El Hac: Sudan, her türlü senaryoya açık durumda

Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed
Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed
TT

El Hac: Sudan, her türlü senaryoya açık durumda

Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed
Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed

Sudan hükümetinin ortaklarından Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed, partisinin hükümet ve muhalefet arasında sıkıştığı yönündeki iddiaları yalanladı. El-Hac, partisinin taraflara değil, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir tarafından başlatılan ulusal diyaloga bağlı olduğunu söyledi. Yaşanan protestoların ardından ülkenin her türlü senaryoya açık olduğuna dikkat çekti.
Sudan’da İslami hareketin en önemli isimlerinden biri olarak bilinen Hasan Abdullah el-Turabi’nin partideki yerini alan Ali el-Hac Muhammed, Devlet Başkanı’nın Ulusal Yasama Meclisi’nde geçen pazartesi yaptığı son konuşmaya değindi. Partisinin diğer kesimlerle diyaloga bağlı olduğunu söyleyen el-Hac, yeni bir şey ortaya koyulmadığını belirtti. Yetkili, uygulama ve takip mekanizmalarının da bulunmadığına dikkat çekti.
Ali el-Hac, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejimi karşıtı 19 Aralık’tan bu yana süren halk protestolarına liderlik yapan Sudan Meslek Grupları Birliği’ni (SPA), “profesyonel ve milliyetçi” olarak niteledi. SPA’ya yönelik eleştirilerin dışlayıcı olduğunu belirterek kınadı.
EL-Hac, olağanüstü halin (OHAL) ilanından önce Ömer el-Beşir ile bir araya geldiğini ve kendisiyle OHAL meselesini ele aldığını söyledi. Beşir ile onlarca kişinin öldürülmesi ve eylemcilere karşı gerçekleştirilen insan hakları ihlallerini de görüştüğü bilgisini verdi. Halk Kongresi Partisi Genel Sekreteri Dr. Ali el-Hac Muhammed, gerçekleştirdiğimiz röportajda başta Sudan’daki gerilim olmak üzere ulusal diyalog, İslami Hareket ve siyasi arenadaki gelişmelere dair de açıklamalarda bulundu...
- Sudan’da siyasi ve ekonomik kriz kötüleşiyor. Partiniz de hükümet ile muhalefet arasında kaldı...
Bu bazen bir politikadır. Muhaliflerle ve diğer yetkililerle farklı alanlarda kazanılan tecrübelerin ardından taraflar ülkenin geri kalanını kurtarmak bir dizi diyalog faaliyetlerinde bulundu. Bu süreçteki konumumuz aslında tam olarak belirttiğiniz gibi değil. Biz iki taraf arasında değil, diyalog sürecinin yanında yer alıyoruz.
- Muhalif güçlerdeki müttefikleriniz ile faaliyet gösteren SPA’ya yönelik eleştirileriniz oldu. Bunun koalisyondaki dengeleri tersine çevirdiğini düşünmüyor musunuz?
SPA etkin ve ulusal düzeyde faaliyet gösteren sendikal bir birliktir. Ancak bilindiği gibi siyasi parti değildir. Belki de ilk ve son defa bu düzlemden ayrılarak siyasi parti benzeri bir oluşum haline geldi. Ekim 1964 devrimi sonrasında “heyet cepheleri” olarak bilinen siyasi partiler egemendi. Ardından bu, seçim tarihinin ertelenmesi için çalışan ilk Ekim hükümetinin ve rejimin düşüşünün ardından 1965’in nisan ayında düzenlenmesi planlanan seçimleri gerçekleştiren ikinci Ekim hükümetinin kurulmasına neden oldu.
- Sudanlılar, İslami Hareket’in 3 yıl süren iktidarının ardından “Haramiliğe karşı barış” sloganları attı...
İslami Hareketi ilk yöneten Halk Kongresi’dir. Bu, yıllarca süren yürüyüşleriyle rejimin devrilmesini destekleyen muhalif bir oluşum olarak sahneye çıktı. Hükümet ile diyalog sağlayana kadar muhaliflerle iş birliği yapıldı. Karşılık da tanık olduğunuz şekilde oldu. Herkes tarafından kabul edildiği üzere diyalog sonuçlarının uygulanmasına önem verildi.
Ancak bunları uygulamak için Ulusal Kongre hükümetine bağlılık devam etmedi. Aksine bazen açık bir şekilde bunun dışına çıkıldı. Tıpkı ekonomik koşulların ve karmaşıklığın yanı sıra seçim yasası taslağında olduğu gibi… Bunların hepsi bugün bizim tarafımızdan ortaya konuldu.
- İslami Hareket liderleri ve sembolleri hükümete yakın. Birçoğu, açıklamaların kışkırtıcı olduğu inancıyla dışarı çıktı. Bundan kastedilen göz korkutma… İslamcılar, barışçıl eylemcilerle yakın zamanda bir mücadele seçeneği mi arıyor?
Bahsettiğiniz liderler ve semboller sonuçta Allah’ın yarattığı beşerlerdir. Hata yaparlar, acı çekerler, kazandıkları ve kazanmaları gereken şeyler vardır. Ancak kendilerini uzak tutmak, başkalarını kışkırtmamak ve zarar vermemekten sorumludurlar. Özellikle de ülke gerginlik yaşanırken…
Sudan halkı, barışçıl ve hoşgörülüdür. İslamcılar da bundan istisna değil. Medya ve sosyal medya aracılığıyla farklı şekillerde şiddeti reddettiklerini duyurdular.
- Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in OHAL ilan ettiği 22 Şubat’taki konuşması 1999’un aralık ayındaki senaryo ile aynı değil mi?
Bahsettikleriniz bir analiz olarak düşünüldüğünde bu doğru olabilir. Bu sebeple aynı senaryonun ve ülkeye zarar veren mekanizmaların tekrar etmemesi için ülkede olağanüstü hal ilanın edilmesine karşı durduk.
- Şubat ayında, OHAL ilan edilmeden önce Ömer el-Beşir ile görüştünüz. Görüşmede neler yaşandı?
Toplantı benim isteğimle oldu. Gösteriler başladığında tedavi için Sudan dışında olduğumu biliyorsunuz. Ancak Devlet Başkanı Beşir ile temas halindeydim. Kendisine teslim etmek istediğim yazılı bir mektup vardı. Bildiğiniz üzere teslim ettiğim bu mektup daha sonra yayınlandı. Görüşmede ele aldığımız konu da büyük ölçüde bu mektubun içeriği hakkındaydı. Olaylara, sebeplerine ve çözüme, aynı şekilde eylemcilerle nasıl baş edileceğine odaklanıldı. Özellikle de ölümler, insan hakları ihlalleri ve bu tür meseleler görüşüldü.
Kendisi herhangi bir açıklamada bulunmadan ve detay belirtmeden bir kabine değişikliği olduğunu söyledi. Ancak ne yapmak istediğini açıklamadı. Buluşmada ağırlıklı olarak OHAL’i görüştük. Aramızda yaşananlar bunlar. Devlet Başkanı Beşir’in dile getirdiği sorunların çoğunu dinledim.
- Yaşanan sorunlara ilişkin hangi senaryolar öne sürülüyor?
Belki de başlangıç olarak Sudan siyasi arenasındaki senaryoların aksine çoğulculuğun tanınması gerekiyor. Ancak pratikteki senaryolarda öncelikle ulusal diyalog sonuçlarının, Devlet Başkanı Beşir’in 22 Şubat konuşmasının ve siyasi güçlerin, akademisyenlerin ve profesyonellerin sahaya dair girişimlerin dikkate alınması gerekiyor.
Ulusal diyalog doğrultusunda seçimlerin 2020 yılında yapılması kararlaştırıldı. Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in yeniden aday gösterilmesi konusunda tartışmalı bir anayasa değişikliği önerisi vardı. Ancak Sayın Beşir, geçen şubat ayında yaptığı konuşmada bunu erteledi. Böylece belki de bir uzlaşıya ya da siyasi bir çözüme kapı açtı.
- Peki, siyasi arenaya dair girişimler?
Siyasi arenaya dair içerden ve dışarıdan başlatılan girişimlerde Devlet Başkanı Beşir’in konuşmasına büyük bir dikkatle ve şüpheyle tepki verildi. Bu, güvenilirlik konusunda bir tutarsızlık oluşturdu. Ancak ülkede yaşanan koşullar sebebiyle kısa vadede, gelecek yıl serbest ve adil bir seçim yapılamayacağı konusunda fikir birliği var. Herhangi bir boşluğa mahal vermemek için herkese karşı hoşgörülü, politik çözümler aranıyor. Bunların çoğunda Beşir çözümün bir parçası olarak görülüyor. Özellikle de iktidardaki Ulusal Kongre Partisi liderliğinden vazgeçtiğini açıkladıktan ve diğer tüm siyasi güçlere aynı mesafede yaklaştıktan sonra… Bazı taraflar ise halen durum hakkında şüphe duyuyor.
Muhalif güçlere ve silahlı hareketlere, kimseyi dışlamayan bir siyasi çözüme ulaşmak amacıyla diyalog başlatma çağrısı yapıyoruz. Tüm kriz alanlarında kapsamlı barışın sağlanması, ortaya koyulan çözümün de anahtarıdır. Ancak tüm senaryolar açık. En iyisini Allah bilir.
- Ömer el-Beşir’in geçen pazartesi günü yaptığı Ulusal Yasama Meclisi’ne yönelik önerileri okudunuz mu? Önerilerin yeni olduğunu düşünüyor musunuz yoksa öncekilerin bir tekrarı mıydı?
Genel olarak yeni hiçbir mesele yoktu. Ancak diğer taraflarla diyalog kurma taahhüdü vardı. Tüm “güçlerle tek amaca” olan bağlılığını vurguladı, barışa ve savaşı durdurmaya odaklandı. Ancak yürütme ve takip mekanizmalarına ilişkin sorular halen gündemdeki yerini koruyor.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.