İran Devrimi ile Fransız, Rus ve Çin devrimleri arasındaki fark

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
TT

İran Devrimi ile Fransız, Rus ve Çin devrimleri arasındaki fark

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)

İran geleneğinde ‘40’ sayısı, genellikle ‘ikinci bahar’ veya ‘metafizik’ kavramlarla ilişkilendirilir. Tasavvufta ise ‘inziva’ olarak bilinen 40 gün boyunca dış dünya ile bağlantıların tamamen kesildiği, insanın ruhunu ve zihnini arındırdığı bir dönemdir.
Nuh peygamber kıssasında anlatılan büyük tufan öncesinde yeryüzüne 40 gün 40 gece aralıksız olarak yağmur yağmıştır. Eski İran'da 40 gün süren at biniciliği ve eskrim yarışmaları birçok yarışmacıyı bu topraklara çekmiştir. İranlı şair Sadi Şirazi’ye göre 40 yaşına gelmiş bir adam artık ömrünün zirvesine ulaşmış ve gerçek dünyanın tam olarak farkına varmıştır.
Belki de şu an Tahran'da iktidarı yöneten Şii din adamlarının, devrimin 40’ıncı yıldönümünü özel bir olaya dönüştürmeye çalışmasının nedeni budur. İktidar, devrimin gerçekleşmesinden bu yana yakaladığı başarıları, çok sayıda sergi, festival ve konferans aracılığıyla harika ve etkileyici bir şekilde hatırlatmak için tüm kaynaklarını seferber etti.
Neden olgunluk çağına eriştiğini iddia ettikleri Humeyni Devrimi’nin geldiği nokta ile diğer devrimlerin geldikleri nokta arasında hızlı bir karşılaştırma yapamayız? Bunun nedeni, Humeyni Devrimi’nin küresel çapta bir devrime dönüşme isteği taşıması ve kendini tüm dünyaya ihraç etme arzusudur. Bu yüzden İran Devrimi’ni ancak aynı özlem ve umutlar taşıyan diğer devrimlerle karşılaştırmamız adil olacaktır. Bu yüzden İran Devrimi’ni karşılaştırabileceğimiz 3 devrim bulunuyor. Bunlar; 1789 Fransız Devrimi, 1917 Rus Devrimi ve 1949 Çin Komünist Devrimi’dir.
Fransız Devrimi
Fransız Devrimi 40’ıncı yılına geldiğinde, geleceğe dair umutlarını keşfetmek için geçmişten ders çıkaran Fransız halk tarihinin sonu gelmiş gibiydi. 1789'da başlayan hayat köprüsünün altından çok sular aktı. Fransız Devrimi'nin çok kanlı bir şekilde devirdiği iktidar ailesi Bourbon Lordluğu, tüm ihtişamıyla geri döndü. Kral X. Charles iktidarı demir yumrukla elinde tutmaya çalışıyordu. Bir yıl sonra Orleans’taki rakip ailenin lideri Prens Louis Philippe, mini bir devrimle ülkenin yeni kralı oldu.
Bununla birlikte Fransa, 1830'da devrimci hareketleri tamamen durdurdu ve yükselen iktidarın geleneksel hırslarıyla ulus devlet olarak yoluna devam etti. Avrupa siyasi sahnesinde Fransa’nın büyük bir ulusal güç olarak yeniden ortaya çıkması gerektiğini fark eden yönetim, ülkedeki demokratik kurumların güçlendirilmesi ve birleştirilmesine odaklandı. Parlamentonun temsil yetkileri artırıldıktan sonra dördüncü demokratik güç olarak tanımlanan basının gelişmesi ve büyümesine izin verildi.
Fransa, yine 1830’da modern ve yetenekli bir kapitalist ekonomi kurmanın, yurtdışında nüfuz kazanması açısından önemli olduğunu ve ulusal güç kaynağı olarak değerini anladı. Bu kültürel dalganın özelliklerinden biri de ülkesine hizmet etmek isteyenler için ‘zengin ol!’ şeklinde basit tavsiyelerde bulunan François Guizot gibi liberal ekonomistlerin himayesinde olmasıydı. Bu aşama, aynı zamanda ilk Fransız demiryollarının, modern limanların ve ülke genelinde yeni büyük sanayi tesislerinin inşasını kapsayan, altyapıda modernleşmeye gidilen bir dönemdi. Fransız Devrimi'nden 40 yıl sonra, kötü sonuçlanan Napolyon savaşı ve iç karışıklık yıllarına rağmen Fransa, ulusal ekonomisinin büyüklüğünü iki katına çıkarmayı başardı.
Siyasi düzeyde ise hukuk devleti, güç ayrımı ve ulusal egemenlik gibi katı kavramlar günden güne ivme, derinlik ve saygı kazandı.
Daha önceki yıllarda diplomasi, görgü kuralları, protokol, moda ve refah ile ilgili konularla sınırlı olan ‘Fransız etkisi’, siyaset alanında insan hakları, eşitlik, sosyal dayanışma gibi yeni kavramlarla anılmaya başladı ve bu durum, dünyanın dört bir yanından kitlelerin kalplerine nüfuz etti. Napolyon'un ilkeleri, dünyanın diğer pek çok ülkesi tarafından benimsenirken, Fransız eğitim sistemi, özellikle uygulamalı bilimler alanında birçoklarına örnek oldu.
Başta İngiltere ve Prusya olmak üzere uluslararası rakipleriyle ilişkilerinin normalleşmesinin ardından Fransa, meşhur Avrupa çabasını yakalamayı başardı. Afrika kıtasının kuzeyindeki Cezayir şehrini istila etmesi, Fransa'yı 19’uncu yüzyılın ikinci büyük imparatorluğuna dönüştürmeyi amaçlayan Fransız sömürgeciliğinin başlangıcı oldu.
Devrimden 40 yıl sonra Fransa, dünya sahnesinde güçlü bir edebi ve sanatsal güç olarak yerini aldı. Stendhal ve Honoré de Balzac gibi yazarların, Victor Hugo gibi şairlerin şöhretleri Fransa’nın sınırlarını aştı. Ardından Fransız sanatı gelişerek Eugène Delacroix gibi yazarlar yetiştirdi. Fransız müziği, Jean-Baptiste Lully, Gabriel Fauré, Jean-Philippe Rameau, Giacomo Puccini ve Georges Bizet gibi besteciler sayesinde Almanya ve İtalya için güçlü bir rakip haline geldi. Kont de Mirabeau, Eugène Marin Labiche ve daha birçokları sayesinde Fransız tiyatrosunun temelleri atıldı.
Gerçek Fransız devrimi, devrimin asla bir güç kullanma aracı değil, güç kazanma aracı olduğu gerçeğini anlamaktı. Önemli olan Fransa’nın devrimler tarihine son verilmesi ve devletin ülkedeki ulusal hayatı düzenleyen bir çerçeve olarak yeniden canlanmasıydı.
Rus Devrimi
Ardından Rus Devrimi yaşandı. Devrimci Bolşevikler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) merkezi haline gelen Rusya'nın St. Petersburg kentinde iktidara el koyduktan 40 yıl sonra devrimden devlete bir geçiş gerçekleştirdiler. 1956’da SSCB’nin ilk lideri olan Nikita Kruşçev, Joseph Stalin rejiminin işlediği korkunç suçları ortaya çıkardı. Bunu yapma amacı, modern Rus tarihinde devrimler sayfasını tamamen kapatmaktı. Komünist Parti’nin başı olarak Kruşçev’in yanı sıra Devlet Başkanı olarak Kliment Voroşilov ve Başbakan olarak Nikolay Bulganin ile üçlü bir güç dağılımı ortaya çıktı.
Bu gelişmeler yaşanırken SSCB, yakın ve uzak çeşitli ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye başladı. Japonya ile resmi bir anlaşma imzalanarak savaşın sona ermesi sağlandı. ABD başkanlarıyla ikili görüşmeler başlatıldı. Daha sonra İran Şahı da dahil olmak üzere diğer liderler, Moskova’ya davet edilerek, Sovyet liderlerinin niyetlerine ilişkin mesajlar verildi.
SSCB, ilk atom ve hidrojen bombası testlerini gerçekleştirerek nükleer enerji cephaneliğini tanıtmış ve Moskova'nın ulusal devrim yerine kapitalist rakiplerle ulus devlet olarak rekabet etme arzusunu ortaya koymuştu. ‘Sputnik 1’ ve ‘Layka’ adlı köpeği taşıyan ‘Sputnik 2’ uydularını uzaya göndermesi ise SSCB’nin, dünya standartlarında beklentileri olan dev bir sanayi gücü haline gelme konusundaki ciddiyetine işaret ediyordu.
Bununla birlikte çağdaş Rus tarihindeki devrim sayfasının kapatılması, milyonlarca vatandaşı kapsayan genel bir af çıkmasını sağladı. Kuzey Kafkasya'daki Çeçen ve Kırım Tatarları gibi Sibirya ve Kazakistan'a zorla sürgüne gönderilenlerin geri dönmelerine izin verildi.
Komünist hareketleri desteklemek için devlet kaynaklarını kullanan SSCB, Rus Devrimi’nin farklı versiyonlarını dünyanın başka yerlerine ‘ihraç etme’ konusunda bir takım başarılara imza attı.
1949'da, komünist hareketlerin Kore Yarımadası ve Hindiçin’de popüler olduğu bir dönemde Çinli komünistler Çin'i işgal etmeyi başardılar. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri kısa süre içinde komünizmin çekici ideolojisi nedeniyle değil, elinde bulundurduğu ölümcül silahlar nedeniyle SSCB’nin eksenine girmişti. Batı Avrupa ve Latin Amerika'da ise genel olarak Moskova tarafından finanse edilen Komünist partiler, büyük kalabalıklar toplamış ve bazıları seçimler yoluyla güç kazanmaya başlamıştı.
Rus Devrimi'nden 40 yıl sonra SSCB, birçok ideolojik kısıtlamanın varlığına rağmen, edebi ve sanatsal yaratıcılığın kapısını da aralamıştı. Doktor Jivago adıyla da bilinen Rus yazar ve şair Boris Pasternak’ın ‘Eriyen Buz’ eseri buna olanak sağlamıştı. Böylece Mihail Bulgakov, Anna Ahmatova, Osip Mandelstam gibi şairler de eserlerini yayınlama fırsatı yakaladılar. Yevgeni Yevtuşenko ve Varlam Shalamov liderliğinde şair ve yazarlar, komünist ideolojinin demir yumruğunu kırmayı başardı. 1957’ye gelindiğinde Rus Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardından popülaritesini yitiren Rus sineması, balesi ve müziği büyük bir sıçrama yaşadı.
Devrimden 40 yıl sonra Rusya, tıpkı Fransa’nın devrimden 40 yıl sonra Avrupa'nın ikinci gücü olması gibi dünyanın ikinci süper gücü haline geldi. Devrimden 40 yıl sonra Rusya'nın, bir ulus devlet olarak yeniden canlanması, SSCB’nin dağılması ve çöküşünün muazzam şokunu atlatana kadar ayakta kalabilmesini sağlayan en önemli faktörlerden biriydi.
Çin Devrimi
Benzer bir karşılaştırma 1949'daki Çin Devrimi ile de yapılabilir. 1989’a gelindiğinde, Çin tarihinin devrim sayfasını tamamen kapatmış ve ulus devlet olarak yeni bir sayfa açmıştı. Bu durum, Çin Devrimi’nin Fransız ve Rus Devrimlerinin yeni bir versiyonu olduğu anlamına geliyordu.
Fransa, Rusya ve Çin atılımlar yaparak kendilerini eski devrim tantanasından uzaklaştırabildiler ve devrimin 40’ıncı yıldönümünü kutlayan İran İslam Cumhuriyeti'nin gerçekleştiremediği ulus devleti yeniden hayata geçirdiler.
İran’daki geleceğe yönelik belirsizlik, mevcut ekonomik çöküş, uluslararası diplomatik izolasyon, sosyal ve kültürel yanlış bilgilendirme ve daha pek çok olumsuzluk, ülke yöneticilerinin ve liderlerinin devrimin kısa ömürlü bir dönem olması ve ulus devlete geçiş yapılması gerektiğini anlama konusundaki başarısızlıklarının bir sonucudur.
Kim bilir belki de artık İranlı mollaların Fransa, Rusya veya Çin'den bir şeyler öğrenme zamanı gelmiştir.



Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.


Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
TT

Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, bugün ülkesini “dünyanın dördüncü büyük gücü” olarak görenlerin bulunduğunu söyledi. Hamaney, İran'ın düzenlediği saldırıların “düşman” güçlerinin Umman Denizi’ni aşmasını engellediğini belirterek “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.

Hamaney'in İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan açıklamasında, İran'ın güneyindeki suların geçmişte ülkesinin rakip güçlerinin hareket alanı olduğunu belirtti. Hamaney, ancak bu güçlerin İranlı savaşçılar ve “Hürmüz Boğazı'nın savunucuları” tarafından düzenlenen “acı verici saldırılar” karşısında geri çekilmek zorunda kaldığını ifade etti.

Bu güçlerin ilerlemeye her cesaret ettiğinde zarar gördüğünü belirten Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” dedi.

Hamaney, İran'ın rakiplerinin artık kendileri, yani onların takipçileri değil, İran saldırıları karşısında korunma arayan ve “savaşın durdurulması için yalvaran” taraf haline geldiğini söyledi.

“Bugün bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var” diyen Hamaney, ancak “ilahi hesaplara” göre İran'ın “dünyanın birinci gücü” olduğunu savundu.

fthy
Tahran'da pazar günü döviz kurlarını gösteren ekran (Reuters)

Hamaney, İran'ın geçmişteki konumuyla bugün geldiği nokta arasındaki değişime de değindi. Rakiplerinin İran'ı yeniden döndürmek istediği dönemin “geri kalmışlık, zillet, bağımlılık ve kötü şöhret” ile karakterize edildiğini söyleyen Hamaney, mevcut dönemin ise “ilerleme, onur ve bağımsızlık” dönemi olduğunu belirtti. Hamaney, “Düşmanımızın geri dönmesini istediği o eski günler geride kaldı ve bir daha asla geri dönmeyecek” ifadelerini kullandı.

30 milyondan fazla İranlıdan “fedakârlık” sözü

Hamaney, devletin Tahran ve İran'ın diğer kentlerindeki başlıca meydanlarda destekçilerini toplamak amacıyla düzenlediği gece toplantılarına da değindi.

İranlıların yedi aydır ülke genelindeki meydan ve caddelerde toplanmayı sürdürdüğünü söyleyen Hamaney, 30 milyondan fazla İranlının “kendilerini feda etmeye” hazır olduklarını ilan ettiğini belirtti.

Hamaney, katılımcıların organize edilmesi amacıyla kendilerinden yeniden hazır olduklarını ilan etmelerinin istendiğini ve gerekli sayının, 500 binden fazla kişinin, ilk 100 dakika içinde tamamlandığını söyledi.

fvgbhju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran'ın farklı bölgelerinde “hazırlığın” çeşitli biçimlerde sürdüğünü belirten Hamaney, özellikle “silahlı hazırlıklara” dikkat çekti. Toplumun farklı kesimlerinin “Hürmüz Boğazı'nı korumak” da dahil olmak üzere çeşitli tutumları benimsediğini ifade etti.

“İran savaşlardan daha güçlü çıktı”

Hamaney, İran yönetiminin İran-Irak Savaşı'ndan savaş öncesine kıyasla daha güçlü çıktığını ve sonraki çatışmalarda da aynı durumun tekrarlandığını savundu.

Özellikle “son iki dayatılmış savaşın” İran yönetimini daha güçlü hale getirdiğini belirten Hamaney, “Önümüzdeki günlerin bu günlerden çok daha görkemli olacağını” öngördü.

Hamaney'in mesajı, İran Merkez Bankası'nın yıllık enflasyonun eylülde yüzde 68,4'e ulaştığını, geçen yılın aynı ayına kıyasla enflasyonun ise yüzde 83,8 olduğunu gösteren verileri yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi.

İran para birimi de pazartesi günü yeniden baskı altında kaldı. Doların serbest piyasadaki kuru günün erken saatlerinde yaklaşık 236 bin tümen seviyesindeyken 243 bin tümeni aştı.

ABD'nin deniz ablukası İran'ın petrol ihracatını kısıtlarken Washington, petrol satışlarına yönelik yaptırımları da sıkılaştırdı. ABD'li yetkililer, Tahran'ın dolara erişim kapasitesinin giderek azaldığını belirtiyor.

Hamaney marttan bu yana kamuoyu önüne çıkmadı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bu tarihten beri kendisine ait doğrulanmış bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

İranlı yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, dini liderin önemli kararlara katılmayı sürdürdüğünü ancak günlük yönetimle ilgili geniş yetkileri üst düzey yetkililere devrettiğini belirtiyor.

Geçen ay Reuters'a konuşan kaynaklara göre Hamaney, savaşın ilk saldırılarında aldığı ağır yaralardan dolayı iyileşme sürecinde. İran makamları ise kamuoyu önünde sınırlı şekilde görünmesini güvenlik gerekçeleri ve hedef alınma endişeleriyle açıklıyor. Hamaney'in sağlık durumunun veya ülke yönetimine günlük katılım düzeyinin bağımsız şekilde doğrulanması mümkün olmadı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos'ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı yaptığını söyledi. Dini Lider'in ofisi de aynı gün yayımladığı açıklamada görüşmede savaşın, ekonomik durumun ve ülkenin geleceğinin ele alındığını bildirdi ancak toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü yayımlanmadı.

Daha sonra resmi İran haber ajansı IRNA, toplantıya ilişkin daha fazla ayrıntı yayımladı. Buna göre görüşmelerde halkın yaşam koşulları, savaş, askeri gelişmeler, kaynak ve enerji yönetimi, dış dünyayla ekonomik ilişkiler, konut ve istihdam konuları ele alındı.

Pezeşkiyan daha önce, Hamaney ile iletişim kurmanın “şu anda çok zor” olduğunu söylemişti. Yetkililer ise yalnızca sınırlı sayıdaki üst düzey yetkilinin Hamaney ile doğrudan görüştüğünü belirtiyordu.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada Mücteba Hamaney'in öldüğüne inanmadığını söyledi ancak onun “çok ağır yaralar” aldığını belirtti.