Diş eti bakterisi alzaymırın ilerlemesinde önemli bir etken

Diş eti bakterisi alzaymırın ilerlemesinde önemli bir etken
TT

Diş eti bakterisi alzaymırın ilerlemesinde önemli bir etken

Diş eti bakterisi alzaymırın ilerlemesinde önemli bir etken

Son bilimsel araştırmalar, diş etinde görülen ve beyne bağışıklık sistemi ya da kafatası sinirleri yoluyla ulaşan bir bakteri türünün, alzaymırın gelişiminde etkili olabileceğini gösterdi.
Bilim insanları, yaygın görülen bir diş eti bakterisinin, alzaymır hastalığının gelişiminde “önemi bir rol oynadığını” açıkladı.
Bulaşıcı bir bakteri olan porphyromonas gingivalis’in, alzaymırın ilerlemesinde yol açtığını gösteren yeni bulgular, bu hastalığın nasıl ele alınması gerektiği konusundaki mevcut bakış açısını değiştirebilir.
İnsanlarda diş eti hastalıklarına ve diş kaybına yol açan başlıca nedenlerden biri olan bakterinin, atardamarlardaki hasarla da ilgili olduğu belirtiliyor.
Daha önceki varsayımlar, söz konusu bakterinin alzaymırda etkili olduğuna işaret ediyordu. Son zamanlarda ABD’li bilim insanlarının yönetiminde yapılan uluslararası bir çalışma ise aradaki bağlantının tereddüde yer bırakmayacak kadar açık olduğunu gösterdi.
Science Advances dergisinde yayımlanan çalışmaya göre araştırmacılar, alzaymır teşhisi konan ya da bu hastalığı taşıma şüphesi bulunan hayattaki insanlardan ve kadavralardan aldıkları beyin dokularını, omurilik sıvılarını ve tükürük örneklerini analiz etti.
Araştırma ekibi yaptıkları deneylerin sonunda, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu, “gingipain” olarak bilinen zehirli enzimlerin yanı sıra bakterinin DNA’sına dair bulgulara ulaştı.
Çalışmalar sırasında, söz konusu bakterinin incelenen farelerin ağızlarından beyinlerine yayıldığı da anlaşıldı. Hayvanlar üzerinde yapılan testler, gingipain enzimlerinin beyin sinir hücrelerini yok ettiğini ispatlamış oldu.
Bununla birlikte araştırmadan iyi haberler de geldi. Çalışmaya katılan bilim insanları, gingipain enzimini engelleyen ilaçların, insan beynindeki nöronları etkileyen nörodejeneratif hastalıkları da durdurabildiğini kaydetti.
Deney farelerine yiyecekle birlikte verilen bir ilacın, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu beyin enfeksiyonlarını tedavi için etkili olduğu ve hafızaya ait sinir hücrelerinin kaybını önlediği belirtildi.
Tedavi için yeni umut: COR388
Araştırma ekibi, merkezi sinir sistemine daha iyi nüfuz eden ve alzaymır tedavisinin temelini oluşturabilecek yeni bir ilaç olan COR388'i geliştirdi.
İlacın, yıl sonuna doğru hafif ya da orta seviyede alzaymır hastalarına verilmesini içeren geniş kapsamlı bir klinik çalışma yapılması planlanıyor.
COR388’i geliştiren ABD’li Cortexyme firmasının kurucu ortağı olan Dr. Stephen Dominy, katıldığı araştırmaya dair şu bilgileri paylaştı: “Bulaşıcı etkenlerin alzaymırın gelişiminde ve ilerlemesinde yeri vardı. Nedeni bulmaya dair daha önceki bulgular ikna edici değildi. Şimdi ise ilk kez, hücre içi gram negatif patojenler (porphyromonas gingivalis) ile alzaymır arasındaki bağı gösteren somut bulgulara sahibiz. Sonuçlar aynı zamanda, hastalığın gidişatını değiştirebilecek küçük molekül tedavileri için de fırsat sunuyor.”
Tehlikeli enzimlerin bloke edilmesi işe yarıyor
Çalışmalar sırasında incelenen 50’den fazla beyin dokusunda, yüzde 96 oranında gingipain enzimi ile yüzde 91 oranında da başka bir enzime rastlandı.
DNA üzerinde yapılan daha ileri testler, ölmüş üç alzaymır hastasının beyninde, porphyromonas gingivalis hmuY bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu gene, alzaymır tanısı konmuş, hayattaki 10 hastadan 7’sinin beyin omurilik sıvısında rastlandı.
Alzaymır şüphesi bulunan 10 hastadan alınan tükürük örneklerinde de porphyromonas gingivalis tespit edildi.
Fareler üzerinde yapılan çalışmalar, gingipain enzimlerinin bloke edilmesinin, beynin hafızayla ilgili hayati bir parçası olan hipokampus bölümünü porphyromonas gingivalis’e karşı koruduğunu gösterdi.
Bu sayede alzaymırla ilgili beyin molekülü olan beta-amiloid seviyelerinin düştüğü ve iltihabın da azaldığı belirtildi.
Hastalığın tedavisi için yeni bir yol sunuyor
Dergide yer alan yazıda bilim ekibi, “Beyindeki porphyromonas gingivalis ve gingipain’in alzaymırın gelişmesinde merkezi bir role sahip olduğunu işaret eden çalışma bulguları, bu hastalığın tedavisi için yeni bir kavramsal çerçeve sunuyor” ifadelerini kullandı.
Araştırmacılar, söz konusu bakterinin, beyne, bağışıklık sistemi hücrelerine bulaşarak ya da baş ve çeneden geçen kafatası sinirleri yoluyla yayılmış olabileceğini kaydetti.
Laboratuvar testleri ayrıca, gingipain enzimlerinin, alzaymırın neden olduğu zararı artırdığı düşünülen ve sinirler içinde yer alan protein düğümleri olan tau yumaklarına yol açabileceğini gösterdi.
Araştırmanın, peptit beta-amiloid’in, beynin antimikrobiyal savunma sisteminin parçası olduğuna dair tartışmalı görüşü de desteklediği belirtildi.
Antibiyotikler bu bakteri karşısında etkisiz
Porphyromonas gingivalis enfeksiyonunun, sonunda toksik hale gelen yüksek seviyelerde beta-amiloid oluşturduğu düşünülüyordu.
Araştırmaya göre, geleneksel geniş spektrumlu antibiyotiklerin beyinde porphyromonas gingivalis’e karşı muhtemelen etkisiz olduğu ifade edildi. Laboratuvar denemeleri sırasında kullanılan antibiyotiklerin, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu hücre ölümünü engellemediği anlaşıldı.
Söz konusu bakteri, geniş spektrumlu antibiyotik moksifloksasine karşı direnç gösterirken, aynı durum COR388 testlerinde yaşanmadı.
Hastalığın nedeni tek bir faktörle açıklanamaz
Diş eti çekilmesi dahil alzaymırın birçok nedeni olabileceğine dikkati çeken İngiltere Alzaymır Araştırmaları merkezinin başuzmanı Dr. David Reynolds, “Diş sağlığımızı korumak, sağlıklı yaşamın önemli bir parçası. Demans riskini ne kadar artırdığını tam olarak bilemesek de tek bir bakteri türünün, hastalığın tek nedeni olduğunu söyleyemeyiz” dedi.
İngiliz Diş Hekimleri Birliği'ne (BDA) göre diş eti hastalığı, İngiltere nüfusunun yaklaşık yüzde 45'ini etkiliyor. Son araştırmayla ilgili açıklama yapan BDA’nın bilimsel danışmanı Profesör Damien Walmsley, şu uyarılarda bulundu:
“Bu çalışma, ağız sağlığının, sağlık hizmetimiz içinde tercihe bağlı bir durum olarak kalamayacağını hatırlatıyor. Hepimizin hayatı, düzenli kontroller ve iyi bir ağız hijyeni sayesinde geliştirilebilir. Böylece ağızlarımızda zaten var olan bakteriyi, diş çürümesine, diş eti çekilmesine veya diş kaybına yol açmayacak seviyeye kadar azaltabiliriz.”
Alzaymır Toplumu Araştırma Başkanı Dr. James Pickett ise “Laboratuvar çalışması, bu enfeksiyonun beyin hücrelerine zarar verebileceğini gösteriyor. Ancak bunun, insanlarda söz konusu hasara neden olabileceğine veya alzaymır ile sonuçlanabileceğine dair henüz net bir kanıt yok” ifadelerini kullandı.
Geliştirilen yeni ilacın, enfeksiyonun gerçekten alzaymır hastalığında önemli bir rol oynayıp oynamadığını göstermesi bakımından başarılı olduğunu belirten Pickett, “Son 15 yıl içinde demansa karşı yeni bir ilaç geliştirilmemiş olması önemli bir konuydu. Gelecekteki klinik testler, yeni ilacın alzaymır tedavisinde kullanılıp kullanılamayacağını gösteren önemli bir deneme olacaktır” diye ekledi.
Uzmanlara göre, diş eti hastalığına yol açan birçok bakteri türü bulunuyor ve bunlar arasında en önemlisinin porphyromonas gingivalis olduğu belirtiliyor.



Quentin Tarantino, Brad Pitt'e "Senin kariyerini bitiririm" diye çıkışmış

Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
TT

Quentin Tarantino, Brad Pitt'e "Senin kariyerini bitiririm" diye çıkışmış

Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)

Çekimlerinin üzerinden 8 yıl geçse de Bir Zamanlar... Hollywood'da (Once Upon a Time... in Hollywood) gündem olmayı sürdürüyor. 

Filmin oyuncularından Bruce Dern, Quentin Tarantino ve Brad Pitt'le yaşadığı anıyı, kendisini konu alan Dernsie belgeselinin prömiyeri için gittiği Cannes Film Festivali'nde gazetecilere açıkladı.

Doğaçlama yeteneğiyle bilinen tecrübeli aktör, Bir Zamanlar... Hollywood'da setinde de bu kabiliyetini kullandığını aktardı. Görme engelli George Spahn'ı canlandıran oyuncu çekimler sırasında yaşadığı ilginç olayı şöyle aktardı:

Bir Zamanlar... Hollywood'da'da Brad Pitt beni uyandırıyor. Yataktayım, uyanıyorum, biraz sersemim falan. 'Ne olduğunu pek anlamıyorum' dedim. Ona doğru baktım. Kameranın durmasını istedi. Quentin'in yüzündeki ifade… Bir deli ciddiyetine sahipti. 'Brad sen ne yaptın?' dedi. O da 'Kamerayı durdurdum' diye yanıtladı. Bunun üzerine 'Bir daha asla kamerayı durdurayım deme, aksi takdirde kariyerini bitiririm. Bu benim alanım. Eylemi sonlandırma' dedi.

Sonrasında sahnenin tamamlandığını anlatan 89 yaşındaki aktör, "Brad yalnızca 'Söylediği şey senaryoda yoktu' diyebildi" ifadesiyle anısını bitirdi.

Tarantino'nun yazıp yönettiği ve başrollerinde Leonardo DiCaprio, Brad Pitt ve Margot Robbie'nin yer aldığı Bir Zamanlar… Hollywood'da, 2020 Oscar Ödülleri’nde 10 dalda aday gösterilmişti.

Film En İyi Yardımcı Aktör dalında Pitt'e, En İyi Yapım Tasarımı dalındaysa Barbara Ling ve Nancy Haigh'e Akademi Ödülü kazandırmıştı. 

Devam projesi The Adventures of Cliff Booth'u yönetmekten vazgeçip son filmi olması beklenen The Movie Critic'i rafa kaldıran Quentin Tarantino, rotasını tiyatroya kırdı. 

62 yaşındaki sinemacı, kaleme aldığı oyunla yönetmen koltuğuna geri dönmeye hazırlanıyor.

Öte yandan senaryosunu Tarantino'nun yazdığı, yönetmen koltuğundaysa David Fincher'ın oturduğu Brad Pitt'li The Adventures of Cliff Booth, bu yılın sonlarında Netflix kütüphanesindeki yerini alacak.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedim

Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
TT

Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedim

Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)

Son günlerde Şeytan Marka Giyer 2'deki (The Devil Wears Prada 2) rolüyle de konuşulan Anne Hathaway, 17 Nisan'da vizyona giren Mother Mary'nin çekimleri sırasında çok zorlandığını açıkladı.

43 yaşındaki aktris; Jack Antonoff, Charli XCX ve FKA twigs'in film için bestelediği şarkıları söyleyip onlarla birlikte dans ettiği görüntüleri izleyince "Gerçekten kötü… Gelip bunu seyretmelerini insanlardan isteyebilir miyim, bilmiyorum" diye düşündüğünü anlattı. 

Oscarlı yıldız, eşi Adam Shulman'a projeden ayrılmak istediğini söylediğini Elle'e verdiği röportajda bildirdi. 

Sonrasında "Kovulursam değil, ayrılırsam utanacak bir durum oluşur" düşüncesine vardığını sözlerine ekledi.

Film için aylarca dans dersi alan aktris, çekimler bittikten sonra bir yıl boyunca sesini de geliştirmiş. 

Post prodüksiyon aşamasında Antonoff'la birlikte stüdyoya döndüğünü belirten Amerikalı, "Başını sallayıp 'Çalışmışsın' dedi" ifadesini kullandı.

Tüm bu çabaya rağmen film, küresel gişe hasılatında 3 milyon dolar barajını bile geçemedi.

Yeşil Şövalye (The Green Knight) ve Bir Hayalet Hikayesi'yle (A Ghost Story) tanınan David Lowery'nin yazıp yönettiği Mother Mary, turnesini varoluşsal bir kriz nedeniyle yarıda bırakan pop yıldızı Mary'nin hikayesini anlatıyor.

Hathaway'in canlandırdığı Mary, yıllar önce imajını şekillendiren eski arkadaşı ve moda tasarımcısı Sam'le (Michaela Coel) yeniden bir araya geliyor.

Kadroda ayrıca Hunter Schafer, Atheena Frizzell, Kaia Gerber, Jessica Brown Findlay, Alba Baptista ve Sian Clifford gibi isimler var.

Temmuzda yayımlanan Vogue röportajında Anne Hathaway, canlandırdığı karakterle ilgili şunları söylemişti:

Senaryoyu okur okumaz fark ettiğim şey, Mary'nin 'oynanacak' bir karakter olmadığıydı. Eğer rolü alırsam, David'in şekillendirebileceği bir malzeme haline gelmem gerekecekti... Acemi olmayı kabul etmeliydim. Bunun beraberinde getirdiği tevazu, her gün sete gelip kötü olacağını bilmek ve bunun normal olduğuna inanmak. 'Kötü' değilsin; sadece acemisin ve öğreniyorsun. Bu zihniyete ulaşmak için bazı şeyleri geride bırakmam gerekti. Dönüştürücü süreçlerin zorluğu gibi, bu da zordu ama bir o kadar da değerliydi.

Independent Türkçe, Deadline, TheWrap


Gözden kaçan ama kahkahası bol 6 komedi dizisi

Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
TT

Gözden kaçan ama kahkahası bol 6 komedi dizisi

Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)

Ekran karşısında şöyle içten bir kahkaha atıp günün yorgunluğunu üzerimizden atmayı hepimiz hak ediyoruz. Ancak popüler kültürün bitmek bilmeyen "en iyiler" listeleri bazen gerçek keşiflerin önünü kapatabiliyor. Ana akımın ışıltılı dünyasında kendine yer bulamasa da zekasıyla parlayan, kıymetini bilenlerin gönlünde taht kuran diziler aslında hemen yanı başımızda keşfedilmeyi bekliyor. Çok fazla konuşulmasa da seyircisiyle özel bir bağ kuran bu diziler, çoğu zaman en unutulmaz izleme deneyimini sunuyor. Nitekim iyi komedi sadece güldürmekle ilgili değil, bazen insanın sıkışmışlığını, yalnızlığını ve yönsüzlüğünü en dürüst haliyle gösterebilmekle de ilgili.

Spaced'in kendine has absürtlüğü, Crashing'in anlattığı kaotik Londra hayatı, Black Books'un huysuzluğu başlı başına bir mizah biçimine dönüştürmesi, My Name Is Earl'ün karma düzeltme telaşı, klişelere düşmekten sıyrılan Mo'nun göçmenlik bürokrasisiyle dokunaklı dansı ve Lovesick'in modern ilişkilere dair o naif gerçekçiliği... Bahsettiğimiz bu diziler, listemizin gizli kalmış yıldızları. 

Klişelere sıkışmış sitcom dünyasından uzaklaşıp, hafızalara kazınabilecek bu özel dizileri gün yüzüne çıkarıyoruz. Eğer "Bu diziyi neden daha önce izlemedim?" diyeceğiniz bir keşif yolculuğuna hazırsanız, arkanıza yaslanın ve listemize göz atın. Belki de yeni favoriniz tam da burada saklıdır.

Spaced (1999–2001)

Edgar Wright imzasını daha ilk dakikalarından hissettiren Spaced, sıradan bir ev arkadaşlığı hikayesini enerjisi hiç düşmeyen yaratıcı bir komediye dönüştürüyor. Simon Pegg ve Jessica Hynes'in canlandırdığı Tim ve Daisy, sevgili gibi davranarak aynı eve taşınan, 20'lerindeki işsiz güçsüz iki karakter olsa da dizi asıl enerjisini onların etrafında kurulan kaotik dünyadan alıyor. Video oyunlarından paintball savaşlarına, absürt hayal sekanslarından gündelik hayatın küçük krizlerine kadar her bölümde temposu sürekli değişen çılgın bir ritim hissediliyor. 

sdvdsv
İki BAFTA adaylığı bulunan Spaced'deki bazı temalar ve zombi sahneleri, daha sonra Zombilerin Şafağı'na ilham verdi (Channel 4)

Cornetto Üçlemesi'ne giden yolu açan ve Nick Frost gibi isimleri öne çıkaran bu İngiliz klasiği, Wright'ın hızlı kurgusu ve görsel mizah anlayışıyla klasik sitcom formülünden sıyrılıp neredeyse deneysel bir komediye dönüşüyor. Buna rağmen karakterler hiçbir zaman seyirciden kopmuyor. "Neden olmasın?" duygusuyla hareket ederek sıradışı kamera açılarını zekice yazılmış diyaloglarla harmanlarken, izleyicide derin bir bağ ve sempati uyandırmayı da başarıyor. Özellikle Frost ve Michael Smiley gibi yan karakterlerin kattığı enerji, dizinin en önemli unsurlarından biri. 

Bugün hâlâ yeterince keşfedilmemiş olsa da Spaced, modern İngiliz komedisinin en yaratıcı ve etkili işlerinden biri olarak anılmayı rahatlıkla hak ediyor.

IMDb: 8,5
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Black Books (2000–2004)

Hak ettiği değeri göremeyen komedi dizileri listemize, insansevmezlikle sıcaklığı aynı potada eriten, tam da battaniye altına girip çayınızı yudumlarken izlemelik Black Books'la devam ediyoruz. 

Kitaplarla dolu dağınık bir dükkanın içinde geçen Black Books, ilk bakışta küçük ölçekli bir sitcom gibi görünse de Britanya komedisinin en kendine özgü işlerinden biri. 

Zombilerin Şafağı'ndan (Shaun of the Dead) da hatırlayacağınız Dylan Moran'ın canlandırdığı kitabevi sahibi Bernard Black, insanlardan nefret ediyormuş gibi davranan ama bütün huysuzluğunun altında garip bir samimiyet taşıyan unutulmaz bir karakter. 

egrth
İki BAFTA ödüllü Dylan Moran (en sağda), canlandırdığı huysuz Bernard karakterini yaratırken Dublin'de karşılaştığı gerçek bir sahaftan ilham almış (Channel 4)

Bernard huysuzluğu, bitmek bilmeyen alaycılığı ve zekice iğnelemeleriyle televizyon tarihinin en nevi şahsına münhasır komedi karakterlerinden biri. Onun bu amansız karamsarlığı, yanı başındaki dükkanı işleten sabırlı dostu Fran ve işe yeni giren iyimser yardımcısı Manny'nin eğlenceli dinamikleriyle harika bir durum komedisi dengesine kavuşuyor.

Londra'nın sıradan gündelik hayatını fon olarak kullanırken bir anda absürtleşebilen hikayeleri sayesinde Black Books, klasik sitcom düzenini sürekli bozan bir ritim yakalıyor. Martin Freeman ve Olivia Colman gibi isimlerin konuk oyunculukları da dizinin Britanya komedi dünyasıyla kurduğu güçlü bağı hissettiriyor. 

Eğer hem içinizi ısıtacak hem de kara mizahıyla sizi güldürecek saklı bir hazine arıyorsanız, bu darmadağınık kitabevinin kapısını kesinlikle aralamalısınız zira Black Books hâlâ keşfedilmeyi bekliyor. 

IMDb: 8,4
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Lovesick (2014–2018)

İlk bakışta yalnızca sıradışı fikriyle dikkat çeken Lovesick, aslında modern ilişkileri şaşırtıcı derecede samimi ve gerçekçi anlatan en özel romantik komedilerden biri. 

Dizi, klamidya teşhisi alan müzmin romantik Dylan'ın durumu eski partnerlerine haber vermek zorunda kalmasını merkezine alırken, her bölümde eski ilişkilerin nasıl başlayıp nasıl sona erdiğini geri dönüşlerle anlatıyor. Bu yapı izleyicide hem eğlenceli hem nostaljik yer yer de buruk bir tat bırakıyor. Bu yapı sayesinde Lovesick, sadece romantik bir hikaye değil; aynı zamanda 20'li yaşların kafa karışıklığını, bağlanma korkusunu ve yalnızlık hissini çok doğal biçimde yakalıyor. 

dsergrt
Johnny Flynn (solda), Antonia Thomas (sağda) ve Daniel Ings'i (ortada) başrollerde buluşturan Lovesick, 2014'te Channel 4'da ilk yayımlandığında Scrotal Recall adıyla çıkış yapmıştı (Channel 4 / Netflix)

Johnny Flynn'in sakin ama kırılgan performansı, Antonia Thomas ve Daniel Ings'in enerjisiyle birleşince karakterler kısa sürede yakın arkadaşlarınız gibi gelmeye başlıyor. 

Mizahı çoğu zaman ince ve gündelik detaylardan beslenen dizi, romantik komedilerde sık görülen yapay dramatik tuzaklara düşmeden duygusal olmayı başarıyor. Lovesick son yılların en zarif, en içten ve hak ettiği değeri görememiş komedilerinden biri.

IMDb: 8
Nereden izlenir: Netflix

Mo (2022–2025)

Sizi Netflix'in nasıl konumlandıracağını tam olarak çözemediği ancak türler arasında rahatça dolaşan saklı cevher Mo'yla tanıştırmak isteriz. Filistinli komedyen Mo Amer ve Ramy'nin yaratıcısı Ramy Youssef'un imzasını taşıyan dizi, Houston'da bir mülteci ailesinin Amerika'daki sıkışmışlık hissini anlatıyor. Mo, göçmenlik hikayelerini klişelere sığınmadan anlatabilen nadir dizilerden biri ve bunu yaparken mizah duygusunu hiç yitirmiyor.

xsdvfgrth
44 yaşındaki komedyen Mo Amer, 2009'da nihayet ABD vatandaşlığı almadan önce, Teksas'ta mülteci olarak 20 yıl boyunca yasal bir belirsizlik içinde yaşadı (Netflix)

Göçmenlik bürokrasisi, ailevi sorumluluklar ve travmalar arasında mekik dokuyan yapım, "Amerikalılık" fikrini köksüzlük, yerel sokak mizahı ve politik eleştirilerle harmanlayan tam bir çelişkiler komedisi. Diziyi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir yandan gerçekçi bir göçmenlik hikayesini anlatırken diğer yandan sürreal dokunuşlarla hikayeyi neredeyse mitolojik bir boyuta taşıyabilmesi. Mo Amer'in hem zeki hem de karizmatik performansı, izleyiciyi sistemin kırık dökük parçaları arasında hayatta kalmaya çalışan bu adamın dünyasına anında ortak etmeyi başarıyor. 

Derdini anlatırken vaaz vermeyen, temposu yüksek ve derinliğiyle sizi yakalayan bir komedi arıyorsanız, Mo'nun Houston sokaklarındaki hayatta kalma çabasına mutlaka göz atmalısınız.

IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Netflix

My Name Is Earl (2005–2009)

Karma fikrini merkezine alan My Name Is Earl, ilk bakışta absürt ve fazlasıyla "küçük ölçekli" görünen hikayesini zamanla televizyonun en sıcak ve samimi komedilerinden birine dönüştürdü. 

Dizi, küçük çaplı bir suçlunun piyangoyu kazandığı gün geçirdiği kazanın ardından hayatını tamamen değiştirme kararı almasıyla başlıyor. 

Jason Lee'nin Earl Hickey rolündeki ikonik performansına Jaime Pressly, Ethan Suplee ve Eddie Steeples gibi güçlü bir yardımcı oyuncu kadrosunun eşlik etmesi, dizinin o kendine has neşeli ve samimi havasını perçinliyor. Earl, hayatı boyunca kırdığı insanlardan tek tek özür dilemeye çalışırken dizi de her bölümde hem eğlenceli hem şaşırtıcı derecede duygusal bir hikaye anlatıyor. 

sdgth
Earl'ü canlandıran 56 yaşındaki Jason Lee (solda), Şöhrete Bir Adım (Almost Famous) ve Vanilla Sky gibi filmlerdeki rolleriyle de tanınıyor (NBC)

"Redneck" mizahına yaslanmasına rağmen karakterleri hiçbir zaman küçümsememesi, dizinin bugün hâlâ sevgiyle hatırlanmasının en büyük nedenlerinden biri. Komedi unsurunu ahlaki derslerle şaşırtıcı bir dengeyle birleştiren dizi, zaman zaman saçma sapan ama her daim pozitif mesajlar veren bölümleriyle izleyiciye bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. 

Yaratıcı geri dönüş sahneleri ve her karakterin derinliğiyle televizyon tarihinin en iyi niyetli kara mizah örneklerinden biri olmasına rağmen ne yazık ki ekranlara apar topar veda etmesi dizinin en büyük talihsizliği olmuştu. 

Cevapsız kalan hikayesi can sıksa da My Name Is Earl, hak ettiği değeri görememiş en içten, yaratıcı ve içimizi ısıtan komedilerden biri olarak hafızamızda.

IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Disney+ 

Crashing (2016)

Yolumuza Phoebe Waller-Bridge'in efsanevi Fleabag öncesinde kaleme alıp başrolünde yer aldığı gizli cevheri Crashing'le devam ediyoruz. Yalnızca 6 bölümden oluşan bu mini dizi, Londra'nın fahiş kiralarından kaçmak için terk edilmiş eski bir hastanede birlikte yaşayan genç yetişkinlerin kaotik hayatlarına, karmaşık ilişkilerine ve yönsüzlük hissine odaklanıyor.

Waller-Bridge'in canlandırdığı eksantrik Lulu karakterinin gelişiyle dengeleri bozulan bu toplulukta, günümüz yıldızlarından Jonathan Bailey ve Damien Molony gibi isimlerin canlandırdığı, kusurlarla dolu ama aralarındaki kimya su götürmez olan bir arkadaş grubu bizi karşılıyor. 

sdergt
Whitechapel'daki eski Royal London Hastanesi'nde çekilen Crashing'in senaryosu, Phoebe Waller-Bridge'in kaleme aldığı iki ayrı kısa oyundan türedi (Channel 4 / Netflix)

Fleabag kadar deneysel ya da karanlık olmasa da Crashing, yetişkinliğe geçiş sürecindeki kaybolmuşluk hissini sıcak, komik ve samimi bir dille anlatan, göz ardı edilmiş komedilerden biri.

Karakterlerin büyük yüzleşmelerin eşiğine gelip söylenmemiş kelimelerin ardına saklandığı anlar, yetişkinliğin getirdiği kaybolmuşluk ve kimlik arayışı hissiyle nefis bir şekilde birleşiyor. 

Çabucak biten, temposu yüksek ve modern ilişkilerin karmaşasını samimi bir dille anlatan bir komedi arıyorsanız, Waller-Bridge'in ukulele eşliğinde söylediği uydurma şarkılara hazırlıklı olun ve bu hastanenin kapısını mutlaka aralayın.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix