2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
TT

2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)

2018 yılı sona ererken Suriye’de gelecek yıl gerçekleşmesi beklenen 5 gelişmeye dair özellikleri şu ana başlıklar altında topladık:
ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ardından ülkenin doğusundaki boşluğun doldurulması, Rusya ve Türkiye arasında yapılan İdlib uzlaşısının geleceğine dair çıkarımlar, siyasi süreçle ilgili umutlar, Şam'ın Arap ülkeleri ve Batı ile ‘normalleşmesi’, İran’ın Suriye'deki varlığının geleceği.
ABD’nin çekilmesi
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye'den çekilme kararını duyurması rakipleri ve müttefikleri için sürpriz oldu. Trump, bu kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında aldı. ABD’nin YPG’yi desteklemeyi durdurması konusunda ısrarcı olan Erdoğan dahi Trump’ın bu kadar hızlı hareket etmesini beklemiyordu. Trump, kararını açıklarken, “tam ve hızlı bir geri çekilme” olacağını ve Türkiye’nin DEAŞ’tan geriye kalanları ortadan kaldırma görevini tamamlayacağını kaydetti. Başkan Trump, 14 Aralık’ta Twitter üzerinden paylaştığı mesajla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Suriye sizindir” dedi.
Trump’ın yaptığı sürprizin yankıları bitti. İlgili tarafların arayışları başladı. Genel olarak hareketliliğin ana adresi geri çekilme sonrası güvenlik ve askeri düzenlemelere ulaşma konusuydu. ABD, Suriye topraklarının üçte birini yani Fırat’ın doğusunu, el-Tanf ve Menbiç’i terk edecek. Bu bölgelerde, 70 bin Arap ve Kürt militan, DEAŞ’ın kalıntıları, uyuyan hücreler, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PYD) liderliğindeki idari, ekonomik ve partizan bir yapı, Arap aşiret yapısı, Haseke ve Kamışlı’da iki güvenlik alanı, Suriye-Irak-Türkiye sınırı, Suriye, Irak, Ürdün sınırlarının birleştiği bölge, Suriye petrol üretiminin yüzde 90'ı ve doğalgazının yarısının çıktığı, pamuk ve diğer tahıl ürünlerinin çoğunun yetiştiği ve Suriye’nin en büyük 3 barajının yer aldığı bölgeler, aynı zamanda İran'ın çıkarları, nüfuzu ve milisleri için hayati öneme sahip olan İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ı bir birine bağlayan kara yolunun geçtiği alanlar bulunuyor.
Kısacası; Suriye’de hem askeri hem de demografik açıdan faydalı olan Suriye'ye ekonomik ve stratejik olarak da faydalıdır.
Bölgesel, uluslararası ve Suriyeli oyuncular arasındaki rekabet, yarış ve çatışmanın kaynağı, bu ‘servettir.’ İran, Fırat Nehri'nin güneyindeki Haşdi Şabi güçlerini durdurmuyor. Şam, geçmişe dönmek istemiyor. Türkiye bir nüfuz alanı oluşturma hedefinden vazgeçmiyor.
2019'un bu bölgenin kaderi için hayati bir yıl olacağına ve bu bölgenin yine yılın büyük bir bölümünde gündem oluşturacağına hiç şüphe yok. Türkiye, herhangi bir Kürt oluşumunu engellemek, PKK’yı kovmak ve sınırının 20-30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridi oluşturmak isterken, Şam, Suriye'nin egemenliğini ve ekonomi kaynaklarını korumak, Rusya, Türkiye'yi rahatsız etmeyen düzenlemelere ulaşmak ve Şam ile Ankara arasında iletişim kurmak, ABD, DEAŞ’ı ortadan kaldırmak ve İran’ın nüfuzunu azaltmak, İran ise bu bölgenin kendisine karşı kullanılmasını önlemek istiyor.
İdlib’in kaderi
Suriye'nin kuzeydoğusunun kaderi kuzeybatısından ayrılmaz. İdlib, Halep'in batı kırsalının kuzeyinde, Lazkiye'nin doğu kırsalında, Hama'nın kuzey kırsalında bulunuyor. ‘İdlib'in kaderi’, 2018’de atılan manşetlerden biri oldu. Rejim güçleri, geçtiğimiz yıl ilkbaharda Suriye’nin güneyi, güneybatısı ve Doğu Guta’nın kontrolünü devraldıktan sonra, İdlib kırsalına yoğunlaştı. Ancak ABD ve Batı’nın tehditleri ile uluslararası ve insani yardım kuruluşlarının yükselen sesi, İdlib’de bir Rus-Türk anlaşmasına zemin hazırladı.
Türkiye ve Rusya’nın nükleer santral, ticaret, doğalgaz boru hattı ve S-400 füze savunma sistemi satışı gibi ikili ilişkileri geliştirme çabaları, iki tarafın geçtiğimiz Eylül ayında Soçi’de İdlib konusunda uzlaşıya varmalarına indirgenmemeli. Suriye ordusunun saldırılarının sona ermesi, muhalifler ile hükümet arasında bir tampon bölge oluşturulması, teröristlerin etkisiz hale getirilmesi ve Türkiye'nin 12 izleme noktasını güçlendirmesi gibi gelişmeler yaşandı. İdlib, Ankara'nın ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunu gerçekleştiği el-Bab ve Cerablus ile ‘Zeytin Dalı’ operasyonunu gerçekleştirdiği Afrin olmak üzere iki etki alanını da içeriyordu. Bu bölgeler, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor.
Rusya’nın Suriye planı ise 3 aşamadan oluşuyor. Birinci aşama; İdlib'in güneyi yani Han Şeyhun, Ma'arretü'n-Nu'man ile İdlib'in batısı yani Cisr eş-Şuğur’u kontrol altına almak. İkinci aşama; Lazkiye ile Halep ve Şam ile Halep arasındaki iki ana yolun kontrolünü ele geçirmek. Üçüncü aşama ise, Lazkiye - Halep kara yolunun kuzeyinde kontrolü sağlamak. Türkiye ile yapılan İdlib anlaşması Rusya’nın bu planını ortadan kaldırmadı. Ancak bu aşamaların kapsamlı bir askeri operasyon olmadan daha yavaş ilerlemesine neden oldu. Rusya’nın İdlib anlaşmasını yapma amacı, Türkiye'yi kendi ekseninde tutmak ve ABD’den uzaklaştırmaktı. Fakat Trump-Erdoğan bağlantısı ve ABD’nin Suriye’den çıkışının Türkiye ile koordineli olması, İdlib'in kaderinin yanı sıra Moskova ile Ankara arasındaki sıcak ilişkilere de yansıyacaktır. Bu da 2019'da Suriye ile ilgili atılacak manşetlerden biri olacaktır.
Siyasi bir çözüm için beklentiler
2018 yılı, Soçi ve Astana görüşmelerinin gerçekleştiği yıl oldu. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi, Ocak ayında Soçi'nin ev sahipliğinde yapıldı. Uluslararası himayede gerçekleşen kongrenin sonunda Anayasa Komisyonu kurulmasını içeren bir bildiri yayınladı. Yani Soçi-Astana platformunun anayasa reformu, BM’nin 2254 sayılı kararının uygulanması için girdi oluşturdu. Anayasa Komisyonu’nda yer alacak isimler için bir liste oluşturmak tam bir yıl sürdü. Ancak liste, Soçi bildirisinde belirtilen kriterlere de uymuyor.
Bununla birlikte ABD, geçtiğimiz yıl Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte siyasi sürece geri döndü. Suriye platformuna geri dönen ABD, Fırat Nehri’nin doğusunda DEAŞ’ı hezimete uğratmayı, İran’ın etkisini azaltmayı Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun 2254 sayılı BM kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmasına yardımcı olmayı hedefliyordu. Ancak siyasi bir çözüme ulaşmadan önce ayrılmaya karar veren ABD, uzlaşmaya yönelik etkilerini kaybetti.
Diğer değişiklik de BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’ının ayrılması oldu. Ayrılık nedenini Anayasa Komisyonu’nun oluşturulmasındaki ‘başarısızlığı’ olarak açıklayan Mistura’nın yerine Norveçli diplomat Geir O. Pedersen atandı. Türkiye, Rusya ve İran iki hafta önce Cenevre'de yapılan son toplantıda anayasa reformu ruhunu ve rotasını korumaya çalıştılar. Ancak yeni BM Suriye Özel Temsilcisi Pederson'ın siyasi bir çözüme ve 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik yeni girdiler isteyeceğinden şüphe yok. Pederson’ın 3 ay sonra resmi olarak göreve başlamadan önce harekete geçmesi beklenemez. Aynı şekilde Suriye'nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısındaki askeri alanda yaşanması muhtemel savaş öncesi ve ABD’nin askeri ve diplomatik olarak Suriye'den çekilme sürecinin tamamlaması öncesinde harekete geçilmesi de beklenemez.
Yeniden yapılanma ve normalleşme
Batılı ülkeler ve birçok Arap ülkesi, Suriye'nin yeniden inşasına yönelik katılımlarını, Suriye'deki ‘siyasi geçiş’ veya ‘güvenilir bir siyasi çözüme’ bağladılar. Bunu İran ve milislerinin ayrılışı ile ilişkilendirenler de var. Suriye’deki yeniden yapılanma maliyetinin 300-400 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bu yeniden yapılanma aynı zamanda Suriye’nin yüzde 60'ını kapsayan rejim, Rusya ve İran'ın etki alanlarını da içeriyor. Bazıları yeniden yapılanma dosyasının İran'ı zayıflatma konusunda temel oluşturabileceğini savunuyor. Bununla birlikte Suriye hükümetinin Arap Birliği'ne dönüşü de şu anda masaya yatırılan konular arasında.
Ocak ayı sonunda Beyrut’ta yapılması planlanan Arap Ekonomi Zirvesi’nde, Şam’ın 7 yıl önce dondurulan üyeliğine dair istişareler yapılacağı ve bir karar alınacağından şüphe yok. Şam’ın üyeliğine ilişkin şu ana kadar Arap ülkeleri arasında bir fikir birliği oluşmadı. Ancak bununla birlikte, geçtiğimiz hafta Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in Şam'ı ziyaret ettiği ve Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük’ün geçtiğimiz günlerde Kahire'ye sürpriz bir ziyarette bulunduğu da unutulmamalı.
İran nüfuzunun geleceği
Geçtiğimiz Eylül ayında ABD’nin koruması altında olan ve İran'ın Suriye'de konuşlandığı bölgeleri hedef alan bir İsrail uçağına ateş açan Suriye hava savunma sistemleri yanlışlıkla bir Rus uçağını düşürdü. Bu küçük olay, Suriye’nin yanı sıra ikisi dünyanın en büyüğü, ikisi ise bölgesel olmak üzere toplam 5 ülkeyi kapsıyordu.
2018’de Suriye, İsrail ile İran arasında gizli bir savaşa tanık oldu. İsrail, ayrıca İran konumlarına baskınlar düzenledi. Bununla birlikte Rusya, İran ve milislerini Golan Tepeleri ve Ürdün’deki üslerinden uzaklaştırmada arabulucu rol üstlendi. Ayrıca Suriye ile İsrail arasındaki ateşkesi gözetleyen Golan Tepeleri'ndeki BM Barışgücü askerleri (UNDOF) Golan’a geri dönerken Rusya, ‘S-400’ ve ‘S-300’ sistemlerinin yanına S-300 füze sistemini konuşlandırdı.
İran’ın Suriye’deki güney sınırından 100 kilometre içeriye çekilmesi taleplerden biriydi. Ayrıca ABD’nin Suriye’deki varlığının sebeplerinden biri İran’ı Suriye'den çıkarmaktı. Bu nedenle, önümüzdeki yıl, İran'ın askeri, ekonomik ve milis nüfuzuna dair birçok manşet görülecek. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin geri çekilme kararının ardından İran'ın çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini söyledi. Öte yandan İran, Fırat Nehri’nin doğusunda yayılmak istiyor. Rusya, İran’a rağmen Suriye’de karar alıcı konumda olmaya çalışıyor. ABD yaptırımları ve tehditleriyle kuşatılan Tahran, Moskova'ya karşı çıkıyor ve Suriye’yi bir uzlaşı ve kavga sahnesi olarak kullanıyor.
ABD’nin geri çekilme kararının, kartların yeniden karılmasına neden olduğuna şüphe yok. Bu durum yerel ve bölgesel oyuncular arasında bir ‘boşluğu doldurma’ yarışının yanı sıra müzakere konumunu güçlendiren stratejik kazanımlar elde etme ve yeni Suriye’nin inşasında masada yer alma rekabeti de başlattı. 



Irak'taki yeni hükümetten silahlı grupları ayırma gücünün testi

Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
TT

Irak'taki yeni hükümetten silahlı grupları ayırma gücünün testi

Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)
Nuri el-Maliki, Muhammed es-Sudani, Kays el-Hazali ve Latif Raşid'in Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiği arşiv fotoğrafı (AFP)

Kaynaklar, Washington’ın İran yanlısı silahlı grupları yeni Irak hükümetinden uzaklaştırmak amacıyla Bağdat'taki bazı taraflarla birlikte baskılarını yoğunlaştırdığını bildirdi.

Bağdat'ta gelen ABD heyeti dün Ali ez-Zeydi'nin yeni kabineyi kurmakla görevlendirilmesini memnuniyetle karşılayarak ‘kabinenin Iraklıların özlemleriyle uyumlu biçimde oluşturulması’ çağrısında bulundu.

Kaynaklar, “Zeydi'nin parti liderlerini programının silahlı grupları uzaklaştırmaya dayandığı konusunda bilgilendirdiğini’ belirtirken ‘silahlı gruplardan uzak bir kabine listesinin geçirilmesinin belirleyici bir güç sınavı oluşturduğuna’ dikkat çekti.

Uzmanlar, silahlı grupların devlet kurumlarındaki varlıkları konusunda oyalama taktiğine başvurmasından ya da ABD’lilere karşı saldırıların yeniden başlamasından endişe ediyorlar.

Öte yandan ABD merkezli bir hukuk firması, kısa bir süre önce yürüttüğü bağımsız soruşturmanın Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali el-Zeydi'yi İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) mali faaliyetleriyle ilişkilendiren herhangi bir kanıt ortaya koymadığını açıkladı.


Mali’deki gelişmeler Fransa’yı endişelendiriyor… Fransa, vatandaşlarından bu çalkantılı Afrika ülkesini terk etmelerini istedi

(foto altı) Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita (sağda), Bamako’daki Koulouba Sarayı’nda Rusya’nın Mali Büyükelçisi İgor Gromyko’nun da aralarında bulunduğu Rus yetkililerle bir araya geldi, 28 Nisan 2026. (Reuters)
(foto altı) Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita (sağda), Bamako’daki Koulouba Sarayı’nda Rusya’nın Mali Büyükelçisi İgor Gromyko’nun da aralarında bulunduğu Rus yetkililerle bir araya geldi, 28 Nisan 2026. (Reuters)
TT

Mali’deki gelişmeler Fransa’yı endişelendiriyor… Fransa, vatandaşlarından bu çalkantılı Afrika ülkesini terk etmelerini istedi

(foto altı) Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita (sağda), Bamako’daki Koulouba Sarayı’nda Rusya’nın Mali Büyükelçisi İgor Gromyko’nun da aralarında bulunduğu Rus yetkililerle bir araya geldi, 28 Nisan 2026. (Reuters)
(foto altı) Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita (sağda), Bamako’daki Koulouba Sarayı’nda Rusya’nın Mali Büyükelçisi İgor Gromyko’nun da aralarında bulunduğu Rus yetkililerle bir araya geldi, 28 Nisan 2026. (Reuters)

Mali’de tarih tekerrür ediyor. 14 yıl önce, El-Kaide’ye bağlı silahlı terör örgütü Nusra, ülkenin kuzeyini kontrol altına almayı başarmış ve örgütün militanları başkent Bamako’yu kuşatma amacıyla güney yönüne ilerlemişti. Bugün de benzer bir durum yaşanıyor; aynı örgüt ve merkezi hükümetten ayrılmayı hedefleyen Azavad Kurtuluş Cephesi, Bamako’yu kuşatma amacına ulaşmak için başkente yaklaşmış durumda. Bu durum, Assimi Goita’nın başkanlık ettiği askeri hükümete yönelik baskıları arttırma amacı taşıyor.

ddsdsvs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 23 Haziran’da Kremlin’de Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita’yı kabul etti. (Reuters)

Azavad Kurtuluş Cephesi Sözcüsü Muhammed Mevlud Ramazan dün AFP’ye yaptığı açıklamada, “Rejim er ya da geç düşecek” dedi. Onun değerlendirmesine göre, 2020 ve 2021’deki askeri darbelerle iktidara gelen mevcut yönetim “ayakta kalmakta zorlanacak”.

Ancak geçmişte yaşananlarla şu anki durum arasında bir fark var. 13 yıl önce, dönemin Mali Cumhurbaşkanı, silahlı grupların başkent Bamako’yu ele geçirmesini engellemek için Fransa’dan yardım istemişti ve dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın cevabı oldukça hızlı olmuştu. Hollande, ‘Serval’ adı verilen askeri gücü hemen gönderdi ve bu güç, saldırganların başkente doğru ilerleyişini durdurmayı başardı, ardından kuzeydeki şehirleri teker teker geri aldı. 2014’te ise Serval, Barkhane adı altında yeniden yapılandırılarak Mali’de operasyonlarını sürdürdü; bu kuvvet, beş binden fazla asker, hava gücü ve ağır savaş ekipmanlarıyla, her türlü silahlı ve terörist gruba karşı mücadele etti.

gthy
Mali’deki askeri hükümetin lideri Assimi Goita, geçtiğimiz cumartesi gününden bu yana sahada kaydedilen ilerlemenin ardından Malililere seslendi. (Reuters)

Ancak, darbecilerin başlattığı Fransa karşıtı siyasi seferberlik, nihayetinde Fransız kuvvetlerinin 2022 yılında Mali’den çekilmesine yol açtı. Ardından, Fransa’nın çekildiği bölgeler arasında Nijer, Burkina Faso ve Çad da yer aldı; kısacası Sahel ülkeleri olarak bilinen tüm bölgeyi kapsayan bir çekilme yaşandı. Darbeciler, Fransız kuvvetlerinin yerini Rusya’ya ait başka bir güçle, ‘Wagner’ adı altında gelen bir kuvvetle doldurdular. Ancak, 2023 yazında Wagner’in lideri Evgeny Prigojin’in Moskova’dan St. Petersburg’a giderken uçak kazasında hayatını kaybetmesinin ardından, bu güç adını ‘Afrika Kolordusu’ olarak değiştirdi.

Rusya’nın çekilmesi

Olayların hızla gelişmesiyle Tuareg isyancıları, Afrika Kolordusu’na bağlı Rus askerlerinin Kidal’den çekilmesi konusunda bir ‘anlaşma’ sağladıklarını açıkladılar. Ramazan, “Hedefimiz, Rusların Azavad’dan ve tüm Mali’den çekilmesidir… Ruslarla girdiğimiz tüm çatışmalarda zafer kazandık. Rusya ile özel bir sorunumuz yok, diğer hiçbir ülke ile de sorun yaşamıyoruz. Sorunumuz, Bamako’daki mevcut yönetimle” ifadelerini kullandı. Ramazan, Rusların ‘şiddetli suçlar işleyen, katliamlar gerçekleştiren, şehirleri ve köyleri yok eden, sağlık merkezlerini, okulları ve su kaynaklarını tahrip edenleri desteklediğini’ belirtti.

hyjuk
Fransız ordusu tarafından paylaşılan bu tarihsiz fotoğrafta, Mali’nin kuzeyindeki Rus paralı askerler görülüyor. (AP)

Rusya Savunma Bakanlığı bu hafta, Mali’deki askeri konseyin desteklenmesi için gönderilen Afrika Kolordusu savaşçılarının Kidal’den çekilmek zorunda kaldığını açıkladı. Rusların güvenli bir geçiş koridoru talep ettiğini belirten Ramazan, “Ruslar kendilerini tehlikede buldular. Çıkış yolu yoktu... Her yandan kuşatıldılar, bizden çözüm bulmamızı istediler. Kuvvetlerimizin ve ateş gücümüzün karşısında dayanamayacaklarını fark ettiklerinde çekilme talebinde bulundular” ifadelerini kullandı. İsyancılar, Kidal’ın ardından Gao, Timbuktu ve Menaka şehirlerini ele geçirmeyi planladıklarını vurguladılar.

Fransızların utancı

Bugün ise Paris, eski sömürgesi olan Mali’deki gelişmeleri uzaktan izliyor. Uzun yıllar boyunca Fransızlar için en yakın ülke olan Mali, şu anda Fransız hükümetinin, kendisini ülkeden çıkaran yönetimi kurtarmaya hazır olmadığı bir durumla karşı karşıya. Bununla birlikte, isyanın, Fransa’ya çok yakın olan Batı Afrika ülkelerine, örneğin Senegal ve Fildişi Sahili’ne sıçraması korkusu, Fransa'yı tedirgin ediyor. Fransızların zor durumda kaldığını gösteren bir diğer nokta ise Paris’in, Azavad Kurtuluş Cephesi savaşçılarının ve teröristlerin 25 Eylül’de stratejik Kidal ve Gao şehirlerini, ülkenin kuzeyindeki geniş bölgeleri ele geçirmesi ve Bamako’ya, hatta başkentteki havalimanına yaklaşması karşısında üç gün boyunca yorum yapmamış olması. Bu açıklama ne resmi bir bildiriyle ne de bir hükümet yetkilisinin açıklamasıyla yapıldı; aksine, bir Fransız diplomatı, Paris’in Mali’deki gelişmelerden ‘endişe duyduğunu’ ve ‘sivil halka karşı işlenen şiddet eylemlerini en sert şekilde kınadığını’ belirterek, ‘Mali halkı ile dayanışma’ ifadelerini kullandı.

fgthy
26 Nisan’da ordu ile Tuareg isyancıları ve militanlardan oluşan ittifak arasında çatışmaların yeniden alevlenmesinin ardından başkent Bamako’da gündelik hayat (AFP)

Söz konusu diplomat, Fransa'nın ‘Mali'de kalıcı bir barış ve istikrar sağlama’ arzusunu dile getirdi, ancak bu açıklamada ne mevcut hükümete ne de askeri konseye dair herhangi bir atıfta bulunulmadı. Aynı çerçevede diplomatik kaynak, Fransa hükümetinin ‘Mali'deki vatandaşlarının güvenliğine de büyük özen gösterdiğini’ belirterek, onları ‘dikkatli olmaya’ çağırdı.

Fransa dün, sahadaki endişe verici gelişmelerin, hatta Bamako’daki durumun bile tehlikeye girmesi üzerine, vatandaşlarına ülkeden ‘en kısa sürede’ ayrılmaları çağrısında bulundu. Fransa vatandaşları, Mali’den ayrılana kadar, evlerinde kalmaları, seyahatlerini sınırlamaları ve yerel yetkililerin talimatlarına uymaları konusunda uyarıldı. Ayrıca, durumları hakkında yakınlarını bilgilendirmeleri istendi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı’na göre Mali’de 4 bin 198 Fransız vatandaşı bulunuyor. Fransa’nın Bamako’daki büyükelçiliği halen açık olmakla birlikte, güvenlik durumunun kötüleşmesiyle Paris’in burada çalışan sayısını azaltması bekleniyor.

sdvf
 Fransız ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Nisan 2022’de Mali’nin kuzeyinde Rus paralı askerlerin bir helikoptere bindiği görülüyor. (Fransız ordusu – AP)

Gerçek şu ki Paris, Bamako’daki gelişmelere karşı bir çaresizlik hissediyor; zira elindeki etki araçları oldukça sınırlı, hatta neredeyse hiç yok. Başlangıçtan itibaren Fransa, Wagner milislerinin 2 binden fazla askerle konuşlandırılmasının, silahlı hareketler ve ayrılıkçı gruplara karşı duramayacağını belirtmişti. Gerçek görevlerinin, halkı korumak değil, rejimi savunmak olduğunu vurgulamıştı. Bugün Paris’te, yaşananların beklenen bir durum olduğu ve Afrika Kolordusu’nun ülkeden ayrılmasının çok uzak bir ihtimal olmadığı görüşü hâkim.

Yeni yöntem arayışı

Mali ve Fransa, Fransız kuvvetlerinin çıkışını takip eden ve büyük bir gerilimle devam eden süreçten sonra, ‘makul’ bir ilişki zemini üzerinde anlaşmayı başardılar. Bu, Fransız istihbarat ekibinin, Fransız büyükelçiliği çerçevesinde Bamako’da kalmasına izin verilmesiyle kendini gösterdi. Bamako da aynı hakkı Paris’teki büyükelçiliğinde elde etti. Paris’teki geniş bilgiye sahip kaynaklar, iki taraf arasındaki ‘istihbarat iş birliğinin’ her iki tarafın da birbirine duyduğu ihtiyaç nedeniyle ‘iyi’ olduğunu belirtiyor.

fdvfdv
Azavad Kurtuluş Cephesi koalisyonuna bağlı Tuareg isyancıları, Kidal’da bir kamyonetin üzerinde (AFP)

 

Ancak, geçen yıl ilişkiler yeniden kötüleşti. Mali yetkilileri, bir Fransız dış istihbarat servisi ajanını, Assimi Goita’yı devirmeyi amaçlayan bir darbe girişimine katılmak ve Mali’nin güvenliğine karşı komplo kurmak suçlamasıyla tutukladı. Paris, bu suçlamaları şiddetle reddetti. Sonuç olarak, söz konusu ajan hapse atıldı ve Bamako, Paris’in defalarca yaptığı, ajanı Fransa’ya iade etme talebini reddetti. Paris, Bamako üzerinde baskı kurmak için arabuluculara başvurdu, bunlar arasında Fas da yer aldı. Ancak bu çabalar başarısız oldu ve birçok kaynak, Mali ile ilişkilerde izlenecek doğru yaklaşım konusunda görüş ayrılıkları olduğunu belirtti.

scd
Azavad Kurtuluş Cephesi koalisyonuna bağlı Tuareg isyancıları, Kidal’da bir kamyonetin üzerinde (AFP)

Fransa, bugün oldukça zor bir durumda: Bir yandan, Mali’deki gelişmeleri göz ardı edemiyor, çünkü bu gelişmelerin Sahel bölgesindeki diğer ülkeler ve Fransa’nın doğrudan güvenlik ve ekonomik çıkarları üzerinde büyük etkileri olabilir. Zira, bu ülkeyi çevreleyen yedi ülke (Moritanya, Senegal, Gine, Fildişi Sahili, Burkina Faso, Nijer ve özellikle Cezayir) ile birleşen Mali’nin, militanların kontrolüne girmesi, Sahel bölgesindeki etkilerini genişletmek isteyen silahlı grupların ellerine geçtiğinde patlayıcı bir tehdit haline gelebilir. Bu durum, Paris’in çıkarlarının ve büyük iş birliklerinin bulunduğu bölgelerdeki dengeyi altüst edebilir. Öte yandan Paris, olayların seyrini etkilemek için yeni araçlar arayışında. Fransa, daha önce sıkça başvurduğu doğrudan müdahale yöntemlerinin artık etkili olmadığını kabul ediyor. Bunun yerine, Cezayir gibi bölgesel aktörler ve ABD, Rusya ve Çin gibi uluslararası güçler, Fransa'nın geride bıraktığı boşluğu doldurmak için hazır durumda.


Hamas, Siyasi Büro Başkanı seçimi sürecine yeniden ivme kazandırıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
TT

Hamas, Siyasi Büro Başkanı seçimi sürecine yeniden ivme kazandırıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)

Hamas’a yakın iki kaynak dün, hareketin, tüm büro üyelerinin seçimi tamamlanana kadar, yeni bir Siyasi Büro Başkanı seçme sürecine yeniden başladığını bildirdi.

Bu adım, hareketin başkanlık yarışına yeniden ivme kazandırırken, ocak ve şubat aylarında en az iki kez aksayan süreci canlandırıyor.

Gazze içinden bir kaynak, “Doğrudan seçimlerin yapılmasını engelleyen durumlardan artık kurtulundu ve seçim sürecinin yeniden başlatılması için fırsat doğdu” dedi.

Kaynak, ‘engellenen durumların’ bazılarının, Gazze Şeridi’ndeki iç organizasyonel çatışmalarla ilgili olduğunu belirterek, bu sorunların çözülmesinin ardından seçim sürecinin yeniden başlatılmasına karar verildiğini, ayrıca hareketin yürüttüğü dış siyasi ve güvenlik müzakerelerinin de süreci etkilediğini ifade etti.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (EPA)

Hamas, 1987 yılında kurulduğundan bu yana karşılaştığı en büyük krizi yaşıyor. 7 Ekim 2023’teki saldırıdan sonra başlayan İsrail operasyonları, hareketin farklı kanatlarına ve kademelerine ulaşarak, bir dizi örgütsel ve mali krize yol açtı.

Tahminlere göre, Hamas’ın yurt dışındaki Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal ve Gazze’deki Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye, siyasi büro başkanlığına gelme konusunda en güçlü adaylar olarak öne çıkıyor.

İç ve dış Hamas çevrelerinde yapılan değerlendirmelere göre el-Hayye, Gazze’deki hareketin unsurları ve Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından destekleniyor. Öte yandan, Halid Meşal’in ise Batı Şeria ve yurt dışındaki Hamas çevrelerinde destek kazandığı belirtiliyor.

Bir dış kaynak, Şarku’l Avsat’a, “Hamas'ın yeni başkanının seçimi, mevcut koşullar ve imkanlar doğrultusunda Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışında mevcut tüm alanlarda yapılacak ve bu süreç kısa süre içinde netleşecek” şeklinde açıklama yaptı.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas’ın işlerini yürüten Liderlik Konseyi, 2023 yılı başında, hareketin kalan siyasi büro dönemi (2025'te sona ermesi bekleniyordu ancak bir yıl uzatıldı) boyunca yeni bir başkan seçme sürecini başlattı. Bu seçim, yıl sonu veya gelecek yılın başında yapılacak genel seçimlere kadar geçici bir başkanlık işlevi görecek.

Hareketin başkanlık seçimi için şubat ayında bir girişim olmuş, ancak o dönemdeki ABD-İsrail-İran savaşının başlaması nedeniyle bu girişim engellenmişti.

Seçimler yalnızca iç ve dış Hamas’ı yönetecek yeni bir siyasi büro başkanının seçilmesiyle sınırlı olacak. Siyasi büro için kapsamlı bir seçim ise yıl sonu ya da 2027’nin başına kadar yapılmayacak.

Mevcut Liderlik Konseyi, Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışındaki Hamas liderleriyle Şura Konseyi Başkanı Muhammed Derviş’in başkanlık yaptığı bir yapıdan oluşuyor. Bu konsey, Hamas’ın iç ve dış meselelerini izleyen ve bu meseleler hakkında üyeler arasında istişarelerde bulunan bir danışma organına dönüştürülecek.