş 3 aylık süre sona erse de Fas’ta kalmayı sürdürmeye karar verdiği zaman baş göstermekte. Çünkü o zaman yasal yollarla girdiği bir ülkede yasadışı bir şekilde yaşamaya başlamakta”.
Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın Fas’ta göç ile ilgili hazırladığı çalışmaya göre, Fas’taki Afrikalı göçmenlerin büyük bir çoğunluğu yasadışı göçmenlere dönüşmeden önce ülkeye yasal bir şekilde giriş yapmakta. Yine aynı çalışmaya göre; Afrikalı göçmenlerin %12’si Fas’a yasadışı bir şekilde giriş yaparken hava yolunu kullanan %70’i  Kazablanka’daki Uluslararası Beşinci Muhammed havalimanından ülkeye giriş yapmakta. %22’si kara yoluyla özel araçlar ve otobüslerle giriş yaparken %7si yürüyerek giriş yapmakta.
Göçmenlerin %15’i 18 yaşın altında
Kuzey Afrika İnsan Hakları Gözlemevi’nin gerçekleştirdiği araştırma ise şu sonuçlara ulaştı:
Fas’ta bulunan göçmenlerin %15’i 18 yaş altında iken %40’ının yaş ortalaması 18 ila 25, %43’nün yaş ortalaması 26 ila 39 arasında değişmekte. Göçmenler arasında 40 yaş üstü olanların oranı ise sadece %2. Bu veriler; göç macerasına atılanların büyük bir kısmının gençlerden oluştuğunu gösteriyor. Göçmenlerin eğitim düzeyi ve ana vatanlarında yaptıkları meslekler ilgili ise araştırma verileri; %40’nın lise, %28’nin ilkokul, %10’nun üniversite, %7’sinin ortaokul diplomasına sahip olduklarını, eğitimsiz olanların oranının ise %15’e ulaştığını ortaya koyuyor. Aynı şekilde %70’nin bekar, %30’nun ise evli olduklarını öğreniyoruz.
Araştırmaya katılanların %45’i ana vatanlarında ticaretle uğraştıklarını, %20’si işsiz olduklarını, %25’i çiftçi, %10’u hizmet sektöründe çalıştıklarını belirtmiş. Afrikalı göçmenlere göç etme nedenleri sorulduğunda %75’i ülkelerindeki ekonomik nedenleri, %25’i ülkelerindeki güvenlik koşulları ve çatışmaları gerekçe göstermişler.
Pazartesi Mısır...
Libya: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -1-
Cezayir: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -2-



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.