Onlarca Afgan kuvvet, Taliban’a teslim oldu

Onlarca Afgan kuvvet, Taliban’a teslim oldu
TT

Onlarca Afgan kuvvet, Taliban’a teslim oldu

Onlarca Afgan kuvvet, Taliban’a teslim oldu

Taliban ve Afgan güçleri arasındaki çatışmalar, Afganistan’ın kuzey, batı ve güneydeki birçok vilayetinde ­artış gösterdi. Hükümet güçleri, Taliban ile mücadelede birçok kasabadan geri çekilirken, Taliban da yeni kasabalar ele geçirerek ülkedeki varlığını güçlendiriyor.
Yerel makamlar, en az 50 Afgan askerinin, ülkenin basındaki Badgis vilayetini kontrol etmeye çalışan Taliban hareketine teslim olduğunu açıkladı. Taliban yetkilileri ve ABD’li yetkililer arasında Salı günü barış müzakerelerinin son turu düzenlense de Afganistan’da çalışmalar devam etti.
Badgis vilayeti Bölge Meclis Başkanı Abdul Aziz Bek geçtiğimiz Pazar günü yaptığı açıklamada, İçişleri Bakanlığı’na bağlı sınır polisinin bir parçası olan yaklaşık 100 Afgan güvenlik personelinin, Cumartesi günü komşu Türkmenistan’a kaçmaya çalıştığını, ancak ülkeye girişlerinin engellendiğini duyurdu.
Bala Marğab Vali Sözcüsü, 100’den fazla hükümet gücünün bölgeden çekildiğini açıkladı. Ancak Türkmen muhafızlar tarafından Türkmenistan topraklarına girişlerinin engellendiği ve dolayısıyla Taliban’a teslim olmak zorunda kaldıkları aktarıldı.
Abdul Aziz Bek, yaklaşık 50 sınır polisinin de Taliban’a teslim olduğunu belirtirken, kalan 50 kişinin de vilayetin en kalabalık bölgesi olan Bala Marğab mahallesinde savaşmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkili, “Bu askerler, yıllardır Taliban’a karşı savaşıyor. Eğer teslim olurlarsa öldürülecekler” dedi.
Badgis Bölge Meclis Üyesi Abdullah Afdali de dün yaptığı açıklamada, Afgan kuvvetlerin hava ve kara desteği almadıkça Taliban’a esir düşebileceklerini belirtti.
90 polis teslim oldu
Öte yandan Taliban, 90 polisin harekete teslim olduğunu açıkladı. Taliban, sınır polislerinin esir alındığını söyleyerek, Twitter üzerinden de onlarca kişinin fotoğrafını paylaştı. Hareket, çatışmalarda da onlarca kişinin öldüğünü duyurdu. Badgis Vali Sözcüsü Cemşid Şehabi, Taliban’ın esir güçlere karşı haberleri abarttığını ifade etti. Şehabi, bölgeyi kontrol etmek için savaşan Afgan güçler ve Taliban unsurları arasında ölen ve yaralananların sayısının henüz belli olmadığını belirtti. Ancak Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Twitter üzerinden yayınladığı bir bildiride, Bala Marğab’daki savaşın çok sayıda kişinin ölmesine neden olduğunu duyurdu. Afganistan Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, son 24 saat içinde 10 vilayette düzenlenen operasyonlar kapsamında Bala Marğab’da 12 silahlı unsur öldü.
Bala Marğab kasabası, son aylarda yoğun çatışmalara tanık oluyor. Taliban, 1 haftadan kısa bir sürede bölgede 10 askeri öldürdü, 20 askeri de esir aldı.
ABD’nin Afganistan’ın Yeniden Yapılanması Özel Müfettişliği (SIGAR), ABD liderliğindeki kuvvetlerin 2001 yılında Taliban yönetimini devirmesinden bu yana Afganistan’ın yaklaşık yarısının Taliban tarafından kontrol edildiğini açıkladı. Bu çerçevede hareketin, sık sık Afgan güçlere saldırdığı da belirtildi.
Taliban, yabancı birliklerin ülkeden çıkarılması, Batı destekli Afganistan hükümetinin devrilmesi ve şeriatın uygulanması için mücadele ettiklerini söylüyor. Afganistan’da halen Afgan güçleri eğitmek ve onlara yardım ederek tavsiyelerde bulunmak üzere ABD yönetimindeki NATO’ya bağlı yaklaşık 17 bin yabancı kuvvet bulunuyor.
IRNA: 22 asker öldürüldü
İran Haber Ajansı’nın (IRNA) Kabil’deki yetkililerden aktardığına göre Taliban, 18 Mart’ta Afganistan hükümetine mensup 22 askeri öldürdü.
Keysar Valisi Rahmetullah Keysari de yaptığı açıklamada Taliban’ın, güvenlik merkezlerine saldırdığını, 16 askerin ve hükümet yanlısı 6 milisin öldüğünü, 10 kişinin de yaralandığını belirtti. Keysari, yaşanan çatışmalarda yaklaşık 40 Taliban unsurunun öldüğünü de söyledi.
Badgis’in Bala Marğab bölgesine yönelik Taliban saldırıları, yaklaşık 10 gün önce Faryab’a düzenlenen saldırılarla benzerlik gösteriyor. Zira Taliban, bölgedeki güvenlik merkezlerinin kontrolünü sağlarken, Afgan güçler de geri çekilmeye başlamıştı.
NATO’ya ait bir İHA düşürüldü
Kabil’de yayın yapan Bakhtar Haber Ajansı ise başkentin kuzeydoğusundaki Pervan vilayetinde NATO’ya ait bir insansız hava aracının (İHA) düştüğünü aktardı.
Bagram Vali Sözcüsü Abdul Şekur Kuddusi, uçağın yaşanan teknik bir arızadan dolayı Pervin vilayetindeki Barik Ab bölgesinde düştüğünü vurguladı.
Ajansın Badgis’teki güvenlik ve askeri yetkililerden aktardığına göre hükümet güçleri, son günlerde Bala Marğab kasabasında 4 Taliban unsurunu öldürdü. Badgis Vali Sözcüsü Cemşid Şehabi, Taliban’ın Bala Marğab’da hükümet güçleri tarafından gerçekleştirilen hava ve kara saldırılarında kayıplar verdiğini belirtti. Şehabi ayrıca, çatışmalarda 15 Afgan askerin öldüğünü ve 20 askerin de yaralandığını ifade etti.
Öte yandan Taliban, unsurlarının bölgede bir zırhlı aracı imha ettiğini, 4 Afgan askeri öldürdüğünü ve Afganistan’ın güneyindeki Helmand vilayetinde bir güvenlik merkezini ele geçirdiğini duyurdu.
Taliban tarafından yayınlanan bildiride, Afganistan’ın kuzeyindeki Faryab vilayetinde yer alan Keysar kasabasında stratejik öneme sahip Atkalik üssüne Taliban tarafından yapılan bir saldırıda en az 35 Afgan askerin öldüğü belirtildi.
30 Afgan askeri Taliban’a teslim oldu
Taliban yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeybatısındaki Badgis vilayetinde 3 askeri üssün ve 15 güvenlik merkezinin kontrolünün sağlanmasının ardından 30’dan fazla Afgan askerin harekete teslim olduğu belirtildi.
Bala Marğab’daki Taliban kuvvetleri 2 binden fazla ailenin yaşadığı bazı köyleri de ele geçirdi. Taliban kuvvetleri, kasabaların merkezlerinde kuşatmalarını da sıkılaştırmaya başladı.
Taliban hareketi, Seyyad kasabasında da 10 askeri öldürdükten ve yaraladıktan sonra, ülkenin kuzeyindeki Sar-i Pol vilayetinde bir güvenlik merkezinin kontrolünü ele geçirdi.
Öte yandan DEAŞ- Horasan örgütüne mensup en az 5 silahlı terörist, Afganistan’ın kuzeyindeki Nangarhar vilayetine düzenlenen bir hava saldırısında öldü. Hama Press Haber Ajansı, hava saldırısının Nangarhar’ın Hokyani bölgesi yakınlarında gerçekleştirildiğini duyurdu. Yayınlanan habere göre silahlı gruba mensup Hatib el-Rahman isimli bir lider ile beraberindeki bazı teröristlerin öldürüldüğü aktarıldı. Hükümete muhalif silahlı gruplar tarafından konuya ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.
Barış görüşmeleri
Diğer taraftan ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad’ın Taliban’ın siyasi büro yetkilileriyle Doha’da yaptığı görüşmelere ilişkin Kabil ve Washington arasında yaşanan anlaşmazlık sonrasında ABD’li yetkililerin, Afgan Ulusal Güvenlik Danışmanı Hamdullah Muhib’i Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığına geri çağırdığı belirtildi.
Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Palladino, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Hill’in “Ülkesinin Afganistan hükümetine birçok yardımda bulunduğu, hala Afganistan istikrarını sağlamak ve Afganistan hükümetinin, barış görüşmelerine katılımını sürdürmek için kararı olduğu” ifadelerine dikkati çekti. Palladino, Hamdallah Muhib’in Zalmay Halilzad hakkındaki eleştirilerine atıfta bulunarak, söz konusu eleştirilerin ABD Dışişleri Bakanlığına ve politikasına yönelik bir eleştiri olduğunu ve Kabil- Washington arasındaki ikili ilişkilere hizmet etmediğini vurguladı.
Hamdallah Muhib ise Washington’da gazetecilere verdiği demeçte, ABD’nin Afganistan Temsilcisi Zalmay Halilzad’ın Katar’da Taliban ile görüşmelerinin şeffaf olmadığını ve ABD Temsilcisinin Afgan hükümeti ile devam eden görüşmelerde bir boşluk oluşturduğunu belirtti. Muhib, Halilzad’ın geçmişte Afganistan cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmak istediğine dikkati çekerek, Zalmay Halilzad’ın çabalarının, başkanlığı altında geçici bir Afgan hükümeti kurmayı amaçladığını savundu.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.