Hindistan siyasetinde 5. Nesil Gandi ailesi

Priyanka Gandi ailesinin beşinci nesli- 1947 yılında İngiltere’den bağımsız olunmasından bu yana çoğunlukla Hindistan siyasetini yöneten Ulusal Kongre Partisi’nin liderlerinden olan ağabeyi Rahul ile (AP)
Priyanka Gandi ailesinin beşinci nesli- 1947 yılında İngiltere’den bağımsız olunmasından bu yana çoğunlukla Hindistan siyasetini yöneten Ulusal Kongre Partisi’nin liderlerinden olan ağabeyi Rahul ile (AP)
TT

Hindistan siyasetinde 5. Nesil Gandi ailesi

Priyanka Gandi ailesinin beşinci nesli- 1947 yılında İngiltere’den bağımsız olunmasından bu yana çoğunlukla Hindistan siyasetini yöneten Ulusal Kongre Partisi’nin liderlerinden olan ağabeyi Rahul ile (AP)
Priyanka Gandi ailesinin beşinci nesli- 1947 yılında İngiltere’den bağımsız olunmasından bu yana çoğunlukla Hindistan siyasetini yöneten Ulusal Kongre Partisi’nin liderlerinden olan ağabeyi Rahul ile (AP)

1947 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasından bu yana genellikle iktidarda olan Nehru-Gandi ailesinin beşinci neslini temsil eden Priyanka Gandi Vadra, seçim yarışına girdi. Muhalefetteki Ulusal Kongre Partisi (INC), onu ülkenin en kalabalık eyaleti olan Uttar Pradeş’te seçim kampanyasının sorumlusu olarak seçti. Genellikle yalnızca adıyla işaret edilen Priyanka’nın seçim meydanına girmesi, Hint basınının çoğunluğu tarafından coşkulu tepkilerle karşılandı. Kanallar, Priyanka’nın destekçilerinin sevinçle dans ettiği fotoğraflar yayınlarken eski başbakan olan büyükannesi İndira Gandi ile arasındaki benzerlikler konuşuldu. Aynı şekilde onun bir konuşmacı olarak seçmenleri ile iletişim kurma becerisine dair yorumlar da yapıldı. Bu yönüyle bu özellikten yoksun olması sebebiyle eleştirilere maruz kalan INC’nin lideri olan kardeşi Rahul Gandi’den ayrılıyor.
Gandi ailesine yakın olan ve önde gelen parti üyelerinden biri, Başbakan Narendra Modi’nin iktidardaki partisi Bharatiya Janata (BJP), Kongre Partisi lideri Rahul’un karşısında hayat-memat sahnesine girmeye hazırlanırken Priyanka’nın kadınları, gençleri ve seçmenleri çekebileceğini söyledi.
Nehru-Gandi ailesinin varisi Priyanka
Priyanka, bu sülalenin resmi olarak siyaset koridorlarına giren son üyesi oldu. İki çocuk annesi 47 yaşındaki Priyanka, Kongre Partisi’nin seçim açısından oldukça önemli olan Uttar Pradeş eyaletinin doğu bölgesinden sorumlu genel sekreterlik görevini üstlendi. Hindistan’ın bu kuzey eyaleti, parlamentodaki 80 koltuktan 73’ünü çıkararak BJP’nin 2014 genel seçimlerini kazanmasına yardımcı olmuştu.
Priyanka, Nehru-Gandi sülalesinin beşinci neslinin on birinci üyesi. 2019 Hindistan meclis seçimlerine yalnızca 3 ay kalmışken seçim yarışına dahil oldu. Ulusal Kongre Partisi bu seçimlerde parti yönetimi arasındaki konumunu sağlamlaştıran ağabeyi Rahul üzerinden yitik mirası canlandırmayı umut ediyor. Rahul, çok geçmeden Hindistan’ın 3 ulusal eyaletini kazanarak partiyi yönetti. Partide geçirdiği yıl boyunca konumunu pekiştirmek ve dizginleri eline almak için çabaladı.
Gazeteci Amitabh Tiwari, konuya ilişkin şu ifadeleri dile getirdi: “2019 seçimleri Ulusal Kongre Partisi için sıradan bir seçim turu olarak görülmemeli. Bu seçimler, partinin orijinal yapısını korumak ve kendi içindeki bölünmeyi engelleyerek parti ile aile arasındaki ilişkiyi sürdürmek için son şans olarak görülüyor. Parti, bugün tarihinin hiçbir vaktinde olmadığı kadar zayıflamışken bu geri dönüşü olmayan bir süreç olabilir. Parti, sadece iktidar partisi BJP tarafından değil demokrasinin gerçek gücünden nasıl faydalanılacağını oldukça yavaş bir şekilde öğrenen destekçi seçmen kitlesi tarafından da ciddi meydan okumalarla karşı karşıya”.
Priyanka, parti içinde ilk kez resmi olarak görev alıyor. Buna rağmen siyaset işlerine yabancı değil. Kendisi siyaset bilimi fakültesinden mezun ve yaklaşık yirmi yıldır annesi Sonia Gandi ve ağabeyi Rahul yararına olmak üzere meclis seçim çevrelerinde tanınan ve önde gelen bir figür. Onun en yakın tanıdıklarından biri, daha önce NDTV kanalı ile yaptığı bir görüşmede onu yarı münzevi bir kişilik olarak tarif etmiş ve siyasi işlere bulaşmak istemediğini, şimdiki hayatından memnun olduğunu ve siyasetin belirli yönlerinin kendi mizacı ile hiçbir şekilde uyuşmadığını düşündüğünü söylemişti.
Ancak Gazeteci-Yazar Sheela Bhatt, Priyanka figürünün ani bir şekilde sahneye sürülmesinin sorgulanmayı hak ettiğini ve bir strateji barındırdığını düşünüyor. Ulusal Kongre Partisi’nin farklı kadroları uzun bir süredir Priyanka’nın dahil edilmesini ve onun siyasetteki aktif rolünden yararlanılmasını istiyordu. Bhatt’a göre Priyanka’nın siyaset sahnesine çıkması önümüzdeki meclis seçimlerine özel bir parlaklık kazandırarak seçimlerin seyrinde özel bir etki sahibi olacak. O, cinsiyet ve yaş bakımından elde ettiği büyük kitlesel çekiciliğinin yanı sıra kitleleri harekete geçirme konusunda da üstün bir yeteneğe sahip. Bu haliyle büyük bir siyasi öneme sahip eyaletteki iktidar dengesini partisinin lehine çevirebilir. Priyanka’nın partinin etkin kadrolarına katılmasının BJP üzerinde şok etkisi yaratmasının sebebi belki de budur. BJP, bu adımı Rahul’un Ulusal Kongre Partisi’nin Uttar Pradeş eyaletindeki seçmen payında kayda değer bir farklılık yaratamadığının bir işareti olarak yorumladı.
Priyanka’nın sihirli dokunuşu
Priyanka’nın ağabeyi Rahul’dan daha doğaçlama konuştuğu her zaman bilinir. O, Hint dilini akıcı bir şekilde kullanması ve seçmenlerle iletişim kurma konusundaki becerisi ile ön plana çıkıyor. Onun sahip olduğu bu yetenek, büyükannesi ve eski Başbakan İndira Gandi ile arasında büyük bir benzerlik teşkil etmesinin yanı sıra Uttar Pradeş gibi ağırlıklı olarak kırsal eğilimli bir eyaletin seçimlerinde Ulusal Kongre Partisi’nin odaklandığı nokta olabilir.
Priyanka’nın yakınlarından birinin konuya ilişkin ifadeleri şu şekilde: “O, başkaları ile çok kolay bir şekilde iletişime geçebiliyor; partinin elemanlarına malzeme dağıtımında bizzat kendisi de çalışıyor ve onlara isimleri ile hitap ediyor. Elemanlar ise ağabeyi Rahul’dan ziyade onunla çalışmaktan çok keyif alıyor. Bu yüzden uzun bir süredir onun gibi bir lider kişilik arıyorduk”.
Parti içinde pek çokları şu an hastalıkla mücadele eden Sonia Gandi’nin siyasi hayattan çekilmeye hazırlandığını ve kızı Priyanka’nın ailesinin siyasi yolculuğunu tamamlamaya ve partinin genç ve kadın üyeleri ile iletişim kurmaya yalnızca bir adım mesafede olduğunu düşünüyor.
Lucknow Ar-Ge Merkezi Müdürü Asar Hüseyin, “Onun liderlik yeteneği partiye bir dereceye kadar fayda sağlar. Ancak o, meclis koltuklarının çoğunu garanti edemez” ifadelerini kullandı.
Bununla beraber Ulusal Kongre Partisi yöneticileri, Priyanka’nın varlığının ağabeyi Rahul’un eksiklerini tamamlayacağı ve partinin seçimlerdeki dayanaklarını güçlendireceği konusunda ısrarcı. Partinin önde gelen üyelerinden birinin konuya ilişkin yorumu şöyle: “Rahul, Mahatma Gandi ve ülkenin ilk başbakanı Cevahirlal Nehru başta olmak üzere seleflerinin benimsediği sadelik ilkelerini izlerken Priyanka, pratik meselelerle daha fazla ilgileniyor ve tıpkı büyükannesi İndira gibi belirleyici kararlar almada hızlı hareket ediyor”.
Priyanka Modi ile karşı karşıya
Priyanka’nın Ulusal Kongre Partisi’nin Doğu Uttar Pradeş eyaletinden sorumlu genel sekreteri olarak atanması oradaki siyasi süreç açısından büyük önem arz ediyor. Nitekim söz konusu eyalet, mevcut Başbakan Narendra Modi’nin ilk seçim noktası olarak görülüyor. Ulusal Kongre Partisi, Priyanka’nın 2019 seçimlerine katılıp katılmayacağına dair bir açıklama yapmadı. Öte yandan Priyanka’nın Modi ile doğrudan karşılaşması adına Varanasi’de aday gösterilmesi için parti koridorları arasındaki gürültü ve karmaşa artıyor. Uttar Pradeş eyaletinin doğu bölgesi Ulusal Kongre Partisi’nin oradaki varlığının tam olarak bitmesinden sonra iktidardaki BJP için merkez üs olarak kabul ediliyor. 
Priyanka’nın karşılaştığı zorluklar
Basın ve Ulusal Kongre Partisi’nin pek çok üyesi, tarihi üne ve büyük siyasi kararlılığa sahip büyükannesi İndira Gandi dönemindeki ihtişamı geri kazandırabileceğini iddia ederek Priyanka’nın seçimlerde aday gösterilmesi için çabalıyor. Ancak Priyanka, Uttar Pradeş eyaletinde siyasi anlamda ölmek üzere olan parti teşkilatını diriltme konusunda oldukça zorlu bir görev karşısında. Hele de parti geçtiğimiz on yıllarda halk desteğini ciddi anlamda kaybetmişken. Ulusal Kongre Partisi, 2014 meclis seçimlerinde bu eyaletten yalnızca iki milletvekili çıkarabildi. Priyanka’nın başını aynı zamanda eşi Robert Vadra’nın karıştığı söylenen yolsuzluk meseleleri de ağrıtıyor.
Gazeteci Pankaj Vohra’ya göre Priyanka’nın siyasi dalgayı yükseltmesi ile birlikte Vadra, bir kez daha gündeme gelecek. Önceden Rahul’u köşeye sıkıştırmak için kullanılan Vadra’nın küçük kız kardeş Priyanka’ya karşı da kullanılması mümkün. Bazı analistler, Priyanka’nın parti içinde yükselmesinin seçim beklentilerine ters sonuçlar vermesinin muhtemel olduğunu düşünüyor.
Hindistan Dışişleri Bakanı Nirmala Sitharaman, Priyanka’yı Uttar Pradeş eyaletinin doğu bölgesinden sorumlu genel sekreter olarak atayan Ulusal Kongre Partisi’ne tepki göstermiş ve bu adımla parti koalisyon politikalarının kullanıldığını söylemişti. Sitharaman, “Priyanka, ailenin denemesine tabi tutulduktan sonra söz konusu göreve getirildi ve bu, parti içindeki koalisyon politikalarının durumunu yansıtmaktadır” ifadelerini kullandı.
Gazeteci Muhammed Eyüb ise, “Öncelikle onun atanması, BJP’ye potansiyel seçmenler arasında Gandi ailesinin yalnızca ailenin sahip olduğu parti otoritesini korumak için iktidarı sürdürmeyi istediği düşüncesini güçlendirmek için yeterli malzemeyi verecek. Sonra siyasi süreç hakkında kendilerine yansıtılandan çok daha fazlasını bilen Hint seçmenlerin ailenin partinin tüm uzuvlarına egemen olması sebebiyle partiden geri çekilmeleri beklenebilir” ifadelerini dile getirdi.
İktidar partisi BJP’nin liderleri resmi tepkileri üzerinden Kongre Partisi içerisindeki iç koalisyon politikalarını hedefe oturturken bazıları, Priyanka’nın siyasi arenaya girişinin muhalif Kongre Partisi lehine olmak üzere ulusal düzeyde görüş ve hareket alanlarını tamamen değiştirebileceğini gizliden itiraf ediyor.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.