Rusya’nın ‘güvenli bölge’ alternatifi: Adana Mutabakatı

Suriye’nin kuzeyindeki YPG unsurları ve ABD birliklerine bağlı güçler (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki YPG unsurları ve ABD birliklerine bağlı güçler (Reuters)
TT

Rusya’nın ‘güvenli bölge’ alternatifi: Adana Mutabakatı

Suriye’nin kuzeyindeki YPG unsurları ve ABD birliklerine bağlı güçler (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki YPG unsurları ve ABD birliklerine bağlı güçler (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz yıl ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesinde, Suriye’nin güneyindeki muhalif birliklere desteğini kesmesi karşılığında işgal altındaki Golan Tepeleri’nde İsrail’in güvenliğini sağlayacak 1974 Ateşkes Anlaşması’nı yeniden gündeme getirmişti.
Trump’ın öneriyi kabul etmesi üzerine, Rus güçler Golan Tepeleri’nde konuşlandırılmış ve Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü’nün (UNDOF) yeniden bölgeye gelmesi sağlanmıştı.
Erdoğan-Putin görüşmesi
Geçtiğimiz günlerde ise Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye-ABD arasında anlaşmaya varılan 32 kilometre derinliğindeki bir 'güvenlik bölgesi' yerine, 1998’de imzalanan ve Ankara’ya, Suriye’nin kuzeyinde 5 kilometre derinliğine kadar PKK’ya operasyon hakkı tanıyan Adana Mutabakatı’nın fiilen uygulanmasını önerdi.
Adana Mutabakatı, Ankara-Şam askeri çatışmasının patlak vermesinden duyulan endişelerin artması üzerine, 20 Ekim 1998 günü Adana'da bir araya gelen iki ülke heyetleri tarafından imzalandı.
Ankara-Şam ilişkilerini yumuşaması
Bu anlaşmayla birlikte Ankara-Şam ilişkileri yumuşamaya başladı. Daha mutabakatın ilk dönemlerinde iki ülke, düşmanlığın bitirilerek ‘güven ilişkilerinin’ tesisi için yollar aramaya başladı. İşte bu süreçte Şam yönetimi, PKK lideri Abdullah Öcalan’a Suriye’yi terk etmesi çağrısında bulundu. Çağrıların ardından ülkeyi terk eden Öcalan, buradan Rusya’ya daha sonra Yunanistan’a oradan da Kenya’ya geçmişti. Türk istihbaratının Şubat 1999 operasyonuyla Kenya’dan getirdiği Öcalan, halen Türkiye’de tutuklu bulunuyor.
Bu olayı takip eden aylarda, iki ülke ilişkileri giderek gelişme kaydetti. 2000 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Hafız Esed’in cenazesine katılması, PKK’nın Suriye’deki üst düzey iki komutanının tutuklanması, Suriye’de örgüte bağlı kampların kapatılması ve cezaevindeki örgüt mensuplarından 50’den fazla kişinin Türk yetkililere teslim edilmesi gibi gelişmeler, iki taraf arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerde yeni adımlar atılmasında önemli rol oynadı.
İlişkilerde 3. dönem
İlişkilerdeki 3. dönemin en önemli gelişmesi kuşkusuz Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 2004 yılında Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretti. 1946 yılından bu yana bağımsız Suriye tarihinde ilk defa Suriyeli bir devlet başkanı Türkiye’ye geliyordu. 2005’te Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastı sonrasında Suriye, bölge ülkeleri tarafından yalnızlaştırma politikasına tabi tutuldu. O dönem Şam’a yapılan ablukayı kırmak için elini uzatan ülke Türkiye oldu. Erdoğan ve Esed arasındaki ‘samimi ilişkiler’ iki ülkenin politikalarına ve ekonomisine de yansıdı.
Bu sıcak ilişkilerin bir yansıması olarak, o dönem, iki ülke arasındaki sınır hatlarının mayınlardan temizlenerek serbest ticari bölge haline getirilmesi ve giriş vizelerinin kaldırılması dahi gündeme gelmişti.
Ankara-Şam ilişkileri gelişme kaydettikçe, Suriye’nin PKK yanlılarına karşı duruşu da bu paralellikte sertleşiyordu. Ta ki Suriye’de iç savaşın patlak verdiği 2011 tarihine kadar. Ankara-Şam ilişkileri kesilmiş, bu sefer Şam-PKK ilişkilerinde sıcak gelişmeler gözlenmeye başlamıştı. 2012 yılına gelindiğinde Şam yönetimi, Türkiye ile olan sınır hattındaki rejim güçlerini geri çekti. Bölgede oluşan boşluğu ise PYD ve onun askeri kanadı YPG doldurdu.
2014’te ABD liderliğinde kurulan DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon için Washington, örgüt unsurlarına karşı savaşmak için YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) müttefiki olarak ilan etti. Washington’un müttefiki SDG, halihazırda Suriye topraklarının yüzde 33'ünü, neredeyse 3'te 1'ini kontrol ediyor.
Bu ortaklığın Ankara ve Moskova’yı endişelendirmesi üzerine 2016’nın sonlarında Halep’in doğu kırsalındaki bölgelerin Şam yönetimine bırakılmasına Moskova’nın yeşil ışık yakması Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu için harekete geçmesine neden oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Ankara destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Suriye’de düzenlediği asker operasyonla El Bab ve Cerablus kentlerinde kontrolü ele geçirdi. Bu operasyonun temelinde Kürtlerin Fırat’ın doğusu ve batısı arasında bir koridor kurma planlarına engel olmaktı. 2018’de yine Moskova ile varılan anlaşmayla TSK, Afrin’e girdi. Bu operasyonun hedefi ise Kürtlerin Akdeniz’e uzanmalarına mani olmaktı.
Trump’ın çekilme kararı
ABD’nin 2020 yılına kadar Suriye’de kalacağı yönünde söylentiler dolaşıyordu. Ancak Trump, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamasında, ABD birliklerini Suriye’den çekeceğini söyleyerek herkesi şaşırttı. Trump, Erdoğan’a çekilme sonrasında meydana gelen boşluğu doldurmak için Türkiye-Suriye sınırında 32 kilometre derinlikte oluşturulacak ‘güvenli bölge’ teklifinde bulundu. Ancak Putin, Erdoğan ile görüşmesinde sürpriz bir alternatif plan masaya koydu.
Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Moskova’da yaptığı görüşmede, Türkiye ile ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna güvenli bölge kurulması planına alternatif olarak, 1998 yılında Türkiye ile Suriye arasında imzalanan Adana Mutabakatı’nı masaya koydu.<
Adana Mutabakatı’nın uygulanması ne anlama geliyor?
1-Adana Mutabakatı’nın 4 numaralı eki gereğince, Ankara’ya, Suriye’nin kuzeyinde 5 kilometre derinliğine kadar PKK’ya operasyon hakkı veriliyor.
2-Mutabakatın 3 numaralı eki gereğince, Şam, 1939 yılında Türkiye topraklarına katılan İskenderun (Hatay) hakkındaki bütün haklarından vazgeçti.
3-Mutabakat şartlarına göre, 1999’dan bu yana Türkiye’de tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın liderliğindeki PKK terör örgütü olarak kabul ediliyor.
4-Ankara, mutabakata göre, YPG’yi, PKK’nın Suriye uzantısı olarak kabul etmesi sebebiyle, YPG’nin de bir terör örgütü olduğu anlamına geldiğini savunuyor.
5-Buna karşılık, Adana Mutabakatı’nın uygulanması, ortak bir komitenin kurulması ve iki ülkenin arasında aktif bir iletişim hattı oluşturulması gibi birçok prosedür gerektirmesi nedeniyle, Türkiye’nin  Suriye hükümetini resmen tanıması anlamına geliyor.
6-Mutabakatın uygulanması, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından da ifade edildiği gibi Rusya aracılığıyla ‘dolaylı temaslar’ yerine, iki ülke arasında doğrudan siyasi temaslar kurmak anlamına geliyor.
7-Aynı zamanda, Şam’ın İstanbul’da Konsolosluğu olduğu halde, Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği ve Suriye’nin Ankara Büyükelçiliği’nin yeniden açılması anlamına geliyor. Mutabakata göre, her iki Büyükelçiliğe de güvenlik irtibat subayının atanması gerekiyor.
8-Mutabakatın uygulanması ayrıca, sınıra Suriye hükümet güçlerinin konuşlanması ve mevcut sınırların tanınması anlamına geliyor. İslami muhalif gruplar, Fırat Kalkanı bölgesindeki Cerablus’tan, İdlib’teki Babu'l Hava’ya (Cilvegözü) ve Akdeniz’deki Lazkiye sınırına kadar olan bölgeyi kontrol ediyor. YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise, Halep’in kuzeyindeki Cerablus sınırından, Irak sınırı yakınındaki Fişhabur’u kontrolü altında tutuyor.
9-Mutabakat, Türk birliklerinin Suriye topraklarında sadece 5 kilometre derinliğe girmesine izin vermesi nedeniyle, Türkiye ile ABD arasında Suriye’nin 32 kilometre derinliğindeki güvenli bir bölge oluşturma planına alternatif olarak görülüyor.
10-Son olarak, mutabakatın uygulanması, YPG’yi Şam ile düşman bir konuma itiyor ve zaman zaman yürüttükleri müzakerelerin önünü kesiyor. Aynı zamanda, ABD ve Uluslararası Koalisyon tarafından Fırat Nehri’nin doğusunda kurulması desteklenen ‘öz yönetim’ projesinin yok sayılması anlamına da geliyor.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.