Usame bin Ladin’in oğlu Hamza bin Ladin El Kaide’nin üçüncü neslini mi oluşturuyor?

Usame bin Ladin’in oğlu Hamza bin Ladin El Kaide’nin üçüncü neslini mi oluşturuyor?
TT

Usame bin Ladin’in oğlu Hamza bin Ladin El Kaide’nin üçüncü neslini mi oluşturuyor?

Usame bin Ladin’in oğlu Hamza bin Ladin El Kaide’nin üçüncü neslini mi oluşturuyor?

El-Kaide, kökenleri ve etkilediği çevre açısından, diğer cihatçı gruplar ve örgütlerde bulunmayan özellikleri bulundurması bakımından benzersiz bir örgüt. El Kaide, düşmanlarının dikkatsizliği yüzünden bu kadar büyüyebildi. Bu düşmanlar, örgütün doğuşu ve güçlenişe katkıda bulundu. El Kaide’nin ilk çıkışı olan Afgan cihadını destekleyen Arap ve İslami örgütlerden başlayıp Sovyet-Afgan savaşında büyük rol oynayan ABD ve bazı Avrupa ülkelerine kadar uzanan bir süreç yaşandı. Bundan ilk faydalanan ise Arap mücahitler oldu. Bugün El Kaide’den en çok zarar görenler yine örgütün kuruluşuna göz yuman düşmanları oldu.
The Independent'tan Said El Cemhi'nin haberine göre, gittikçe büyüyen örgüt, kendine yeni düşmanlar arıyordu. Sovyetlerle yaşanan çatışmaların ardından “dinden çıkmış” olarak nitelendirdiği bazı Arap örgütlerini düşman ilan etti. Bu örgütleri desteklediği gerekçesiyle düşmanlıkları Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı örgütlere kadar uzandı. Daha sonra bu husumet söz konusu örgütlerin halklarını da kapsayacak genişliğe ulaştı. El Kaide literatürüne göre bu halklardan toplanan vergilerle Müslümanların öldürülmesi amaçlanıyordu. 
El Kaide’nin esnek ve fırsatçı bir stratejisi vardı. Öyle ki örgüt 2003’te ABD’nin Irak işgalinden faydalandı. Bundan önce de Irak-Kuveyt savaşını istismar etmeye çalıştı. Arap Baharı furyası başladığında da üstüne oturmaya çalıştı. Daha önce söz konusu rejimleri devirme çağrısı yapan örgütün devrimlerin başını çektiğine yönelik iddialar güçsüz değil.
Dünyanın DEAŞ’a yoğunlaştığı sırada El Kaide stratejisinde değişikliğe gitti. DEAŞ’ın vahşi faaliyetlerini benimsemediğini açıkladı. Masum insanlara merhamet edilmesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptı. Bu süreçte ayakta kalmak isteyen örgüt sessiz bir şekilde yeni örgütler inşa etti, liderlerini güçlendirdi.
Esneklik stratejisine gelince örgüt, taktiklerini değiştirip savaşın nerede ve nasıl olacağını belirleyebiliyordu. 
Birinci nesil: Terör faaliyetlerinin başlangıcı
Örgütün birinci neslinin uyum ve sağlamlığının ardında, müfredatın titizliği, örgüte katılma şartlarının sertliği, isyan kapılarının kapatılması ve bölünmeleri önlemenin önüne geçme gibi birçok neden sayılabilir. Selefi aşırıcılığı, özellikle ilk kurucu Usame bin Ladin başta olmak üzere birçok liderin “karizmasının” sorgulanmasının ve itaat sorunlarının önüne geçilmesini sağlayan faktörlerden biri. Farklı ortamlara uyum sağlayabilme, iletişim araçlarının ve teknolojik gelişmelerin örgütün hizmetine sunulması da bu faktörlerden sayılabilir.
Örgüt, kurulduğu yer olan Afganistan merkezinde şekillendi. Başka hiçbir örgütte bulunmayan iktidar gücü, El Kaide yöneticilerinin ve komutanlarının örgütün metotlarını uygulamaya koymasını kolaylaştırdı. El Kaide üyelerinin farklı devletlerden olması da örgüte büyük avantaj sağladı. Öyle ki Usame bin Ladin’in başını çektiği birinci nesilde hiçbir geri çekilme gözlemlenmedi.
Afganistan’dan El Kaide’nin terör faaliyetlerinden ilki Yemen’de oldu. 90’lı yıllarda El Kaide’ye ait bir grup Aden şehrinde birçok saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılar 2000 sonrasında da devam etti. Amerikan muhbir gemisi USS Cole’a düzenlenen saldırı, örgütün ABD’ye karşı ilk saldırısı olmakla birlikte, gelecek için alarm zillerinin çalmasına neden oldu. 
El Kaide’nin doğurduğu örgütler
1- Yemen El Kaidesi

Ana örgütten birçok grup doğdu. Bunların ilki ve en önemlisi Usame bin Ladin tarafından bizzat kurulan ve yöneticileri atanan “Arap Yarımadası El Kaidesi” oldu. Yemen El Kaidesi ise hiçbir eski örgütten oluşmadı. El Kaide’nin herhangi bir grubu Yemen’deki örgüte katılmadı.
Resmi olarak bağlantısını reddetmesine rağmen, sonrasında gelişen süreçte Yemen birçok terör olayına ve saha çalışmasına şahit oldu. Bu da Yemen El Kaidesine genişlemesi ve yayılması için geniş bir alan sağladı. Öyle ki örgütün Suudi Arabistan’daki kolu olan “Arap Yarımadası Cihat Karargahı” adlı örgüt, merkezin eleman ve para desteğine rağmen Yemen El Kaidesi'nin bir parçası haline geldi.
Arap Yarımadası'ndaki El Kaide, ABD ve Avrupa’daki çeşitli eylemleriyle adını dünyaya duyurmayı başardı.
IŞİD ise gittikçe genişleyen El Kaide’nin bu dalına nüfuz edemedi medya aracılığıyla kavga başladı. Bu kavga çatışmaya kadar uzandı. 
2- Somali’deki El Şebab Hareketi
2004 yılında kuruldu. Somali’deki İslami mahkemelerden doğup düşünce ve metot olarak El Kaide’ye tabi oldu. DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla birlikte çatışmalar ve anlaşmazlıklar baş gösterdi. El Kaide’nin diğer kollarına nazaran doğası daha fazla şiddet içeren bu hareket DEAŞ’ın etkisi altında kaldı. Mali yetersizlik, cephede kaybedilen savaşlar ve diğer faktörler El Şebab’ı DEAŞ’ın kollarına iten sebepler oldu.
3- İslami Mağrip El Kaidesi
Selefi cemaatin cihat ve davet çağrısı sonrası Silahlı İslam Cemaati örgütü kuruldu. 2006 yılında El Kaide’ye bağlılığını ilan etti. Yerelden bölgeye taşındı. Faaliyetleri Fas ve Tunus’ta yayıldı ve Afrika ülkelerine sızmaya çalışan örgüt Mali’de eylemler yaptı. 
IŞİD ortaya çıktığında Mağrip El Kaidesi biat etmeyi reddetti. Örgütün lideri, El Kaide’ye bağlı kalacaklarını açıkladı. DEAŞ’ın Afrika’daki yayılışını önlemek isteyen Mağrip El Kaidesi DEAŞ’a karşı cephe oluşturmak için Libya, Tunus ve diğer ülkelerdeki aşırıcı grupları etrafında toplamaya çalıştı.
4- DEAŞ
Örgütün ilk tohumu, 2004 yılında Ürdünlü Ebu Musab Zerkavi’nin “Tevhid ve Cihat” örgütünü kurmasıyla atıldı. Bin Ladin’e biat eden örgütün ismi “Mezopotampa Cihat Karargahı” olarak değiştirildi. Zarkavi, Iraklı olmamasından dolayı komutanlar arasında endişeler olduğunu fark edince “Mücahitlerin Şura Meclisi”ni kurarak başına Ebu Abdurrahman Bağdadi’yi getirdi.
2006 yılında Zarkavi’nin öldürülmesinin ardından örgütün başına geçen ve İslami bir emirlik kurmak isteyen Ebu Hamza El Muhacir Bin Ladin’e biat etti. Onun ölümünden sonra ise liderliğe Ebu Bekir El Bağdadi getirildi. Suriye’deki olayların patlak vermesi sonrası Zevahiri’nin önderliğinde örgüt “Nusra Cephesi” adıyla Suriye’ye geçiş yaptı.
Nisan 2013’te Ebu Bekir Bağdadi’ye ait bir ses kaydı yayınlandı. Bağdadi, Nusra Cephesi’nin Irak İslam Devleti’nin bir kolu olduğunu ilan etti. Yine “Nusra Cephesi” ve “Irak İslam Devleti”ni tek bir isim altında toplayacaklarını ilan ederek “Irak Şam İslam Devleti”ni ilan eti. 
Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammed El Colani DEAŞ’a biat etmeyi reddetti. Bu sırada El Kaide lideri Eymen Zevahiri örgütün olduğu gibi kalması gerektiğini açıkladı. 
Ancak Bağdadi, Zevahiri’nin Suriye’yi Nusra Cephesi’ne bırakma teklifini reddetti. Bunun üzerine Bağdadi Zevahiri ile ayrı olduklarını ilan etti ve iki taraf arasında kavga başladı. Başlarda sadece medyatik olan bu kavga, sonraları Suriye’de silahlı çatışmalara kadar uzandı.
Hamza bin Ladin
El Kaide’nin kuruluşundan bu yana yaptığı dönüşümlerin ardından yeni arayış içerisine giren örgüt, Usame bin Ladin’in oğlu Hamza bin Ladin’in liderliğinde yeni bir örgütlenmenin peşinde olabilir. 
Hamza bin Ladin kimdir?
Usame bin Ladin’in 15’inci oğlu. Annesi Hayriye Sabir. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde dünyaya gelen Hamza şu an 30 yaşında. 
Babasının ölümünden önce öldürülen Saad’dan sonra babasına “aşırıcılık” anlamında en yakın isim. 
Babası onu 11 Eylül saldırılarının planlayıcısı olan Muhammed Atta’nın kızıyla evlendirdi. Usame bin Ladin, kendisine en yakın isimlerden biri olan Mısırlı yardımcısı Seyful Adil’i onunla yakından ilgilenmesi için görevlendirdi. 
2015’te Hamza’ya ait yayınlanan görüntülerde ve ses kayıtlarında ABD’yi tehdit etmiş ve intikam çağrısı yapmıştı.
2017’de ABD tarafından terör listesine alınan Hamza’nın başına bir milyon dolar ödül kondu. Suudi Arabistan ise Hamza’yı vatandaşlıktan çıkardığını açıkladı.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.