Suriye’nin kaynaklarını kimler paylaşıyor?

Suriye’nin kuzeyinde varilleri benzinle dolduran bir adam (AFP)
Suriye’nin kuzeyinde varilleri benzinle dolduran bir adam (AFP)
TT

Suriye’nin kaynaklarını kimler paylaşıyor?

Suriye’nin kuzeyinde varilleri benzinle dolduran bir adam (AFP)
Suriye’nin kuzeyinde varilleri benzinle dolduran bir adam (AFP)

Suriye iç savaşı, ülke ekonomisinin de krize müdahil ülkeler arasında bölünmesine sebep oldu. Esed rejiminin hakim olduğu bölgelerde Rusya ve İran nüfuzu belirleyen olurken ABD, SDG aracılığıyla Türkiye ise silahlı muhalif gruplar aracılığıyla ülke ekonomisinden pay alıyor.
Rusya, Suriye’nin fosfat kaynaklarını kontrol ediyor, petrol ABD’nin müttefiklerinin, zeytinyağı ise Türkiye’nin elinde.
Suriye’de 8 yıla yakın süredir devam eden iç savaş, hem yerel hem de uluslararası çatışma taraflarının nüfuz alanlarındaki mevcut kaynakları kontrol etmesi sebebiyle ülke ekonomisinin özellikle de dahili ve tarım kaynaklarının dağılmasına neden oldu.
Savaşın ilk yıllarından bu yana, fon kaynakları ve rejim üzerindeki baskısı göz önüne alındığında, çoğunlukla ülkenin kuzeydoğu, doğu ve orta bölgelerindeki petrol ve gaz kuyuları muhalif grupların ardından DEAŞ, Heyet-i Tahrir el-Şam (HTŞ/ eski adıyla Nusra Cephesi) ve Kürt gruplar tarafından hedef haline geldi.
Rejime karşı protestoların başladığı 15 Mart 2011’e kadar yeraltı ve tarım kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Esed rejiminin ekonomi haritası, savaşın 8. yılına girmesiyle birlikte silahlı muhaliflerin ve uluslararası destekçilerinin lehine olan buğday, pamuk, zeytin ve diğer tarımsal zenginliklerin yanı sıra petrol, gaz kuyuları ve fosfat madenlerinin çoğunluğunun kaybedildiğini gösteriyor.
Suriye’ye uygulanan uluslararası ekonomik yaptırımlar çerçevesinde rejim, İran tarafından sağlanan kredilerle petrol, doğal gaz ve birçok gıda ihtiyaçlarını ithal etmek zorunda kaldı.
Petrol
Dünya Enerji Konseyi raporu, Suriye’nin petrol rezervini 2,5 milyar varil olarak tahmin ediyor. Basın raporları, 2012 yılının ikinci yarısından bu yana hafif petrol sisteminin üretiminin, 2013 yılının üçüncü ayı itibariyle de ağır petrol üretiminin durduğunu açıkladı.
Savaş öncesi petrol üretimi yaklaşık 385 bin varil civarındayken, rapora göre Suriye Petrol ve Doğal Kaynaklar Bakanı Ali Ganem, petrol üretiminin günlük 20 bin varil olduğunu belirtti. Ganem, savaş öncesindeki petrol tüketiminin de günde 240 ila 250 bin varil olduğuna dikkati çekti.
Sahadaki hızlı gelişmelerle birlikte rejim, Palmira/Tedmur bölgesinde başta Şair, el-Hayl, Arak, Cahar, el-Muhr ve Ebu Rabah bölgelerindeki petrol ve doğalgaz alanlarının kontrolünü yeniden sağladı. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon destekli Kürt-Arap ittifakı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise başta Deyr-i Zor’un doğusundaki Rmelan, el-Cebisa, el-Hasaka, el-Omar, el-Tanak ve Kuniko olmak üzere doğu ve kuzeydoğu bölgelerindeki petrol ve doğal gaz alanlarının kontrolünü sürdürdü.
Ülkenin kuzeyindeki ve kuzeydoğusundaki alanları (Suriye’nin toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 30’unu) kontrol eden SDG kaynaklarından Şarku’l Avsat’a belirtilene göre, SDG yaklaşık bin kuyunun kontrolünü elinde tutuyor. Bazıları iyi durumda ve üretim süreci kolayca gerçekleştirilebiliyor. Ancak bazılarında üretim durmuş ve bazıları ise gelişmiş mekanizmaların bulunmaması nedeniyle zor bir durumda.
Kaynaklar, üretim sürecinin SDG’nin askeri kolu Halk Koruma Birlikleri (YPG) olarak nitelendirilen Kürt özerk yönetimi olarak denetlendiğini belirtti.
Petrolün rafine edilme sürecinin başlangıçta “ilkel brülörlerden” yapılan yerel rafinerilerden geçtiğini söyleyen kaynaklar, ancak bugün Rmelan ve el-Cebisa bölgelerinde sofistike elektrikli brülörlerinin görülmeye başlandığını söyledi.
Kaynaklar, üretim miktarına değinmezken, süreçte Suriye’deki yerel pazarın ve komşu bölgelerin ihtiyaçlarını karşılamanın hedeflendiğini belirtti.
Şarku’l Avsat muhabirimiz, 2012 yılında muhalifler tarafından kesilmesinden sonra 2014 yılında rejim tarafından açılan ve İsirya kasabasında bulunan alternatif karayolu üzerindeki Hanasir kasabası ve Halep yol ayrımında konuşlandırılmış ve SDG kontrolündeki alanlardan gelen yüzlerce petrol tankerinin olduğunu bildirdi. Bu çerçevede ekonomistler, fiyatları dünya genelinden daha düşük olması dolayısıyla rejimin Kürtlerden petrol aldığını vurguladı.
Kaynaklar, mazotun litresi 35, 50 ila 60 Suriye lirası arasında değişen fiyatlarla yerel pazarın gereksinimlerini karşıladığını söyledi. Rejimin kontrolündeki alanlardaki fiyatlar ise savaş öncesinde 7 lira iken sonrasında 180 liraya yükseldi.
Doğalgaz
Rejimin, DEAŞ örgütünün bölgeden temizlenmesinin ardından merkez bölgelerdeki gaz alanlarının çoğunu geri alacakları ifadelerine rağmen, en büyük gaz alanı olan ve Deyr-i Zor’da bulunan Kuniko, SDG kontrolünde kalmaya devam ediyor. Alandan günde yaklaşık 10 milyon metreküp doğal gaz üretildiği tahmin ediliyor.
Petrol ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’ndan 2017 yılı ortasında yayınlanan verilere göre, Suriye’deki doğalgaz üretimi savaş öncesinde günlük yaklaşık 21 milyar metreküptü. Şu an ise bu oran günlük yalnızca 8,7 metreküp civarında. Bakan Ganem ise üretimin, şu anda günlük 16,5 milyar metreküpe yükseldiğini savundu.
Ganem, Halep ve batı sahilinde olduğu gibi kontrol ettikleri alanlarda aralıklarla meydana gelen gaz krizlerine, yerli tüp almak için saatlerce süren uzun kuyruklara yönelik iddiaları ise reddetti.
Aynı şekilde Suriye Sanayi Odaları Birliği Başkanı Faris el-Şihabi, kişisel Facebook sayfası aracılığıyla, Suriye’nin 240 milyar metreküpten daha fazla gaz rezervine sahip olduğunu vurguladı.
Yerel gazetelere göre, Suriye’nin savaştan önceki günlük evsel gaz tüketimi, 3 bin ila 3 bin 500 ton arasındaydı ve yıllık toplam tüketim 900 bin tona ulaşırken Suriye, 400 bin ton yerel kaynak tedarik edildikten sonra da 500 bin ton ithalata sahipti.
Savaş öncesinde 9 kg yerli gaz tüpünün fiyatı 250 liraydı, şu an ise 2 bin 700 lira olarak satılırken, krizler sırasında 7 bin 500 liraya kadar yükseliyor.
Fosfat
Fosfat, 2011 yılına kadar ihracat listesinde dünyada beşinci sırada yer alan Suriye’de önemli bir yere sahipti ve güvenilir rezervinin 2 milyar ton olduğu tahmin ediliyordu. Savaş öncesi yıllara kadar üretim miktarı yıllık 3,5 milyon tondu. Hunayfis, el-Şarkiyye ve el-Rahim'de, el-Hamma bölgesindeki el-Cafife, el-Selisavat, el-Şicari ve el-Habari bölgelerinde, kıyı bölgeleri olan Ayn Leylun, Ayn el-Tinah, Kale el-Mahalaba ve Hamam el-Karahala’da dağılmıştı.
Yakın zamanlı bir araştırmaya göre fosfat, rejim müttefiklerinin (Rusya ve İran) destek maliyetlerine karşılık bir kaynak listesi olarak ihraç ediliyor ve bu durum, iki ülke arasında rezerv alımı konusundaki rekabeti de artırmış durumda.
2015 yılı Mayıs ayından bu yana rejim ile İran Devrim Muhafızları tarafından denetlenen Lübnan- Irak yabancı güçleri, DEAŞ’ı bölgeden temizledikten sonra Palmira şehrinin ve Hunayfis ile el-Şarkiyye’de fosfat yataklarının kontrolünü sağladı. Mayıs 2017’deki Rus müdahalesinin ardından çevre bölgeler de rejim ve müttefiklerinin kontrolüne girdi. Bu kontrol, İran’ın Suriye Başbakanı İmad Hamis tarafından 2017 yılında Tahran ziyareti sırasında imzalanan anlaşmaya uygun olarak söz konusu yatakları teslim alması, İran’ın rejime verdiği dört kredi hattından kaynaklanan ve 5 milyar doları aşan borçların ödenmesi için bir ön girişimdi.
Ancak rejim, Tahran’la yapılan anlaşmaların uygulanmasında kısa sürede gecikme yaşatmaya başladı. İran’ın elde etmek istediği alanlarda Moskova ile ekonomik işbirliğini ve sözleşmelerin imzalanmasını hızlandırdı. Bu çerçevede rejim, madenler için bakım çalışmaları yürütmek, Lübnan’daki Selaata ihracat limanını korumak, üretim hizmetleri ve ihracat limanına ulaşım sağlamak amacıyla bir Rus şirketi ile sözleşme imzaladı. Şirket, yatakların kontrol edilmesi sonrasında geçtiğimiz Haziran ayında faaliyetlerine başladı.
Suriye’deki Rus yatırım faaliyetlerine aşina kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre Rusya, Suriye’deki fosfat madenlerine nihayet kendi lehine yatırım yapmaya başladı.
Zeytinyağı
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, savaş öncesinde Suriye, zeytin ve zeytinyağı üretiminde Arap ülkeleri arasında birinci, uluslararası düzeyde de üçüncü sıradaydı. Suriye’deki zeytin ağaçlarının sayısının 100 milyon ve ortalama üretimin 1,2 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Savaşın devam etmesiyle birlikte ise bu rakamlar, kademeli olarak düşerken, yüzde 300 oranında bir gerilemeye neden oldu.
Zeytin yetiştiriciliği, kuzeybatıdaki İdlib bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Bölgenin büyük bir çoğunluğu HTŞ tarafından kontrol edilirken, bir kısmı da Türkiye destekli silahlı ve İslami grupların kontrolünde.
Savaş öncesinde yaklaşık 50 lira olan Suriye döviz kurunun ABD doları karşısında 500 liranın üzerine çıkmasıyla birlikte savaş öncesinde litre fiyatı 190 lira olan zeytinyağının fiyatı da 2 bin 500 liraya yükseldi.
Şam’da bulunan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre İdlib’de bugün 1 zeytinyağı tenekesinin fiyatı 20 bin lira. Şam’a ulaştırma maliyesi ise 5 bin lira ve başkentte de yaklaşık 35 bin liradan satışı yapılıyor.
Kaynak, başkentte yaşayan İdlib halkının bazısının, akrabaları tarafından üretimi yapıldıktan sonra mahsullere ulaştığı, bazılarının da getirdiği zorlukları önlemek üzere mahsulleri satmayı tercih ettiğini söyledi. Şam yansılı el-Watan gazetesi, geçtiğimiz aylarda Türkiye makamlarının, Halep’in kuzeyindeki Afrin bölgesinde destekledikleri silahlı grupların, Türkiye topraklarına zeytinyağını kaçakçılık faaliyetlerini kolaylaştırdığını yazmıştı.
Buğday ve pamuk
Bir Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre 2011 yılı öncesinde Suriye, yıllık 4 milyon ton buğday üretirken, 1,5 milyon ton buğday ihracatı yapıyordu. Suriye’nin bu yılki buğday üretimi ise 1,2 milyon ton ile 29 yılın en düşük seviyesinde.
Halep’in yanı sıra birçoğu SDG kontrolünde olan el-Hasaka, Deyr-i Zor ve Rakka’da 23 milyondan fazla Suriyeli için buğday rezervi bulunuyor.
Suriye Tarım Bakanlığı verilerine göre Hasaka ve Halep’ten sonra Rakka buğday üretiminde üçüncü sırada bulunuyor. Ancak motorları çalıştırmak için gereken yüksek yakıt ve gübre fiyatlarındaki endişe verici artış nedeniyle sulama kanallarına bağlı arazilerin ekiminde önemli bir düşüş yaşandı. 2011 yılında 161 bin 303 hektardan 607 bin ton buğday üretimine sahip olan alanda, istatistiklere göre 2014 yılında 376 bin tona gerileme yaşandı.
Rejime yakın kaynaklara göre hükümet, bu yılki üretim miktarının daha da az olacağını duyurdu.
SDG kontrolü altındaki bölgelerdeki bazı çiftçiler buğday mahsullerini “özerk yönetime” satarken, Türkiye destekli grupların kontrolündeki bölgelerde bulunan çiftçiler de Türkiye’nin desteklediği geçici hükümete bağlı merkezlere buğday satıyor. Rejim kontrolündeki alanlarda, un ihtiyaçlarını karşılamak için yılda 1 ila 1,5 milyon ton arası buğdaya ihtiyaç var. Bu nedenle rejime bağlı Tahıl Ticareti ve İşletmesi Genel Kuruluşu, ihtiyaçlarını karşılamak üzere uluslararası ihaleler başlatacak.
BM, yakın zamanda Suriye’deki 13 milyon insanın insani yardıma ihtiyacı olduğunu açıklamıştı.
Öte yandan DEAŞ’ın Rakka’daki kontrolü boyunca sulama yapısı, üretim ve pamuk tarlalarında düşüş yaşandı. SDG’ye yakın bir kaynak, bu yıl SDG kontrolündeki pamuk tarlalarının, Habur Çay’ının kuruması, yağış eksikliği ve gerekli gübrelerin olmaması nedeniyle savaş öncesi dönemde ekili alanların yüzde 25’ine bile eşit olmadığını belirtti. Tarım Bakanlığı tarafından yayınlanan Tarım İstatistikleri Grubu verilerine göre, Rakka’da 2011 yılında yaklaşık 50 bin hektardan 187,5 bin ton pamuk üretimi yapılırken, 2014 yılında bu oran 20 bin hektardan 50 bin tona düştü. Verilere göre, 2011 yılında tüm Suriye topraklarındaki toplam pamuk alanı, 175 bin hektardan 672 bin ton civarındaydı.



Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
TT

Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye ile ABD arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerde, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonunda devrilmesinden bu yana en önemli stratejik gelişmelerden biri yaşandı. Suriye Petrol Şirketi, doğal gaz sahalarının geliştirilmesi ve üretimin artırılması amacıyla ABD merkezli ConocoPhillips ve Novaterra Energy şirketleriyle kapsamlı bir uygulama sözleşmesi imzaladı. Anlaşma, uzun yıllardan sonra ülkede gerçekleştirilen ilk büyük Amerikan enerji yatırımı olmasının yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz 2025’te yaptırımları kaldırma kararının ardından başlayan yeni dönemin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu sözleşme, 2026 yılının başlarında Chevron’un denizlerde hidrokarbon arama faaliyetleri ve HKN Energy’nin Rumeylan sahalarındaki girişimleriyle başlayan Amerikan yatırım hamlesinin devamı niteliğinde. Ancak ConocoPhillips anlaşması, ülkenin doğal gaz sektörüne yönelik en büyük bağlayıcı uygulama sözleşmesi olması ve enerji krizini sona erdirmeyi amaçlayan Körfez ve Avrupa destekli finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Enerji uzmanları, geçen kasım ayında varılan mutabakatların hayata geçirilmesi anlamına gelen bu anlaşmanın yalnızca teknik ve enerji boyutuyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası yatırımcılar açısından bir “güven oyu” niteliği taşıdığını belirtiyor. Uzmanlara göre anlaşma, 2026 yılı için yaklaşık 1,8 milyar dolar bütçe açığıyla karşı karşıya bulunan yeni Suriye hükümetinin mali darboğazı aşmasına da katkı sağlayabilir.

frvgfr
"Suriye Petrol Şirketi" ile "ConocoPhillips" ve "Novaterra Energy" şirketleri arasında sözleşmenin imzalanmasının ardından (Suriye Enerji Bakanlığı)

Amerikan şirketlerinin dönüşü, aynı zamanda Suudi Arabistan, Katar ve Fransa gibi ülkelerden gelen yatırım girişimleriyle de eş zamanlı gerçekleşiyor. Suudi Arabistan merkezli ADES başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası şirketlerin enerji sektörüne yönelmesi, Suriye doğal gaz sektörünü ekonomik toparlanma ve yeniden imar sürecinin temel motorlarından biri hâline getirebilecek yeni bir dönemin eşiğine taşıyor.

Mutabakattan uygulamaya

Anlaşma, daha önce imzalanan mutabakatların sahaya yansıması niteliğinde. Suriye Petrol Şirketi, Kasım 2025’te ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile bir mutabakat zaptı imzalamış, ardından teknik, hukuki ve ticari müzakereler yürütülmüştü. Taraflar arasındaki bu süreç, nihayet bağlayıcı uygulama sözleşmesiyle sonuçlandı.

“Uluslararası güven sertifikası”

Suriye enerji uzmanı ve akademisyen Dr. Ziyad Arabş, anlaşmanın öneminin mutabakat aşamasından fiili uygulama aşamasına geçilmesinden kaynaklandığını belirterek bunun küresel piyasalara, Suriye’nin yeniden enerji yatırımlarına açık bir ülke hâline geldiği mesajını verdiğini söyledi.

Arabş’a göre anlaşma sayesinde:

•   Petrol ve gaz sahalarında çalışan mühendis, teknisyen ve ekip sayısı artacak.

•  Modern sondaj ekipmanları ve yeni teknolojiler devreye alınacak.

•   Enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu lojistik ve altyapı yatırımları hızlanacak.

•  Yeni şirketlerin pazara girişini teşvik edecek rekabetçi bir yatırım ortamı oluşacak.

Arabş, “Suriye’de faaliyet gösteren şirket sayısı arttıkça maliyetler düşecek, uzmanlık paylaşımı yaygınlaşacak ve bu durum ulusal ekonomiye olumlu yansıyacak” dedi.

Uzmanlara göre ConocoPhillips gibi küresel ölçekte bir şirketin Suriye pazarına girmesi, diğer uluslararası yatırımcılar açısından da önemli bir güven göstergesi olacak. Bu durum, yatırım risklerinin algılanan düzeyini düşürürken, Şam yönetiminin yatırımcı dostu bir ortam oluşturma konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor.

cdfvfdv
Suriye'nin Orta Bölge sahalarında yeniden faaliyete geçirilen "Uralmash 2" sondaj kulesi (Suriye Enerji Bakanlığı)

Nitekim Suriye Petrol Şirketi, Nisan ayında Suudi Arabistan merkezli ADES ile gaz sahalarının geliştirilmesine yönelik bir anlaşma imzalamış, daha önce de Chevron ve Katarlı şirketlerle çeşitli mutabakatlara varmıştı. Ayrıca kuzeydoğu Suriye’de Amerikan ve Suudi şirketleri arasında ortak yatırım projelerinin gündemde olduğu belirtiliyor.

Bütçe açığını azaltma potansiyeli

Yeni Suriye yönetimi, yıllar süren savaşın ardından ağır hasar almış bir ekonomi devraldı. Maliye Bakanı Yusr Berniyye’nin açıkladığı 2026 bütçesine göre devlet gelirlerinin yaklaşık 8,7 milyar dolar, harcamaların ise 10,5 milyar dolar seviyesinde olması bekleniyor.

Arabş’a göre yeni anlaşma, mali darboğazın aşılmasına iki temel yoldan katkı sağlayabilir:

1. İthalat maliyetlerinin azaltılması

Suriye hâlen elektrik üretimini desteklemek amacıyla bölgesel enerji tedarikine bağımlı durumda. Savaş öncesinde günlük yaklaşık 28 milyon metreküp olan doğal gaz üretimi, bugün bunun yaklaşık üçte biri seviyesine gerilemiş bulunuyor.

Hükümet, önümüzdeki yıl üretimi günlük 15 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyor. Anlaşmanın devreye girmesiyle ilk aşamada günlük 4-5 milyon metreküplük ilave üretim sağlanabileceği öngörülüyor. Bu artışın petrol ve türevleri ithalatına ayrılan kaynakları azaltması ve elektrik üretimi için gerekli gaz arzını güçlendirmesi bekleniyor.

2. İhracat gelirlerinin artırılması

Üretim fazlası oluşması hâlinde Suriye’nin doğal gaz ihracatına yönelmesi mümkün olacak. Böylece ülkeye döviz girdisi sağlanacak ve yeniden imar projelerinin finansmanında kullanılabilecek yeni gelir kaynakları ortaya çıkacak.

Arabş, öngörülen üretim artışının gerçekleşmesinin yaklaşık iki yıllık bir süreç gerektirebileceğini belirterek, “Günlük 5 milyon metreküplük ilave üretime ulaşmak için bir yıl daha eklemek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye-ABD ilişkilerinde yeni dönem

Anlaşma, Şam ile Trump yönetimi arasındaki ilişkilerin hızla geliştiği bir dönemde imzalandı. Arabş’a göre bu sözleşme, Esed yönetiminin devrilmesinden sonra bir Amerikan enerji deviyle yapılan ilk uygulama anlaşması olması bakımından büyük önem taşıyor.

Uzmanlar, ekonomik iş birliğinin siyasi dosyalara da olumlu yansıyabileceğini ve bunun iki ülke arasında daha kapsamlı bir normalleşme sürecinin önünü açabileceğini düşünüyor.

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in geçtiğimiz hafta Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde petrol ve gaz sektöründeki yatırım fırsatlarının ele alınması da bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Arabş’a göre Baker Hughes, Hunt Energy ve Argent LNG gibi Amerikan şirketlerinin de Suriye enerji sektörüne yönelik kapsamlı projeler üzerinde çalışması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

Gaz sektörünün mevcut durumu

Suriye’nin doğal gaz sektörü, 14 yıl süren savaşın ardından ciddi bir toparlanma süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre petrol ve gaz sektörünün 2011-2023 dönemindeki doğrudan ve dolaylı kayıpları 115 milyar doları aştı.

Şam’daki ABD Büyükelçiliği tarafından yayımlanan verilere göre ülkenin günlük doğal gaz arzı bugün yalnızca 7 ila 10 milyon metreküp seviyesinde bulunuyor. Bu rakam savaş öncesinde günlük 30 milyon metreküpe kadar çıkıyordu.

Buna karşılık ülkenin günlük gaz talebi 23 ila 30 milyon metreküp arasında değişiyor. Özellikle elektrik üretimindeki yetersizlik nedeniyle her gün yaklaşık 15 milyon metreküplük arz açığı oluşuyor.

Bu nedenle hükümet, uluslararası ortaklıklar sayesinde 2030 yılına kadar doğal gaz üretimini iki katına çıkararak enerji sektörünü yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor.

Altyapı ve bölgesel tedarik

Savaş sırasında sahalar, tesisler ve iletim hatları ciddi zarar gördü. Ayrıca yaptırımlar nedeniyle bakım ve modernizasyon faaliyetleri uzun yıllar boyunca aksadı.

Buna rağmen Arabş, yaklaşık 285 milyar metreküplük kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesi hâlinde ülkenin dört yıl içinde savaş öncesi günlük 28 milyon metreküplük üretim seviyesine geri dönebileceğini belirtiyor.

dvfdervbf
Suriye Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Washington'daki Dünya Enerji Forumu etkinlikleri sırasında konuşma yapıyor (Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye şu anda elektrik arzını desteklemek için bölgesel kaynaklardan yararlanıyor. Katar finansmanıyla Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılmasını öngören proje kapsamında günlük yaklaşık 3,4 milyon metreküp gaz sağlanıyor. Katar’dan Ürdün üzerinden doğrudan tedarik seçeneği de gündemde bulunuyor.

Şam yönetimi, mevcut sahaların rehabilitasyonunu hızlandırırken uluslararası ortaklıklar aracılığıyla üretimi artırmayı amaçlıyor. ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile yapılan anlaşma da bu stratejinin merkezinde yer alıyor.

Gaz sahaları nerede bulunuyor?

Anlaşmaların ardından Suriye Petrol Şirketi, daha önce kuzeydoğudaki Kürt özerk yönetiminin kontrolünde bulunan petrol ve gaz sahalarının yönetimini devraldı. Ülkenin enerji kaynakları üç ana bölgede yoğunlaşıyor:

Doğu Bölgesi (Deyrizor ve Haseke)

• Deyrizor’un kuzeydoğusundaki Koniko Gaz Sahası, ConocoPhillips tarafından 2001 yılında kurulmuştu. Yıllık 4,7 milyar metreküp kapasiteye sahip tesis, savaş öncesinde günlük yaklaşık 13 milyon metreküp üretim gerçekleştiriyordu.

• Haseke’deki Cebse Sahası ile birlikte, bu iki merkez 2011 öncesinde Suriye doğal gaz üretiminin yüzde 53’ünü karşılıyordu.

Orta Bölge ve Humus Çölü

• Ülkenin en büyük gaz sahası olan Şair Sahası,

•  Tedmur’un batısındaki Cihar Sahası,

• Mehr ve Cezel sahaları bu bölgede yer alıyor.

Ekonomik toparlanmanın anahtarı

Dr. Ziyad Arabş’a göre ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile imzalanan anlaşma, Suriye enerji sektörü açısından niteliksel bir dönüşüm anlamına geliyor. Anlaşma; mali darboğazın aşılması, enerji üretiminin artırılması, uluslararası yatırımcı güveninin yeniden kazanılması ve Suriye-ABD ilişkilerinde yeni bir ekonomik iş birliği sayfasının açılması açısından kritik önem taşıyor.

Arabş, “Bu anlaşmanın sonuçlarının bir yıl içinde görülmeye başlanması ve Suudi, Katarlı ve Fransız şirketlerle yürütülen paralel projelerin hayata geçmesi hâlinde, Suriye doğal gaz sektörü ekonomik toparlanmanın temel lokomotiflerinden biri olabilir. Ancak bunun için ihale ve uygulama süreçlerinde tam şeffaflık şarttır” ifadelerini kullandı.


FED’in yeni Başkan Warsh piyasalara ve Beyaz Saray’a ilk mesajını verdi: Faizler sabit kaldı

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
TT

FED’in yeni Başkan Warsh piyasalara ve Beyaz Saray’a ilk mesajını verdi: Faizler sabit kaldı

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)

Kevin Warsh’ın ABD Merkez Bankası (FED) Başkanlığına atanmasına ilişkin kararın mürekkebi kurumadan, yeni başkan ilk ciddi sınavında Beyaz Saray’ın beklentilerine mesafe koymayı tercih etti. FED, çarşamba günü politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit bırakma kararı aldı.

Merkez Bankası’nın üst üste dördüncü kez faizleri değiştirmemesi, Başkan Donald Trump ve ekonomi ekibinin hedeflerine doğrudan bir darbe olarak değerlendiriliyor.

Trump, yalnızca birkaç gün önce, 7 Haziran’da yaptığı açıklamada açıkça “Faizlerin düşürülmesini istiyorum” demiş, hatta göreve kendisinin getirdiği Warsh’ı faiz indirmemesi halinde dava etmekle “şaka yollu” tehdit etmişti. Ancak Warsh, ilk toplantısında hem piyasalara hem de Beyaz Saray’a, FED kararlarının siyasi taleplerden ziyade ekonomik veriler ve teknik göstergeler doğrultusunda alınacağı mesajını verdi.

Piyasalar faizlerin sabit bırakılmasını büyük ölçüde önceden fiyatlamış olsa da asıl dikkat çeken unsur, Warsh’ın iletişim stratejisinde yaptığı radikal değişiklik oldu. Yeni FED Başkanı, toplantı sonrasında yayımlanan politika metnini alışılmışın dışında kısaltarak gelecekte faiz indirimi ihtimaline işaret eden ifadeleri tamamen çıkardı.

trbthbt
Powell, görev süresi sona ermeden önce düzenlediği son basın toplantısından bir kare (Reuters)

Bu haftaki açıklama yalnızca 130 kelimeden oluşurken, Nisan ayındaki metin 341 kelimeydi. Yeni açıklama, ekonomik dayanıklılık ve “fiyat istikrarını sağlama” taahhüdüne odaklanan kısa ve net bir metin olarak yayımlandı.

FED açıklamasında, “Ekonomik faaliyetler, kısmen Orta Doğu’daki çatışmalardan kaynaklanan yüksek belirsizliğe rağmen ılımlı ve istikrarlı bir hızla genişlemektedir. Verimlilik artışı ve sermaye yatırımları güçlü seyretmekte, istihdam iş gücü artışıyla uyumlu ilerlemekte ve işsizlik oranında kayda değer bir değişiklik görülmemektedir” denildi.

Açıklamada ayrıca, “Enflasyon, komitenin yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmaya devam etmektedir. Bu durum kısmen enerji başta olmak üzere bazı sektörlerde fiyatları yükselten arz şoklarından kaynaklanmaktadır. Komite fiyat istikrarını sağlamaya kararlıdır” ifadeleri kullanıldı.

FED, bankacılık sistemindeki “bol rezerv” politikasını sürdürdüğünü ve büyüklüğü 6,7 trilyon dolara ulaşan tahvil portföyünü küçültmeye yönelik acil bir planı bulunmadığını da vurguladı. Bu yaklaşım, Warsh’ın uzun süredir savunduğu politikalar arasında yer alıyor.

Nokta grafiği gizemi ve faiz artışı ihtimali

Piyasaları asıl şaşırtan gelişme, FED üyelerinin faiz beklentilerini yansıtan tartışmalı “Dot Plot” (Nokta Grafiği) oldu.

Grafik, yetkililerin bu yıl için daha önce öngördükleri faiz indirimlerini tamamen kaldırdığını ve faiz artışının da masada bulunan seçeneklerden biri haline geldiğini ortaya koydu. Ancak olası bir sıkılaştırma adımının kesinleşmediği, faiz indirimi döngüsünün ise 2027 ve 2028 yıllarına ertelendiği görüldü. Yetkililer, İran savaşı sonrasında ortaya çıkan enflasyon baskılarının kalıcılığını izlemek istiyor.

Grafiğe göre yıl sonunda politika faizine ilişkin medyan beklenti yüzde 3,8 seviyesinde bulunuyor. Bu da mevcut seviyenin yaklaşık 0,16 puan üzerinde bir orana işaret ederek faiz artışı olasılığını güçlendiriyor.

dgfrtbg
Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen yemin töreni sırasında Kevin Warsh ile tokalaşırken (Reuters)

Toplantı sırasında gözlemcilerin dikkatini çeken bir başka ayrıntı da ekonomik projeksiyonlarda ortaya çıktı. Toplam 19 üyesi bulunan komitede yalnızca 18 kişinin güncellenmiş tahmin sunduğu görüldü.

FED’i yakından takip eden çevreler, tahmin paylaşmayan kişinin Kevin Warsh olabileceğini düşünüyor. Warsh geçmişte ileriye dönük yönlendirme araçlarını ve büyüme-işsizlik hedeflerine dayalı tahmin sistemlerini sert şekilde eleştirmiş, hatta Dot Plot uygulamasının tamamen kaldırılmasını savunmuştu.

Halefinin döneminde oy kullanan Powell

Faiz kararının ötesinde, toplantının en dikkat çekici yönlerinden biri FED’in iç dinamikleri oldu.

Bu toplantı, Kevin Warsh’ın başkanlık ettiği ancak selefi Jerome Powell’ın hâlâ FEDeral Açık Piyasa Komitesi’nde oy kullanan üye olarak yer aldığı ilk toplantı olması nedeniyle özel önem taşıyordu. Bu durum, FED tarihinde nadir görülen ve kurumun alışılmadık bir geçiş sürecinden geçtiğini gösteren bir tablo olarak değerlendiriliyor.

Washington kulislerine göre Powell’ın görev süresi sona ermesine rağmen yönetim kurulundaki koltuğunu koruma kararı, FED merkez binasının maliyetli renovasyon projesine ilişkin soruşturmanın sonuçlarını yakından izleme isteğiyle bağlantılı.

Her ne kadar Columbia Bölgesi Başsavcısı Jeanine Pirro geçen nisan ayında cezai soruşturmanın kapatıldığını açıklamış olsa da gerektiğinde dosyanın yeniden açılabileceğine yönelik mesajlar vermişti. Powell’ın, dosyanın tamamen kapanmasını görmek amacıyla görevde kalmayı tercih ettiği belirtiliyor.

Bu tablo, piyasaların FED içindeki iki farklı yaklaşımı yakından izlemesine yol açıyor: Temkinli çizgiyi temsil eden “Powell kanadı” ile enflasyonu daha sert yöntemlerle kontrol altına almak isteyen “Warsh kanadı”.

Warsh Doktrini ve enflasyon verilerine yaklaşım

Resmî üretici fiyat endeksi verilerindeki yükselişe rağmen Warsh’ın farklı bir para politikası yaklaşımı benimsediği görülüyor.

Yeni FED Başkanı, manşet enflasyon verilerinden ziyade bölgesel FED bankalarının hesapladığı ve aşırı fiyat hareketlerini dışarıda bırakan “Trimmed Mean” (Kırpılmış Ortalama) göstergelerine daha fazla önem veriyor. Bu göstergeler, petrol ve gıda gibi kalemlerdeki geçici dalgalanmaların etkisini azaltarak temel enflasyon eğilimini ölçmeyi amaçlıyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda Warsh, Dallas FED’in yüzde 2,3 ve Cleveland FED’in yüzde 2,9 seviyesindeki enflasyon göstergelerini referans alarak, temel enflasyonun kontrol altında olduğu görüşünü savunuyor.

Buna göre enflasyon, ek faiz artırımı gerektirecek kadar yüksek değil; ancak Trump’ın talep ettiği ölçüde faiz indirimi yapılabilecek kadar da düşük değil.

Bütçe açığını dizginleme yolları

Warsh, göreve gelmeden önce yaptığı açıklamalarda FED’in piyasalara aşırı ölçüde yönlendirme verdiğini ve para politikası kararlarının yalnızca güncel veriler ışığında alınması gerektiğini sık sık dile getirmişti.

Bu anlayış, son toplantı sonrasında yayımlanan açıklamada da açık şekilde hissedildi. Metin, önceki dönemlerde faiz indirimi olasılığına işaret eden ifadelerden arındırılarak daha tarafsız bir tona büründü ve FED’e gelecekteki kararlarında daha geniş hareket alanı bıraktı.

Açıklama, güçlü iş gücü piyasası ve tüketici harcamalarının desteğiyle ekonomik faaliyetlerin dirençli kalmaya devam ettiğini vurgularken, enflasyonun da hâlâ yüzde 2 hedefinin üzerinde seyrettiğini belirtti.

Öte yandan FED, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle daha önce yükselen enerji fiyatlarının yarattığı enflasyon risklerini dikkatle izlemeyi sürdürüyor. Ancak İran ile olası bir barış anlaşması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden enerji sevkiyatına açılabileceğine yönelik haberlerin ardından petrol fiyatlarında görülen gerileme, bu risklerin bir miktar hafiflemesine katkı sağlamış durumda.


Piyasalarda ABD-İran anlaşmasının detaylarına ilişkin şüpheler devam ederken, petrol fiyatları toparlandı

Teksas'ın Austin kentindeki bir yakıt istasyonunda bulunan petrol depolama tankları (AFP)
Teksas'ın Austin kentindeki bir yakıt istasyonunda bulunan petrol depolama tankları (AFP)
TT

Piyasalarda ABD-İran anlaşmasının detaylarına ilişkin şüpheler devam ederken, petrol fiyatları toparlandı

Teksas'ın Austin kentindeki bir yakıt istasyonunda bulunan petrol depolama tankları (AFP)
Teksas'ın Austin kentindeki bir yakıt istasyonunda bulunan petrol depolama tankları (AFP)

Petrol fiyatları, yatırımcıların ABD ile İran arasındaki savaşı sona erdirmeye yönelik ön anlaşmanın detaylarına şüpheyle yaklaşması ve Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyatın yeniden başlamasının piyasa beklentilerinden daha uzun sürebileceği endişeleriyle bugün yükselişe geçerek bir önceki seansta yaşanan sert kayıpların bir kısmını telafi etti.

Brent petrol vadeli işlemleri 26 sent (% 0,3) artışla varil başına 83,42 dolara yükselirken, ABD Batı Teksas Tipi (WTI) ham petrolü 46 sent (% 0,3) değer kazanarak, varil başına 81,12 dolardan işlem gördü.

Petrol fiyatları, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta ise İran arasındaki savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptı imzalandığını duyurmasının ardından dün yaklaşık yüzde 5 değer kaybetmiş ve 4 Mart'tan bu yana en düşük kapanış seviyesini görmüştü.

Çatışma süresince İran, küresel petrol arzının yaklaşık beşten birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatmış, bu durum günlük yaklaşık 14 milyon varillik petrol arzının piyasalara ulaşmasını engellemişti.

Anlaşmanın duyurulmasının ardından piyasalarda iyimser bir hava esse de mutabakat zaptının detayları henüz tam olarak açıklanmadı ve kalıcı bir ateşkesi garanti altına alacak nihai anlaşmaya henüz varılmadı.

İlk bilgilere göre anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına izin verecek ve ateşkesi 60 gün süreyle uzatacak. Bu süre zarfında müzakerecilerin, başta İran’ın nükleer programının geleceği olmak üzere daha karmaşık dosyaları ele alması bekleniyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasındaki mutabakat zaptının çatışmaları sona erdirmek adına "önemli bir adım" olduğunu belirtti, ancak nihai ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması için müzakerelerin sürdüğünü vurguladı.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, "Detaylar belirleyici faktör olabilir" diyerek, anlaşmanın maddeleri tamamen netleşene kadar piyasaların, enerji piyasalarındaki jeopolitik risk primini azaltma konusunda temkinli kalacağını ifade etti.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, ülkesinin nihai anlaşma sağlanana kadar nükleer faaliyetlerini geçici olarak donduracağını; bunun müzakere süresince uranyum zenginleştirme işlemlerinin durdurulmasını ve nükleer tesislerin genişletilmemesini kapsadığını açıkladı.

Mevcut olumlu atmosfere rağmen piyasalar, kesintiye uğrayan petrol arzının normal seviyelerine dönmesi için ne kadar süreye ihtiyaç duyulacağını sorgulamaya devam ediyor.

IG Piyasa Analisti Tony Sycamore, "Arz akışının tamamen eski haline dönmesi hiç de kolay olmayacak" değerlendirmesinde bulundu. Sycamore; deniz mayınlarının temizlenmesi, gemiler için tam sigorta güvencesinin yeniden sağlanması, nakliye şirketleri ve denizcilik işletmelerinin Körfez bölgesine dönmesi için güvenin yeniden inşa edilmesi gibi faktörlerin zaman alacağını, ayrıca durdurulan kuyuların yeniden açılması ve savaşta zarar gören altyapının onarılması gerektiğini de ifade etti.

Gözlemciler, askeri gerilim ihtimalinin azalması ve diplomatik çabaların yeniden ön plana çıkmasına rağmen, bu zorlukların önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk priminin bir kısmını yürürlükte tutabileceğini öngörüyor.