İran'dan uranyumu zenginleştirme adımı

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
TT

İran'dan uranyumu zenginleştirme adımı

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)

Tahran, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Şubat ayı ortasında Polonya’da İran hakkında çeşitli düzeylerde gerçekleştirilmesi planlanan Ortadoğu Zirvesi hamlesine karşılık veriyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, nükleer anlaşmaya yönelik yeni bir meydan okuma ile uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştireceklerini açıkladı.
Tahran, başta İran olmak üzere Ortadoğu'ya odaklanan ABD’nin gözetiminde gerçekleştirilecek küresel bir zirveye ev sahipliği yapacak olan Polonya’yı resmi olarak protesto etti ve bundan geri dönmedikleri takdirde kendilerine karşılık verme tehdidinde bulundu.
İran Atom Enerjisi Teşkilatı (AEOI) Başkanı Ali Ekber Salihi dün yaptığı açıklamada, İran’ın Tahran’daki 50 yıllık araştırma reaktörü için yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum için çalışmalara başlandığını açıkladı. Salihi’nin bu açıklaması,  İran devriminin 40. yıldönümünde, İran'ın nükleer anlaşmadan çekilme planıyla ilgili son günlerde dolaşan raporları destekliyor.
İran hükümeti daha önce yaptığı açıklamada, devrimin yıldönümü münasebetiyle sürpriz bir şekilde nükleer anlaşmadan çekileceklerine ve uranyum zenginleştirme sürecine gireceklerine dair raporları reddetmiş ve ayrıca Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in görevinden istifa edeceğine dair gelen haberlerin doğru olmadığını söylemişti.
AEOI başkanı Ali Ekber Salihi, İran Radyo ve Televizyon Ajansı'na yaptığı açıklamada, yabancı tasarımları kopyalamak yerine kendi yerli tasarımlarını yapacaklarına değinerek, “Ülkede modern nükleer yakıtın (yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum) tasarımı için ilk çalışmalar başlatıldı. Sözü geçen yakıt önceki yakıtlardan çok farklıdır” ifadelerini kullandı.
Bu seviyedeki bir uranyum zenginleştirmesi, İran’ın 2015’te dünya güçleriyle imzaladığı nükleer anlaşmadan çekilmesi anlamına geliyor. Yarın, nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesinin 3’üncü yıl dönümü. Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararına göre, İran'ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmesinden vazgeçmesi gerekiyor. Aksi halde bu durum, İran'ın taahhütlerinin aksi istikametinde bir yola girdiği anlamına gelecek.
İran hükümeti, ABD’nin 1967’de tıbbi amaçlar için verdiği reaktörü kullandığını ve nükleer anlaşmanın İran’ın reaktörü işletmesi için Rusya’dan yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş yakıt elde etmesine izin verdiğini söylüyor. Ancak anlaşma 15 yıllık bir süre boyunca İran’ın uranyumu 3.67'den fazla zenginleştirmesini engelliyor. BM müfettişleri ise şu ana kadar İran’ın anlaşma şartlarına uymaya devam ettiğini söylüyor.
İran nükleer reaktörlerinin geliştirilmesinde ilerleme kaydedildiğine işaret eden Salihi, Tahran nükleer reaktöründeki yüzde 20 oranındaki yakıtın, reaktörün verimliliğini arttırdığını ve öncekilerden farklı olduğunu söyledi.
Associated Press haber ajansı tarafından yapılan açıklamada, Ali Ekber Salihi’nin devlet televizyonuna yaptığı açıklamaların dünyaya “İran'ın yavaşça nükleer programına yeninden başlayacağını söylemeyi amaçladığı” belirtildi.
İran bunu yapmayı tercih ettiği takdirde, Natanz'daki ana zenginleştirme reaktöründe kapsamlı bir zenginleştirme faaliyetine başlayabilecek.
İran Atom Enerjisi Teşkilatı daha önce, nükleer anlaşmaya ilişkin kazanımlarına dair umutlarını canlandıracak bir çözüme ulaşılmadığı takdirde yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetine başlayacaklarını ima etmişti. Ayrıca İran Haziran ayında,  Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (UAEA) 2015 yılında dünya güçleri ile belirlenen anlaşma çerçevesinde uranyumu zenginleştirme kapasitesini artıracağını bildirmişti. Anlaşmaya göre İran, 10 yıl içinde faaliyete geçirmemesi durumunda santrifüj parçaları üretebiliyor.
İran rejimi lideri Ali Hamaney ise haziran ayında yaptığı açıklamada, İran Atom Enerjisi Kurumu'na '190 bin santrifüj üretilmesi hazırlıklarına başlanması' talimatını vermişti.
İran televizyonu, Salihi ile yaptığı röportaj sırasında Tahran'ın 190 bin santrifüjü zenginleştirmeyi planladığı üç kuşak IR-2, IR-4 ve IR-6’ın görüntüleri gösterdi. Salihi açıklamasının devamında, nükleer anlaşmadan çekilmek zorunda kaldıkları takdirde daha yüksek bir konuma yükseleceklerini dile getirdi.
Geçtiğimiz günlerde Tahran ile Washington arasında yaşanan bir gerilime tanık olunmuştu. ABD tarafından yapılan açıklamada, Tahran'ın 2231 sayılı kararı görmezden gelerek 3 uzay aracı fırlatmayı planladığı kaydedilmiş ve uzaya fırlatılacak füzelerin balistik füzelerde kullanılanlara benzer bir teknolojiyi içerdiği ve söz konusu icraatlar arasında ABD'ye ulaşabilecek 10 bin kilometre menzilinde olan kıtalararası balistik füzelerin de bulunduğu belirtilmişti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani birkaç hafta içerisinde yaptığı açıklamalar ile bunu teyit etmişti.
Fransa, birkaç gün önce yaptığı açıklamada İran'a nükleer silah taşıyabilecek balistik füzelerle bağlantılı tüm faaliyetlerini acilen durdurması çağrısında bulundu ve Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararını ihlal etmemesi yönünde uyarıdı.
Salihi’nin açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Şubat ayı ortasında Polonya’da İran hakkında ABD’nin gözetiminde küresel bir zirve gerçekleştirileceğini açıklaması ile eş zamanlı olarak geldi. İran haber ajanslarının Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nden aktardığına göre İran, gelecek ay ABD tarafından düzenlenecek olan İran karşıtı uluslararası konferansa ev sahipliği yapacak olan Polonya’nın maslahatgüzarını çağırarak uyardı. İran Dışişleri Bakanlığı, Polonya tarafından durumu telafi etmeye yönelik herhangi bir adım atılmadığı takdirde, İran’ın gerekli adımları atmak zorunda kalacağını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo cuma günü yaptığı açıklamada, 3-14 Şubat tarihlerinde Varşova’da gerçekleştirilecek zirvenin Ortadoğu’daki istikrar ve güvenliğe odaklanacağını dile getirerek, bu zirvenin İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırıcı etkilerinin önüne geçmek için önemli olduğunu belirtti.
Reuters’in İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı'ndan (IRNA) aktardığına göre, İran Dışişleri Bakanlığı, Polonya’nın Tahran’daki maslahatgüzarını çağırarak Polonya’nın söz konusu konferansa ev sahipliği yapmasını İran’a karşı düşmanca bir hareket olarak değerlendirdiklerini ve Tahran’ın karşılık verebileceğini bildirdi. Ajans’ın bildirdiğine göre, Polonya maslahatgüzarı konferansla ilgili açıklamalarda bulunarak toplantının İran karşıtı niteliği olmadığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs ayında İran’ın 2015’te altı büyük güçle imzaladığı bir nükleer anlaşmadan çekilmesi ve petrol sektörü de dahil olmak üzere İran’a yaptırım uygulama kararını açıklamasının ardından Tahran’la Washington arasındaki ilişkiler sert bir şekilde gerildi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Polonya’yı toplantıya ev sahipliği yapmayı kabul ettiği için eleştirdi ve Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda, İran’ın 2. Dünya Savaşı'nda Polonyalıları kurtardığını ancak bu ülkenin şimdi 'İran karşıtı umutsuz bir sirke ev sahipliği yaptığını' dile getirerek, "Polonya, alnına sürülen bu utanç lekesini temizleyemez" dedi. Zarif ayrıca 2. Dünya Savaşı sırasında İran'ın 100 binden fazla Polonyalı mülteciye ev sahipliği yaptığını gösteren resimler yayınladı.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ise yaptığı açıklamada, zirvenin gerçekleştirilmesinin nedeninin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının başarısızlığı olduğunu belirtti.
İran Devrim Muhafızları'na bağlı Fars haber ajansının aktardığına göre, ABD’nin yaptırımlarla Tahran’a diz çöktüremediği için böyle bir konferansa ihtiyaç duyduğunu dile getiren Cihangiri “Amerikalılar baskıların ekonomimizi yıkacağını düşündü. Petrol ihracatımızı sıfıra indirmek istediler ama başarısız oldular. Şimdi Avrupa’da bir İran karşıtı konferans düzenlemeye karar verdiler” dedi.
Öte yandan İran Sinema Kurumu Başkanı Hüseyin İntizami, Polonya’nın zirveye ev sahipliği yapma planından dönmemesi durumunda gelecek ay düzenlenmesi planlanan Polonya filmlerinin gösterileceği etkinliğin iptal edildiğini duyurdu. Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “İranlılar birçok ülkeye ev sahipliği yaptı ve etnik grupları memnuniyetle karşıladı” diyen İntizami, İsfahan, Şiraz, Meşhed ve Tahran'daki Polonya Film Haftası etkinliğinin Varşova yönetimi uygun bir şekilde davranıncaya kadar askıya alındığını ifade etti.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.