Binali Yıldırım: Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır

Binali Yıldırım: Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır
TT

Binali Yıldırım: Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır

Binali Yıldırım: Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Binali Yıldırım, bu seçim başlı başına murdar olmuş bir seçimdir, murdar etinde kavurması olmaz diyerek, “Yeninden sayımlarda 5 bin 500 oy bana 500 rakibe çıkıyor. Bu normal mi? Bu sorunun cevabını bekliyorum.Bu bile ciddi şüpheler organize kötülüğün olduğunu ortaya koyuyor. Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır” dedi. 
31 Mart Yerel Seçimlerinin yapılmasının 15’inci gününde İstanbul’un bazı ilçelerinde sayımlar devam ederken Cumhur İttifakının AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Binali Yıldırım, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda basın mensuplarıyla bir toplantı düzenledi. Toplantıya Yıldırım’ın yanı sıra İl Başkanı Bayram Şenocak, İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve basın mensupları katıldı. Toplantıda bir konuşma yapan Binali Yıldırım, “Bildiğiniz gibi 31 Mart Yerel Seçimleri Türkiye’de ve İstanbul’da gerçekleşti. Seçimlerden hemen sonra 2 açıklama yapıldı. Seçim gecesi önce CHP adayı rakam vererek kazandığını iddia etti. 29 Bin 500 civarıyla kazandığını söyledi. Bizde aynı gece eldeki bilgilere göre kazandığımızı söyledik. Evvelsi gün YSK Başkanı Sadi Güven bey açıklama yaptı. 27 bin 889 oy ile İmamoğlu’nun önde olduğunu ifade etti. Böylece sandık sonuçlarına dair ilk bilgilerle beraber seçim esnasında seçim tamamlandıktan sonra ortaya çıkan anormal ilişkiler şaibeler ve yolsuzluklar gibi gündeme geldiğini hep beraber gördük. Bu seçimleri ikiye ayırmak gerekir. Biri seçim günü yapılan işlemler idari işlemler, ikincisi de seçim sonrası sonuçlarına yönelik itirazların değerlendirildiği yargısal süreçtir. Yargısal süreç şu an itibariyle devam ediyor. Burada gerek AK Parti diğer partiler CHP ve MHP çeşitli yerlerde itirazlarda bulundu. Ben kısaca itirazlarını listesini söylemek istiyorum” dedi. 
“Oyların tamamı sayılsaydı sonuçlar böyle olmayacak, fark kapanıp tersine dönecekti” 
Yıldırım, “2014 yılı seçimlerden AK Parti 84 itiraz yapmış. 77’si red, 7’i kabul edilmişti. CHP 45 itiraz yapmış, 4’ü kabul 41’i reddedilmiş. Bu şekilde gidiyor 191 tüm Türkiye’de seçimlere itiraz olmuş. 19’u kabul diğerleri reddedilmiş. 2019 yılı seçimlerinde toplamda 522 itiraz var. Bunun 485’i itiraz görmüş 13’üde kabul edilmiş. Burada tüm partiler var. Dolayısıyla herkes itiraz hakkını kullanmış ve kullanmaya devam ediyor. Bu itiraz süreci seçim kültürümüzde her seçimde olmuştur. İlk itiraz 1946’da olmuştur. Yarı serbest seçimlerdir, onu da CHP yapmıştır. Açık oy gizli tasnif olmasına rağmen itiraz yapan CHP’dir. İtiraza tahammülsüzlük anlaşılabilir değildir. CHP 2012 Ankara seçimlerinde itiraz süreçlerinden sonra hem AYM’ye hem de AİHM’ye götürmüştür. Biz hukukun peşindeyiz, biz vatandaşlarımızın verdiği oyu sandıkta hiç edilmesini önüne geçmeye çalışıyoruz. Onu da kısmen başardık. Başlarda 29-27 bin açıklanmıştı, bugün 12-13 bin seviyesine gidilmiştir. Dikkatiniz çekmek isterim, 2 parti 2 aday birbirine yakın oy aldığı halde neden aradaki fark benim lehime artmaktadır. Normalde yanlışlık varsa her 2 aday içinde böyle olması icap eder, düzeltmeye itiraz kalmaz. Oylar sandıktan hiç edilmiştir, oylarımız karşı adaya yazmıştır. Bugüne kadar oyların sadece yüzde 10’u sayılmıştır. Biz eminiz ki oylarım tamamı sayılmış olsaydı, CHP rıza gösterseydi, mutlaka seçimin sonucu böyle olmayacaktı. Bu fark kapanacak ve tersine dönecekti. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şunu da her 2 halde söylemek isterim. Seçimin bu şekle dönüşmüş olması şaibe ile bir başkan olması hoş bir şey olmazdı. Başkanın güçlü şekilde görev yapması halkın beklediği hizmeti yerine getirmesi arzusudur” ifadelerini kullandı. 
“Belediye başkanı diye gezmek YSK’yı etkilemekten başka bir şey değildir” 
“Biz başından beri hukuk vurgusu yaptık ve adalet dedik” diyen Yıldırım, “Seçim hakim teminat altındadır. İşleyen süreç bundan ibarettir. YSK seçimin sahibidir, seçimle ilgili itirazları tamamıyla YSK yönetmektedir. Bizim bir kısım talepleri reddetti bazıları da kabul etti. CHP’de de bu aynı şekildedir. Bu sayede bir sona yaklaştık. Maltepe’deki sayım tamamlandığında bu süreç bitmiş olacak. Sonra YSK bir karar varmış olacak. Bu noktada şunu anlayabilmiş değilim, ortada usulsüzlük var. Seçimi kazandık verin mazbatayı, seçimi kazandığınızın kararını sen mi vereceksin? Bu zamana kadar bu ülkede onlarca seçim yapıldı kararı vere YSK’dır. Bugün böyle verilen karar var mı? Belediye başkanı diye kart çıkartırsan, Anıtkabir’e imza atarsan. Bu YSK’ya etkilemekten başka bir şey değildir. Hukuk devletinde baskılarla hakimleri karar vericileri etkilemek mümkün değildir. Onlar hukuka göre karar verir öyle konuşur. Hepimize düşen sükunetle beklemektir. Dış ülkelerden mesajlar göndermektir. Dış ülkelerden baskılar yapmak milletin canını sıkmaktadır. Türkiyeyi dünyaya şikayet etmek demokrasi sistemine yapılacak en kötü şeydir. Ben değerli rakibimi tecrübesiz davranışlar göstermemesine ve YSK’yı beklemesine davet ediyorum” şeklinde konuştu. 
“Sahtekarlığın son kullanma tarihi olmaz” 
Binali Yıldırım, “Şaibeler oy hırsızlıkları ile sınırlı değil, birçok yanlış var. Mesele Büyükçekmece’deki olay çok konuşuldu. Ne olduğunu İstanbul halkı anlayamadı. Neden orada seçimlerin yenilenmesi noktasına geldik? ‘Seçmen nakli herkes yapıyor sizde yapın’ deniliyor. Bu sahtekarlıktır, yani kendi iradenizle seçmen nakli yapmıyorsunuz. Bilgisayarın başında belediyeden aldığınız belgeleri kullanarak TC kimlik numaralarını alarak oturduğunuz yerden bu seçmen girişlerini yapıyorsunuz. Ne kadar hazin bir durum ki MHP İlçe Başkanının evine 6 kişi yazılmış haberi yok. Kepazeliğin geldiği boyutu görüyorsunuz. Bunu yapan Büyükçekmece Belediyesinden İlçe Nüfus Müdürlüğüne geçici olarak görevlendirilen biridir. İş 1 sene öncesinden planlanmıştır. Orada seçmen ağırlığını CHP lehine değiştirmek için önceden planlanmış bir iştir. Süreç bittiği için baskı süreci devam etmemiş. Bazıları da iptal etmiştir ama gerisi kalmış. Sahtekarlığın son kullanma tarihi olmaz. Sahtekarlık başta yapılmışsa sonuna kadar devam eder. Bu tıbbi ilaç değil, seçmenin iradesini oyunu çalmak bir riyada bağlı değildir. Bunu da halkın taktirine sunuyoruz. Bu seçimlerden bu şekillere gelmesini körükleyen rakip adaydır. Yoksa bu itiraz süreçleri her dönemde olmuştur ve sükûnet içinde yapılmıştır. Biri Mansur Yavaş diğeri de Ekrem İmamoğlu’dur. Mansur Yavaş soyadı gibi hareket etmiş, süreçleri beklemiş sonra da mazbatayı almış ve Anıtkabir’e gitmiştir. Defteri de imzalamış ve halkı olarak başkan olarak yazmış görevine başlamıştır. Sorumluluk taşımak budur. Meydan meydan başkan benim gibi dolaşacağına sakin oturup benim gibi sonuçları beklese, ben 15 günde 2. toplantımı yaptım. Dolayısıyla bir itiraz süreci varsa bizim yapmamız gereken hakkıyla riayet etmek ve sonucu beklemektir. Fazla gürültü yapan sonuç alır. Hukuk devletinde bu böyledir, istediğin kadar bağır çağır kararı hakimler karar verir” dedi. 
“Bu seçim başlı başına murdar olmuş bir seçimdir” 
Yıldırım, “Tabi o kadar bu sayımlarda yanlışların hilelerin, eksikliklerin ve özensizliklerin olduğunu gördük ki, insan gerçekten hayrete düşüyor. Bunun adına ne demek lazım bu seçim başlı başına murdar olmuş bir seçimdir. Murdar etinde kavurması olmaz. Biz 1 oyun peşindeyiz, beklemek gerekir. Hiç edilmemesi için mücadele ediyoruz. Başka amacımız yok, bu insanlar fedakarlık yaptı oy verdiler. Oylarının yerine gidip gitmediğini emin olmak istiyorlar. Sonuç ne olursa olsun kararı YSK verecektir. Bu karar da herkesi bağlayan bir karar olacaktır. ‘Sayımlar kasten uzatılıyor’ lafının da maksatlı olduğunu işte gördük. İstanbullular şunu bilmelidir, seçim heyetinin sayısı sandık sayısı kadardır. 8 buçuk milyon oyu 8-9 saatte saydılar. Şimdi heyet sayısı bazı yerde 3-5 olsa 150 kişiyi geçmez. 150 heyeti bu kadar oyu ne kadar zamanda sayacağı ortada. Her sandığına bir heyet koymak seçimi yeniden yapmak demektir. İşi yönetecek olan seçim kuruludur, bu kurul orada kararını sandık güvenliği herhangi bir kargaşa çıkmasını önlemek mecburiyetindedir. ‘Siz gözünüzü dört açsaydınız’ dediler, buna itirazım yok ancak bu hırsızlığı şaibeyi haklı gösterir mi? Yani itiraz etmesek, 29 binden 12 bine geri getirmesek o aylar gitmiştir. Bunlar senin benin 8 buçuk milyon İstanbullunun oyudur. Biz oyların yerli yerine gitmesinden mesulüz” diye konuştu.
“Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır” 
Binali Yıldırım konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“Bir türlü izah edilemeyen bir konu, rakibe de oy çıkıyor, bize de oy çıkıyor. 5 bin 500 oy bana 500 rakibe çıkıyor. Bu normal mi? Bir ondan bir bende gitmesi lazım bu bile ciddi şüpheler organize kötülüğün olduğunu ortaya koyuyor. Bu seçimlerde organize kötülük yapılmıştır. Seçimden sonra bizi yüzlerce insan aradı. Sandıklarda 3 tane pusula verilmesi gerekirken, 2 pusula verildiğini söylediler. Yani ilçe belediye başkanı adayının pusulası belediye meclis üyesi pusulası veriliyor ve İBB pusulası verilmiyor. Bazı sandıklarda. Bu da üzerinde durulması gereken bir şeydir. Bu da bu işin baştan planladığına dair somut bir şüphedir. Bunu da dikkate almak gerekir. Bizim amacımız bu itiraz sürecinin sağlıklı bir şekilde işlemesidir. Süreci YSK yönetiyor. Dolayısıyla YSK kararı ortada yokken böyle bir öngörüde bulunmak bir anlam ifade etmez. YSK’nın kararına göre durum değerlendirilir ve yol hartası çizilir. Mazbatayı kime verilirse başkan odur.” 



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.