Hariri, Hizbullah’ın hâkim olduğu bir hükümet kurmayacak

Beyrut'taki Arap Birliği Ekonomik Zirvesi için alınan güvenlik önlemleri (Dalati & Nohra)
Beyrut'taki Arap Birliği Ekonomik Zirvesi için alınan güvenlik önlemleri (Dalati & Nohra)
TT

Hariri, Hizbullah’ın hâkim olduğu bir hükümet kurmayacak

Beyrut'taki Arap Birliği Ekonomik Zirvesi için alınan güvenlik önlemleri (Dalati & Nohra)
Beyrut'taki Arap Birliği Ekonomik Zirvesi için alınan güvenlik önlemleri (Dalati & Nohra)

Lübnan, Arap Ekonomik Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken siyasi arenaya iki acil sorunla ilgili anlaşmazlık hakim durumda. Bunlardan ilki, 8 Mart Bloku’nun önümüzdeki hafta sonunda yapılacak zirveye Suriye rejiminin de davet edilmesi talebi. İkinci anlaşmazlık ise Muammer Kaddafi rejimi döneminde ülkeyi ziyaret eden Musa es-Sadr ve iki arkadaşı; Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin’in ortadan kaybolmasına ilişkin yaşanıyor. Söz konusu dosyanın yeniden açılmasını sağlayabilecek bilgiler verme konusundaki isteksizliği nedeniyle Libya’nın zirveye davet edilmemesi tartışma yaratmış durumda.
Arap Birliği Ekonomik Zirvesi’ne Suriye’nin daveti, üyeliğini askıya alan Arap Birliği kararına bağlı olmasına rağmen Libya’nın zirvede yer almaması koşuluyla Şam rejiminin zirveye davet edilebileceği tartışılıyor. Tartışma, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve partisi Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) ile Şii İkilisi (Hizbullah ve Emel Hareketi) arasındaki ilişkilerin geleceğine de ışık tutuyor. Her ne kadar şu ana kadar basında yer alan tartışma Cumhurbaşkanı Avn ve Emel Hareketi arasında sınırlı kalsa da Hizbullah’ın bu tartışmadaki rolü azımsanmıyor. Şii Yüksek İslam Konseyi’nin Libya heyetinin zirveye katılımını engellemeye yönelik hazırlıkları da gizlenmiyor.
Ancak Hizbullah, Emel Hareketi ve Cumhurbaşkanı Avn’ın basın ofisleri tarafından yapılan açıklamalar doğrultusunda medyada yer alan siyasi tartışmalara uzak duruyor. Zira hükümetin kurulmasıyla ilgili anlaşmazlıklardan yararlanıyor izlenimi vermek istemiyor.
Şii İkilisi, Lübnan’ın Arap Birliği Ekonomik Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasını fırsat bilerek Suriye’nin zirveye davet edilmesini Libya’nın davet edilmemesi şartına bağlamış durumda. Söz konusu blok bunu Cumhurbaşkanı Avn’ın önüne bir denklem olarak koymak istiyor.
Bu durum Lübnan’ın Şii ikilisinin, Cumhurbaşkanı Avn’ın ve özellikle hükümetin kurulmasıyla ilgili düğümün çözülmesi için Lübnan'ı destekleyen bölgesel ve uluslararası güçlerin kabul edilmesinin sonuçlarına katlanması gerektiği anlamına geliyor.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan birçok bakanlıktan kaynağa göre zirve konusundaki anlaşmazlığın taraflar arasındaki siyasi çatışmayı ileri bir boyuta taşıyıp taşımayacağı veya hükümetin kurulmasıyla ilgili anlaşmazlıkları daha da artırıp artırmayacağı henüz bilinmiyor. Kaynaklar, Şii ikilisinin Avn’ın Arap Birliği'nin Suriye’nin üyeliğini askıya alma kararını kıramayacağını çok iyi bilmesine rağmen bu konunun Cumhurbaşkanı Avn ve Meclis Başkanı Nebih Berri arasında bir anlaşmazlığa neden olabileceğini belirtti.
Başbakan Saad Hariri'nin zirveye davet konusunun Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğunda olduğunu belirterek Avn ve Berri arasındaki tartışmaya taraf olmak istemediğini aktaran kaynaklar, Hariri’nin bu isteksizliğinin Avn’ı yalnız bıraktığı anlamına gelmediğini ifade etti. Kaynaklar, Arap Birliği Ekonomik Zirvesi nedeniyle siyasi çatışmanın alevlenmesiyle Lübnan’ın Arap ülkeleri arasında ve uluslararası düzeydeki çıkarlarını sarsmamak için doğal bir atmosfer kurma arzusuna zarar veren “Direniş Ekseni’ne" katılmaya zorlanmasından endişeli.
Kaynaklara göre bu durum Paris'te gerçekleştirilen Sedir Konferansı’nın ekonomik durumu iyileştirme konusundaki hedeflerini olumsuz etkiliyor. Zira Lübnan’ın kendi kendine yeterlilik politikasından ayrılması, Hariri’nin Lübnan’a destek sağlanması talebine cevap veren ülkeleri ve uluslararası kurumları, ülkenin İran’ın liderlik ettiği “Direniş Ekseni”nin hegemonyasına girmek istediği gerekçesiyle pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayacak.
Kaynaklar, Başbakan Hariri'nin belli bir siyasi rengi olmayan ulusal bir uzlaşı hükümeti kurmak istediğini aktardı. Ancak Hariri'nin hükümetin kurulmasına yönelik çalışmaları durdurmak ve bu çalışmaları 8 Mart Bloku ile birlikte hareket etmek isteyen Dışişleri Bakanı Cibran Basil’e bırakmakla suçlandığını sorguladılar.
Şarku’l Avsat’a konuşan Hariri’ye yakın kaynaklar, suçlamalar karşısında şaşırdıklarını belirterek Hariri’nin bazı taraflarca “Bağımsız Sünni Temsilciler” başlıklı bir sorunu ortaya çıkaran Hizbullah’a doğrudan başvurması halinde kurabileceği hükümet için uygun atmosferi oluşturmak için ardı ardına fedakârlıklarda bulunmuş olacağını savundu. Cumhurbaşkanı Avn’ın Bakanlar Kurulu’ndaki temsilcisine karşı çıkmamak için siyasi taraflar arasında bakanlık kotalarının dağıtılması konusunda esneklik gösterdiğini belirten kaynaklar, Sünni milletvekillerinin kendilerini Dışişleri Bakanı Cibran Basil'in liderlik ettiği ÖYH’nin üyesi olmayan bir bakan tarafından temsil edilmeleri konusunda ısrar ederek bu anlaşmayı hızla terk ettiklerini aktardı. Diğer kaynaklar ise Basil’i söz konusu bakanın ÖYH’den olmasını talep ederek uzlaşının aksamasına neden olmakla suçladı.
Hizbullah, kısa süre önce Başbakan Hariri’yi hükümetin kurulmasını geciktirmekle suçlamaya çalışmıştı. Son olarak Cumhurbaşkanı ile doğrudan karşı karşıya kalmamak için siyaset alanında ve medyada kampanya başlattı. Böylece, zaten gergin olan taraflar arasındaki anlaşmazlık daha da arttı.
Bazı kesimler, Hizbullah'ın Hariri aleyhinde yürüttüğü kampanyayı daha ziyade Cumhurbaşkanı Avn ve buradan yola çıkarak Basil’le çatışmasını önlemek için yaptığı görüşünde. Hatta Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcısı Hüseyin Halil, Hizbullah’ın hükümetin başında olması için Hariri’yi desteklemeye devam etmesi gerektiğini söyledi.
Ancak kaynaklara göre Hizbullah’ın Hariri’ye bağlılığı, Hariri’nin Hizbullah’ın hükümet üzerinde hegemonya kurmasını kabul etmek istediği anlamına gelmiyor. Bu, onun Hizbullah’ın seçilmiş parlamentoyu kontrol etmesine ilişkin endişeleri olan uluslararası topluma meydan okuyacak bir hükümete başkanlık edecek konumda olmamasından kaynaklanıyor.
Müstakbel Hareketi’nden kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre Hizbullah hata yapıyor. Zira kaynaklar, Hariri’nin bir bedel, ortaklık ve dengeye dayalı siyasi kontroller barındırmayan bir hükümete liderlik etmeye hazır olduğu görüşündeler.
Hariri'nin Hizbullah'ın üstünlüğü elinde tuttuğu bakanlık yapısını kabul edeceğini düşünmediklerini belirten kaynaklar, bunun sadece Hizbullah’ın Hariri’yi uluslararası ve Arap topluluklarıyla siyasi bir çatışmaya soktuğu için değil, aynı zamanda böyle bir hükümetin liderliğini kabul etmediği için olduğunu ifade etti.
Bu nedenle Hizbullah, Hariri’ye yönelik saldırısının etkisini iki nedenden ötürü hafifletti. Öncelikler Hizbullah, eski Başbakan Necip Mikati ile arasında benzerlik sürdüğü sürece Hariri’nin yerine başka bir alternatif bulmaya gerek olmadığını düşünüyor. İkinci neden ise Hizbullah ve Bağımsız Sünni Milletvekilleri’nin koşulsuz ittifak listesinde bulunan isimlerin Hariri'ye alternatif olmaması.
Bu seçimin ayrıca Cumhurbaşkanı ve ÖYH’nin yanı sıra İlerici Sosyalist Parti ve Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin reddi ile çakışacaktır. Bununla birlikte Meclis Başkanı Berri ve eski Milletvekili Süleyman Franjiye liderliğindeki Marada Hareketi dahi çıkmaza girmesi muhtemel bu siyasi maceraya dahil olmuyor.
Cumhurbaşkanı Avn’ın Başbakan Hariri’yle başlattığı siyasi uzlaşıyı ihmal ettiği söylenemez. Ayrıca Hizbullah, Arap ülkeleri ve uluslararası düzeyde siyasi kartları kullanacak konumda olmadığını ve hükümeti kurmakla görevli kişinin gözünü korkutmaya çalışmanın boşa olduğunu biliyor.
Diğer yandan şu an oldukça fazla olan siyasi çatışmaların Güney’deki mevcut duruma rağmen hükümetin kurulma süresinin uzamasına neden olması kaçınılmaz. Hükümetin kurulmasındaki başarısızlıkla birlikte ve belki de önümüzdeki Mart ayında Tunus'ta yapılması planlanan Arap Birliği Zirvesi’nden sonra bile Lübnan’ın Suriye’deki ilişkilerini normalleştirme sürecini yavaşlatması çerçevesinde Cumhurbaşkanı Avn ve ÖYH’nin Suriye rejimiyle arasındaki siyasi ilişkide yaşanan gizli gelişmelerde neler olup bittiğine dikkat edilmesi gerekiyor. Zira Cumhurbaşkanı’nın Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğini dondurma kararını iptal etmeden ekonomik zirveye davet etmesi bekleniyordu.
Suriye ile dengeli ve dostane ilişkiler kurulmasını destekleyen Cumhurbaşkanı Avn, Suriyeli mültecilerin yaşadıkları yerlere geri dönmelerini sağlamak üzere Şam rejimiyle temasa geçme çağrısında bulunmuştu. Ancak Avn bununla birlikte Suriye’nin bu konudaki bir takım taleplerine de cevap vermiyor.
ÖYH’nin Suriye ile ilişkilerinin Dışişleri Bakanı Basil’in Lübnan’ın ‘kendi kendine yeterlilik politikasını takip edenlerden olmadıkları’ sözüyle mi sarsılıp sarsılmadığı ise bilinmiyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.