​Samir Caca: Esed ve İran demografik nedenlerden dolayı Sünnilerin Suriye'ye dönüşünü istemiyor

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Dr. Samir Caca (Independent Arabia)
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Dr. Samir Caca (Independent Arabia)
TT

​Samir Caca: Esed ve İran demografik nedenlerden dolayı Sünnilerin Suriye'ye dönüşünü istemiyor

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Dr. Samir Caca (Independent Arabia)
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Dr. Samir Caca (Independent Arabia)

Lübnan, bölgesel çatışmalarla kuşatılmış durumda. (Maruni Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri (LK) Partisi Genel Başkanı Samir Caca, Independent Arabia'dan Denise Rahma Fahri'ye Lübnan'daki son gelişmeleri değerlendirdi.
Çatışmaları siyasi gündeme bağlayan Caca, Ekonomik açığın tazyiki altında devletin çöküşüne işaret etti. Caca kendinden emin bir dille, bazı sınırların aşılması halinde 2005'teki gibi yeni bir Sedir Devrimi’nin patlak verebileceğini vurguluyor. Suriye rejimi konusundaki tutumunda kararlılığını sürdüren Caca, Esed rejiminin Suriye’de çatışan gruplardan bir grup olduğu ve bölgedeki İran rejiminin bir parçası olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.
Ona göre Arapların İran’a karşı direnmeleri, Mısır'ın ağırlığını ortaya koymasını gerektiriyor. Yine Caca’ya göre Hizbullah, Irak'taki Haşdi Şabi tecrübesini aynıyla gerçekleştiremeyecek ve Lübnan rejiminin yapısında herhangi bir değişiklik söz konusu olmayacak.
- Hizbullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Avn’ın yolsuzluk ve yetki çatışması suçlamalarıyla Başbakanı kuşattığı durumlar ışığında hükümetin akıbeti hakkında neler söylersiniz?
 İşlerin o raddeye vardığını söyleyemem. (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) ile Başbakan arasında bazı sorunlar olduğu doğru. Fakat bu durumu halihazırda bir yetki çatışması olarak değerlendirmek mümkün değil. Her halükarda, şunu söylemeliyim ki yetkilerin dağılımı, Lübnan'ın bağımsızlığının ilk günlerinden şimdiye kadar her daim devlet yapısının özelliklerinden biri olmuştur. Ancak son zamanlarda ortaya çıkan yeni veriler, Hizbullah’ın ilan ettiği yolsuzlukla mücadele savaşının ciddi olmadığını gösteriyor. Sanki yolsuzlukla mücadeleden ziyade siyasi hedefleri varmış gibi görünüyor. Bununla birlikte, yine de herşeyi ayan beyan ortaya çıkartmak için önümüzdeki iki hafta süresince beklemeyi tercih ediyorum. Beni durduran, Hizbullah’ın son kabine toplantısındaki tutumu oldu. Bu yüzden Hizbullah'ın yolsuzlukla mücadelede ve reform hususunda ne kadar ciddi olduğunu bilmediğimi söylüyorum. Nihai kararlar vermememiz gerekiyor. Gelecek iki hafta içinde yapılacak Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu toplantılarında yolsuzlukla mücadelede ciddi tarafların kim olduğu belli olacak.
Başbakan Saad Hariri hükümeti (Reuters)
-Tüm dünyada uyuşmazlık çözümü politikasını benimsemiş, devlet kurumlarının metanetini sağlamış ve siyasi ve ekonomik bakımdan istikrarı temin etmiş bir ülke var mı?
Kastım, kesin sonuçlar alınana kadar beklemek değil. Fakat bütün tarafların yolsuzlukla mücadelede ne kadar ciddi olduğunu ve ülkedeki reform sürecinde büyük, orta veya küçük çapta bir umut olup olmadığını görmek istiyoruz. İlk göstergelerin cesaret kırıcı olduğunu inkar etmiyorum.
-Eğer zayıf bir umut varsa alternatif plan ne olacak?
Sahip olduğumuz araçlarla tamamlamaya devam edeceğiz.
-Siyasi çatışmadan ayrı olarak yolsuzlukla mücadele söz konusu olduğunda Lübnan Kuvvetleri’nin nazarındaki koalisyon imajı değişti mi? Başka bir deyişle, yolsuzlukla mücadelede müttefik olan, aynı zamanda temel stratejilerle ilgili konularda da siyasi bir müttefik değil mi?
Bu zorunlu bir durum değil. Siyasi bakımdan (Sünni) Müstakbel Hareketi ile müttefikiz, bu açık. Devlet reformu sürecinde ve yolsuzlukla mücadelede pek çok müttefikimiz olacağını umuyoruz. Ancak diğer tüm meselelerde durum böyle olmak zorunda değil. Bu yüzden, olanların umut verici bir sinyal vermediğini tekrarlıyorum. Ne olacağını görmek için beklemeliyiz.
Şam rejimi bir "Devlet" değil
-Şam rejiminin Dürzi din adamlarının Suriye'ye girebilmeleri için Esed yandaşı Dürzi bir din adamından onay alma şartı getirmesini ve Esed rejiminin Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi terörist listesine dahil etmesini nasıl açıklıyorsunuz?
Bu bağlamda, özellikle Lübnan kamuoyuna ve genel olarak Arap kamuoyuna başvurmak çok önemlidir. Son haftalarda ve aylarda Lübnan’da, Esed rejimi ile ilişkilerin normalleşmesi çağrılarına tanık oluyoruz. Bazı bakanlar, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin tekrar aktif hale getirilmesini talep etti. Ancak, Lübnan Başbakanının ve diğer bazı isimlerin terör listesine dahil edilmesi, rejimin Suriye topraklarında çatışan taraflardan daha fazlası olmadığının en büyük kanıtıdır.
Esed rejimi, Suriye'deki otoriteyi veya devleti temsil etmiyor. Ancak, bunu kesin olarak doğrulayan şey, Dürzi toplumunun dini otoritesi olan 'Şeyhu'l Akl' hususundaki tutumudur. Dünyada hangi ülke benzer bir konuda içişlerine müdahale edilmesine izin verir? Lübnan'da saygın bir Dürzi toplumu var. Nasıruddin el-Garib'in dışında herhangi bir Dürzi alimi kendisine meşru otorite (Şeyhu'l Akl) olarak görmediğini söyleyen Esed rejimi gerçekten asgari devlet ciddiyetine sahip mi? Dolayısıyla bu olay şu anda Suriye'de devlet olmadığını, bilakis rakip grupların olduğunu gösteriyor. Beşşar Esed grubu bunlardan birini temsil ediyor. Bu nedenle, Suriye ile söz konusu olacak herhangi bir koordinasyon, yönetim aracılığıyla yapılmalıdır. Çünkü Suriye'yi şu anda siyasi düzeyde temsil eden hiçbir şey yok.
Lübnan’dan birisinin Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesini talep etmesinin utanç verici olduğunu düşünüyorum. Çünkü halihazırda Suriye’nin üyeliğini etkinleştirecek ve ülkeyi temsil edecek hiçbir kurum bulunmuyor.
-Suriye'nin şu anda Arap Birliği'ne geri dönme ihtimalinin olmadığını söyleyen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr’in benimsediği yeni bir pozisyon var. Bunun, Esed rejiminin ele alınması konusunda temelde bölünmüş görüşlerin bulunduğu Lübnan'a yansıması olacak mı?
Suudi Arabistan'ın, Arap Birliği ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’ndeki (KİK) etkisini dikkate almak gerekiyor. Öte yandan, en son Lübnan’daki Dürzi toplumunun içişlerine açıkça müdahale eden Esed rejimi ile olan doğrudan deneyimimiz, elimizde olan bir başka kanıttır. Bu, şu anda Suriye'de bir devlet olmadığını açıkça gösteriyor. Suriye halkını temsil eden devletin Arap Birliği'ne dönüşü sorununu gündeme getirmek için siyasi bir çözüm beklememiz gerekiyor.
-Bugün Lübnan egemenliğini güvence altına almaktan ve söz konusu adım karşısında bir tutum benimsemekten kim sorumlu?
Maalesef, kararlı bir tutum benimsemek öncelikle Lübnan hükümetinin sorumluluğunda. Hiçbir bakanın Suriye'yi ziyaret etmesine izin vermemesi gerekiyor. Başbakan ve bir grup Lübnanlının isimleri, hala Suriye’deki teröristler listesinde yer alıyor!
Esed rejimi Lübnan'daki Dürzi toplumu gibi bir toplumun içişlerine müdahale ettiği sürece herhangi bir bakanın Suriye'yi ziyaret etmesine izin verilmemelidir.
-Bir ara Esed rejimi ile Körfez ilişkilerinin normalleşmesinden söz ediliyordu. Bu süreç durdu mu? Esed’in İran’a ziyarette bulunması normalleşme girişimlerini boşa mı çıkardı?
Esed rejimi ve Arap dünyasının ilişkilerinin normalleşmesi, her gün Arap yetkililerden duyduğumuz açıklamalarla durduruldu. Belki de 'Esed rejiminin kendisini İran'dan uzak tutacağı umuduyla' normalleşme hakkında güçlü bir şekilde konuşulabilirdi. Ancak, Esed rejiminin bölgedeki İran sisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gördük. Bu nedenle, Suriye rejimi ile İran arasında bir ayrışma olduğunu düşünmek abestir. Çünkü bugüne kadar rejimin bir parçası olarak devam edegeldi. Elini rejimin üzerinden kaldırdığı an düşer. Bundan dolayı Esed rejimi ile normalleşme konusunun yerinde olmadığını anlıyoruz.
-İran'la yüzleşmek, Ortadoğu'da İran etkisinin azaltılmasını talep eden ABD ve Körfez ülkelerinin öncelikleri arasında yer alıyor. Lübnan buradaki aygıtlarıyla Tahran için kilit bir alan teşkil ediyor. Varşova Konferansı, bu yüzleşmenin nasıl gerçekleşeceğini belirlemek içindi. Lübnan konferansa katılmadı. Bu İran'la olan mücadelenin dışında olduğunuz anlamına mı geliyor?
Hükümet, kendisini söz konusu meseleden uzak tutma politikasını benimsediğinden dolayı konferansa katılmadı. Bu nedenle, diğer tarafların da benzer pozisyonları benimsemesi gerekiyor. Beyrut'un bu konferansa katılmaması oldukça doğal. Ancak bu, Lübnan’ın oyunun dışında olduğu anlamına gelmiyor.
- Lübnan bu durumda İran ile nasıl yüzleşecek?
-Lübnan’ın İran’la yüzleşmesi şart değil. Lübnan hükümetinin öncelikle Lübnan halkının çıkarlarına öncelik vermesi gerekiyor, diğerlerinin çıkarlarına değil.
-Neden?
Çünkü Lübnan’daki bazı grupların farklı öncelikleri var. Lübnan’daki bazı partiler, 'savaşın sesinin üstünde ses yok' politikasını benimsiyor. Ama Lübnan’ın sesi bu değil.
-Suudi Arabistan’ın bölgedeki kaygıları ışığında Lübnan’a olan ilgisini nasıl görüyorsunuz? Lübnan hala Suudi Arabistan’ın öncelikleri arasında yer alıyor mu?
Bugün Lübnan’ın, özellikle Yemen, Suriye ve Irak’taki meşguliyetleri nedeniyle Suudi Arabistan’ın öncelikleri arasında yer aldığını düşünmüyorum. Ancak bana göre Lübnan, bölgede bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Bundan dolayı Suudi Arabistan, BAE, Körfez ve genel olarak Araplar arasında bir önceliğinin bulunması gerektiğini düşünüyorum.
-Suudi Arabistan'ın Lübnan'dan sorumlu elçisi Kraliyet Divanı Müsteşarı Nizar Alula’nın ziyareti belirli bir mesaj taşıyor muydu? Bu ziyaretin özel bir amacı var mıydı?
Suudilerin bu günlerdeki ilgileri oldukça karmaşık. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın geçen hafta Pakistan, Hindistan ve Çin'e ziyarette bulunduğuna tanık olduk. Lübnan; bölgedeki varlığı, kültürel, politik ve stratejik değeri nedeniyle daha fazla önem verilmeyi hak ediyor.
İran'a karşı Mısır ağırlığını koymalı
-Sizce, İran’la yüzleşmek adına ortaya atılan en iyi Arap yol haritasının ne olması gerekiyor?
Öncelikle Arapların bir araya gelmesi gerekiyor. Bölgedeki İran müdahalesine karşı olan ve Mısır Arap Cumhuriyeti tarafından temsil edilen büyük bir Arap gücü var. Ancak şimdiye kadar ağırlığını ortaya koymadı. Belki de geçmiş yıllarda tanık olunan devrimler ve ayaklanmalardan sonra hala iç işleri ile ilgili sıkıntılı durumlar var. Ancak bu, Mısır'ın bölgede çok büyük bir ağırlığının bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor.
-İran'la yüzleşmenin Mısır’dan başlaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Hayır, halihazırda bu çatışmalarla uğraşan Körfez'den başlaması gerekiyor. Fakat Mısır ağırlığını koymadığı sürece talep edilen güçler arasındaki denge sağlanamayacaktır. İran'ın 80 milyondan fazla nüfusa sahip bir ülke olduğunu da unutmamalıyız. Öte yandan, İran’ın bölgedeki çok sayıda ülkede askerleri ve silahlı grupları bulunuyor.
-Uluslararası alanda Lübnan’ın bütünüyle İran’ın elinde bulunduğunu öne sürülüyor. İran'ın müttefikleri Temsilciler Meclisinin çoğunluğunu oluştururken, hükümet 'Hizbullah hükümeti' olarak nitelendiriliyor. Lübnan Kuvvetleri bu çatışmada kendisini yalnız mı görüyor?
Şahsen yanlış olduğunu düşündüğüm bu açıklamaya katılmıyorum.  Hizbullah’ın halihazırda bazı müttefikleri ile birlikte Lübnan arenasındaki en etkili hareket olduğu doğrudur. Ancak bu, Lübnan’ın tümüyle İran’ın etkisi altında olduğu anlamına gelmiyor. Bu bağlamda bazı can alıcı örnekler vereceğim. Mesela Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, geçtiğimiz günlerde Lübnan’ın İran’la yapmak istediği bir dizi anlaşma teklifini içeren bir konuşma yaptı. Bunlar arasında askeri, enerji, ilaç ve diğer alanlarda işbirliği anlaşmaları da bulunuyor. Birkaç gün sonra İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Lübnan'ı ziyaret etti ve belirtilen alanlara dair herhangi bir mutabakat zaptı imzalanmadı. Bununla birlikte Esed rejimi ile İran arasında yüzlerce mutabakat zaptı imzalandığını görüyoruz. Öte yandan, Ocak ayında Lübnan'da yapılan Arap Ekonomik Zirvesi ile ilgili olarak herkes, Esed rejimi dahil olmadığı sürece İran’ın bu zirveyi Lübnan’da yapmak istemediğinin farkındaydı. Lübnan’daki mevcut bütün hareketliliğe rağmen zirvenin Esed rejiminin katılımı olmadan yapıldığına tanık olduk. İran nasıl oluyor da Lübnan rejimi üzerinde egemen oluyor?
Hizbullah'ın ciddi olarak düşündüğü iki konu var: Birincisi, Irak’taki Haşdi Şabi gibi yasallaşmak, ikincisi ise kanun aracılığıyla Lübnan rejiminin üçte birinde yer edinmektir. Haşdi Şabi kuruluşundan 3 sene sonra resmi bir kuruma dönüştü. Lübnan'da Hizbullah’ın askeri bir kurum olarak resmileşmesi konusu henüz gündeme gelmese de, grubun müttefiklerinin bile bu durumu kabullenmesi söz konusu değil. Bundan dolayı İran’ın Lübnan’a egemen olduğu iddiası doğru değil.
-Herkes Lübnan Kuvvetleri’nin (LK) Esed rejimi ile ilgili karşıt tutumunu biliyor. Fakat Lübnan Kuvvetleri nasıl oluyor da Suriyeli göçmenleri Esed Suriyesi'ne göndermek istiyor?
Suriyeli göçmenlerin geri dönüşünün önündeki en büyük engel Esed rejiminin kendisidir. Çok sayıda uluslararası kuruluş, Suriyeli göçmenlerin geri dönüşü konusunda araştırmalar yaptılar. Araştırmalar, göçmenlerin yüzde 95’inden fazlasının derhal geri dönmek istediğini gösteriyor. Birçoğu, geri dönmeme sebebinin, Esed rejimi tarafından maruz kalacakları baskı olduğunu dile getiriyor. Ayrıca altyapı sorunları ve yeniden askere alım gibi durumlar göçmenlerin geri dönmeme sebepleri arasında yer alıyor. Bütün bunlar göçmenlerin dönmeme sebeplerinin bütünüyle Suriye rejimi ile ilgili olduğunu gösteriyor.
-Öyleyse bu hususta rejimle temaslarda bulunulmasının amacı nedir? Öyle ki göçmenlerin geri dönüşünün önündeki en büyük engelin Beşşar Esed olduğunu görünüyor.
Bizim için mesele, Esed'e karşıt ya da yandaş olmamız değil. Bu konunun Beşşar Esed sayfasındaki lekelerin temizlenmesinde bir araç olarak kullanılmasını istemiyoruz. Geri dönüşler için rejime baskı yapılmasını umuyor ve bunu da sadece Rusya'nın yapabileceğine inanıyoruz. Bundan dolayı Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den göçmenlerin geri dönüşü önündeki engellerin kaldırılması için Suriye rejimine baskı yapması çağrısında bulunmasını istiyorum.
Lübnan'daki Suriyeli mülteci kampları (Reuters)
-Rus inisiyatifinin ciddi olduğunu düşünüyor musunuz?
Evet, fakat şu ana kadar bir sonuç vermedi.
-Neden?
Çünkü Beşşar Esed ve onun İranlı müttefikleri göçmenlerin Suriye'ye dönmesini istemiyorlar. Suriye'deki demografik gerçekliğe bakarsak, Suriye topraklarında yaklaşık altı ya da yedi milyon Sünni olduğunu görüyoruz. Bazı azınlıklara ek olarak yaklaşık üç veya dört milyon Nusayri ve yaklaşık iki milyon buçuk milyon Hristiyan bulunuyor. Tabloya bakınca dağılımda bir denge olduğu görünüyor. Ancak Suriye'ye yaklaşık 12 milyon Sünni’nin geri dönüşü ile birlikte bu denge tekrar bozulacak. Beşşar Esed ve İranlı müttefiklerinin göçmenlerin geri dönüşüne izin vermek istememelerinin nedeni budur. Bu bağlamda, Hizbullah’ın geçen yıl göçmenlerin geri dönüşüne yardımcı olmak amacıyla komiteler kurduğunu hatırlatmak istiyorum. Bugün artık bunu duymuyoruz. Bunun nedeni, Esed’in bunu istemiyor oluşudur. Esed rejimi ile ilişkileri yeniden başlatmak için göçmenler meselesinin açılmasını isteyen kimseler var. Bu konuda yapılacak en iyi şey, Rusları, Esed’in göçmenleri kabul etmesi hususunda baskı yapmaya ikna etmeye çalışmaktır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Avn’ın Moskova ziyareti sırasında bunu gündeme getirmesini istedik.
-Özellikle Suudi Arabistan’ın seyahat yasağını kaldırmasının ardından Körfez turistlerinin bu yaz Lübnan'a geri dönüşleri ile ilgili söylentiler var. Bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz?
İşler istenildiği şekilde seyreder ve Lübnan’da asgari düzeyde düzenlilik sağlanırsa söz konusu kişilerin Lübnan’a dönüşleri mümkün olur. Öyle umuyoruz. Ancak, geri dönüşlerin asgari uygun koşullarla bağlantılı olduğunu anlamalıyız. Çok şükür güvenlik konusunda istikrar sağlandı. Ancak, geri dönüşleri için ahlaki ve psikolojik koşulları da sağlamalıyız.
-Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Körfez devletlerine yaptığı ziyaretleri nasıl değerlendiriyorsunuz. Bunu Körfez ülkeleri ile Esed rejimi arasındaki ilişkilerin normalleşmesine bir dönüş olarak görmek mümkün mü?
Rejimin halihazırda İran sisteminin ayrılmaz bir parçası olmasından dolayı bunun başarılı olabileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla bunun gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Esed'in İran ziyareti bunun delilidir.
-Bazı Arap ülkelerinde Arap Baharı’nı hatırlatan bir hareketliliğe tanık olunuyor. Sizce yeni silahlı çatışmaların, kimlik konusundaki anlaşmazlıkların ve radikal İslami örgütlenmelerin önünü almak için yerine getirilmesi gereken şartlar nelerdir?
Sudan'da, şu anda kimlikler üzerine herhangi bir çatışma söz konusu değil. Tamamen politik bir hareketliliğe tanık oluyoruz. Bu Cezayir için de geçerlidir. Fakat radikal İslamcılar bir şekilde harekete geçerlerse, mevcut hareketliliğin başarısız olacağına inanıyorum. Suriye'deki aşırılık yanlılarının dahil olduğu herhangi bir hareketin başarısız olma gibi.
-Sizce, herhangi bir siyasi akım radikal bir İslami harekete dönüşmeden nasıl başarılı olabilir?
Mutedil bir hareket olmalı ve amacı yalnızca kendisi tarafından ilan edilmelidir. Önümüzdeki en açık örnek Tunus’ta yaşananlardır. Bugün Tunus’ta olanlar yalnızca normal politik oyunlar çerçevesinde yaşanıyor.
-Lübnan’daki güvenlik durumu hakkında endişeli misiniz?
Hayır.
-Tanınmış liderlerin öncülüğünde yeni bir Sedir Devrimi’ne ne kadar sürede tanık olabiliriz?
Bazılarının sınırları aşması durumda bir anda gerçekleşebilir. Aynı şekilde Suriye vesayeti döneminde yapılanlara benzer uygulamalara geri dönülmesi de buna yol açar. Bu ise bize başka bir konunun kapısını açar. Günümüzdeki temel sorunun, devletin iyi yönetilip yönetilmemesi meselesi olduğunu düşünüyorum.
-Politikayı bir kenara bırakıp ekonomiyi mi odağa taşıyorsunuz?
Bu nitelendirme doğru değil. İşler kendilerini empoze ediyor. Haftalar içerisinde farkına varılmadığı takdirde bizi uçuruma sürükleyecek mali bir durum ile karşı karşıya bulunuyoruz. Siyaseti bir kenara koymuyoruz, koymamız da mümkün değil. Fakat bugün politikayı gölgede bırakan bir şey var: Ekonomi ve para. Devletin siyasi strateji nedeniyle yıkılması mümkün olduğu gibi ekonomik nedenlerden dolayı da çökmesi imkansız değil. Bugün karşı karşıya kaldığımız en büyük tehlike ekonomik canipten geliyor. Bu durumda daha dikkat isteyen, çok fazla zaman alan ve elverişli koşulları gerektiren politik sorunları çözmeye mi yönelmeliyiz?
-CEDRE (Sedir) Konferansı'nın koordinatörü, Lübnan'daki yetkililerin ciddi olmadıklarını ve bağışçı ülkelerin ve Lübnan halkının zamanını boşa harcadıklarını söyledi. Sizin böyle bir izleniminiz var mı?
İşler önümüzdeki haftalarda da temel adımlar atılmaksızın bugün olduğu gibi devam ederse, böyle bir izlenim edinebilirim. Bütçe açığının düşürülmesi halihazırdaki en önemli ve en temel meseledir.
-Lübnan Kuvvetleri bu konuda ne yapabilir?
Bir kişinin doğrulanmış ve gerekçelendirilmiş bir mesele ile ilgili çağrıda bulunması, çok sayıda insanı bu meseleyi desteklemek için cezbetmeyi kolaylaştırır.
 



Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Ürdün'den sızdığına inanılan kimliği belirsiz şüphelileri bulmak için geniş çaplı aramalar yapıldığını bildirdi.

Baran kasabası yakınlarında Ürdün'den İsrail topraklarına bir sızma tespit ettiğini açıklayan orduya göre birkaç şüpheli sınırı geçerek İsrail'e girdi.

Yetkililer, şüphelileri bulmak için bölgede kapsamlı arama operasyonları yürütüldüğünü ve yolların kapatıldığını belirttiler. Baran'da da sirenler çalınarak, sakinlere bir sonraki duyuruya kadar evlerinde kalmaları uyarısı yapıldı.