Bağuz’un düşüşü: DEAŞ gitti, tehdidi kaldı

Bağuz’un düşüşü: DEAŞ gitti, tehdidi kaldı
TT

Bağuz’un düşüşü: DEAŞ gitti, tehdidi kaldı

Bağuz’un düşüşü: DEAŞ gitti, tehdidi kaldı

Deyr-i Zor kırsalında yer alan Bağuz kasabasının düşmesi ile birlikte DEAŞ örgütünün 2014 yılında Suriye ve Irak’ta kurulduğunu ilan ettiği ‘devlet’ fiilen sona erdi. Ancak Batılı yetkililer ve radikal gruplar konusunda uzmanlar, DEAŞ’ın son Suriye cephesindeki bu yenilgisinin, örgütün yaydığı tehlikenin sona erdiği anlamına gelmediği konusunda uyarıyor.
Beklendiği üzere örgüte karşı savaş devam edecek ama farklı bir taktik uygulanacak. Şöyle ki uyuyan DEAŞ hücreleri ile onun yardım ağlarına, İngiltereli tanınmış bir generalin değerlendirmesine göre şu an yalnızca Irak’ta sayıları 20 bini bulan topluluğa ve Kürt-Arap Suriye Demokratik Güçleri’nin egemenlik alanları da dahil olmak üzere Suriye içlerinde suikastlar ve patlamalar düzenleyen ve sayıları net olarak bilinmeyen elemanlara karşı düzenlenen operasyonlarda yerel güçlerin desteğine başvurulacak.
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun komutan yardımcısı olan ve Irak ve Suriye’de yürütülen operasyonları denetleyen Tümgeneral Christopher Ghika’nın ifadesine göre Washington’ın liderliğinde 79 devleti içine alan koalisyon, Bağuz savaşı bitse de operasyonlarına devam edecek. Ghika, İngiltere Savunma Bakanlığı’nda bir grup gazeteci ile yaptığı görüşmede, DEAŞ’ın henüz ortadan kalkmadığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın yönelttiği bir soruya ise “Bağuz’un düşmesi oldukça önemli. Zira bu gelişme, sözde ‘hilafetin’ bu topraklarda sona erdiği anlamına geliyor. Bu grup, 2014 yılında coğrafi bir bölgeye hükmeden yapısıyla ve sözde hilafet olarak kendini büyük oranda ön plana çıkarmaya başladığında bu topraklara tutundu. Bu topraklar üzerindeki egemenlik sahası, ABD’nin yüzölçümüne denk gelecek şekilde yayılmıştı. Ancak son günlerinde birkaç futbol sahasını geçmeyecek bir alana sıkıştı. DEAŞ hilafetinin bu topraklar üzerinde sona ermesi, örgütün ortaya çıktığı andan çöküşüne kadarki sürece dair bir resim sunar. Göstergeler, onun bu topraklarda artık tutunamayacağına ve onun bu toprakların sadece geçmişte bir parçası olduğuna işaret ediyor. Bu, Irak güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri’nin Uluslararası Koalisyonun desteğiyle gerçekleştirdiği başarıların bir sonucudur.” cevabını verdi.
General Ghika sözlerini şu uyarı ile sürdürdü:
“Önemli olan bunun, operasyonun bittiği ve Irak, Suriye, bölge ve dünya için tehdit oluşturmaya devam eden DEAŞ’ın sona erdiği anlamına gelmediğini ve bundan dolayı Uluslararası Koalisyonun Suriye ve Irak’taki operasyonlarını devam ettireceğini bilmemizdir.”
Radikal gruplar konusunda uzman olan Washington New America Enstitüsü Uluslararası Araştırmalar Bölümü Başkan Yardımcısı Peter Bergen, bu konuda General Ghika ile hemfikir. Şarku’l Avsat’a konuşan ünlü yazar, “Bu topraklar üzerindeki sözde hilafetin sona ermesi, DEAŞ için ağır bir çöküştür. DEAŞ, ABD büyüklüğündeki topraklara egemen olup İsviçre nüfusuna denk sayıda vatandaşa hükmederek, devlet benzeri bir şey kurdu ve egemenliği altında yaşayan milyonlarca insana vergi dayattı. DEAŞ, bir hilafet kurduğunu iddia etti ve dünya çapında 40 bin gönüllüye kendisine katılmak üzere Suriye ve Irak’a gelmesi konusunda ilham oldu. Bir ara DEAŞ’a katılan yabancı savaşçı sayısı her ay bin 500 idi. Şu an bu sayı sıfır. Kaybetmiş takıma dahil olmayı kimse istemez” yorumunda bulundu.
“Bağdadi, DEAŞ içindeki herhangi bir eleman seviyesine düştü”
Ancak lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin serbest olduğu, DEAŞ’a karşı bir zaferden gerçekten bahsedilebilir mi? General Ghika, Bağdadi’nin akıbetine pek önem vermiyor. Nitekim Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bağdadi’nin nerede olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Bilsek ona karşı bir şeyler yapardık. Irak veya Suriye’de olabileceği gibi bölge dışında da olabilir. Bilmiyoruz. Gerçek bu. Bununla birlikte ben onun bugünün değil dünün adamı olduğuna inanıyorum. Sanmıyorum ki şu an bir önem ifade etsin. Saklanmaya mecbur olmakla Bağdadi, DEAŞ içindeki herhangi bir eleman seviyesine düştü. Bana kalırsa inanılırlığını her geçen gün yitiriyor. Şu da var ki Bağdadi ortada yoksa da DEAŞ şu an bir liderlikten yoksun değil. Bu sebeple bu topraklar üzerindeki sözde hilafet ortadan kalkana kadar DEAŞ’ın bir tehdit olarak kalacağını, zira onun izinden gitmeye hazır olan yeni liderler ve üyelerin olacağını düşünüyorum. Bu yeni liderler daha tecrübesiz ve öldürülen veya tutuklanan eski liderlerden her bakımdan daha güçsüzler. Hiç şüphe yok ki örgüt, daha da zayıfladı ancak liderlik dizginini almaya hazırlananlar olacak. Bu olaya, diğer terör gruplarında defalarca rastladık” ifadelerini dile getirdi.
Peter Bergen de bu noktada benzer bir değerlendirmede bulunuyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Bergen, durumu şu sözlerle değerlendirdi;
“DEAŞ, sanal bir hilafet olarak saldırı için akıl çelme çabalarına devam edecek. Ancak daha önce olduğundan çok daha zayıf olarak. Asıl sorun DEAŞ’ı doğuran koşulların hala mevcut olmasıdır. Ortadoğu’nun Suriye ve Yemen gibi ülkelerinde mezhep temelli ayrışmalar söz konusu iken Libya ve Afganistan gibi ülkelerinde zayıf veya başarısız hükümetler varlık gösteriyor. Üstelik çoğu ülkesinin ekonomisi de zayıf. Libya, Yemen, Afganistan ve diğer Müslüman ama zayıf ülkelerin yeni bir ‘DEAŞ’a gebe olduğunu öngörebiliriz. Bu oğul ‘DEAŞ’ babası gibi başarılı olmayabilir ama DEAŞ’ın yerini alan bir topluluk oluşturabilir.”
Bu ‘yeni DEAŞ’ın ortaya çıkmasından yana duyulan endişeler, Başkan Donald Trump’ı DEAŞ’a karşı operasyon kapsamında Suriye’deki Amerikan güçlerinin tamamını geri çekmekten alıkoyan sebeplerden biri olabilir. Gerçekleştirdiği basın toplantısında bu konuya ilişkin olarak Ghika, “Trump, DEAŞ’ın bu topraklar üzerindeki sözde hilafet sona erene kadar devam edecek bir tehdit olduğunu kabul etti. Önemli olan Irak ve Suriye sakinleri için tehdit oluşturan bir saldırı başlatmaması adına Suriye’nin kuzeydoğusunun DEAŞ için güvenli bir bölge olmasına izin vermememizdir. Trump’ın Amerikan güçlerinin bir kısmını Suriye’nin kuzeydoğusunda bırakma kararı, DEAŞ’a karşı saldırının sürekliliğine imkân sağlayacak” sözlerini sarf etti.
Bu çerçevede Ghika, DEAŞ’a bağlı hücrelerin Suriye Demokratik Güçleri’nin egemen olduğu noktalarda halen operasyon yürüttüğüne işaret ederek Rakka’da 16 kadar suikast girişimin yanı sıra bir dizi patlama olayını ortaya çıkardı.
Suriye Demokratik Güçleri’nin elinde tutuklu bulunan DEAŞlılar ve aileleri hakkında ise İngiltereli General şu açıklamada bulundu;
“Uluslararası Koalisyon olarak biz, savaş meydanlarında acımasızca suç işleyen savaşçı DEAŞ unsurlarının aleyhinde delil topluyoruz. İleride herhangi birinin bu vahşete katıldığına dair bir delil bulabilirsek hemen bu delilleri bir araya getireceğiz ve kendisine karşı bir ceza davası açılabilsin diye yetkililere sunacağız. Ancak bu iş şu an zor. DEAŞ’ın son cephesi, çok kalabalık; Bağuz’daki operasyonu yavaşlatan binalar, çadırlar ve başka şeyler var. Suriye Demokratik Güçleri de istemsiz mağduriyetler yaşanmasın diye geçtiğimiz haftalarda bu operasyonların ilerleyişini yavaşlattı.” Uluslararası Koalisyon Güçleri Komutan Yardımcısı, Suriye’nin doğusundaki el-Havl Mülteci Kampında DEAŞ savaşçılarının aileleri de dahil olmak üzere on binlerce yerinden edilmişe sunduğu koruma ve hizmetlerden ötürü Suriye Demokratik Güçleri’ne övgüde bulundu. el-Havl Mülteci Kampı, Suriye Demokratik Güçleri’nin yerinden edilmişler için kurduğu üç kampın en büyüğü. Başlangıçta sadece yaklaşık 20 bin kişiye tahsis edilmişken hâlihazırda 60 bini aşkın kişiyi barındırıyor. Ghika, DEAŞ’ın geçen haftalarda kuşatılan son cephesinden görülmemiş sayıda savaşçı ve ailenin çıkmasıyla birlikte yerinden edilmiş kişi sayısının şaşırtıcı olduğunu belirtiyor.
DEAŞ terör örgütü gücünün doruklarında iken Suriye ve Irak’taki ana etkinlik noktalarında ve dünya çapındaki farklı şubelerinde yerel ve yabancı unsurlardan (Ensar ve Mücahidin) oluşan on binlerce savaşçıya sahipti. Ancak Bağuz’da yenilgiye uğrayıp sözde ‘devletinin’ düşmesinden sonra belirgin bir şekilde zayıfladı. Hele de 8 milyondan fazla insanı içine alan 88 bin kilometrekarelik bir alanda milyar dolarlar toplayan çok büyük bir ‘devleti’ yönettiği geçmiş zamanları ile kıyaslandığında.
Ghika, örgütün geriye kalan gücüne dair açıklamasında, “DEAŞ’ın Fırat’ın merkez havzasında yer alan son cephesinde, son birkaç güne kadar bu topraklar üzerindeki devletlerinden kalan son parçaya tutunmuş bir şekilde orada kalan yüzlerce savaşçı yer alıyordu. Değerlendirmelerimize göre Irak’ta ise 10 ila 20 bin arasında bir sayı söz konusu. Bununla birlikte onların çoğu savaşçı olmayıp destek ağlarının üyeleri. Dünya çapındaki DEAŞ unsurlarının sayısına gelince bunun için belirli bir rakam vermek gerçekten zor. DEAŞ’a bağlı yaklaşık 10 kol olabilir ve her bir koldaki eleman sayısı, duruma göre artıp eksilebilir” ifadelerine yer verdi.
Mevcut denklemde El Kaide’nin konumu hakkında ise Ghika şu açıklamada bulundu;
“Dünyanın gözü şu an çeşitli sebeplerden ötürü DEAŞ’ın üzerinde. Ancak bu demek değildir ki farklı biçimleriyle gerek eski gerek yeni şiddet yanlısı aşırılığa, dünyanın güvenliğine bir tehdit oluşturduğu nazarıyla bakılmasın. Gelecekte bu meseleyi ele almamız gerekiyor.”
Yazar Bergen, DEAŞ’a karşı savaşın neredeyse sona ermesi ile birlikte El Kaide ile ilgilenilmesi gerektiği konusunda da General Ghika ile aynı düşünceyi paylaşıyor ve şöyle diyor;
“El Kaide, Suriye’nin yanı sıra Afganistan ile Pakistan arasındaki sınır bölgesinde DEAŞ’ın çöküşünden faydalanıyor. Onlar şu an Usame’nin oğlu Hamza b. Ladin’i El Kaide’nin yeni neslinin liderliği için hazırlıyorlar”. 



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.