‘Libyalı kadınlar Kaddafi döneminde bile bu kadar baskı altında değildi’

Gassan Salame ve Stephanie Williams, İtalya’daki Palermo Konferansı’nda Libyalı kadın liderlerle görüştü (BM Misyonu)
Gassan Salame ve Stephanie Williams, İtalya’daki Palermo Konferansı’nda Libyalı kadın liderlerle görüştü (BM Misyonu)
TT

‘Libyalı kadınlar Kaddafi döneminde bile bu kadar baskı altında değildi’

Gassan Salame ve Stephanie Williams, İtalya’daki Palermo Konferansı’nda Libyalı kadın liderlerle görüştü (BM Misyonu)
Gassan Salame ve Stephanie Williams, İtalya’daki Palermo Konferansı’nda Libyalı kadın liderlerle görüştü (BM Misyonu)

Libyalı kadınlar, özgürlüklerini kazanmak ve haklarını savunmak için iki katı bedel ödedi. Ancak 17 Şubat ayaklanmasından yaklaşık 7 yıl sonra “ortadan kaybolmalar ve hedef alınmalar” hala devam ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan birçok Libyalı kadın, şu ana kadar elde ettiklerinin “haklarının karşılanmasından başka bir şey olmadığını” söyleyerek, kadınların hak ve konumlarda erkeklerle eşit olarak tutulmadığını vurguladı.
Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında devrilmesinden bu yana 25 Haziran 2014 tarihinde Havari bölgesindeki (ülkenin doğusunda) evinde kimliği bilinmeyen silahlı kişiler tarafından öldürülen Ulusal Geçiş Konseyi’nin kurumlarından birinde avukat olan Salva Bughaighis olmak üzere birçok Libyalı kadın, kamusal sektörde ve toplumsal faaliyetlerde mağdur oldu. Aynı şekilde olaydan yaklaşık 3 hafta sonra Derne şehri Ulusal Konferansı üyesi olan Ferahi el-Barkavi de Bughaighis’in öldürülmesini kınaması dolayısıyla herkesin gözü önünde öldürüldü.
Her ne kadar Libyalı kadınlar Şubat ayaklanmasından sonra bazı haklarını elde etmiş, yasama organlarında ve siyasi kuruluşlarda yüzde 16’lık bir varlık göstermiş olsa da toplumsal alanlardaki birçok aktivist, Libyalı kadınların “haklarına yönelik ihlallere maruz kaldığını” ifade etmeyi sürdürüyor. Trablus Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Profesör olan Dr. Hatice el-Buayşi, “Diğer alanlardaki ilerlemelere kıyasla bazı haklarda bir düşüş var” dedi.
El-Buayşi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Yasal olarak 17 Şubat devriminden önce kadınların sahip oldukları yasal güvencelerin bir kısmında bir düşüş oldu. Ancak diğer taraftan kadınlar sivil faaliyetlere katıldı ve buralardaki varlıklarında ısrarlarını sürdürdü” ifadelerini kullandı.
‘Ülkeyi terk etmeye zorlandılar’
Libya Kadın Hakları Örgütü Genel Kurul Başkanı el-Buayşi, 17 Şubat devrimi sonrasında kadınların maruz kaldığı durumları hatırlatarak, “Kadınların kamusal hayata katılımına karşı dini metinler kullanıldı. Salva Bughaighis gibi siyasi ve sivil aktivistler hedef alındı, başkaları tehdit edildi ve hayatlarından endişe duymamaları için ülkeyi terk etmeye zorlandı” ifadelerini kullandı.
Profesör, “Ancak bu olumsuz atmosfer, kadın haklarının ve siyasi hareketlerin sürekliliğini engellemedi. Sonuç olarak anayasa taslağına katılımlarını ve devlet kurumlarında yetkilendirilmelerini sağlamak için güçlü bir hareketlilik bulunuyor” diyerek, bakanlıklardaki kadınları güçlendirmek üzere ofisler açıldığını vurguladı.
Libyalı kadınlar, ülkenin doğusunda bulunan 200 sandalyeli Libya Temsilciler Meclisi’nde 30 sandalye kazandı. Aynı şekilde 60 üyeli Anayasa Hazırlık Komitesi’nde de 6 kadın tarafından temsil ediliyorlar.
Ancak bu zaferlerin ve sınırlı kazanımların karşılığında son yıllarda siyasi çalışmalarda cinsiyet eşitliğini paylaşmayı reddeden gelenekçilerden kurtulamadılar. Bu çerçevede Dr. Hatice el-Buayşi, “Kadınların siyasi hayata ya da sivil topluma katılmasının arka planında bu baskılar var. Ancak parlamentoda erkek milletvekillerinin erkek kültürüyle ilgili başka baskılar da var. Bu nedenle kadın haklarını güvence altına alan yasaların yürürlüğe geçmesi için yeterli düzey sağlanamıyor” dedi.
Temsilciler Meclisi’ne üye olan Seham Sergiva da Al-Hurra kanalına yaptığı açıklamada, söz konusu ihlallere yönelik şikâyetlerini dile getirdi. Sergiva, Libyalı kadınların farklı kültür, sosyal ve eğitim alanlarından gelen kadınları içeren bir konsey kubbesi altında büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Meclis üyesi, kadınların partilerin desteğiyle değil kabilelerin desteğiyle seçilerek meclise girdiğini vurguladı.
Sergiva, “Kadın adaylar, seçimlerin başından itibaren fotoğraflarının ilan panolarına yerleştirilmesi ile ilgili olarak sorun yaşadı. Çünkü toplum bunu kabul etmiyor ve kadın rakibi, erkeklerin karşısında bir kusur olarak görüyor” ifadelerini kullandı.
13 bakanlık ve 5 devlet bakanlığından oluşan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Kadın İşleri ve Sosyal Kalkınma Devlet Bakanı Esma el-Asta, Kurumsal İlişkiler Devlet Bakanı İman Muhammed Yunus ve Sosyal İşler Bakanı Fadi Mansur olmak üzere 3 kadın barındırıyor.
‘Kaddafi döneminde durum biraz daha iyiydi’
Ancak Libya Eserleri Medya Ofisi Direktörü Seyyide el-Saravi, “Libyalı kadınlar, 17 Şubat devriminden sonra herhangi bir kazanç elde etmedi. Aksine gerçekten de durumları Kaddafi döneminde biraz daha iyiydi” dedi. Yetkili, “Şubat ayıyla birlikte kadınlar görülmeye başlandı. Onlar için Kaddafi’nin uygulamaya çalıştığıyla başka bir yüz ortaya koyuldu. Güçlü kadınlar dönemi, uzun sürmedi. Güvenlik durumunun ve ülkenin yaşadığı zayıflığın etkisiyle zaman zaman tecavüze veya saldırıya maruz kaldılar” şeklinde konuştu.
Şarku’l Avsat’a konuşan Seyyide el-Saravi, “Kadınlar siyasi hayata katılmaya çalıştıklarında çok zayıf göründüler ve bu, önlerine engeller koydu. Bugün bile pozisyonlarında sadece fotoğrafları var, olayların ana yöneticisi erkekler. Bu durum, Kaddafi dönemindeki statülerinin çok daha iyi olduğunu kanıtlıyor, hatta o dönemde erkeklerle neredeyse eşit düzeydeydiler” dedi.
Kadınlara yönelik endişeler giderek artarken, Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya misyonunun, kadınların ülkedeki siyasi diyaloğa katılımı konusunda istekli olduğu belirtildi. Zira durum, başta BM’nin Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame ve Yardımcısı Stephanie Williams’ın “Birlikte İnşa Ediyoruz” girişimiyle ortaya koyduğu ve başta Feyruz Naim, Rıza Tubuli, Ravan Halifullah ve Zubeyde el-Buruni olmak üzere kadınlarla gerçekleştirdiği çok sayıda toplantıya da yansıdı.
Diğer taraftan Libyalı bir aktivist ve Ülkeyi Kurtarmak için Libyalı Kadınlar girişiminin resmi sözcüsü Amine el-Haseya, Libyalı kadınların Kaddafi rejimini devirmede önemli bir rol oynadığını vurguladı.
El-Haseya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kadınlar, siyasi katılım ve görev alma hakkı talep ederek Şubat devrimini mümkün kılmak için önemli bir destek sağladı” dedi. Amine el-Haseya, kadınların bakanlıklarda, yasama kurumlarında ve Anayasa Hazırlama Komitesinde sandalye kazandığını ifade etti.
Silahlı gurupların etkisi
Aktivist, kadınların siyasi hareketliliğe ve barışçıl gösterilere katılımının silahlı grupların ortaya çıkmasının ardından azaldığını, bunun da haklarını talep etmelerini, siyasi kriz ve devam eden çatışmalar hakkındaki görüşlerini açıklamalarını engellediğini belirtti. Tüm bu etkenlerin, Suheyrat Anlaşması, Paris Konferansı ve İtalya’daki Palermo görüşmesinden bu yana siyasi krizi çözmek için sürmekte olan müzakerelerde kadınların oynadığı rolde düşüşe neden olduğunu vurguladı.
Diğer taraftan Libya Kadınlar Barış Forumu’nun Başkanı Zehra Lanki, “Toplumun militarizasyonu, hukukun yokluğu ve cezasızlık kültürü, bunların hepsi toplumda, özellikle de kadınlar arasında dışlanma kültürünü güçlendirdi” dedi.
Öte yandan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, ülkede Kadınları Destekleme ve Güçlendirme Birimi’ni kurdu. Serrac, birimin başkanlığına Leyla el-Lafi'yi, Başkan Yardımcısı olarak da Hanan el-Fahiri'yi atadı. BM Libya misyonu, söz konusu hareketi memnuniyetle karşılarken, girişimin Libya’daki kadınlar için “önemli bir adım” olduğunu vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.