Beni Sadr Şarku’l Avsat’a konuştu: İran'a yapılan dış baskılar rejime hayat öpücüğüdür

Beni Sadr, 1980 yılında görevden alınmadan önce Humeyni’nin oğlu Ahmed ile konuşurken (Getty İmages)
Beni Sadr, 1980 yılında görevden alınmadan önce Humeyni’nin oğlu Ahmed ile konuşurken (Getty İmages)
TT

Beni Sadr Şarku’l Avsat’a konuştu: İran'a yapılan dış baskılar rejime hayat öpücüğüdür

Beni Sadr, 1980 yılında görevden alınmadan önce Humeyni’nin oğlu Ahmed ile konuşurken (Getty İmages)
Beni Sadr, 1980 yılında görevden alınmadan önce Humeyni’nin oğlu Ahmed ile konuşurken (Getty İmages)

On yıllardır Fransa’da sürgün hayatı yaşayan eski İran Cumhurbaşkanı Ebu'l-Hasan Beni Sadr, mevcut ABD yönetiminin İran’ın içeride ve dışarıda boğuştuğu zorluklar ve problemlerin müsebbibi olarak görülen İran rejimine ihtiyacı olduğunu düşünüyor.
Fransa’nın batısında yer alan Versailles şehrindeki evinde Şarku’l Avsat ile özel bir görüşme gerçekleştiren Beni Sadr, mevcut İran rejiminin Şah rejiminden daha tehlikeli ve diktatör olduğunu, kendisine meşruiyet kazandırmak ama özellikle de baskı ve zulmü aklamak için dini alet ettiğini söyledi.
Eski İran Cumhurbaşkanı, kendisinin anayasal esasların hazırlanması ve demokratik hukuk devletinin kurulması ile ilgilendiğini belirtti. Ardından Tahran’ın içte ve dışta sekiz savaş çıkarttığını belirterek İranlı siyasileri önceliği İran halkına vererek diğer ülkelere müdahale etmekten vazgeçmeye çağırdı.
Beni Sadr aynı zamanda rejime yönelik dış baskıların arttığı her durumda içerideki tepki hareketinin zayıfladığını düşünüyor.
Beni Sadr’a göre kendisi, Halkın Mücahitleri veya Şah’ın oğlunun aksine mevcut rejime alternatif oluşturuyor ve demokratik bir İran meydana getirmek için yeni bir hukuk düzeni tasarlamak için çabalıyor.
Röportaj metni aşağıda:
-Devrim dönemine dair sahip olduğunuz en iyi ve en kötü hatıra nedir?
En iyi hatıram, İmam Humeyni’yi taşıyan uçağın Tahran Havalimanı’na iniş yaptığı ana ait. Kendimizi umut, samimiyet ve coşku ile dolu yüzlerden oluşan bir insan denizi ile karşı karşıya bulduk. Unutulamayacak bir andı. En kötüsü ise İran’dan gizlice çıkış yapmamdan önce İmam Humeyni ile gerçekleştirdiğim son toplantıdır. O zamana kadar Humeyni’nin iktidar istemediğini düşünmüştüm. O esnada Amerikalılarla ABD'nin Tahran Büyükelçiliği’ndeki rehinelere dair imzalanan anlaşma gizliydi. ABD'li rehinlerin serbest bırakılmasının, Başkan Carter’ı cezalandırmak için 1980 yılındaki Amerikan seçimlerinden sonraya ertelenmesi gerekiyordu ve Humeyni bundan uzak duruyordu. Ancak ABD ile müzakereleri gizlemek ve anlaşmayı onaylamakla kalmamış, benden onu onaylayıp onunla birlikte yürümemi istemişti. O andan sonra anladım ki İmam Humeyni iktidar heveslisiydi.
-Bu sizin vatan haini olarak ilan edilmenizden önceydi. Sizi İran’dan ayrılmayan iten şey nedir?
Hayır, o beni vatan haini ilan etmedi. Beni 12 gerekçe ile Meclis yaftaladı. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı olma ehliyetine sahip olmadığım iddiasıydı. Zira ben insan haklarını ve demokrasiyi savunuyordum; idam uygulamalarına, devrim mahkemelerine ve Devrim Muhafızları’na karşıydım; bağımsızlık ve özgürlük hattını destekliyordum. Tüm bunlar onlara göre benim vatan haini sayılmam için geçerli kabahatlerdi! Peki ne oldu: Humeyni’nin oğlu Ahmed, Ali Ekber Haşimi Rafsancani’ye geldi. Rehber, meclisten benim Cumhurbaşkanlığından olabildiğince hızlı bir şekilde alınmam için oylama yapılmasını talep ediyordu ve bunu Meclis Başkanı’na söylemenin vakti gelmişti.
-Birçokları bu olaydan sonra İran’dan nasıl kaçabildiğinizi bilmiyor ya da unuttu. Hatırlatabilir misiniz?
Benim İran’dan çıkışımı hazırlayan, Halkın Mücahitleri Lideri Mesud Recevi’nin ekibidir. Wolksvagen marka bir aracın içerisinde Tahran’daki hava üssüne ulaştık. Ben İran Hava Kuvvetleri subaylarını engellemeye yarayacak bir kart taşıyordum, onun sayesinde üsse girdim. Saat 22:00'a kadar orada bekledikten sonra F-14 savaş uçağının yakıtını doldurmak için tahsis edilen Boeing 707 model bir askeri uçağa bindik. Tahran’dan Türk hava sahasına doğru uçtuk. Uçağın pilotu General Muizzi ile iki yardımcısı benim uçaktaki varlığımdan haberdardı ancak diğer ikisi bunu bilmiyordu. Fransa’ya yöneldik. Uçak, Paris’in güneyinde yer alan askeri bir havalanına iniş yaptı.
-Fransız yetkililer veya istihbaratı sizin kaçarak Paris’e sığındığınızı biliyor muydu?
Hayır, bilmiyorlardı. Ancak Fransız hava sahasına yaklaştığımızda uçağın pilotundan dönemin Fransa Başbakanı Raymond Barre'nin Başbakanlık Ofisi ile iletişime geçip benim uçakta olduğumu haber vermesini istedim. İniş izni istiyorduk, yaklaşık yarım saat sonra aldık. Bu, benim ülkeden ayrıldıktan sonra Fransızlar ile kurduğum ilk irtibattı.
Mollalar Dini sömürdü
-Devrimin ve mevcut rejimin kurulmasının üzerinden 40 yıl geçti. Bugün İran ve rejimin durumunu nasıl görüyorsunuz?
Mevcut rejimin bizi Şah diktatörlüğüne döndürdüğünü görüyorum ancak bana kalırsa bu rejim, Şah rejiminden daha tehlikeli.
İkisi arasındaki fark şu: Şah, siyasi amaçlar uğruna dini kullanamadı; bu rejim ise zulmü, baskıyı ve yolsuzluğu perdelemek için dini alet ediyor.
Örneğin; yakın zamanda Meşhed’de Cuma namazı imamı şunu söyleyebildi: "Herhangi bir sorun çıktığında “Yüce Rehber” (Hamaney), Kum yakınlarındaki Cemkeran dinî merkezine gidiyor; orada bir kuyuda Beklenen Mehdi On İkinci İmam ile görüşüyor. Durumu kavradıktan sonra da gerekeni yapmak için geri dönüyor."
Rejim, dinin içini boşaltarak onu yalanlar ve akla mantığa aykırı zırvalarla doldurdu. Bunun sınırı da yok. Her gün bir grup molla, İran’ın mevcut durumunu gerekçelendiremediği için dinin arkasına gizleniyor.
ABD'nin Mollalara Mollaların da ABD'ye ihtiyacı var
-Biraz da sosyal ve ekonomik durumdan bahsedelim: Geçim darlığı, işsizlik, yerel para biriminin değersizleşmesi, fabrikaların kapatılması, vergiler vs. Bunları nasıl gerekçelendiriyorlar?
Bahane hazır: Sebep hep Amerika! Amerikalılar ve dostları, düşmandır ve İran’daki fakirlik ve kötü durumların sorumlusudur. Amerikalıların rejime ihtiyacı var ancak rejimin Amerikalılara daha fazla ihtiyacı var. Çünkü iç ve dış siyasetinde Amerikalıları odağa oturtmuş durumda. Öte yandan Washington da İsrail’e mutlak destek ve silah satışı ile petrol gelirlerine erişim gibi bölgesel politikalarını meşru kılmak için rejime muhtaç. Mevcut rejim, ABD için bir hediye; daha ne istesin?!
-Bu rejim 40 yıldır varlığını sürdürüyor. Onun devamlılığını mümkün kılan temeller sizce neler? Ve bu temeller, onun devamlılığına imkân tanıyacak mı?
İlk yapıtaşı, insanların bu rejime tahammül etmek için taşıdıkları korkudur. İran’ı yeni bir Suriye ya da Afganistan’a çeviren şey bu korku.
Bugün İran sekiz savaşa girmiş durumda: Ekonomik savaş, Suriye’de doğrudan, başka yerlerde dolaylı askeri savaş, terör üzerinden savaş, dinî savaş, diplomatik savaş, dış propaganda savaşı, ABD ve İsrail tehditlerine karşı savaş.
İran, daima kriz hali yaşayan bir ülke. Hatırlayın önce rehineler savaşı, ardından Irak ile sekiz sene süren savaş, sonra nükleer kriz. İşte şimdi de sekiz cephede savaş veriyoruz. Bu krizler ve savaşlar, İran halkının hayatını temelinden yıktı. Bu korkuya bir de baskıya başvurma ekleniyor.
Nitekim bu rejim Şah döneminden aşina olduğumuz yolları kullanıyor. Mevcut rejimin eski rejime dönme korkusundan faydalandığına da işaret etmek gerekir: Ya ben döneceğim ya da beraberinde ABD'li ve İsrailli ajanlarla birlikte Şah zamanı.
Bugün İran halkı Şah rejimine geri dönmekten başka alternatiflerin olduğunun farkında.
Özgürlük, bağımsızlık, halkı temsil eden ve bizzat halk tarafından desteklenip güçlendirilen bir rejimin iş başına geçmesi gibi alternatifler mevcut.
Öyleyse bugün İran halkı bu rejimden sonraki aşamadan çekiniyor. Bu yüzden ABD başta olmak üzere dış baskılar kalkarsa ve İran halkı kendini güvende hissederse harekete geçecektir.
-İran halkı yüz binleri bulan sayılarla gösteri yapıp tepkisini ve taleplerini ortaya koymak için sokağa döküldü. Ancak hiçbir sonuç elde edilmedi.
Barack Obama Başkan iken bir sonuç elde edildi ancak bugün ABD’nin İran’a karşı baskıları, artık sınır tanımıyor. Rejime yönelik artan öfkeye rağmen protesto hareketi geri çekildi.
İkincisi, bu protesto hareketi rejimden reform talep ediyor ki bu, Arap Baharı ile arasındaki büyük fark. Nitekim orada istenen şey rejimin değişmesiydi; politikasının değişmesi değil. 
Halk, isteklerini rejimle çerçevelediğinde baskı güçleri, rejimin yerinde ve devamlı olduğundan emin olur ve rejimin emirleri doğrultusunda hareket etmekten vazgeçmez. Ancak bu güçler rejimin devam edemeyeceğini fark ederse emirlere karşı gelerek halka saldırmaya daha hazır hale gelecektir. Bundan dolayı alternatif, rejim dışından ve dış müdahalelerden uzak bir değişim olursa işler değişir.
-Bence önemli olan şu noktaya geri dönmek istiyorum: Mevcut rejime kim alternatif olabilir? Halkın Mücahitleri mi Şah’ın oğlu mu? Yoksa siz mi?
Öncelikle şuna işaret etmek isterim ki çok sayıda rejim unsuru, böyle devam edemeyeceğini söylüyor. Mesela eski Başkan Hatemi’nin danışmanlarından biri olan Prof. Muhammed Rıza Tacik ki aynı zamanda rejim entelektüellerinden biridir, rejimin varlığını sürdüremeyeceğini dile getirdi. Önceki gün Hatemi dönemi İçişleri Bakanı Abdulvahid Musevi Lari de aynı şeyi söylemekten çekinmedi. Daha da ileri giderek Hamaney’in yakın adamlarının sır olarak söyledikleri şu sözü de belirteceğim: Eğer “Yüce Rehber” ipleri biraz olsun gevşetirse düşüş kesin. Aynı şekilde rejim içerisinde onun kalıcı olmaya güç yetiremeyeceğini öngören başkaları da var.
-Alternatif kim, ona gelelim…
Şayet alternatif, dışarı ile bağlantılı olursa, mesela Halkın Mücahitleri'nin lideri Recevi, İran halkı bunu kabullenmeyecektir. Zira o dışarı ile bağlantılı; ABD ile mi İsrail ile mi yoksa bölgesel odaklarla mı belli değil. Dolayısıyla İran halkı tarafından kabul görmeyecek.
Şah’ın oğlunu göz önüne alacak olursak şu soruyu ortaya atarım: O kim; neyi temsil ediyor? İran halkının kurtulmak için ayaklandığı bir rejimin temsilcisi.
-Geriye kim kalıyor, Ebu'l-Hasan Beni Sadr mı?
İran devriminin hedefleri uğruna mücadele veren ve hukuk devletini amaçlayan kişi.
-Bu alternatifin şekli şemaili nedir?
Karşında duran Beni Sadr! Yani İran halkının ilk seçtiği kişi. İran’da bu rejimin içeriden reform kabul etmeyeceğine ikna olmuş bir reformcu kanat var.
-Siz bu grupla iletişim halinde misiniz?
Buna dair bir şey söyleyemem. Ancak emin olun ki ben, içeride pek çok kimse ile iletişim halindeyim.
-Rejimin siz hayatta iken son bulduğunu göreceğinize inanıyor musunuz?
Ömürleri Allah biçer. Ancak ben bu rejimin ortadan kaldırılıp yerini bir hukuk devletinin alacağından eminim. Umarım muştuladığım bu hukuk devletini görecek kadar yaşarım.
-Cumhurbaşkanı iken yapmak isteyip de yapamadığınız şey nedir?
"Devrim'e İhanet" adlı kitabımda işlediğim 12 hatadan bahsettim. Mesela Humeyni’ye gözü kapalı güvenmek bunlardan biriydi. Ancak Tahran’a döndükten sonra devrime ve ideallerine ihanet ettiği ortaya çıktı. Bu noktada Humeyni’nin bana söylediği şu sözü hatırlatayım:
“35 milyon İranlı (1980’deki İran nüfusu) evet dese ben hayır diyeceğim”.  İşte o anda tüm yetkileri Din adına elinde tutan bir liderin temsil ettiği tehlikenin farkına vardık. Üstelik ilk İran seçimlerinin sonucu %70 oranında uydurma idi.
Benim seçilmeme gelince… Bu noktada da Ayetullah Beheşti’nin söylediği şeyi hatırlatmak istiyorum: “Seçim yapılsın ya da yapılmasın, Beni Sadr Cumhurbaşkanı olmayacak”. Benim Cumhurbaşkanlığı koltuğuna erişmemi engellemek için ellerinden geleni yaptılar.
Sonuç olarak Humeyni, dönemin İslam Cumhuriyeti Partisi liderleri Muhammed Beheşti ile Haşimi Rafsancani’ye Meclis'e el koymaları talimatı verdi. Bundan sonra da seçim sonuçları üzerinde oynandı. Bu oynamaya rağmen bu sahte Meclis ile birlikte çalışmayı kabul etmek zorunda kaldım.
Yeni bir Hukuk düzeni şart
-Bugün Beni Sadr’ı nasıl konumlandırabilirim: Kanaat önderi mi? Siyasi ‘Rehber’ mi? Siz nasıl tarif edilmeyi tercih edersiniz? Sizce bugünkü ‘vazifeniz’ nedir?
Ben çok yazarım. Yakın zamanda beş insan hakkına dair yazılmış Farsça bir kitap yayınladım. Şu an anayasal bir düzen teorisinin hazırlığı ile ilgileniyoruz.
-Yani yarının İran’ını hazırlamakla mı meşgulsünüz?
Elbette. Anayasal bir düzen teorisi, tasarısı yayınlayacağız. Rejimin ölümünden yeni bir demokratik rejim kurulana kadarki geçiş dönemi için bir anayasa tasarısı ile program hazırladık. İran halkına ‘şiddetsiz bir şekilde değişim için her türlü yola sahibiz’ dedirtmek için gerekeni yapıyoruz.
-Şiddetsiz derken? Nasıl peki?
Rejimi değiştirecek olan genel halk hareketi.
İran'a dış müdaheleye karşıyız
-Ancak kabul edersiniz ki bu rejim varlığını zor kullanarak müdafaa edecektir. Öyle değil mi? Suriye’de yaşananları ele alın.
Tabi ki. Her rejim yapar bunu. Biz değişim hareketinin içeriden olması gerektiğine inanıyoruz. Şayet dışarıdan bir müdahale olursa sonuç başarısız olacaktır. Biz İran’ın içişlerine dışarıdan karışılmaması için elimizden geleni yapıyoruz.
İşte bunun için herhangi bir dış müdahaleye karşı çıkıyor, rejimin ABD'yi iç ve dış siyasetinde odağa oturtmasını reddediyor, Ruslara ve Çinlilere tabi olmasını kabul etmiyor ve bu halkın Şah rejimine karşı yaptığı gibi kendi kaderini kendisinin tayin etmesi için çabalıyoruz. Eğer halk bunu yaparsa rejim, bunun gerçeklemesini engelleyebilecek herhangi bir yola sahip olmayacak. Böyle bir durumda Devrim Muhafızları’nın veya rejim hamilerinin Hamaney'e sadık kalacağından kim emin olabilir?
-Rejimin ayakta kalmasından çıkar devşirdikleri sürece kalacaklar. Öyle değil mi?
Edindiğim bilgiler, bugün Devrim Muhafızları saflarında yoğun kaygıların yaşandığı yönünde. İran’ın dış siyasetine dair kendi aralarında çatışan üç eğilim var.
Birincisi şu an içeride ve bölgede yürütülen politikalar konusunda uyarıyor ve rejim içerisinde bir reform yapılmasını istiyor.
İkincisi tam tersine hükümet kararı üzerindeki egemenliği artırmak ve devlet içinde devlet kurmak istiyor.
Üçüncüsü ise uzun vadede bugünkü konumuna sahip olamayacak olan Devrim Muhafızları’nın rejim içindeki konumunu sorguluyor.
-Yarının İran’ı için bir hazırlık içerisinde olduğunuzu söylediniz. Bu çabaya destek veren, bu projeye inanarak çalışan birileri var mı?
Değişim iki yoldan gerçekleşebilir: Biri Şah ve Humeyni örneğinde olduğu gibi diğeri ise bizzat halk tarafından gelen değişim.
ABD'li bir kurumun yaptığı bir anketten elde edilen sonuçlar, İranlıların %85’inin insan haklarını bildiklerini ve bu haklardan faydalanan vatandaşlar olarak yaşamak istediklerini ortaya koyuyor. Aynı şekilde %80’i demokrasi istiyor ki biz 25 yılı İran dışında olmak üzere kırk senedir bunun için çalışıyoruz. Bu uğurda bundan bahseden 10 tane kitap yayınladım.
-Ne Halkın Mücahitleri ve Şah yanlıları ile çalışmak ne de dış yardım istediğinizi söylüyorsunuz. Öyleyse kiminle çalışmak, meydanda kimin varlık göstermesini istiyorsunuz?
İran içinde ve dışında İran’a özgü yetkinlikler ve demokratik duyarlılık sahibi kimselerle; entelektüeller, akademisyenler, öğrenciler vs. Böyle bir çok insan var. Biz uzun vadeli çalışıyoruz ve yeterince sabrımız var.
Ruhani başarısız oldu
-Ruhani’nin siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir inisiyatifi var mı yoksa kendisinden isteneni mi yerine getiriyor?
Destekçileri onun başarısız olduğunu söylüyor. Ekonomi ve dış politikada başarısız oldu. Örnek vermek gerekirse 2015 yılında nükleer program konusunda bir anlaşma yaptı. Bu tehlikeliydi zira o, bu anlaşma gereğince 105 şartı kabul ederken diğer tarafın görüşünü değiştirmek ya da anlaşmadan çekilmek gibi bir imkânı vardı. İşte Trump’ın yaptığı şey bu. Aynı şekilde Ruhani, enflasyonun %10 oranında düşeceğinin sözünü verdi. Bugün yüzde 70 ile 80 dolaylarında seyrediyor ve halkın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Yerel para biriminin değeri düşerken genel durum oldukça kötüleşti.
-Dışişleri Bakanı Zarif, makamında kimi temsil ediyor?
Zarif, kendisi için çizilen sınırlar içerisinde “Yüce Rehber” Hamaney’i temsil ediyor. Zira anayasaya göre dış siyasetin büyük çizgilerini Rehber çizer. Her halükârda pratikte bizim tek bir dışişleri bakanımız yok: Aynı zamanda Rehber’in ofisi, Devrim Muhafızları Komutanı veya Kasım Süleymani de var.
Bizim bildiğimiz Ruhani ve Zarif’in İran’ı uluslararası yaptırımların boyunduruğundan kurtarmak için nükleer anlaşma yaptıkları. İran ekonomisi üzerindeki yaptırımları kaldırmak için imzalandı, değil mi?
İmzalanması hata idi. Ancak bundan önce rejim, halkın isteklerini dikkate almadan nükleer bir program yürüttü. İranlılar, nükleer programlarından daha sonra haberdar oldular. Resmî olarak bu programın hedefleri nedir ve hükümete maliyeti nedir, haberdar edilmediler. Bu program, iç meselenin başlangıcı oldu ve daha sonra önce dış meseleye sonra da bir krize dönüştü. En başından beri halka bu programa dair söz hakkı tanınmadı.
-İran’ın dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye, Yemen, Irak savaşı ile Lübnan’a füze programı müdahalesi!
Devletlerin bağımsızlığı ve egemenliği ilkesine saygı duymazsak İran’ı Suriye, Afganistan ve Yemen’de dış savaşlara dalmış halde buluruz. Rejimin bunu neden yaptığına gelirsek; yapıyor çünkü içeride halk desteğini yitiriyor. Halk, rejime muhalif. Haliyle içerideki üslerini desteklemek için şimdi yaptıklarını yapmaya ihtiyaç duyuyor. Mevcut rejim, iktidarda kalışını haklı göstermek için çareler arıyor. Dışarıda da bunun peşinde. En büyük amacı, İran’ın bölgeye egemen olduğunu söyleyerek meşruiyetinin sınırlarını genişletmek.
-Doğru, İranlı generallerden biri, İran’ın şu dört Arap başkentinde karar merciinde olduğunu söylemekten çekinmedi: Beyrut, Şam, Bağdat ve Sana.
Bu strateji kesinlikle yanlış. Sonra bu, rejime pahalıya mal oluyor. Suriye’de rejime asker, mal ve silah desteği sağlıyor. Rejimin dışarısı yerine İran ve İranlılarla ilgilenmesi ve İranlıların yükünü sırtlanması en iyisi.
-Sizce İran ve İsrail arasında doğrudan bir karşılaşma mümkün ve olası mı?
Bu mümkün. Ama bugün bu ihtimal zayıf. Ancak bizim bir savaşa ihtiyacımız var mı? Korkunç sonuçlar doğuran yaptırımlar yetmiyor mu?
İran’a doğrudan dış müdahaleye yönelik tehditler, yatırımları engelliyor ve İran sermayesini onlarca milyarla dışarıya kaçırıyor. Önceki gün bir uzman, 80 ton altının İran’dan çıktığını ifade etti. Üstelik beyin göçü de söz konusu. Tüm bunlar tehditler ve yaptırımların epey olumsuz etkilerinin olduğunu ortaya koyuyor.



Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Ürdün'den sızdığına inanılan kimliği belirsiz şüphelileri bulmak için geniş çaplı aramalar yapıldığını bildirdi.

Baran kasabası yakınlarında Ürdün'den İsrail topraklarına bir sızma tespit ettiğini açıklayan orduya göre birkaç şüpheli sınırı geçerek İsrail'e girdi.

Yetkililer, şüphelileri bulmak için bölgede kapsamlı arama operasyonları yürütüldüğünü ve yolların kapatıldığını belirttiler. Baran'da da sirenler çalınarak, sakinlere bir sonraki duyuruya kadar evlerinde kalmaları uyarısı yapıldı.