2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit
TT

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

Önde gelen uluslararası bilim adamlarından oluşan bir ekip, insanlık için tehdit oluşturacak ve dünyayı felakete sürükleyecek riskler hakkında görüşlerini ortaya koydu. The Global Foundation tarafından yayınlanan yıllık rapor içerisinde kaydedilen bu riskler arasında, uzaydaki göktaşlarının dünyaya çarpması ve yaşanabilecek dev bir volkanik patlama da yer alıyor.
2019’da insanlığı tehdit eden riskler şöyle özetlenebilir:
1-Nükleer savaş

Nükleer bir patlama, günümüzün en ölümcül silahı olarak kabul ediliyor. 4 kilometre yarıçapına kadar uzanacak olan bir patlama, yüzde 80 ila 95 arasında bir ölüm oranına sebep olabilir. Sebep olacağı imha oranı ise 4 kilometrelik alanın 6 katını geçebilir.
Ancak nükleer patlama senaryosuna ilişkin duyulan endişeler yaşanan seri ölümler ve ona bağlı olan birtakım durumlardan ibaret değil. Nükleer bir patlama sonrasında yaşanabilecek “nükleer kış” fenomeni göz önünde bulundurulduğunda, patlamanın ardından yayılan bulutlar ve dumanlar güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasına engel olur. Bu durum, sıcaklıkların uzun yıllar boyunca düşmesine yol açar.
Dünyanın en büyük iki nükleer gücü ABD ve Rusya arasında yaşanacak muhtemel bir savaşta yaklaşık 4 bin nükleer silahın kullanılması durumunda verilecek kayıpların sayısı tahmin edilemeyecek düzeyde olacak. Aynı zamanda sıcaklıklar, normalden 8 santigrat derece düşecek. İnsanlar tarım yapamayacak bir durumda olacaklar ve böylece kaos ve şiddetin kapısı aralanmış olacak.
ABD ve Rusya'nın her biri 7 bin kadar nükleer savaş başlığı bulunduruyor. Bununla birlikte İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail'in de nükleer silahları var.
Yüzlerce nükleer silahın birkaç dakika içinde patlatılmaya hazır olarak bulunması oldukça endişe verici. Özellikle istenmeyen bir kazanın veya yanlış anlaşılmanın nükleer bir savaşa yol açması ihtimali ile ilgili endişe duyuluyor. Rus yetkililer, 1960’larda birkaç kez nükleer silah kullanmaktan geri durdular. Rusya cumhurbaşkanının kendisi, 1995 yılında daha sonra yanlış bir uyarı olarak nitelendirilen bir duruma cevap olarak nükleer silah kullanmayı reddetmişti.
2-Biyolojik savaş
Karmaşık mühendislik yetenekleri gerektiren nükleer silahların aksine biyolojik ve kimyasal silahlar, daha düşük maliyetle ve erişilmesi kolay olan malzemeler kullanılarak geliştirilebiliyor.
Son yıllarda Suriye hükümeti, ülkeyi parçalayan iç savaşta klor ve sarin gazı içeren kimyasal silahlar kullandı. Bu durum uluslararası toplumu alarma geçirdi ve kimyasal silahların kullanılması durumunda yaşanabilecek hasarın derecesini yansıttı.
Zehirli kimyasallar, özellikle hava yoluyla veya su yoluyla taşınırsa hedefe çok büyük zararlar verebilir.
Ancak biyolojik silahlar çok daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. İşlenmiş biyolojik malzemeler alanında kaydedilen ilerlemeler, hastalıklara sebep olabilecek veya silah olarak kullanılabilecek bakteri ve virüs gibi bulaşıcı ajanların kullanılma olasılığını arttırdı. Bununla birlikte benzeri bir senaryo ölümcül bir biyolojik enfeksiyon taşıyan bir böceğin salıverilmesi ile de yaşanabilir. Hızla taşınan böyle bir enfeksiyon durumunda dünya çok daha kırılgan bir yer olacak.
3-İklim Değişikliği
Birleşmiş Milletler (BM) Bilim Adamları Komitesi tarafından yayınlanan bir raporda, sıcaklıkların kontrol edilerek mutedil seviyelerde tutulması için dünyanın önünde yaklaşık 12 yıllık bir sürenin olduğu kaydedildi. İklim değişikliğinin etkisine ilişkin tahminlerin küresel ısınmaya göre değişeceğinin belirtildiği açıklamada, 1 ila 3 santigrat derece arasında kaydedilecek bir artışa bağlı yaşanacak senaryoların genellikle olumsuz olduğu ifade edildi.
En iyi ihtimalle, daha sık ve daha şiddetli kasırgalar meydana gelecek ve küresel düzeydeki tarım arazileri ile tatlı su kaynaklarının büyük bir kısmı kaybedilecek. Bununla birlikte   New York ve Mumbai gibi büyük kıyı şehirleri sular altında kalacak. En kötü durumda ise insanlık medeniyeti sona erecek.
Karbon salınımını azaltmaya yönelik mevcut taahhütler yerine getirilmiş olsa bile, küresel sıcaklıklarda kaydedilecek yüzde 3 oranında bir artışa ilişkin üçte birlik bir ihtimal var. Bu da Florida ve Bangladeş topraklarının çoğunun sular altında kalacağı anlamına geliyor.
4-Çevre felaketi
Ekosistemler, çevresindeki hava ve su gibi canlı olmayan unsurlarla etkileşime giren insanlar ve hayvanlar gibi canlı organizmaları içeren topluluklardır. Ekosistemler, sıcaklıkların yükselmesi gibi insan davranışlarının sebep olduğu birtakım etkilerin üstesinden gelebilir. Ancak bu ekosistemlerin kaldıramayacağı bir doruk noktası var ve dünya bu noktaya ulaşmaya yakın olabilir.
Batı Afrika'daki Çad gölü, çevresel felaket hususunda bir örnek olarak zikredilebilir. 6 yıl süren kuraklık ile birlikte aşırı göl suyu tüketimi ve iklim değişikliğinin etkileri, su seviyelerinin yüzde 90 oranında azalmasına yol açtı. Bu durum, Çad, Nijerya, Nijer, Kamerun'daki 40 milyondan fazla insanın hayatını olumsuz etkiledi.
5-Salgınlar
Tarih, dünya çapında yaşanan iki salgına tanık oldu. Bu salgınlar ile birlikte birkaç yıl içinde dünyadaki toplam nüfusun yüzde 15'i hayatını kaybetti. Bu ölümcül salgınlar sırasıyla 5’inci ve 14’üncü yüzyıllarda ortaya çıktı.
Özellikle şehirlerde artan nüfus oranları ve dünya nüfusunun sürekli bir şekilde hareket halinde olması, bulaşıcı bir hastalığın yeni bir salgınına neden olma riskine kapı aralıyor. Neyse ki, ölümcül bir hastalığın uluslararası düzeyde yayılma şansı sınırlıdır. Son yıllarda yayılan SARS ve Ebola virüsleri bir uyarı alarmı olarak değerlendiriliyor.
Hastalığa karşı insan savunmasının esası olan antibiyotikler, bazı bakterilerin kendilerine direnme yeteneklerini geliştirmesinden sonra daha az etkili olmaya başladı. Antibiyotiklere karşı dirençli bakteriler yılda yaklaşık 700 bin insanının ölümüne sebep oluyor. Antibiyotik direncine ilişkin bir çözüm bulunamadığı takdirde, yaşanan ölüm vakaları 2050 yılına kadar 10 milyona ulaşabilir.
6-Göktaşları
Göktaşları, güneş yörüngesinde bulunan ve zaman zaman dünyaya çarpan kayalardır. Bilim adamları, uluslararası bir felakete neden olacak kadar büyük bir göktaşının her 120 bin yılda bir dünyaya çarpma ihtimalinin olduğunu düşünüyor.
Dinozor neslinin tükenmesinin ardında da yine böyle bir göktaşı hadisesinin olduğu düşünülüyor. Dinozorların yok olmasına sebep olan göktaşının boyutunun onda biri kadar olan bir göktaşının dünyaya çarpması durumunda yıkıcı neticeler ile karşı karşıya kalınacak. Bilim adamları bu çarpışmanın güneş ışığını aylarca dünyadan izole edecek blokların yayılmasına neden olacağını ve yüz milyonlarca insanı öldürecek bir kıtlığa yol açacağını düşünüyor.
NASA, 2011 yılında çapı bir kilometreden fazla olan bir alanda bulunan uzay cisimlerinin yüzde 90'ından fazlasını izlediğini ve tanımladığını bildirerek, bunların genel olarak dünyaya çarpmayacağını belirtti. Ancak dünyaya çarpmaları halinde felakete yol açmayacak olan daha küçük nesneler hakkında sınırlı bilgimiz var. Bunların ekonomik ve sosyal sistemlere ilişkin birtakım zararlı etkileri olabilir.
7-Dev volkanik patlama
Bilim adamları, 74 bin yıl önce büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini ve atmosfere büyük miktarda lav salınımına neden olduğunu düşünüyor. Bazı uzmanlara göre bu durum, yeryüzünün sıcaklığını birkaç santigrat derece düşürerek kendini soğutmasına sebep oldu. Bu, birçok hayvan ve bitki türünün ortadan kaybolmasına ve onların yok olmanın eşiğine gelmesine sebep olan büyük ve yıkıcı bir dalgaya yol açtı.
O gün tekrar yaşanabilir mi? Karşılaştırma için elimizde yeteri kadar veri yok. Ancak mevcut bilgiler, ortalama olarak her 17 bin yılda bir büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini gösteriyor. Bu doğruysa, bir sonraki patlamanın daha geç bir zamanda gerçekleşme durumu var. Son büyük ölçekli volkanik patlama 26 bin 500 yıl önce Yeni Zelanda'da kaydedildi.
Volkanik bir patlamayı birkaç ay veya birkaç hafta öncesinde öngörmenin bir yolu yok. Aynı şekilde patlamayı kontrol etmenin ve azaltmanın da bir yolu yok. Ancak bilim adamları birçok riskli bölgeyi gözlemliyorlar.
8-Jeofizik mühendisliği
Sıcaklıktaki artışın durdurulmasına ve hatta düşüşüne imkan verecek çarpıcı bir seçenek var, ancak büyük bir riski de beraberinde getiriyor.
Güneş jeofiziği gelen ışığı ve ısıyı dünyadan uzak bir yere yansıtmak için kullanılabilir. Şimdiye kadar, bu teknoloji sadece bilgisayar modelleri ile uygulandı. İlk pratik deney, Harvard Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından yapılacak.
Güneş jeofiziği, teknoloji alanındaki iki modern okuldan biri olarak kabul ediliyor. Her ikisi de hava koşullarını değiştirebilir ve iklim değişikliği risklerini azaltabilir.
Diğer teknoloji ise karbondioksit emisyonlarının doğrudan atmosferden uzaklaştırılmasını temel alıyor. Fakat bu teknoloji yalnızca sınırlı bir ölçekte uygulanmaya başladı.
Eğer güneş jeofiziği teknolojiyi kullanarak çalışmalar yapılırsa, sonuçlar bir bütün olarak atmosferi içerecek ve bu durum insanlığın iklim değişikliği riskleriyle başa çıkma hususundaki en büyük girişimi olacak. Söz konusu teknoloji, sıcaklığı azaltabileceği bilinen tek teknoloji olarak kabul edilmesine rağmen, hala onun hakkında öğrenilmesi gereken çok şey var. Mesela, yerel düzeydeki veya küresel ölçekteki ekosistemler üzerinde olumsuz bir etkisi olup olmadığının bilinmesi gerekiyor. Sonuçları tam olarak bilinmeyen bu seviyedeki teknik bir müdahalenin insan ırkı için yıkıcı sonuçları olabilir.
9-Yapay zeka
Yapay zeka son zamanlarda en hızlı ilerleme kaydedilen alanlardan biridir. Bu hususta fikir beyan eden bilim adamlarının hepsi, 2050 yılına kadar yapay zekanın insanlar tarafından gerçekleştirilen görevlerin çoğunu aynı seviyede veya daha iyi bir şekilde yerine getirme şansının ortalama yüzde 50 olduğunu düşünüyor.
Yapay zeka alanında kaydedilen ilerlemelerin, söz konusu yapay zekaya sahip birimlerim kötü davranışlarda bulunacağına dair yanlış bir algı var. Bu algı bazı bilim kurgu filmlerinde çizilen distopik resimden kaynaklanıyor. Ancak yapay zekanın gelişimi ile ilgili asıl endişe, bu birimlerin hayal edilenden çok daha üst düzeyde çalışmasıdır.
Raporda şu ifadeler yer alıyor:
“Akıllı bir arabadan sizi en kısa sürede havaalanına götürmesini talep ettiğinizde, kendisine verilen talimatı yerine getirerek sizi havaalanına ulaştırır. Siz ise aşırı hızdan dolayı yorulmuş bir halde ve polis tarafından takip edilirken bulursunuz kendinizi. Bu sizin istediğiniz bir durum değildi fakat, talep ettiğiniz şey buydu.”
Yapay zeka ile ilgili en çok endişe verici durum hakkında şu söylenebilir:
“Yanlış kişinin eline silah verildiğini ya da yapay zekanın kullanıldığı silahları tedarik etme yarışının patlak verdiğini düşünün. Bu, nihayetinde yapay zeka sistemlerinin egemen olduğu bir savaşla neticelenir.”
10-Bilinmeyen riskler
İklim değişikliği ya da nükleer silah gibi tehlikerin bilinmediği dönemlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Ancak bugün, bu tür durumların sonuçları gözlemlenebiliyor ve gelişmelerine ilişkin endişeler ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bilinmeyen birtakım tehditlerin ortaya çıkması muhtemel.
 



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.