Rusya’da Wagner Ordusu’na dokunan yanıyor

Rusya’da Wagner Ordusu’na dokunan yanıyor
TT

Rusya’da Wagner Ordusu’na dokunan yanıyor

Rusya’da Wagner Ordusu’na dokunan yanıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Wagner ordusu olarak bilinen ve 2015’ten bu yana Suriye’de savaşan Rus Özel Kuvvetleri’nin faaliyeti hakkındaki son yorumu, Rus gizli güçlerinin son altı yıldaki krizlere ve savaşlara karışan faaliyetlerinde kendisini gösteren paralı askerlerin gücü hakkındaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Gizli ordunun “Orta Afrika Cumhuriyeti gibi, Rusya'nın askeri varlığının doğrudan mevcut olmadığı ülkeleri de içeren haritası”, Ukrayna ve Suriye’de ilan edilen Kremlin savaşlarına kıyasla çok daha genişti. Bu harita daha da genişleyecek gibi görünüyor. Çünkü krizler ve savaşlardan dolayı mustarip olan yeni ülkeler var. ABD’nin bölgeden çekilme kararını uygulaması halinde, Rusya’nın ülkenin kuzeyini ve doğusunu kontrol altına alma çalışmalarının tamamlanması ile birlikte Suriye'deki görevi tamamlanmak üzere olan paralı askerler için yeni hedefler belirlenebilir.
Putin, yıllık basın toplantısı sırasında Wagner ordusunun sınır dışındaki faaliyetleri hakkında sorulan soruya verdiği kısa cevapla tartışmaları yeniden alevlendirdi. Putin, çalışan bir milyon insan olduğu için özel güvenlik şirketlerinin yasaklanmasının mümkün olmadığını söyledi. Rusya haricindeki faaliyetleri hakkında ise bu eylemlerin Rusya’nın çıkarları kapsamında yürütüldüğünü ifade etti. Rus yasalarını ihlal etmedikleri takdirde dünyanın herhangi bir yerinde çalışma hakkına sahip olduklarını belirten Putin, usulsüzlüklerin söz konusu olması durumunda özel şirketlerin faaliyetlerinin savcılık tarafından soruşturulabileceğini sözlerine ekledi.
Rus Cumhuriyet Savcılığı, bundan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, herhangi bir şikayet mevcut olmadığı için bu şirketlerin faaliyeti hakkında soruşturma açmanın mümkün olmadığını bildirdi.
Böylece dosya çözüldü. Herhangi bir iddia söz konusu olmadığı için Suriye'deki veya başka bir yerdeki Wagner ordusunun faaliyeti hakkında soruşturma açmak için de bir gerekçe kalmadı. Ancak bu açıklamalar kısa sürede muhaliflerin ve yorumcuların öfkesine yol açtı. Hiçbir iddianın veya suçlamanın olmamasının sebebinin, bu dosyayı açmaya çalışan herkesin Wagner lanetine maruz kalmasından kaynakladığını kaydeden söz konusu kimseler, bu meseleyi kurcalayan gazetecilerin öldürüldüklerini, araştırmacıların ise devlet sırlarını ifşa etme girişimi suçlamasıyla kendilerini cezaevinde bulduklarını kaydettiler.
Gazetecilerin gizemli bir şekilde ölümü
Geçtiğimiz iki yıl boyunca onlarca gazeteci kovuşturuldu veya gizemli bir şekilde öldürüldü. Hepsi birlikte, şu gizemli ve korkutucu bölgeye yaklaşmaya çalıştılar: “Özel askeri oluşumların dış savaşlardaki rolü ve faaliyetleri.”
Rusya'nın Yekaterinburg şehrinde yaşayan gazeteci Maksim Borodin, ani bir şekilde beşinci kattaki evinin balkonundan atlayarak “intihar etti.” Borodin’in adı Wagner’in Suriye’deki faaliyetleri ile birlikte anılmamış olsaydı, olay hızlı bir şekilde geçebilir ve fark edilmeyebilirdi. 7 Şubat’ta ABD merkezini bombalamak için Palmira yakınlarında savaşan Rus paralı askerlerinin yer aldığı bir olayın tüm ayrıntılarını ilk açıklayan oydu.
Borodin'in gizemli ölümü, yakın çevrelerde ve ciddi ve şeffaf bir soruşturma yapılması çağrısında bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından şüpheyle karşılandı. Novi Din Gazetesi Editörü Balina Romantseva, gazetede çalışan Maksim Borodin için “Enerjik ve hayatı seven biriydi. İntihar etmek için bir sebebi yoktu” ifadelerini kullandı. Soruşturmaların yürütülmesine ilişkin şüphelerini dile getiren Romantseva, Borodin’in ölümünün sadece bir kazadan ibaret olmadığını ve olaya intihar süsü veren kimselerin bulunduğunu söyledi. Başlangıçtan bu yana Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesi konusunda muhalif bir tutum takındığı bilinen Borodin, bu tutumundan dolayı sık sık tehditler aldı.Geçen ekim ayında bilinmeyen kişiler tarafından demir çubuklarla saldırıya uğradıktan sonra mucizevi bir şekilde ölümden kurtuldu.
Rus sitelerinde, Wagner ordusu olayından sonra konuyu takip eden gazetecilerin çeşitli şekillerde rahatsız edilmeleri de dikkat çekici. Ordunun bazı savunucuları, savaşta hayatını kaybeden savaşçılara hakaret eden kimselere web siteleri üzerinden doğrudan tehditler yağdırdılar. Aynı şekilde dosyayı takip eden ve Rusya'daki akrabalarıyla röportaj yapan St. Petersburg’daki Vantanka ağı çeşitli tehditler ile karşı karşıya kaldı.
Novaya Gazeta geçen ekim ayında bir tehdit seline maruz kaldı. Kurumun kapısına cenaze çelengi bırakıldı ve Wagner ordusu dosyasını açan gazetecilerin isimlerinin yazılı olduğu kafesler konuldu. Aynı dönemde, el-Cedid TV 'deki ofisinde çalışan Denis Korotkov’a gönderilen bir kartın üzerinde “hain” olduğu yazılmıştı. Sonrasında ise bilinmeyen kimseler tarafından ölüm ile tehdit edildiği bir buket çiçek aldı. Karısının teslim aldığı buketin üzerindeki kartta “seni unutmayacağız” ifadesi yazılıydı.
Söz konusu tehditlerden nasiplenen araştırmacılar
Ancak bu gizli arayışlar ve tehditler Wagner ordusunun Suriye’deki faaliyetlerini izleyen gazetecilerle sınırlı değildi. Bilakis şu anda devlet sırlarını ifşa ettiği suçlamasıyla cezaevinde yatan Vladimir Nilov gibi prestijli stratejik çalışma merkezlerinde çalışan araştırmacılar da bu tür tehditler ile karşı karşıya kaldı. Devlet televizyonu kanallarında boy gösteren Nilov, Rusya içindeki ve dışındaki birçok olaya ilişkin yorumlarda bulunuyordu. Stratejik Araştırma Merkezi'nde uzman olarak çalışan Nilov, özel askeri şirketler, modern savaşların özellikleri, askeri doktrinler ve stratejiler, silahlı devrimler ve askeri alanın özelleştirilmesi gibi konular üzerinde araştırmalarda bulunuyordu. Stratejik araştırma ve askeri-politik analiz konularında birçok eser kaleme aldı. Ancak onun stratejik hatası, yayınlanmış çalışmalarının bir kısmını Wagner ordusunun faaliyetlerine ayırmasıydı.
Ukrayna istihbaratı: On Wagner savaşçısının ismi elimizde
Ağustos ayının başlarında, Rus özel askeri şirketlerinin Orta Afrika'daki faaliyetlerini araştırmaya çalışan üç Rus gazeteci, yollarını kesen ve üzerlerine ateş açan silahlı bir grup tarafından öldürüldü. Daha sonra Ukrayna İstihbarat Servisi, Orta Afrika'ya giren suikast eylemleri gerçekleştiren Wagner savaşçılarından 10’un ismini içeren bir listenin ellerinde olduğunu açıkladı. Ancak Kremlin “gülünç” olarak nitelendirerek ithamları reddetti ve Rus özel gruplarının bu tür suçlara karıştığına dair kanıt bulunmadığını söyledi.
Bu Afrika ülkesinde gazetecilerin öldürülmesinin ardındaki gerçek ne olursa olsun, bu durum Wagner ordusunun faaliyetinin yeni alanlarda yayılması hakkındaki konuşmaların kapısını açtı. Ordu, Kremlin'in yakın ortakları ve Suriye otoriteleri arasında petrole ilişkin imzalanan kazançlı sözleşmeler karşılığında, ilgili makamların bölgelerini ve petrol tesislerini kontrol etmeleri hususunda yardımcı olmak için için savaşçılarını Suriye'ye gönderdi. Raporlar, bu özel şirketlerin Afrika kıtasındaki faaliyetlerinin, elmas madenlerinin kontrolü ile birlikte orada da benzer sözleşmelerin imzalanmasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Wagner ordusu Sudan ve Libya’da yayılıyor
Rus yetkililer, Suriye'deki askeri operasyonların başlamasından bu yana Rus özel askeri şirketlerin bu savaşlarda yer aldığını kabul etmediler ve ilke olarak bu tür şirketlerin Rusya'da bulunmadığını söylediler. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Yasa gereği özel askeri şirketler gibi oluşumlara sahip değiliz” dedi.
Bu şirketlerin, Kırım’ın ve ülkenin doğusundaki bölgelerin kontrolünün sağlanmasına katkıda bulunan Slavonic Corps (Slav Kolordusu) kapsamında Ukrayna'daki askeri operasyonlara katıldıkları biliniyordu. 2015'ten bu yana sosyal ağlarda yayınlanan teşvik edici reklamlar aracılığıyla binlerce savaşçı Suriye'de konuşlandırıldı. Daha önce Çeçenistan ve Gürcistan savaşlarına katılanların birçoğu, ödül beklentisiyle gönüllü oldu. Batı medyası, Şubat ayında Dey-i Zor yakınlarındaki konvoylara yönelik gerçekleştirilen Amerikan saldırısında 217 paralı askerin öldürülmesinin ardından, öldürülenlerin yakınları ile yaptığı röportajları ve olaya ilişkin ayrıntıları yayınladı.
Novaya Gazeta, Kasım ayı başlarında yayınladığı bir haberde, Kremlin aşçısı olarak bilinen işadamı Yevgeniy Prigozhin’in, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Libya Ulusal Ordusu Komutanı Mareşal Halife Hafter arasında gerçekleştirilen görüşmelerde hazır bulunduğunu belirtti. Ayrıca devlette askeri veya resmi bir pozisyonda bulunmayan bir adamın Rus özel birimlerinin Libya'ya gönderilmesiyle ilgili meselelerin tartışıldığı bir görüşmede yer alması ile ilgili açıklamalarda bulundu. Ondan önce, Wagner ordusunun birkaç biriminin Sudan'da bulunduğuna dair bilgiler geliyordu.
Rus resmi kaynakları, şu anki faaliyetlerin Rus özel ordusundaki taşeronların bir kısmını -ülkedeki faaliyetlerine duyulan ihtiyacın azalmasının ardından- Suriye'den geri çekmeyi hedeflediğini imkansız görmüyor. Bu, hem Libya hem de Sudan’daki yayılmanın bir sonraki aşamada daha geniş olacağı anlamına geliyor. Diğer yandan Rusya, özel şirketler aracılığıyla kazançlı sözleşmeler yapmak için diğer Afrika ülkelerindeki varlığını genişletmeyi hedefliyor.



Putin, Rus ordusundaki personel sayısının artırılması talimatını verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Rus ordusundaki personel sayısının artırılması talimatını verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün imzaladığı kararnameyle Rus ordusunun aktif görevdeki asker sayısının 1 milyon 550 bine çıkarılmasına karar verdi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre ağustos ayında alınan benzer bir artış kararının ardından gelen bu düzenlemeyle Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin toplam personel sayısı 2 milyon 441 bin 630 kişiye yükselecek. Bu sayının 1 milyon 550 binini aktif görevdeki askerler oluşturacak.

Aktif görevdeki asker sayısında böylece 15 bin 500 kişi artış olacak.


Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.