​Cehennemi yaşayan kadınlar anlatıyor… Her yerden cesetlerin çıktığı ‘Bağuz'

Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar  (AP)
Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar (AP)
TT

​Cehennemi yaşayan kadınlar anlatıyor… Her yerden cesetlerin çıktığı ‘Bağuz'

Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar  (AP)
Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar (AP)

Suriye’nin doğusunda bulunan Deyr-i Zor kırsalındaki Bağuz kasabasının beş kilometre kuzeyinde bir grup erkek bir arada yerde otururken, büyük nakliye kamyonlarından biri karşıdan göründü. ABD özel kuvvetlerinin geniş güvenlik önlemleri ve bölgeyi koruyan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) zırhlı araçlarının ve savaşçılarının arasında, yakınlarda duran ABD’li bir askerden işaret bekleyen bu kimselerden denetime girmeleri için diğerlerine doğru yürümeleri istendi.
Söz konusu kişilerin bazısının Asyalı, diğerlerinin ise Rus, Batılı ve Arap olduğu görünüyor. Bu kişilerin esmer derileri birbirine benziyor ve kalın sakalları var. Üzerlerinde siyah renkli abalar ve başlarında fötr şapkalar var. 2011'den bu yana Orta Doğu’daki en sıcak bölge olan Suriye’ye binlerce kilometre öteden geldiler ve aşırılıkçı örgüt DEAŞ’ın himayesinde yaşama hayalleri kurdular. Ancak hayalleri gerçekleşmedi ve işin sonuna geldiler. Şimdi ise akıbetlerinin ne olacağı beklentisi içerisindeler.
İlk inceleme işleminin tamamlanmasının, parmak izlerinin ve tüm kişisel bilgilerin alınmasından sonra kadınlar ve çocuklar, kuzeydeki Havl kampına gönderilirken, DEAŞ örgütüne mensup olduklarından şüphelenilen erkekler ve gençler, özel sorgu merkezlerine nakledilmek ve hapishanelere yerleştirilmek üzere bekleyen özel araçlara konuluyor.
Bu kimselerin, son yıllarda zalimane hükümleri ve radikal ilkeleri ile terör ve korku yayan DEAŞ unsuru oldukları herkes tarafından biliniyor. DEAŞ’ın, gücünün doruklarında iken Suriye'de ve Irak'ta kontrolü altında bulunan toprakların alanının, İngiltere yüzölçümüne denk olduğu tahmin ediliyor.
Iraklı bir aile
“Ben Şeyma. 55 yaşındayım ve Musulluyum. Kocam, 2015 yılının ortasında Musul’da meydana gelen savaş sırasında öldürüldü. Kocamın ölümünün ardından Suriye sınırındaki el-Kaim şehrine göç ettik. Savaşın oraya ulaşmasının ardından Suriye'ye gelmeye karar verdik ve Deyr-i Zor kırsalındaki Ebu Hamam köyüne gitmeye niyetlendik. Sonra kuşatma altında kaldığımız Bağuz kasabasına yerleşene dek Hecin, Susa ve diğer bazı yerlere gittik. Örgüt savaşçılarının bölgeden çekilmesi ile birlikte biz de geriye doğru yol alıyorduk. Üç kızım var. En büyükleri biz buradan ayrılmadan üç gün önce öldürüldü. Savaşlardan dolayı onu defnedemedik. Diğer kızlar hala yanımda. İlki 2002'de doğdu, diğer ise ondan 1 yıl sonra. Ayrıca yanımda iki erkek çocuğum daha var. En büyük oğullarım Hecin beldesindeki savaşlarda bir hava saldırısı sırasında öldü. Şimdi yanımda biri 10, diğeri 5 yaşından küçük iki erkek çocuğum var. Hepsi bu çölün ortasında yanımda oturuyorlar. Hayır, ben bir kız değilim. Hala Bağuz’da nöbet bekleyen bir savaşçı ile evli bir kadınım. Sonuna kadar savaşmaya karar verdi. Ebu Bekir Bağdadi’nin emriyle beldeden ayrıldık. Kadınların ve çocukların savunmasız olmalarından dolayı çatışma bölgesinden çıkmalarına izin verdiler. Bugün kuzeydeki Havl kampına götürülmeyi bekliyoruz. Gelen gazeteciler bizlere yemek, ilaç ve ekmek getirdi. Ama kimse bizi umursamıyor. Bu kadar çok yabancı kimsenin bulunduğu bir ortamda kimse mahremiyetimize saygı duymuyor. Fotoğraf çekmeye ve röportaj yapmaya geliyorlar. Bu kabul edilemez.”
Bir diğeri ise şunları anlatıyor:
“Faslı bir savaşçıyla evlendim. O, birkaç ay önce Hecin beldesindeki savaşta öldürüldü. Evlendiğim zaman henüz 14 yaşındaydım. Bugün 16 yaşamdayım. 9 aylık bir kızım var. Büyüdüğü zaman ona ne söyleyeceğimi bilmiyorum, babası kimdi, nasıl öldürüldü, nerede doğdu…”
Tacikistanlı bir dul
“Adım Esma. Tacikistan’da doğdum. Müslümanım ve 27 yaşındayım. Hepsi Suriye'de doğan 4 çocuklu bir dulum. Kocam bir Tacik’ti. Mısır'da çalıştı ve küçük bir ticari şirketi vardı. 2012 yılının başlarında El-Kaide'ye katıldı. Babam ona katılmaya karar verdikten sonra annem ve küçük kardeşlerimle birlikte aynı yıl Suriye’nin batısında bulunan İdlib şehrine gittiler. Babam bir hava saldırısı sırasında öldü. Annem ise hala orada yaşıyor. İki aydır benden haber alamıyor. Fırsat bulursam onu arayacağım. 2013'ün başında Suriye'ye gelmeye karar veren kocam dolayısıyla buradayım. Önce el-Nusra örgütüne katıldı. Savaşlar kızıştığı sırada DEAŞ’a katılmaya karar verdi. 2014 Ocak ayında örgüt kontrol altına alındığının açıklanmasının ardından Rakka’ya gittik. 2016 sonlarında Rakka’da savaş patlak verince Meyadin şehrine ve oradan Ebu Kemal’e geçtik. Burada savaşın kızışmasının ardından Bağuz’a geldik. Aylardır istikrar ve güvenlikten yoksunuz. Yanımda çocuklarımın kıyafetlerinin bulunduğu küçük bir çanta var. Fakat ben 1 aydır üzerimdeki bu siyah elbiseyle duruyorum. Bu çöl noktasında oturmuş Havl’daki mülteci kampına götürülmek üzere sıramı bekliyorum. Örgüt unsurları, saldırgan güçlerin, yabancı kimseler ve kâfirler olduğunu söylüyorlardı. Fakat burada bize karşı güzel muamelede bulundular. Bize yiyecek, ekmek, çocuk bezi veren ve yaralıları tedavi eden ABD’li bir hayır kuruluşu ve ABD askerleri tarafından karşılandık. Yiyeceksiz üç gün geçirmiştim. Buraya geldikten sonra biraz ekmek ve konserve yiyecekler yedim. Küçük çocuğum için süt verdiler. Aylardır süren kuşatmadan bu yana soğuk ve yorgunluk güçsüz düşen bedenlerimizi kemiriyor. Her saniye küçük çocuklarımı kontrol etmek zorundayım. En küçükleri sürekli ağlıyor. En büyükleri 2014’te Rakka’da doğdu, ikincisi Meyadin, üçüncüsü Ebu Kemal ve sonuncusu ile Bağuz’da. Şu an tek umudum annemle buluşmak ve onunla birlikte yaşamak.”
Halep kırsalındaki Azez şehrinden
“Ben Fatma. Halep'in kuzey kırsalındaki Azez kasabasındanım ve 22 yaşındayım. Benden 20 yaş büyük olan eşim örgüt liderlerinden biri. Örgütteki üst düzey bir yetkili olduğundan dolayı ailem evlenmemi kabul etti. Bağuz’daki savaşta ağır yaralandı. Ateşkes ilan edildiğinde dışarı çıkmaya karar verdi ve ABD askerlerince gözaltına alındı. Akıbetinin ne olacağını bilmiyorum. İki çocuğum var. Biri, şehrin kuşatma altında olmasından dolayı ilaç bulamadığımız için geçirdiği bir hastalık dolayısıyla öldü. Diğer çocuğum 7 aylık, fakat soğuktan ve açlıktan dolayı sürekli ağlıyor. Halep’teki savaşlar sırasında kimliğimi ve pasaportumu kaybettim. Kocamın bütün belgeleri yanındaydı. Sürekli kaçıyorduk. İlkinde kaçakçılar bizden 5 bin dolar istediler. İkincisinde ise bizi Irak sınırına ulaştırmaları için 2 bin dolar ödedik. Bağuz kampına vardık ve 6 saat yürüdükten sonra, ikinci bir kampın sınırında bulunduğumuzu fark ettik. Kaçakçının bizi aldattığını anlamıştık. Beldeden ayrılıncaya kadar 12 saat orada bekledik ve dünden beri bu kurak çölde toz ve rüzgâr altında bekliyoruz. Barınaklarda ve çukurlarda yaşıyorduk. Her aile, bombalama sırasında gizleneceği büyük bir çukur açmıştı. En güvenli bölge, şehrin güneyinde Fırat'ın kıyısında bulunan kamptı. Kocam ülkesine geri dönmeyi reddediyor. Eğer izin verilirse Suriye'de kalabiliriz ya da Türkiye’ye geçeriz. Şu an önemli olan bu işlemlerin tamamlanması ve kampa taşınmamız. Kocam serbest bırakıldıktan sonra nerede yaşayacağımıza karar vereceğiz.”
Tunus'tan Bağuz’a
“Ben Saida. Tunusluyum ve 26 yaşındayım. Ülkemde Arap dili okuyordum. Ailem 2015 yazında Suriye'ye seyahat etmeye karar verdikten sonra onlarla geldim. Annem ve küçük kız kardeşim burada oturuyor. Şurada ise teyzem, üç kız çocuğu ve 8 yaşındaki oğlu var. Babam Deyr-i Zor’daki savaş sırasında öldürüldü. Teyzemin kocası ise Bağuz’da yaralandı ve dün teslim oldu. Akıbetinin ne olduğunu bilmiyoruz. Teyzemin en büyük oğlu örgüt saflarında savaşıyor. Savaşmaya devam etmeye karar verdi ve bizimle birlikte çıkmayı şiddetle reddetti. Bağuz’daki hayata gelince, çoğu zaman otlarla besleniyor ve Fırat suyundan içiyorduk. Gıdalar ve temel ihtiyaçlardan mahrumduk. İlaç ve doktor bulunmuyordu. Hayat çok zordu. Üç gün önceki ağır bombardıman sırasında gökyüzü bir ateş bloğuna dönüşmüştü. Dünyanın tamamen yandığını hissettim. Kimsenin geceyi çıkaramayacağını söylüyordum. İkinci gün dumanlar çekilmiş ve her yerden ceset kokuları geliyordu. Ölümden kurtulduğumuza inanamadık.”
Endonezya’dan bir aile
“Benim adım Nur Hayrat. 22 yaşındayım. Burada annem ve küçük kız kardeşlerim ile birlikte oturuyorum. Babam teslim oldu. Başlangıçta bir savaşçıydı fakat daha sonra örgütün enstitülerinde Arapça dersleri verdi. 2015 yazında, memleketim olan başkent Cakarta’dan İstanbul’a doğru uçakla yola çıktık. Yolculuğumuzu otobüsle tamamladık ve Türkiye ile Suriye sınırındaki Kilis şehrine ulaştık. Halep’in doğu kırsalında bulunan Menbiç şehrine geldik. Sonra Rakka şehrine gittik. DEAŞ’ın himayesinde yaşamayı arzu ediyorduk. Örgüt savaşçılarını internet ve sosyal medya aracılığıyla tanıdım. Onlar ve kontrol alanları hakkında çok şey okudum. Buraların yaşamak için en iyi yerler olacağını düşünüyorduk. Kısıtlama olmaksızın şeriatın öngördüğü kıyafeti giyebilecek ve bir Müslüman kız olarak görünüşümü özgürce ifade edebilecektim. Maalesef durum sandığımın aksine çıktı. Yalan söylediklerini anladık ve zalimane koşullar altında yaşadık. İnsanları nasıl cezalandırdıklarını gördük. Bize tedavilerin masrafının örgüt tarafından karşılanacağı ve hatta ilaçların ücretsiz verileceğini söylemişlerdi. Hepsi yalan çıktı. Örgüt unsurlarından pek çok kişi benimle evlenmek istedi. Fakat ben ve ailem reddettik. Çünkü evlilik için uygun kimseler değiller. Bir ya da iki ay boyunca evli kalır ve sonra ya savaşta öldürülür ya da eşlerini boşar ve bir başkasıyla evlenirlerdi. Suriye ile Irak arasında sürekli hareket halindeydik. Bulunduğumuz şehir ya da kasabada saldırılar baş gösterince başka bir yere gidiyorduk. Sonunda örgütün kaybedeceğini biliyorduk. Buradaki işlemlerin sona ermesini ve Havl kampına nakledilmeyi bekliyoruz. Ülkeye geri dönmeyi ve hükümetin bize karşı merhametli olmasını umuyoruz.”



ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
TT

ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)

Washington'daki karar alma çevreleriyle yakın ilişkilere sahip iki Amerikalı uzman, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptına varılmasına yönelik işaretlerin artmasına rağmen, İsrail ile Hizbullah arasında halen devam eden savaşın yakın gelecekte sona ermesinin beklenmediğini değerlendirdi. Uzmanlara göre Lübnan, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah'ın askerî rolü ve İran'ın bölgesel stratejisi arasında sıkışmış durumda bulunuyor.

Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) Ortadoğu ekibi başkanı Kelly Campa ile RAND Corporation Ulusal Güvenlik ve Strateji Programları Direktörü Raphael Cohen, Şarku’l Avsat verdikleri demeçlerde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında savaşın temel nedenlerini ele almak ve iki ülke arasında barış sağlamak amacıyla yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen çatışmaların farklı yoğunluk seviyelerinde devam edeceğini belirtti.

İsrail'in Hizbullah'a yönelik mevcut askerî operasyonlarının başlamasının üzerinden 100 günden fazla süre geçtiğini hatırlatan ve ABD askerî istihbaratında Albay Cohen, “Geri sayım 100 gün önce başlamadı. İsrail açısından bu, çok daha uzun bir mücadelenin parçası; ateşkes anlaşmalarıyla bölünen ayrı savaşlar dizisi değil” dedi.

dsvbht
Kelly Campa, Washington'daki Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde Ortadoğu ekibinin başkanı (Şarku’l Avsat)

Cohen, İsrail'in kuzey sınırlarının güvenliğinden tamamen emin olana kadar Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Aynı zamanda İsrail'in Hizbullah'ı tamamen yenilgiye uğratmasının ya da İran destekli örgütün İsrail'i hedeflerinden vazgeçirmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade ederek, “Uzun vadeli bir çatışmayla karşı karşıyayız. Taraflardan hiçbirinin nihai hedeflerine ulaşabilecek durumda görünmediği bir tablo söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan ve Levant bölgesi güvenliği üzerine çalışan Kelly Campa da benzer görüşler dile getirerek, çatışmanın yakın dönemde çözülemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin bölgesel politikalar ve özellikle İran'ın hesapları olduğunu belirten Campa, “Bu çatışmanın kısa sürede çözüleceğini düşünmüyorum. İran, bölgedeki ortaklarından birine yönelik herhangi bir Amerikan veya İsrail saldırısının daha geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir gerçeklik oluşturmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

sdvghtyj
RAND Corporation'ın Strateji ve Ulusal Güvenlik Programları Direktörü (Şarku’l Avsat)

Campa'ya göre Tahran, Lübnan'daki gelişmeleri Washington ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirmek için kullanıyor. İran'ın, Levant bölgesindeki en önemli ortağı olmaya devam eden Hizbullah'ı korumaya çalıştığını belirten Campa, aynı zamanda Tahran'ın taviz vermek istemediği konuların görüşülmesini ertelemek için mevcut durumdan yararlandığını söyledi.

Askerî çözüm yeterli değil

Her iki uzman da askerî operasyonların tek başına kalıcı bir sonuç sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı.

Cohen, İsrail'in elde ettiği bölgesel kazanımların Hizbullah'ın temel tutumunu değiştirmesinin zor olduğunu belirterek, “İsrail, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Ancak Hizbullah mensubuysanız bunu kabul etmeye yatkın olmazsınız. Bu nedenle çıkmazdayız” dedi.

Güney Lübnan'daki köy, kasaba ve şehirlerde meydana gelen büyük yıkım konusunda Campa yorum yapmaktan kaçınırken, Cohen askerî operasyonların genellikle hassas ve hedef odaklı yürütüldüğünde daha etkili olduğunu söyledi.

Cohen, “Amaç yıkımın kendisi değil. Sorun, Hizbullah'ın onlarca yıl boyunca Güney Lübnan'daki yerel topluluklar ve altyapı içinde kök salmış olmasıdır” dedi. Bununla birlikte savaş sırasında askerî gereklilik konusunda ortaya atılan karşıt iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasının son derece zor olduğuna dikkat çekti.

Uzman, savaşın sonunda kesin bir zafer tablosu beklenmemesi gerektiğini de vurgulayarak, “Sonunda bir zafer geçidi olmayacak. En gerçekçi sonuç, çatışmaların tamamen sona ermesinden ziyade şiddetin azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.

Benzer şekilde Campa da İsrail'in ne zaman duracağının ancak siyasi bir uzlaşmayla cevaplanabilecek bir soru olduğunu belirterek, çatışmanın nihai olarak diplomasi yoluyla çözülebileceğini savundu.

Diplomasinin sınırları

Uzmanlar, İsrail ile Lübnan arasında devam eden görüşmelerin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte bunların sınırlı etkisine dikkat çekti.

Cohen, “Konuşuyor olmaları olumlu. Ancak bu çatışmanın önemli bir tarafı daha var: Hizbullah. Ve o müzakere masasında bulunmuyor” dedi.

Campa ise ABD arabuluculuğunda Washington'da Lübnan ve İsrail heyetleri arasında yürütülen doğrudan görüşmeleri “tarihî öneme sahip” olarak nitelendirdi. Ancak kalıcı bir anlaşmanın ancak Lübnan devletinin otoritesinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

fvhyju
Hizbullah destekçileri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonlarını protesto ederken İran bayrakları salladı (AP)

Önceki düzenlemelerin büyük ölçüde Hizbullah'ın davranışlarına bağlı olduğu için kırılgan kaldığını ifade eden Campa, kalıcı bir anlaşma için Lübnan devletinin otoritesini kullanabileceğine ve İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebileceğine yönelik güven oluşturulması gerektiğini belirtti.

Birçok Lübnanlının İsrail'in gerçek rakibinin Lübnan hükümeti değil Hizbullah olduğunu düşündüğünü söyleyen Campa, buna karşın Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan temas kurulmasına sürekli karşı çıktığını hatırlattı.

Lübnan devletinin son bir yıl içinde otoritesini güçlendirmek ve Hizbullah'ın askerî varlığını sınırlandırmak yönünde adımlar attığını belirten Campa, bu çabaların önemli olduğunu ancak kalıcı bir çözüm için Lübnan, İsrail ve ABD arasında iş birliği gerektiğini söyledi.

İran faktörü

Cohen, Washington ile Tahran arasında yürütülen diplomasinin Hizbullah'ın geleceği sorununu çözebileceği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“İsrail'in yakın zamanda İran ile doğrudan müzakere edeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütülmesidir” diyen Cohen, kamuoyuna yansıyan görüşmelerin büyük ölçüde İran'ın nükleer programına odaklandığını, İran'ın bölgesel silahlı gruplar ağının ise geri planda kaldığını söyledi.

Bu nedenle olası bir anlaşmanın Hizbullah meselesine uzun vadeli bir çözüm getireceğinden kuşku duyduğunu belirten Cohen, İran'ın Hizbullah'ı hâlâ stratejik bir değer olarak gördüğünü ifade etti.

“Hizbullah belki de 7 Ekim 2023 öncesindeki kadar önemli değil; ancak Tahran'ın ondan vazgeçmeyeceği kadar değerli olmaya devam ediyor” dedi.

cdy6ujk
ABD Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay Başkanı Daniel Hoeller, İsrail'in ABD Büyükelçisi Yehiel Leiter, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ve Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ile birlikte, Washington DC'deki Dışişleri Bakanlığı merkezinde İsrail ve Lübnan heyetleri arasında gerçekleşen bir görüşmeden bir kare (AFP)

Yakın zamanda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın eski muhalifler ve müttefikleri kapsayan yeni bir ordu kurma çabalarını inceleyen bir rapora katkı sunan Campa ise, Donald Trump'ın önerilerine rağmen Suriye'nin Hizbullah'ı zayıflatma girişimlerinde önemli bir rol üstlenip üstlenemeyeceğini sorguladı.

Suriye hükümetinin ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini ve önceliğinin devlet kurumları ile güvenlik güçlerini yeniden inşa etmek olduğunu belirten Campa, “Şam'ın bundan daha büyük bir rol üstlenebileceğine şaşırırım” dedi.

Zorlu yol

Lübnan liderlerinin önündeki seçeneklere ilişkin değerlendirmelerinde her iki uzman da devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ülke için en iyi uzun vadeli seçenek olduğu konusunda birleşti.

Campa, mevcut Lübnan yönetiminin geçmiş yıllarda hayal edilmesi zor olan zorlu meselelerle yüzleşmeye hazır göründüğünü belirterek, Lübnanlı yetkililere “baskılara rağmen bu çizgiyi sürdürmeleri” tavsiyesinde bulundu.

Cohen ise Lübnan açısından en olumlu senaryonun Hizbullah'ın savaştan ciddi ölçüde zayıflamış şekilde çıkması olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin devlet otoritesini ülke genelinde daha fazla tesis edebileceğini ifade etti.

“Bu çatışmanın olumlu sayılabilecek tek yönü varsa, o da Hizbullah'ın Lübnan ordusunun daha fazla kontrol sağlamasına imkân verecek ölçüde zayıflayabilmesidir” dedi.

Bununla birlikte iki uzman da bu sonucun kesin olmadığını ve Lübnan'ın geleceğinin büyük ölçüde ülke dışındaki gelişmelere bağlı kalacağını kabul etti.

Şimdilik her ikisinin de üzerinde uzlaştığı nokta ise şu: Savaşın yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor ve Lübnan, uzun süreli askerî çatışma ile İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan daha geniş bölgesel mücadelenin ortasında kalmaya devam ediyor.


İsrail ordusu: Güney Lübnan'da güçlerimizin yakınlarına iki mühimmat düştü

Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu: Güney Lübnan'da güçlerimizin yakınlarına iki mühimmat düştü

Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)

İsrail ordusundan bugün yapılan açıklamada, ülkenin kuzeyindeki birçok bölgede sirenlerin çalmasının ardından, Lübnan’ın güneyinde İsrail güçlerinin faaliyet gösterdiği bir alanın yakınına iki "mühimmat" düştüğünün tespit edildiği bildirildi.

Daha erken saatlerde ordudan yapılan bir diğer açıklamada ise İç Cephe Komutanlığı'nın, Lübnan'dan İsrail'in kuzeyindeki çeşitli yerleşim yerlerine füze atışlarının tespit etmesi üzerine önleyici bir talimat yayınladığı belirtilmiş ve bölge sakinlerine güvenli alanlara geçmeleri çağrısında bulunulmuştu.


İran, Kuzey Irak'taki "terörist grupları" hedef aldığını açıkladı

Irak Kürdistan'ının başkenti Erbil'in dışındaki bir petrol deposundan yükselen dumanı izleyen Iraklılar, (Arşiv-AFP)
Irak Kürdistan'ının başkenti Erbil'in dışındaki bir petrol deposundan yükselen dumanı izleyen Iraklılar, (Arşiv-AFP)
TT

İran, Kuzey Irak'taki "terörist grupları" hedef aldığını açıkladı

Irak Kürdistan'ının başkenti Erbil'in dışındaki bir petrol deposundan yükselen dumanı izleyen Iraklılar, (Arşiv-AFP)
Irak Kürdistan'ının başkenti Erbil'in dışındaki bir petrol deposundan yükselen dumanı izleyen Iraklılar, (Arşiv-AFP)

İran Devrim Muhafızları, Irak'ın kuzeyindeki Kürt Bölgesel Yönetimi sınırları içinde yer alan Süleymaniye'de, İran karşıtı olarak nitelendirdiği "terörist gruplara" ait merkezleri hedef aldığını açıkladı.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA, Telegram üzerinden yaptığı paylaşımda, "İslam Devrim Muhafızları Ordusu, Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde konuşlu İran İslam Cumhuriyeti karşıtı terörist grupların karargâhlarını hedef aldı" ifadelerine yer verdi.

Özerk statüye sahip Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, İranlı Kürt muhalif grupların kamp ve üslerine ev sahipliği yapıyor. Tahran yönetimi bu grupları terör örgütü olarak tanımlarken, ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etmekle suçluyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Ortadoğu'da savaşın başlamasından bu yana İran, bölgede faaliyet gösteren Iraklı Kürt silahlı gruplara yönelik çeşitli saldırılar gerçekleştirdi.

Son olarak 22 Nisan'da, Kürt Bölgesi'nde konuşlu muhalif Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) mensubu üç savaşçı, insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen bir saldırıda yaralanmıştı. Parti, saldırıdan İran'ı sorumlu tuttu.