İran rejimi 1979 devriminden bu yana, içeride vatandaşları için bir sorun olmaya devam ederken dışarıda da komşuları ve dünya için bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor.
Devrim büyük bir kısmı Şah rejiminden şikayet eden halk kesimleri olmak üzere çok sayıda İranlının hayatına mal olmuştu. Halk, devrimin vaatlerini yerine getireceğine ve İran’ı kurtarıp özgürleştireceğine inanıyordu. Ancak birçok ülke için Tahran’la yeni bir sayfa açma fırsatı gibi görülen devrim, çok geçmeden tüm beklentileri tersine çevirdi. Tahran'ın “Devrimin ihracı” projesi, bu ülkelerin iç işlerine müdahaleye dönüştü.
İran bugün yol ayrımına gelmiş durumda. Artık eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde dünya güçleri ile İran arasında 2015 yılında bölgedeki istikrarsızlığın ve iç çatışmaların önüne geçmek için imzalanan ve geçtiğimiz yıl Trump yönetiminin çekilmesiyle çöken nükleer anlaşmanın yerine yapılacak hiçbir anlaşma, Hamaney’in iç çatışmaya kadar değişen tüm olasılıklara kapı açabilecek olan sert açıklamalarının gölgesinde ülkenin ekonomik durumunu koruyamaz. Hamaney’in açıklamaları tıpkı 2009'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi, Velayet-i Fakih sisteminin sona ermesi ihtimalinin de konuşulmasına yol açtı.
Bu safha, İran'ın bölgedeki rolünü ve Trump yönetiminin geri çekilmesinin ardından nükleer anlaşmadan ne kazanabileceğine ışık tutarak İran krizini kendisi, komşuları ve dünyanın gözleri önüne seriyor.
İran'daki iç durum ve siyasi sistemin geleceği, İran hükümeti içinde devletin organlarından biri olan İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne (DMTK) ilişkin ihtilafların olması, hükümetin, ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından gelen zorluklarla başa çıkıp çıkmayacağına dair şüpheleri derinleştiriyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan İranlı gazeteci ve siyasi analist Rıza Alicani, İran’ın iç durumunu değerlendirirken, abartı ya da basitleştirmenin yanı sıra rejimin destekçilerinden uzak durulması gibi birkaç temel faktörün dikkate alınması gerektiğini belirtti.
İran'ın geleceği, üç eksen ışığında anlaşılması gereken bir ekonomi tarafından belirlendiğini ifade eden Alicani, bunlardan en önemlisinin devleti “Velayet-i Fakih” ve “Cumhuriyet” olarak ikiye bölen Rehber Ali Hamaney'in politikaları olduğunu kaydetti. Taraflar arasındaki nükleer anlaşmayla ilgili algısal anlaşmazlık da dahil olmak üzere, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi yavaş yavaş devirmeye götüren ve merkezinde ekonomik tablonun yer aldığı çeşitli nedenlere dikkati çeken Alicani, “Cumhurbaşkanı Ruhani, müzakerelerin nükleer dosya ile sınırlandırılacağı, yaptırımların azaltılacağı ve Batılıların İran'ın davranışları ve bölgesel rolünü kabul edeceklerine inanıyordu. Batı ise nükleer anlaşma için yapılan müzakerelerin Tahran'ın davranışlarını değiştiren görüşlerin ilk halkası olmasını umuyordu.
İran diplomasisinin selefi Barack Obama'nın mirasını yok etmeye çalışan Donald Trump’ın seçilmesiyle “karmaşık bir aşamaya” girdiğini söyleyen Alicani, Ruhani'nin dış politika vaatlerinden geri dönmesi ve Hamaney’in Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in istifasını kabul etmemesine dikkati çekti. Buna karşılık Trump, İran'a imtiyaz vermeyi reddederek Tahran'ın davranışlarında köklü bir değişiklik yaratmak için İran ekonomisinin zayıflamasıyla müzakerelerin sürdürülebileceğini iddia etti.
Bir yandan Hamaney diğer yandan ise Trump ve müttefiklerinin politikalarını “İran’ın ekonomisi ve halkını ezen kayalara” benzeten İranlı gazeteci, iki olası senaryoya dikkat çekti. Birincisi; mevcut şartlarla yaşamaya devam etmek. İkincisi ise İran’ın dört bir yanında patlak veren protesto gösterilerinin yaşandığı Aralık 2017'ye geri dönmek. Bu da hükümetin baskıya karşı koymak için petrol kaynaklarını devreye sokmak amacıyla 1 milyon varil petrol satma girişimini açıklıyor.
Aşamalı olarak demokrasiye geçiş fikrine değinen Alicani, İran’da Suriye senaryosunun yaşanabileceği uyarıları sebebiyle reformistlerin bu davranışlarını eleştirdi. “Aşamalı olarak demokrasiye geçiş ve rejimin aşılmasını” talep edenlerle reformistler arasındaki farka dikkati çeken İranlı gazeteci, “ilk grup din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılmasını ve geleneksel sistemin ilan edilmesini beklerken reformcular mevcut rejimin devam etmesini istiyor” dedi.
Öte yandan bağımsız gazeteci Iraj Mesdaghi konuya ilişkin değerlendirmesinde rejimin tarafları arasındaki görüş ayrılıklarının Velayet-i Fakih sisteminin davranışlarını değiştirmede herhangi bir etkisi olmadığını söyledi. Devrimden 40 yıl sonra ihtilaflar ve çatışmalar yaşandığına şahit olunduğunu belirten Mesdaghi, bu durumun Mehdi Bezirgan, Ebu'l-Hasan Beni Sadr, Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri, Haşimi Rafsancani, Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad gibi isimlerin marjinalleşmesine neden olduğunu, fakat rejimin davranışlarında bir değişime yol açmadığını hatta daha da kötüye gittiğini kaydetti. Velayet-i Fakih sistemi gerçeğini rejimin davranışlarının değişmesi ihtimalini engellediğini söyleyen Mesdaghi, rejimin davranışını düzeltmek için atılan ilk adımın sistemin çökmesine yol açacağını da sözlerine ekledi.
Kişisel çatışmalar ve rekabetlere rağmen görüş ayrılıklarının asıl nedenlerini, mafya gibi rejimin taraflarının ortak çıkarları olmasına bağlayan Mesdaghi, sistemdeki çoklu mekanizmaların karar veren temel devlet organlarının yerini alamayıp kendilerini bir soruna dönüştürdüklerinin altını çizdi. Örneğin, söz konusu görüş ayrılıklarını gidermek için DMTK’nın kurulduğunu belirten Mesdaghi, ancak DMTK’nın bugün Hamaney’i parlamento başkanları, yargı ve hükümet arasındaki ihtilafları çözmek için bir komisyon kurmaya zorlayan bir sorun haline geldiğini vurguladı.
Kendisinin de bir reformist olduğunu ve İran’daki durumu en az zararla düzeltecek seçeneği istediğini vurgulayan Mesdaghi, ikiyüzlü olmadığını, kendisini ve insanları aldatmak istemediğini belirterek “Velayet-i Fakih sistemi varken herhangi bir reform hayal etmenin çok zor olduğuna inanıyorum. Çünkü herhangi bir reform, rejimin düşmesine yol açabilir” dedi. Toplumsal dönüşümlerin İran'da depremi andırdığını hatırlatan Mesdaghi, “kesinlikle bir sosyal deprem yaşanacak. Fakat ne zaman olacağını tahmin etmek zor. İnsanları ve siyasi güçleri bir araya getiren bir değişim olmadıkça ülke yıkılsa dahi bu sistem devam edecektir” şeklinde konuştu.
Diğer yandan Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Ammar Maleki, dış baskılar ne kadar büyük olursa, sistemdeki reformist ve muhafazakar akımlar arasındaki ihtilafların da bir o kadar fazla olduğuna dikkati çekti. Bu temelde, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Devrim Muhafızları’na yaklaşımı ve ikinci kez seçilmesinin ardından yaşadığı zorluklara işaret eden Maleki, “İran rejimi içerisinde taraflar arasında bariz anlaşmazlıkların yaşandığını görmemize rağmen, taraflar rejimi baskıdan korumak için birlikte çalışmaları gerektiğinde hemfikirler. Bununla birlikte dış baskıların halkın huzurunu kaçırabileceğine dair korkular, rejimin varlığını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.
Bir İran kamu yoklama merkezinin sorumluluğunu üstlenen Maleki, içerideki ihtilafların, taraflardan biri olan muhafazakarların büyük payı kontrol etme arzusunun bir sonucu olarak ülkedeki güç ve servet kaynaklarına ilişkin görüş ayrılıklarından kaynaklandığına inanıyor. Buna karşılık, hükümeti kontrol eden reformist hareketin de bir yandan konumunu korumaya çalıştığını diğer yandan da rejimin çökmesinden korktuğunu söyleyen Maleki, “Anlaşmazlık hiç bir zaman rejimin kökleriyle ilgili olmadı. Bahsettiğim meselelerle ilgiliydi" dedi.
İki modele değinen Maleki, reformist hareketin uygulamak istediği Çin modeli ile muhafazakarların uygulama eğiliminde olduğu Kuzey Kore modelinden bahsetti. Muhafazakârların, Kuzey Kore modelini uygulayarak, sistemin hayatta kalmasını sağlamak için dünya ve Batı ile ilişkileri kesmenin mümkün olduğuna inandığını vurgulayan Maleki, reformistlerin ise Çin modeliyle Avrupalılarla ilişkilerin normalleştirilebileceğine inandığını ve böylece rejimin hayatta kalmasını garantilemek istediklerini kaydetti.
Reformistlerin son 20 yılda gerçekleştirdikleri ışığında, rejimin yapısının düzeltilememesi de dahil olmak üzere İran’da herhangi bir reform gerçekleşebileceği fikrine sıcak bakmayan Maleki, aynı zamanda değişimin, İran toplumunu memnun edebileceğini ve Velayet-i Fakih gibi yapıların çıkarılarak İran Anayasası’nı demokratik bir anayasa haline getiren radikal bir değişime yol açabileceğini vurguladı. Ardından Maleki, Reformist hareketin, İran’da gerçekçi bir demokrasiye doğru ilerlemesi halinde halktaki yerini kaybedeceğini, çünkü özgür seçimler yapıldığında reformist hareketin İranlılar için dördüncü ya da beşinci seçenek olacağına inandığını söyledi.
Halkın siyasi laikliği talep ettiğini söyleyen Maleki, ancak reformistlerin değişme ihtimalleri ve değişim istekleri olmadığını belirtti.
İran’da kötüleşen yaşam koşulları ve yaptırımların İranlılar üzerinde daha fazla baskı yaratacağına inanan Maleki, İran'ın önümüzdeki dönemde aralıklı veya sürekli olarak protesto gösterilerine tanık olabileceğini söyledi. Yaklaşan parlamento seçimleri sebebiyle bu yılın İran rejiminin kader yılı olacağının altını çizen Maleki, şu anki mevcut durumun Humeyni'nin ölümü ve Hamaney’in İran’da “Rehber” olmasıyla binlerce siyasi mahkumun infaz edildiği 1989 yılındaki şartlara benzediğine dikkati çekti. Maleki’ye göre gelecek Şubat ayında yapılacak parlamento seçimlerinin, 2018'in başlarında İran’ın 80'den fazla şehrinde yapılan protestolar sonrasında rejimin meşruiyetini ölçülmesine yönelik önemli bir dönüm noktası olacak.
Bununla birlikte yaptırımların sıkılaştırılması ve petrol konusunun protesto gösterilerinin yayılmasında etkili olabileceğine inanan Maleki, bunun rejimi baskı uygulamaya veya Suriye’de yaşananları tekrarlamaya itebilecek en büyük sorunlardan biri olduğunu vurguladı. Maleki, bununla birlikte uluslararası toplumda Suriye’de yaşananların İran’da da yaşanabileceğine dair endişeler olduğunu da sözlerine ekledi.
Son olarak Şarku’l Avsat’a konuşan muhalif Farashgard grubunun üyesi Şirvan Faşendi, İran rejiminin devrimin 40’ıncı yılında siyasi ve ekonomik olarak tamamen iflas ettiğini söyledi. Ekonominin ABD'nin Ağustos ayında uyguladığı yaptırımlardan önce başlayan yapısal sorunlardan muzdarip olduğunu vurgulayan Faşendi, istikrarlı bir şekilde artan para arzının, devlet bankaları, özel bankalar ve emeklilik fonlarının iflasına veya iflasın eşiğine gelmesine yol açtığını belirtti. Faşendi, ABD’nin uyguladığı son yaptırımların ise devenin belini kıran yani ekonomiyi çöküşün eşiğine getiren saman çöpü olduğunu kaydetti.
İran’daki siyasi çıkmazın, 1980'lerin sonlarında Hamaney’in halefinin olmayışıyla daha da netleştiğini söyleyen Faşendi, İran ekonomisinin büyük bir kısmının da Devrim Muhafızları’nın kontrolünde olduğuna dikkati çekerek, “Devrim Muhafızları, rejimin askeri kolu olmadan önce İran hükümeti tarafından üstü örtülen gerçek bir mafyaya dönüştü. Bu “mafyanın Hamaney’in ölümünden sonra gücünü ne kadar süre koruyacağı belli değil” dedi.
Cumhurbaşkanlarının genel olarak ikinci dönemlerinin sonlarında karşılaştıkları soğuma döneminin Ruhani için özellikle Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle erkenden başladığını düşünen Faşendi, “İran halkının büyük bir kısmı şuanda Ruhani, Hamaney ve Kasım Süleymani arasında herhangi bir fark görmüyorlar” şeklinde konuştu.
İran rejiminin geleceği Velayet-i Fakih sonrasına bağlı
Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)
İran rejiminin geleceği Velayet-i Fakih sonrasına bağlı
Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة



