2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
TT

2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)

2018 yılı sona ererken Suriye’de gelecek yıl gerçekleşmesi beklenen 5 gelişmeye dair özellikleri şu ana başlıklar altında topladık:
ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ardından ülkenin doğusundaki boşluğun doldurulması, Rusya ve Türkiye arasında yapılan İdlib uzlaşısının geleceğine dair çıkarımlar, siyasi süreçle ilgili umutlar, Şam'ın Arap ülkeleri ve Batı ile ‘normalleşmesi’, İran’ın Suriye'deki varlığının geleceği.
ABD’nin çekilmesi
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye'den çekilme kararını duyurması rakipleri ve müttefikleri için sürpriz oldu. Trump, bu kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında aldı. ABD’nin YPG’yi desteklemeyi durdurması konusunda ısrarcı olan Erdoğan dahi Trump’ın bu kadar hızlı hareket etmesini beklemiyordu. Trump, kararını açıklarken, “tam ve hızlı bir geri çekilme” olacağını ve Türkiye’nin DEAŞ’tan geriye kalanları ortadan kaldırma görevini tamamlayacağını kaydetti. Başkan Trump, 14 Aralık’ta Twitter üzerinden paylaştığı mesajla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Suriye sizindir” dedi.
Trump’ın yaptığı sürprizin yankıları bitti. İlgili tarafların arayışları başladı. Genel olarak hareketliliğin ana adresi geri çekilme sonrası güvenlik ve askeri düzenlemelere ulaşma konusuydu. ABD, Suriye topraklarının üçte birini yani Fırat’ın doğusunu, el-Tanf ve Menbiç’i terk edecek. Bu bölgelerde, 70 bin Arap ve Kürt militan, DEAŞ’ın kalıntıları, uyuyan hücreler, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PYD) liderliğindeki idari, ekonomik ve partizan bir yapı, Arap aşiret yapısı, Haseke ve Kamışlı’da iki güvenlik alanı, Suriye-Irak-Türkiye sınırı, Suriye, Irak, Ürdün sınırlarının birleştiği bölge, Suriye petrol üretiminin yüzde 90'ı ve doğalgazının yarısının çıktığı, pamuk ve diğer tahıl ürünlerinin çoğunun yetiştiği ve Suriye’nin en büyük 3 barajının yer aldığı bölgeler, aynı zamanda İran'ın çıkarları, nüfuzu ve milisleri için hayati öneme sahip olan İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ı bir birine bağlayan kara yolunun geçtiği alanlar bulunuyor.
Kısacası; Suriye’de hem askeri hem de demografik açıdan faydalı olan Suriye'ye ekonomik ve stratejik olarak da faydalıdır.
Bölgesel, uluslararası ve Suriyeli oyuncular arasındaki rekabet, yarış ve çatışmanın kaynağı, bu ‘servettir.’ İran, Fırat Nehri'nin güneyindeki Haşdi Şabi güçlerini durdurmuyor. Şam, geçmişe dönmek istemiyor. Türkiye bir nüfuz alanı oluşturma hedefinden vazgeçmiyor.
2019'un bu bölgenin kaderi için hayati bir yıl olacağına ve bu bölgenin yine yılın büyük bir bölümünde gündem oluşturacağına hiç şüphe yok. Türkiye, herhangi bir Kürt oluşumunu engellemek, PKK’yı kovmak ve sınırının 20-30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridi oluşturmak isterken, Şam, Suriye'nin egemenliğini ve ekonomi kaynaklarını korumak, Rusya, Türkiye'yi rahatsız etmeyen düzenlemelere ulaşmak ve Şam ile Ankara arasında iletişim kurmak, ABD, DEAŞ’ı ortadan kaldırmak ve İran’ın nüfuzunu azaltmak, İran ise bu bölgenin kendisine karşı kullanılmasını önlemek istiyor.
İdlib’in kaderi
Suriye'nin kuzeydoğusunun kaderi kuzeybatısından ayrılmaz. İdlib, Halep'in batı kırsalının kuzeyinde, Lazkiye'nin doğu kırsalında, Hama'nın kuzey kırsalında bulunuyor. ‘İdlib'in kaderi’, 2018’de atılan manşetlerden biri oldu. Rejim güçleri, geçtiğimiz yıl ilkbaharda Suriye’nin güneyi, güneybatısı ve Doğu Guta’nın kontrolünü devraldıktan sonra, İdlib kırsalına yoğunlaştı. Ancak ABD ve Batı’nın tehditleri ile uluslararası ve insani yardım kuruluşlarının yükselen sesi, İdlib’de bir Rus-Türk anlaşmasına zemin hazırladı.
Türkiye ve Rusya’nın nükleer santral, ticaret, doğalgaz boru hattı ve S-400 füze savunma sistemi satışı gibi ikili ilişkileri geliştirme çabaları, iki tarafın geçtiğimiz Eylül ayında Soçi’de İdlib konusunda uzlaşıya varmalarına indirgenmemeli. Suriye ordusunun saldırılarının sona ermesi, muhalifler ile hükümet arasında bir tampon bölge oluşturulması, teröristlerin etkisiz hale getirilmesi ve Türkiye'nin 12 izleme noktasını güçlendirmesi gibi gelişmeler yaşandı. İdlib, Ankara'nın ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunu gerçekleştiği el-Bab ve Cerablus ile ‘Zeytin Dalı’ operasyonunu gerçekleştirdiği Afrin olmak üzere iki etki alanını da içeriyordu. Bu bölgeler, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor.
Rusya’nın Suriye planı ise 3 aşamadan oluşuyor. Birinci aşama; İdlib'in güneyi yani Han Şeyhun, Ma'arretü'n-Nu'man ile İdlib'in batısı yani Cisr eş-Şuğur’u kontrol altına almak. İkinci aşama; Lazkiye ile Halep ve Şam ile Halep arasındaki iki ana yolun kontrolünü ele geçirmek. Üçüncü aşama ise, Lazkiye - Halep kara yolunun kuzeyinde kontrolü sağlamak. Türkiye ile yapılan İdlib anlaşması Rusya’nın bu planını ortadan kaldırmadı. Ancak bu aşamaların kapsamlı bir askeri operasyon olmadan daha yavaş ilerlemesine neden oldu. Rusya’nın İdlib anlaşmasını yapma amacı, Türkiye'yi kendi ekseninde tutmak ve ABD’den uzaklaştırmaktı. Fakat Trump-Erdoğan bağlantısı ve ABD’nin Suriye’den çıkışının Türkiye ile koordineli olması, İdlib'in kaderinin yanı sıra Moskova ile Ankara arasındaki sıcak ilişkilere de yansıyacaktır. Bu da 2019'da Suriye ile ilgili atılacak manşetlerden biri olacaktır.
Siyasi bir çözüm için beklentiler
2018 yılı, Soçi ve Astana görüşmelerinin gerçekleştiği yıl oldu. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi, Ocak ayında Soçi'nin ev sahipliğinde yapıldı. Uluslararası himayede gerçekleşen kongrenin sonunda Anayasa Komisyonu kurulmasını içeren bir bildiri yayınladı. Yani Soçi-Astana platformunun anayasa reformu, BM’nin 2254 sayılı kararının uygulanması için girdi oluşturdu. Anayasa Komisyonu’nda yer alacak isimler için bir liste oluşturmak tam bir yıl sürdü. Ancak liste, Soçi bildirisinde belirtilen kriterlere de uymuyor.
Bununla birlikte ABD, geçtiğimiz yıl Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte siyasi sürece geri döndü. Suriye platformuna geri dönen ABD, Fırat Nehri’nin doğusunda DEAŞ’ı hezimete uğratmayı, İran’ın etkisini azaltmayı Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun 2254 sayılı BM kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmasına yardımcı olmayı hedefliyordu. Ancak siyasi bir çözüme ulaşmadan önce ayrılmaya karar veren ABD, uzlaşmaya yönelik etkilerini kaybetti.
Diğer değişiklik de BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’ının ayrılması oldu. Ayrılık nedenini Anayasa Komisyonu’nun oluşturulmasındaki ‘başarısızlığı’ olarak açıklayan Mistura’nın yerine Norveçli diplomat Geir O. Pedersen atandı. Türkiye, Rusya ve İran iki hafta önce Cenevre'de yapılan son toplantıda anayasa reformu ruhunu ve rotasını korumaya çalıştılar. Ancak yeni BM Suriye Özel Temsilcisi Pederson'ın siyasi bir çözüme ve 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik yeni girdiler isteyeceğinden şüphe yok. Pederson’ın 3 ay sonra resmi olarak göreve başlamadan önce harekete geçmesi beklenemez. Aynı şekilde Suriye'nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısındaki askeri alanda yaşanması muhtemel savaş öncesi ve ABD’nin askeri ve diplomatik olarak Suriye'den çekilme sürecinin tamamlaması öncesinde harekete geçilmesi de beklenemez.
Yeniden yapılanma ve normalleşme
Batılı ülkeler ve birçok Arap ülkesi, Suriye'nin yeniden inşasına yönelik katılımlarını, Suriye'deki ‘siyasi geçiş’ veya ‘güvenilir bir siyasi çözüme’ bağladılar. Bunu İran ve milislerinin ayrılışı ile ilişkilendirenler de var. Suriye’deki yeniden yapılanma maliyetinin 300-400 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bu yeniden yapılanma aynı zamanda Suriye’nin yüzde 60'ını kapsayan rejim, Rusya ve İran'ın etki alanlarını da içeriyor. Bazıları yeniden yapılanma dosyasının İran'ı zayıflatma konusunda temel oluşturabileceğini savunuyor. Bununla birlikte Suriye hükümetinin Arap Birliği'ne dönüşü de şu anda masaya yatırılan konular arasında.
Ocak ayı sonunda Beyrut’ta yapılması planlanan Arap Ekonomi Zirvesi’nde, Şam’ın 7 yıl önce dondurulan üyeliğine dair istişareler yapılacağı ve bir karar alınacağından şüphe yok. Şam’ın üyeliğine ilişkin şu ana kadar Arap ülkeleri arasında bir fikir birliği oluşmadı. Ancak bununla birlikte, geçtiğimiz hafta Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in Şam'ı ziyaret ettiği ve Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük’ün geçtiğimiz günlerde Kahire'ye sürpriz bir ziyarette bulunduğu da unutulmamalı.
İran nüfuzunun geleceği
Geçtiğimiz Eylül ayında ABD’nin koruması altında olan ve İran'ın Suriye'de konuşlandığı bölgeleri hedef alan bir İsrail uçağına ateş açan Suriye hava savunma sistemleri yanlışlıkla bir Rus uçağını düşürdü. Bu küçük olay, Suriye’nin yanı sıra ikisi dünyanın en büyüğü, ikisi ise bölgesel olmak üzere toplam 5 ülkeyi kapsıyordu.
2018’de Suriye, İsrail ile İran arasında gizli bir savaşa tanık oldu. İsrail, ayrıca İran konumlarına baskınlar düzenledi. Bununla birlikte Rusya, İran ve milislerini Golan Tepeleri ve Ürdün’deki üslerinden uzaklaştırmada arabulucu rol üstlendi. Ayrıca Suriye ile İsrail arasındaki ateşkesi gözetleyen Golan Tepeleri'ndeki BM Barışgücü askerleri (UNDOF) Golan’a geri dönerken Rusya, ‘S-400’ ve ‘S-300’ sistemlerinin yanına S-300 füze sistemini konuşlandırdı.
İran’ın Suriye’deki güney sınırından 100 kilometre içeriye çekilmesi taleplerden biriydi. Ayrıca ABD’nin Suriye’deki varlığının sebeplerinden biri İran’ı Suriye'den çıkarmaktı. Bu nedenle, önümüzdeki yıl, İran'ın askeri, ekonomik ve milis nüfuzuna dair birçok manşet görülecek. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin geri çekilme kararının ardından İran'ın çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini söyledi. Öte yandan İran, Fırat Nehri’nin doğusunda yayılmak istiyor. Rusya, İran’a rağmen Suriye’de karar alıcı konumda olmaya çalışıyor. ABD yaptırımları ve tehditleriyle kuşatılan Tahran, Moskova'ya karşı çıkıyor ve Suriye’yi bir uzlaşı ve kavga sahnesi olarak kullanıyor.
ABD’nin geri çekilme kararının, kartların yeniden karılmasına neden olduğuna şüphe yok. Bu durum yerel ve bölgesel oyuncular arasında bir ‘boşluğu doldurma’ yarışının yanı sıra müzakere konumunu güçlendiren stratejik kazanımlar elde etme ve yeni Suriye’nin inşasında masada yer alma rekabeti de başlattı. 



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.