İran'dan uranyumu zenginleştirme adımı

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
TT

İran'dan uranyumu zenginleştirme adımı

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi geçen kasım ayında Brüksel’de (Reuters)

Tahran, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Şubat ayı ortasında Polonya’da İran hakkında çeşitli düzeylerde gerçekleştirilmesi planlanan Ortadoğu Zirvesi hamlesine karşılık veriyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, nükleer anlaşmaya yönelik yeni bir meydan okuma ile uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştireceklerini açıkladı.
Tahran, başta İran olmak üzere Ortadoğu'ya odaklanan ABD’nin gözetiminde gerçekleştirilecek küresel bir zirveye ev sahipliği yapacak olan Polonya’yı resmi olarak protesto etti ve bundan geri dönmedikleri takdirde kendilerine karşılık verme tehdidinde bulundu.
İran Atom Enerjisi Teşkilatı (AEOI) Başkanı Ali Ekber Salihi dün yaptığı açıklamada, İran’ın Tahran’daki 50 yıllık araştırma reaktörü için yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum için çalışmalara başlandığını açıkladı. Salihi’nin bu açıklaması,  İran devriminin 40. yıldönümünde, İran'ın nükleer anlaşmadan çekilme planıyla ilgili son günlerde dolaşan raporları destekliyor.
İran hükümeti daha önce yaptığı açıklamada, devrimin yıldönümü münasebetiyle sürpriz bir şekilde nükleer anlaşmadan çekileceklerine ve uranyum zenginleştirme sürecine gireceklerine dair raporları reddetmiş ve ayrıca Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in görevinden istifa edeceğine dair gelen haberlerin doğru olmadığını söylemişti.
AEOI başkanı Ali Ekber Salihi, İran Radyo ve Televizyon Ajansı'na yaptığı açıklamada, yabancı tasarımları kopyalamak yerine kendi yerli tasarımlarını yapacaklarına değinerek, “Ülkede modern nükleer yakıtın (yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum) tasarımı için ilk çalışmalar başlatıldı. Sözü geçen yakıt önceki yakıtlardan çok farklıdır” ifadelerini kullandı.
Bu seviyedeki bir uranyum zenginleştirmesi, İran’ın 2015’te dünya güçleriyle imzaladığı nükleer anlaşmadan çekilmesi anlamına geliyor. Yarın, nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesinin 3’üncü yıl dönümü. Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararına göre, İran'ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmesinden vazgeçmesi gerekiyor. Aksi halde bu durum, İran'ın taahhütlerinin aksi istikametinde bir yola girdiği anlamına gelecek.
İran hükümeti, ABD’nin 1967’de tıbbi amaçlar için verdiği reaktörü kullandığını ve nükleer anlaşmanın İran’ın reaktörü işletmesi için Rusya’dan yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş yakıt elde etmesine izin verdiğini söylüyor. Ancak anlaşma 15 yıllık bir süre boyunca İran’ın uranyumu 3.67'den fazla zenginleştirmesini engelliyor. BM müfettişleri ise şu ana kadar İran’ın anlaşma şartlarına uymaya devam ettiğini söylüyor.
İran nükleer reaktörlerinin geliştirilmesinde ilerleme kaydedildiğine işaret eden Salihi, Tahran nükleer reaktöründeki yüzde 20 oranındaki yakıtın, reaktörün verimliliğini arttırdığını ve öncekilerden farklı olduğunu söyledi.
Associated Press haber ajansı tarafından yapılan açıklamada, Ali Ekber Salihi’nin devlet televizyonuna yaptığı açıklamaların dünyaya “İran'ın yavaşça nükleer programına yeninden başlayacağını söylemeyi amaçladığı” belirtildi.
İran bunu yapmayı tercih ettiği takdirde, Natanz'daki ana zenginleştirme reaktöründe kapsamlı bir zenginleştirme faaliyetine başlayabilecek.
İran Atom Enerjisi Teşkilatı daha önce, nükleer anlaşmaya ilişkin kazanımlarına dair umutlarını canlandıracak bir çözüme ulaşılmadığı takdirde yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetine başlayacaklarını ima etmişti. Ayrıca İran Haziran ayında,  Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (UAEA) 2015 yılında dünya güçleri ile belirlenen anlaşma çerçevesinde uranyumu zenginleştirme kapasitesini artıracağını bildirmişti. Anlaşmaya göre İran, 10 yıl içinde faaliyete geçirmemesi durumunda santrifüj parçaları üretebiliyor.
İran rejimi lideri Ali Hamaney ise haziran ayında yaptığı açıklamada, İran Atom Enerjisi Kurumu'na '190 bin santrifüj üretilmesi hazırlıklarına başlanması' talimatını vermişti.
İran televizyonu, Salihi ile yaptığı röportaj sırasında Tahran'ın 190 bin santrifüjü zenginleştirmeyi planladığı üç kuşak IR-2, IR-4 ve IR-6’ın görüntüleri gösterdi. Salihi açıklamasının devamında, nükleer anlaşmadan çekilmek zorunda kaldıkları takdirde daha yüksek bir konuma yükseleceklerini dile getirdi.
Geçtiğimiz günlerde Tahran ile Washington arasında yaşanan bir gerilime tanık olunmuştu. ABD tarafından yapılan açıklamada, Tahran'ın 2231 sayılı kararı görmezden gelerek 3 uzay aracı fırlatmayı planladığı kaydedilmiş ve uzaya fırlatılacak füzelerin balistik füzelerde kullanılanlara benzer bir teknolojiyi içerdiği ve söz konusu icraatlar arasında ABD'ye ulaşabilecek 10 bin kilometre menzilinde olan kıtalararası balistik füzelerin de bulunduğu belirtilmişti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani birkaç hafta içerisinde yaptığı açıklamalar ile bunu teyit etmişti.
Fransa, birkaç gün önce yaptığı açıklamada İran'a nükleer silah taşıyabilecek balistik füzelerle bağlantılı tüm faaliyetlerini acilen durdurması çağrısında bulundu ve Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararını ihlal etmemesi yönünde uyarıdı.
Salihi’nin açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Şubat ayı ortasında Polonya’da İran hakkında ABD’nin gözetiminde küresel bir zirve gerçekleştirileceğini açıklaması ile eş zamanlı olarak geldi. İran haber ajanslarının Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nden aktardığına göre İran, gelecek ay ABD tarafından düzenlenecek olan İran karşıtı uluslararası konferansa ev sahipliği yapacak olan Polonya’nın maslahatgüzarını çağırarak uyardı. İran Dışişleri Bakanlığı, Polonya tarafından durumu telafi etmeye yönelik herhangi bir adım atılmadığı takdirde, İran’ın gerekli adımları atmak zorunda kalacağını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo cuma günü yaptığı açıklamada, 3-14 Şubat tarihlerinde Varşova’da gerçekleştirilecek zirvenin Ortadoğu’daki istikrar ve güvenliğe odaklanacağını dile getirerek, bu zirvenin İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırıcı etkilerinin önüne geçmek için önemli olduğunu belirtti.
Reuters’in İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı'ndan (IRNA) aktardığına göre, İran Dışişleri Bakanlığı, Polonya’nın Tahran’daki maslahatgüzarını çağırarak Polonya’nın söz konusu konferansa ev sahipliği yapmasını İran’a karşı düşmanca bir hareket olarak değerlendirdiklerini ve Tahran’ın karşılık verebileceğini bildirdi. Ajans’ın bildirdiğine göre, Polonya maslahatgüzarı konferansla ilgili açıklamalarda bulunarak toplantının İran karşıtı niteliği olmadığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs ayında İran’ın 2015’te altı büyük güçle imzaladığı bir nükleer anlaşmadan çekilmesi ve petrol sektörü de dahil olmak üzere İran’a yaptırım uygulama kararını açıklamasının ardından Tahran’la Washington arasındaki ilişkiler sert bir şekilde gerildi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Polonya’yı toplantıya ev sahipliği yapmayı kabul ettiği için eleştirdi ve Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda, İran’ın 2. Dünya Savaşı'nda Polonyalıları kurtardığını ancak bu ülkenin şimdi 'İran karşıtı umutsuz bir sirke ev sahipliği yaptığını' dile getirerek, "Polonya, alnına sürülen bu utanç lekesini temizleyemez" dedi. Zarif ayrıca 2. Dünya Savaşı sırasında İran'ın 100 binden fazla Polonyalı mülteciye ev sahipliği yaptığını gösteren resimler yayınladı.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ise yaptığı açıklamada, zirvenin gerçekleştirilmesinin nedeninin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının başarısızlığı olduğunu belirtti.
İran Devrim Muhafızları'na bağlı Fars haber ajansının aktardığına göre, ABD’nin yaptırımlarla Tahran’a diz çöktüremediği için böyle bir konferansa ihtiyaç duyduğunu dile getiren Cihangiri “Amerikalılar baskıların ekonomimizi yıkacağını düşündü. Petrol ihracatımızı sıfıra indirmek istediler ama başarısız oldular. Şimdi Avrupa’da bir İran karşıtı konferans düzenlemeye karar verdiler” dedi.
Öte yandan İran Sinema Kurumu Başkanı Hüseyin İntizami, Polonya’nın zirveye ev sahipliği yapma planından dönmemesi durumunda gelecek ay düzenlenmesi planlanan Polonya filmlerinin gösterileceği etkinliğin iptal edildiğini duyurdu. Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “İranlılar birçok ülkeye ev sahipliği yaptı ve etnik grupları memnuniyetle karşıladı” diyen İntizami, İsfahan, Şiraz, Meşhed ve Tahran'daki Polonya Film Haftası etkinliğinin Varşova yönetimi uygun bir şekilde davranıncaya kadar askıya alındığını ifade etti.



Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.


Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
TT

Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)

İsrail medyası dün, Güvenlik Kabinesi'nin şu açıklamayı yaptığını bildirdi: "İran'ın İsrail'e zarar verme girişimlerine kararlı bir güçle karşılık vereceğiz."

Jerusalem Post gazetesinin bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Trump yönetimi İran'a, iki taraf arasında yapılacak görüşmede İran heyetinin "somut öneriler" sunmasını beklediğini bildirdi.

İsrail gazetesi, iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Amerikalıların İran'dan nükleer mesele ve diğer konularda "tavizler" vermesini beklediğini ifade etti.

Gazete, İsrail Güvenlik Kabinesinin İran rejiminin verdiği sözleri tutacağına güvenilemeyeceğine inandığını belirtti.

Jerusalem Post, askeri bir kaynağa atıfta bulunarak, “İran rejimi, verdiği sözlere güvenilemeyeceğini defalarca kanıtladı… Eğer İran egemenliğimize tecavüz etmeye veya vatandaşlarımıza zarar vermeye kalkışırsa, sonuçları ağır olacaktır… Kararlı bir güçle karşılık vereceğiz” ifadelerini aktardı.

Kaynak ayrıca, İsrail'in ABD ve İran arasındaki görüşmelerin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemesi ve balistik füze programına kısıtlamalar getirmesi konusunda ısrar ettiğini de belirtti.

Jerusalem Post, güvenlik kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail askeri yetkililerinin yakın zamanda ABD'ye İran'ın balistik füze programının varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu, gerekirse İsrail'in Tahran'a karşı tek taraflı olarak harekete geçmeye hazır olduğunu bildirdiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post’tan aktardığına göre bir güvenlik kaynağı, “İran'ın balistik füzeler konusunda belirlediğimiz kırmızı çizgiyi aşması durumunda tek taraflı olarak karşılık vereceğimizi Amerikalılara bildirdik” dedi. Kaynak, İsrail'in henüz bu noktaya ulaşmadığını ancak İran içindeki gelişmeleri yakından izlediğini belirtti.

Cuma sabahı Maskat, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında dolaylı müzakerelerin bir turuna ev sahipliği yaptı ve iki taraf görüşmelere devam etme konusunda anlaştı; tarih ve yer daha sonra belirlenecek.