Suudi 'Sahve' akımının popüler 9 kaseti

Seksenli yıllarda Suudi Arabistan’da dini içerikli kasetler geniş çapta yaygınlaşmıştı.

Seksenli yıllarda Suudi Arabistan’da “Uyanış” (Sahve) olarak nitelenen akıma mensup kişilerin hutbelerini içeren kasetler çok yaygındı. (Twitter)
Seksenli yıllarda Suudi Arabistan’da “Uyanış” (Sahve) olarak nitelenen akıma mensup kişilerin hutbelerini içeren kasetler çok yaygındı. (Twitter)
TT

Suudi 'Sahve' akımının popüler 9 kaseti

Seksenli yıllarda Suudi Arabistan’da “Uyanış” (Sahve) olarak nitelenen akıma mensup kişilerin hutbelerini içeren kasetler çok yaygındı. (Twitter)
Seksenli yıllarda Suudi Arabistan’da “Uyanış” (Sahve) olarak nitelenen akıma mensup kişilerin hutbelerini içeren kasetler çok yaygındı. (Twitter)

Suudi Arabistan’da 80'li ve 90'lı yıllarda yaşanan İslami uyanış (Sahve) döneminde rağbet gören “kasetler" Sahve'nin bugüne kalnmış belgesel mirası. Kasetler; Sahve Akımı’nın söylemlerini insanlara ulaştırmakta ve yaymakta kullandığı en önemli araçlardan biriydi.
Bu dönemde binlerce konferans, ders, hutbe ve ilahi üretilmiş ve milyonlarca kaset ile bunların dağıtımı yapılmış olsa da o dönemde yaşayanlara göre en etkili ve yaygın olanı 9 kasetti.
1- "Zevkleri Yıkan"
Bu kaset aslında vaiz Abdullah bin Hamad er-Ressi’nin ölüm ve ölüm sarhoşluğu, kabir ve insanların kabirdeki durumlarından, kıyamet gününün korkularından bahsettiği konuşmanı kaydıdır. 80'li yılların sonunda bu kaset, Suudi Arabistan içerisinde ve dışında geniş çapta popüler olmuştur.
Yayınlandığı dönemde bu kasete 2 farklı tepki verilmiştir: Bazı kimselere göre bu kaset, insanları uzun yıllar devam eden bir gafletten uyandırmıştır. Bu övgü; o dönemlerde bu kasetin  Selman el-Avde gibi bir şahsiyet tarafından bile övülmesine ve şu sözlerle kendisi ile iftihar etmesine neden olmuştur: "'Zevkleri Yıkan' adlı kasetin ne kadar ilgi topladığını anlamak için sadece bir kopyasının 30 bin sattığını ve Suudi Arabistan’ın genelinde 200 binden fazla sattığını bilmek yeterlidir.”
Bu kasetin bazı bölümlerinin diğer kasetlerin başında ve sonunda kullanılması ve konferanslara temel oluşturması, Sahve Hareketi mensuplarının tamamı tarafından önemli çalışmalardan biri olarak kabul edilmesi ne dereceye kadar yaygın olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu kaseti eleştirenler ise Ressi’nin konuşmasında yer verdiği fikirleri ve Sahve akımı’nın bu kasete yönelik eğilimini abartı ile nitelemişlerdir. Bu kasetin daha çok korkutma amacı taşıdığını belirterek  mutluluk, yaşam sevgisi ve umut yerine ölüm, ümitsizlik ve nefret kültürünü yaydığını, Allah’ın azabı ile korkutma söylemini için bir rol model ve ikona dönüştüğünü ifade etmişlerdir.
2-"Gerçek Tövbe"
Bu kaset, Saad el-Beriyk’in bir hutbesini içermekte. Bu hutbeye göre ümmet son zamanlarda günah, suçlar ve kötülükler bataklığına gömülmüştür ve bu bataklıktan kurtulmasının tek yolu Allah’a dönmesi ve tövbe etmesidir. Gerçek ve nasuh tövbenin alametleri ise kulun tövbe ettiği ameli bir daha işlememesidir.
Ancak o dönemde kaset ile ilgili bir tartışma da olmuştur. Bunun nedeni kasetin içeriği değil konuşmacının bu çağda yaşadığını ve adının Ahmed olduğunu iddia ettiği bir tövbekar hakkında anlattığı örnek öyküdür. Kasette yer aldığına göre yaşadığı gayrimeşru bir ilişkiden sonra Ahmed adlı bu kişi tövbe etse de yaşadığı vicdan azabı kendisini yargılanıp cezasını çekmek için kendini yetkili makamlara teslim etmeye ve hac farizasını yerine getirmeye itmiştir. Ama tüm bunlara rağmen acısı ve üzüntüsü hiç geçmemiştir ve bir mescidde oruçluyken ve Kur’an okurken ruhunu teslim etmiştir.
Dramatik ifadeler ve öykülerle dolu bu kaset; Sahve Akımı’nın eleştirilmeye başlandığı dönemlerde konuşmacının Ahmed adlı kişi hakkında anlattığı ve gerçek olduğunu iddia ettiği öykünün aslında bir hayal ürünü olduğu ortaya çıkana kadar bu akımın ikonu olmuş, farklı versiyonları ile yeniden üretilmiştir. Bu gerçeğin ortaya çıkması ile yalanlara dayalı bu tür dini söylemlere yönelik eleştirilerin ve öfkenin dozu yükselmiştir.
3- "Size Söylediklerimi Hatırlayacaksınız"
Bu başlık; Kuveyt’in işgalden kurtarılmasının ardından davetçi Sefer el-Havali’nin yapmış olduğu bir konuşmanın başlığıdır. Kuveyt’in Irak Baas Partisi tarafından işgal edilmesi konuşmacının da önde gelen simgelerinden olduğu Sahve için daha önce hiç bilmediği yeni bir kriz ortaya çıkarmıştır.  Bu da Sahveciler arasında bir karışıklık, görüşlerde, analizlerde ve ümmetin nasıl bir tutum benimsemesi gerektiği konusunda fikir ayrılıkları yaşanmasına yol açmıştır. Başlangıcından itibaren Sahve Akımı bu olaya karşı açık ve net bir tepki gösterememiştir. Görünüşe bakılırsa Sahve Akımı’nın bu krize ve ülkelerin benimsedği tutuma karşı tepkisini netleştirmesi için bu önemli konuşmaya ihtiyacı vardı.
İçerik olarak konuşmasında değiştirilmesi gereken çok sayıda münkerin var olduğuna değinen  el-Havali, Saddam'a karşı Batı’dan yardım istemenin İslam’ın “velâ ve berâ” ilkesine aykırı olduğuna odaklanmaktadır. Körfez bölgesinde toplanan Batılı güçlerin en önemli hedefinin aslında İslami uyanışı yok etmek olduğunu belirten konuşmacı, bu gibi durumlarda Müslümanların, gayrimüslimlerden yardım istemelerinin caiz olduğunu söyleyenlerin öne sürdüğü kanıtları çürüterek sözlerini sona erdirmektedir. Bu sözlerin hedefinde ise Kuveyt’i kurtarmak için ABD ve müttefiklerinden yardım isteme önerisini destekleyen ülkelerdeki dini kurumlar bulunmaktadır.
4- "O halde Allah'a koşun!"
Bu kaset; davetçi Dr. Sefer el-Havali’nin Riyad’taki Kral Halid Camisi'nde yaptığı ünlü "O halde Allah’a koşun!" Başlıklı vaazını içermektedir. O zamanlar geçerli olan Sahve söylemine benzer bir şekilde bu kasetin içerisinde yer alan vaaz da genel olarak öğüt verir nitelikte. Konuşmasının  bir bölümünde din alimleri arasında bazı fıkhi konularda yaşanan ayrılıklara da değinen konuşmacı, Batı’ya karşı durabilmemiz için onlarda olduğu gibi bizim de bir görüş üzerine ittifak etmemizin İslam ümmetinin faydasına olacağına işaret ediyor.
Daha sonra sanki ABD güçlerinin bölgeye gelmesine açık bir şekilde karşıymış gibi lanse edilen bu konuşmanın ardından Sahve Akımı’nın Kuveyt konusundaki tutumu daha açık bir şekilde belirmeye ve netleşmeye başlamıştır. O dönem söylendiğine göre ABD medyası da Sefer el-Havali’den ve bu konuşmasından bahsetmiştir. Bu da durumun daha da hassaslaşmasına neden olmuştur.
Sahve Akımı’na mensup kimseler neden oldukları bu kritik durumun boyutunu idrak edemediler. Bazıları Yüksek Alimler Heyeti’nin yabancı güçlerden yardım istemek konusunda yayınladığı açıklamadan şüphe duyulmasına neden olacak açıklamalarda bulunurken, bazıları ise bu açıklamayı; herkesin saygı gösterdiği ve resmi bir konuma sahip dini bir kurumdan yapılmış eşi benzeri görülmemiş bir açıklama olarak nitelemişlerdi.
Böylece devlet ve devlete bağlı kişi ve kurumların politikalarına karşı kışkırtmalar 1994-1995 yıllarında zirveye ulaşana kadar artarak devam etmiştir. Gün geçtikçe artan bu tehlikeye karşı tavrını ortaya koyması gerektiğini anlayan Yüksel Alimler Heyeti; Selman el-Avde ve Sefer el-Havali’nin tutuklanmasına yönelik ünlü kararını bu gerekçeye dayanarak almıştır.
5- "Gerçekler ve rakamlarla canlı yayın"
Canlı yayın; Sahve Dönemi için tanık olunan büyük musibetlerden biri olarak nitelenmiştir. Bu nedenle ve sahip olduğu büyük öneme binaen bu akımın ileri gelenleri bu konuya ayrı bir önem atfetmişlerdir. Bu konudan bahseden ve hakkında güvenilir istatistikler ve rakamların yer aldığı kapsamlı çalışmalar sunan en ünlü kişi ise davetçi Nasır el-Amr’dır. 90'lı yıllar öncesinde canlı yayın başlıklı konuşmasında Nasır el-Amr ilk olarak ele aldığı konunun taşıdığı tehlikelerden, bu konuyu seçme nedenlerinden bahsetmektedir. Ardından kaynak olarak televizyon ve film sonuçları hakkından hazırlanan ve yayınlanan sonuçlara ve “canlı yayın” ölçümlerine dayandığına değinmektedir.
Televizyonun etkileri ile ilgili korkunç istatistiklere ve zamanının hiçbir aracı ile karşılaştırılamayacak kadar büyük etkilerine yer verdikten sonra medyanın modern hayatlarımızdaki öneminden bahsetmektedir. Daha sonra televizyonun bu etkisinden ayrıntılı bir şekilde bahsetmekle insanlara kötülük yollarını tanıtma ve bu yola düşmemeleri için onları uyarma amacını taşıdığını belirtmektedir. Son olarak konuşmacı; canlı yayını ve dayanaklarını tanıtmış, uyduların nasıl geliştiklerini açıklamış, dış medyanın etkilerinden uzak olmadığını belirttiği canlı yayında yaşanan yeniliklere ve etkilerine değinmiştir.
Bu kaset; el-Amr’ın kendisini bile şaşırtan büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu şaşkınlığını kendisi de şu sözlerle ifade etmektedir: "Hicri 1409 (Miladi 1988) yılında bu konu ile ilgili bir konuşma yapma daveti aldım. Ben de kollarımı sıvadım ve araştırmaya başladım. Bu konu ile ilgili kaynakları topladım. Yine bu konuda düzenlenen bir seminere katıldım. Ardından belirlenen tarihte konuşmamı yaptım. Ama durgun bir suya atılan bir taş gibi konuşmamın bu kadar büyük bir yankı uyandırmış olmasına hala inanamıyorum. Bu konuşmanın ardından bana bu konuda birçok soru geldi. Suudi Arabistan içinde ve dışında konuşma yapmam için birçok davet aldım. Bu çerçevede 8 konferans ve 2 seminer düzenledim. Bunun ardından içimde bu konu hakkında bir kitapçık ya da kitap yayınlamak konusunda bir istek doğdu...”
Canlı yayının ortaya çıkmasından sonra bazı büyük alimlerin televizyonun haram olduğuna, öldüğünde evinde televizyon bulunan bir kişinin ailesini aldatmış olduğuna yönelik fetvalar yayınlamaları bu konuşmanın popülaritesini arttırmıştır. Bazı gözlemciler bu tür fetvaları konuşmanın sonuçlarından ve etkilerinden saymış hatta bu söylemi benimseyenler için büyük bir zafer olarak nitelemişlerdir.
Konuşmada “uydu”ları ve televizyon kanallarını hedef alan korkutucu ve düşmanca sözlere karşı çıkanlardan biri de merhum Dr. Gazi el-Kusaybi’dir. Bu muhalefeti ile Gazi el-Kusaybi, Uyanış Akımı’nın önde gelen düşmanlarından biri haline gelmiştir.
6- "Çadır Yapımcıları"
Bu kasette Selman el-Avde, misyonerliğin Müslümanlar ve özellikle de Arap yarımadası için teşkil ettiği tehlikelere değinmiştir. Suudi Arabistanlıları Hristiyanlaştırmayı amaçladıklarını iddia ettiği bu misyonerlerin eylemlerini ve planlarını açığa çıkaran bazı belgelere yer vermiştir. Ayrıca konuşmasında Aramco şirketine ve iddiasına göre bu şirketin içinde yaşanan komplolara da odaklanmıştır.
Yayınlandığı dönemde Avde’nin bu suçlamaları büyük bir tartışma ve kargaşa yarattı. Çünkü bu sözler; Suudi Arabistan’ın İslam’ın koruyucusu ve değerlerine saygılı bir ülke olduğuna yönelik tüm söylenenlere karşıydı.
Ancak her yönden gelen eleştilerle sıkışan Avde, yaptığı bir başka konuşmada kendisine yöneltilen eleştirilere şu karşılığı verdi: "Daha önce yapmış olduğum “Çadır Yapımcıları” konuşmasında sizlere misyonerlerin 7. ekseninin laikçilerle birlikte İslami Uyanış ile mücadele etmek olduğunu belirtmeyi unuttum.”
7- "Yeterince aptal değiliz"
Sahve söyleminin ele aldığı en temel konulardan biri de kadınlardır. Bu nedenle önde gelen isimlerinin kadınların batılılaştırılması adını verdikleri akıma karşı mücadeleye büyük önem vermiş, fazileti korumak adına toplumu her zaman seferberlik halinde olan bir orduya çevirmişlerdir.
Bu bağlamda; davetçi Selman el-Avde “Yeterince aptal değiliz” başlıklı konuşmasını,  Riyad şehrinde 6 Kasım 1990 yılında kendilerine araba sürme izni verilmesi için bir grup Suudi Arabistanlı kadının düzenlediği gösterinin ardından yapmıştır.
İçeriğiye halkın bu gösteriye karşı tepkisini ve öfkesini alevlendiren kaset; kadınların hemşire olarak çalışmaları ve araba sürmeleri şiddetli bir şekilde karşı çıkmaktadır. Kasette; kadınların araba sürmesi konusunun gündeme getirilmesinin arka planında İslam alimleri ve din öğrencileri arasında şaşkınlık ve  kafa karışıklığı yaratma amacının yattığına işaret edilmektedir. Ayrıca Suudi Arabistan ve halkının sistemli bir istila hareketi ile karşı karşıya olduğundan bahsedilmektedir.
8- "Karşıtları ve destekçileri ile İslami kasetler" 
Kazançlı bir metaya ve alışılmışın dışında etkili bir araca dönüşen kasetler, o dönemin ileri gelen İslami Uyanış davetçilerinden Selman el Avde’ye göre özel bir desteği haketmektedir. Yayınladığı bu kasette Avde; İslami kasetlerin önemine, neden kendisinden bahsedilmesi gerektiğine, İslami kasetlerin özelliklerine, yayılma nedenlerine, yaygınlığını ve etkisini sınırlayan engellere değinmektedir. Ardından İslami kasetlerin düzeltmesi gereken olumsuzluklardan, kasetleri bir davet aracı olarak nasıl kullanılcağına yönelik önerilerinden, bazı gazetelerin İslami kasetlere yönelik saldırlarından bahsetmektedir. O dönemde bu kaset; en değerli iletişim araçları olan kaseti korumak isteyen ve bunun için tartışmalar yapan Sahve mensuplarının tamamı için değerli bir kaynağa dönüşmüştür.
Bu kaset ayrıca “Kaset Günlüğü” başlığı altında İslami kaset pazarını eleştiren bir yazı kaleme alan Gazi el-Kusaybi’nin eleştirilerine de cevap vermektedir. Zira Kusaybi’nin Şarku'l Avsat gazetesindeki köşesi, bu akımın mensuplarına en sert eleştirilerin yöneltildiği köşeydi. Bunun ardından akımın önde gelen isimlerinin hemen hepsi, konuşmalarından ve hutbelerinde Kusaybi’ye bir bölüm tahsis etmeye ve adını anmadan kendisini eleştirmeye başlamışlardır.
Avde bu konuşmasında; Kusaybi’den şu alaycı ve hafife alan sözlerle bahsetmektedir: "Yakın bir zamanda modernite konusu bir kez daha gündeme geldiğinde birisi “Kaset Kaosu” başlıklı bir yazı kaleme almış. Kendi tabiri ile masum hutbeler ile Batılı şarkıları karşılaştıran bu yazının yazarına göre şarkı ve eğlence meclisleri ile vaaz meclisleri arasında bir fark yokmuş! Dini kasetlerin yayılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmekten kaçınmayan yazar, bunun Müslümanlara faydalı olmaktan çok bir Müslümana yakışmayacak şekilde din ticareti yapan satıcılar için bir tür kazançlı ticarete dönüştüğünü belirtmektedir.”  
Ardından Avde, yazarın kaset sahipleri hakkında sarfettiği sözlerden duyduğu öfkeyi şöyle dile getirmektedir: "Yazar; bu gibi kişilerin hadisler hakkında ne derece bilgi sahib olduklarını, İslam ve Müslümanlara gerçekten de faydalı olup olmadıklarını sadece Allah’ın bildiğini belirtmektedir. Yani yazar bu sözleri ile kasetlerin sahiplerini, kasetlerde konuşanları ve kendi deyimiyle masum hutbelerin sahiplerini eleştirmektedir. Bu kasetler ile dinin suistimal edildiğine değinerek bunu göz ardı edilmemesi ve kesin, sert bir şekilde başa çıkılması gereken bir tehlike olarak nitelemektedir. Peki bu tehlike ile neden başa çıkılmalıdır? Bunun nedeni kişisel onur ya da modern kazanımları korumak değil hanif islam dininin saflığını korumakmış! Ama nedense İslami kasetler meselesi ortaya atılmadan önce yazarımız, İslam dinini korumaya yönelik hiç bu kadar büyük bir gayret içinde değildi!"
9- "Fırtınanın merkezine yöneltilen oklar"
Bu başlık; Aid el-Karni’nin laikçiler adını verdiği kişileri hedef aldığı ve kendi deyimiyle bu kişilerin Ehl-i Hakk'a yönelik savaşlarını eleştirdiği bir Cuma hutbesinin başlığıdır.
Bu konusu ile hutbe, o dönemde Kusaybi ve Sahve Hareketi’nin önde gelen isimleri arasında var olan savaş ve tartışmalarda kendisine önemli bir yer edinmiştir. Bu nedenle Kusaybi bu hutbeye karşılık olarak daha sonra “Fitne Olmaması İçin” adıyla yayınlanan kitabına dahil ettiği bir mektup yayınlamakta gecikmemiştir. Karni’ye hitaben yazdığı bu mektupta hutbeyi cümlesi cümlesine eleştirmiştir. Ardından Karni’den cemaate uyma ve şiddete başvurma çağrısından vazgeçmeyi öğütleyerek mektubunu sona erdirmiştir.
Bu mektubunda ayrıca şu sözlere de yer vermiştir: "Yakın bir zamanda elime adı “Fırtınanın gözüne yöneltilen oklar” adından bir kaset geçti. Bu kaset; kardeşim Aid el-Karni tarafından şahsıma ve adım açık bir şekilde zikredilerek yöneltilmiş en çirkin saldırı ifadelerini içermekteydi. Bazı bölümlerinde de adları zikredilmeyen bazı kişilere yönelik benzer suçlamalar yer almaktaydı. Hayaletler adına konuşmaya alışkın olmadığım içinbu suçlamalara cevap vermeyeceğim. Bunun yerine kardeşim Aid el- Karni’nin hakkımda sarfettiği sözlere odaklanacağım. Konuşmasında yaptığı hatalara ve dil sürçmelerine değinerek sözlerimi onun ve sair müslümanların yararlanacağını umduğum bir öğüt ile tamamlayacağım.”
Ardından el-Kusaybi sözlerini şu şekilde sürdürmektedir: "Kaset boyunca el-Karni, elinde hakkımda notlar, belgeler ve dosyalar bulunduğunu belirtmektedir. Notları anladık peki belgeler ve dosyalar nedir? Allah Tela bizleri başkalarının ayıbını araştırmaktan men etmemiş midir? Peygamber Efendimiz (sav) hadisinde: "Zandan uzak durun! Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Başkalarının gizli konuştuklarını yaymayın! Birbirlerinizin ayıplarını araştırmayın! Gereksiz yere rekabete girmeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Birbirinize kin tutmayın! Birbirinize sırt çevirmeyin! Ey Allah'ın kulları, Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun!” diye buyurmamış mıdır?”  Kusaybi kitabı bu minvalde devam etmektedir.
Bunlar haricinde o dönemde ve sonrasında çokça dinlenen ve yaygın olan başka birçok kaset de vardır. Muhammed el-Habdan’ın; Kızlardan Sorumlu Eğitim Başkanlığı ile Erkeklerden Sorumlu Eğitim Başkanlığı’nın birleştirilmesini büyük bir komplo olarak nitelediği ve bu başkanlığın ortadan kaldırılmasından duyduğu üzüntüyü belirttiği “Çağın Şehidesi” adını taşıyan kaseti de bunlardan biridir. O dönemde yayınlanan bu kışkırtıcı konuşmasında el Habdan; insanları gösteri yapmaya ve şiddetle bu karara karşı çıkmaya davet etmektedir. Bunlara ek olarak Muhammed el-Arifi, İbrahim el-Duvayş, Hatb el-Evvel gibi bazı davetçilere ait kasetler yayınlansa da etki olarak Körfez Savaşı sırasında ve öncesinde var olan büyük şahinlerin düzeyine ulaşamamışlardır.



Tartışmalı film önemli bir rekorun daha sahibi oldu

Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
TT

Tartışmalı film önemli bir rekorun daha sahibi oldu

Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)

Michael Jackson'ın hayatını konu alan biyografik film, dünya sinemalarında 911,9 milyon dolar kazanarak tüm zamanların en çok gişe hasılatı yapan müzik biyografisi oldu.

Michael, 2018 tarihli Freddie Mercury biyografisi Bohemian Rhapsody'yi de geçerek zirveye yerleşti. 

Bohemian Rhapsody, Kuzey Amerika'da 216,6, dünyanın geri kalanındaysa 694,3 milyon dolar kazanmıştı. 

Michael ise Kuzey Amerika'da 358,6, geri kalan yerlerdeyse 553,3 milyon dolara ulaştı.

Japonya'da yeni vizyona giren filmin 1 milyar dolar sınırını da geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Popun Kralı'nı, yeğeni Jaafar Jackson'ın canlandırdığı filmde Colman Domingo, Michael Jackson'ın babasını, Nia Long ise annesini oynuyor. 

Oyuncu kadrosunda Jackson'ın avukatı rolünde Miles Teller, müzik yöneticisi Suzanne de Passe rolünde Laura Harrier ve Diana Ross rolünde Kat Graham de yer alıyor.

Antoine Fuqua'nın yönettiği biyografik filmin ilk başta 2025'te seyircilerle buluşacağı açıklansa da sonrasında vizyon tarihi 24 Nisan 2026'ya taşınmıştı.

Zira Mayıs 2024'te yapımı tamamlanan film, bazı aksiliklerle karşı karşıya kaldı. 

Michael, Jackson'ın 1988'deki Bad turnesiyle sona erdi ama başlangıçta filmin 1990'ların başlarını kapsaması da planlanıyordu. O tarihlerde Jordan Chandler'ın ailesi, Popun Kralı'nı 13 yaşındaki çocuklarına cinsel istismarda bulunmakla suçlamıştı. 

Bu dava, mahkeme dışında sağlanan bir uzlaşmayla çözülürken, miktarı açıklanmasa da 30 milyon dolara kadar çıktığı düşünülen yüksek bir ödeme yapıldı.

Avukatlar bu iddiaların filme katılmasının uzlaşma anlaşmasını ihlal edeceğini fark edince, son dakika değişiklikleriyle konuya dair sahneler çıkarıldı ve filmin sonu aceleyle yeniden çekildi.

Deadline, Haziran 2025 gibi yakın bir tarihte gerçekleştirilen yeniden çekimlerin maliyetinin 50 milyon dolar olduğunu bildiriyor. 

Lionsgate Sinema Grubu Başkanı Adam Fogelson, ikinci filmin hazırlıklarının çoktan başladığını ve "son derece iyi" gittiğini geçen ay açıklamıştı.

Michael, Lionsgate tarihinin en yüksek küresel gişe hasılatı elde eden sinema filmi ve bir müzik biyografisinin açılış hafta sonunda yaptığı en iyi küresel gişe hasılatı rekorlarına da sahip. 

Independent Türkçe, Deadline, Variety


20 yaşındaki yönetmenin rekortmen korku filmi bir sınırı daha aştı

48 yaşındaki Chiwetel Ejiofor, 2013 yapımı 12 Yıllık Esaret'teki (12 Years a Slave) Solomon Northup rolüyle Oscar'a aday gösterilmişti (A24)
48 yaşındaki Chiwetel Ejiofor, 2013 yapımı 12 Yıllık Esaret'teki (12 Years a Slave) Solomon Northup rolüyle Oscar'a aday gösterilmişti (A24)
TT

20 yaşındaki yönetmenin rekortmen korku filmi bir sınırı daha aştı

48 yaşındaki Chiwetel Ejiofor, 2013 yapımı 12 Yıllık Esaret'teki (12 Years a Slave) Solomon Northup rolüyle Oscar'a aday gösterilmişti (A24)
48 yaşındaki Chiwetel Ejiofor, 2013 yapımı 12 Yıllık Esaret'teki (12 Years a Slave) Solomon Northup rolüyle Oscar'a aday gösterilmişti (A24)

A24 imzalı korku filmi Backrooms, bilet satışlarında 200 milyon dolar sınırını aşarak bağımsız sinema stüdyosu adına bir ilki gerçekleştirdi.

Timothee Chalamet'nin başrolünde oynadığı, Josh Safdie imzalı Muhteşem Marty'yi (Marty Supreme) geçmeyi başaran film, A24'ün en fazla küresel gişe hasılatı yapan projesi oldu.

Türkiye'de 1 Ocak'ta vizyona giren Muhteşem Marty, 191 milyon dolarla sinemalardan ayrılmıştı. 

29 Mayıs'ta sinemaseverlerle buluşan Backrooms ise yalnızca 10 gün içinde 212 milyon dolara ulaştı. 

Backrooms, açılış hafta sonunda Kuzey Amerika'da 81,4 milyon dolar, dünya genelinde ise 118 milyon dolara ulaşarak beklentilerin çok üzerine çıkmıştı.

En büyük açılışı yapan özgün korku filmi olarak sinema tarihine geçen Backrooms, yönetmen Kane Parsons'a ABD gişesinde zirveye çıkan tarihteki en genç yönetmen unvanını getirdi. 

Henüz 20 yaşındaki Parsons, 2012 yapımı Doğaüstü'yle (Chronicle) 22 milyon dolarlık açılış yaparak 27 yaşında bu rekoru elinde tutan Josh Trank'i geride bıraktı.

İnternette tekinsiz bir video serisi olarak başlayan ve kısa sürede rekortmen bir gişe canavarına dönüşen Backrooms, son yılların en özgün korku projelerinden biri kabul ediliyor. 

Parsons, yalnızca 10 milyon dolar bütçeyle çekilen bu yapımla korku sinemasında rüştünü ispatladı.

Backrooms, yönettiği mobilya mağazasında ucu bucağı görünmeyen gizemli odalara açılan gizli bir kapı keşfeden ve burada kaybolan bir mimarı (Chiwetel Ejiofor) ve onu kurtarmak için bu tekinsiz bilinmeyene adım atan terapistini (Renate Reinsve) konu alıyor. 

Gizemli liminal mekanları ve barındırdıkları sırları bilimkurgu ögeleriyle harmanlayan Parsons, kısa filmlerindeki tekinsiz atmosferi Backrooms'da da korumayı başardı.

Yakaladığı ticari başarının ardından henüz resmi bir devam filmi duyurulmamış olsa da Parsons, Backrooms'u bir seriye dönüştürme fikrine sıcak baktığını ima etti.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter


Yeni John Wick projesinin kadrosuna usta oyuncu da eklendi

Nighy, 2022 tarihli Yaşamak'ın (Living) başrolündeki performansıyla övgü toplayarak Oscar'a aday gösterilmişti (Lionsgate)
Nighy, 2022 tarihli Yaşamak'ın (Living) başrolündeki performansıyla övgü toplayarak Oscar'a aday gösterilmişti (Lionsgate)
TT

Yeni John Wick projesinin kadrosuna usta oyuncu da eklendi

Nighy, 2022 tarihli Yaşamak'ın (Living) başrolündeki performansıyla övgü toplayarak Oscar'a aday gösterilmişti (Lionsgate)
Nighy, 2022 tarihli Yaşamak'ın (Living) başrolündeki performansıyla övgü toplayarak Oscar'a aday gösterilmişti (Lionsgate)

Britanyalı aktör Bill Nighy, John Wick'in yeni yan projesi Caine'in kadrosuna katıldı.

76 yaşındaki oyuncu, Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 1'de (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part One) Büyü Bakanı Rufus Scrimgeour karakterini, Karayip Korsanları (Pirates of the Caribbean) serisinin iki ve üçüncü filmlerindeyse Davy Jones'u canlandırmıştı.

Tiyatro sahnelerinin ustası; Aşk Her Yerde (Love Actually), Karanlıklar Ülkesi (Underworld) serisi ve Zamanda Aşk (About Time) gibi filmleriyle de biliniyor.

Önceki aylarda Jason Statham filmi Sığınak'ta (Shelter) da görünmüştü. 

Caine'de Siyah Telefon (The Black Phone) serisindeki performansıyla dikkat çeken ve 637 milyon dolar hasılat elde eden canlı çekim Ejderhanı Nasıl Eğitirsin (How to Train Your Dragon) uyarlamasında başrolü üstlenen genç oyuncu Mason Thames'in de yer alacağı önceki günlerde açıklanmıştı. 

Stranger Things yıldızı Dacre Montgomery ve John Wick 4'teki (John Wick: Chapter 4) Akira rolünü yeniden canlandıracak şarkıcı ve oyuncu Rina Sawayama da çekimleri Budapeşte ve Hong Kong'da süren projenin yıldızları arasında.

Keanu Reeves'in başrolünde olduğu serinin 4. filminde, Yüksek Şura tarafından zorla eski dostu John Wick'i öldürmesi istenen kör suikastçı Caine rolünde olan Donnie Yen, karakteriyle aynı adı taşıyan filmde kamera arkasına da geçti. 

Dövüş sanatları ustasının hem yönetip hem başrolünü üstleneceği filmin konusu şimdilik sır gibi saklanıyor. 

Ancak yapım, Yüksek Şura'yla bağlarını koparan Caine'in hikayesini sürdürecek. Karakterin özgürlüğüne kavuşmasının ardından kızıyla yeniden bağ kurmaya çalışacağı tahmin ediliyor. 

Japon sinemasının efsanevi kahramanı Zatoichi'ye açık bir saygı duruşu niteliğindeki Caine karakterinin bu yeni macerası, Donnie Yen'in Ip Man, Flash Point ve Kahraman (Hero) gibi kült filmlerden aşina olduğumuz, hassas dövüş koreografilerini duygusal anlatımla harmanlayan imza tarzını taşıyacak.

Çekimleri devam eden filmin senaryosu, The Batman Part II ve Keanu Reeves'in yarattığı BRZRKR çizgi romanından uyarlanan filmin senaristi Mattson Tomlin'le Michael McGrale ve Robert Askins tarafından kaleme alındı.

John Wick evreninin gedikli yapımcıları Basil Iwanyk ve Erica Lee, yönetmen Chad Stahelski ve Keanu Reeves, projenin yapımcılığını üstleniyor. 

Lionsgate, heyecanla beklenen Caine için henüz bir vizyon tarihi açıklamadı ancak filmin 2027'de sinemalarda olması bekleniyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Screen Rant